Azerbaycanlı Profesör Prof. Dr. Aygün Attar, Türkiye-Azerbaycan Dostluk, İşbirliği ve Dayanışma Vakfı başkanlığına seçildi.

Azerbaycanlı bilim adamı, Türkiye-Azerbaycan Dostluk, İşbirliği ve Dayanışma Vakfı başkanlığına seçildi Azerbaycanlı Profesör Prof. Dr. Aygün Attar, Türkiye-Azerbaycan Dostluk, İşbirliği ve Dayanışma Vakfı başkanlığına seçildi. 1997 yılında Bilkent Üniversitesi kurucusu Prof.dr. Ihsan Dogramacı tarafından kurulan Türkiye-Azerbaycan Dostluk, İşbirliği ve Dayanışma Vakfı benzersiz bir gelişme gösterdi. Ulusal lider Haydar Aliyev’in Profesör Ihsan Dogramacıyla samimi dostluğu Vakfın tanınmasını, geliştirilmesini ve saygınlığını en kısa zamanda büyük ölçüde etkiledi. Diplomatlar, eski milletvekilleri ve bilim adamları, Türkiye-Azerbaycan Dostluk, İşbirliği ve Dayanışma Vakfı’nın Bilkent Üniversitesi’ndeki bir sonraki toplantısına katıldılar. Vakfın geçmişte yaptığı faaliyetler büyük beğeni topladı ve yapılacak çalışmalar göz önüne alındı. Konuşmacılar Profesör Aygün Attar’ın başkan seçilmesinin Türkiye-Azerbaycan Dostluk, İşbirliği ve Dayanışma Vakfı’nın çalışmalarına yeni bir soluk getireceğini güvenle dile getirdiler. Sayın Attar Vakfa başkanlık yapacağı dönemde yapacakları ile de ilgili konuştu. Vakfın asıl amacının bilim, sanat, ekonomi ve iki kardeş ülke arasındaki diğer ilişkilerin gelişimine katkıda bulunmak olduğunu ve Türk dünyasının etkileşiminde rol oynadığını belirtti. Otuz yılı aşkın bir süredir Türkiye’de yaşayan ve çalışan Aygün Attar, Azerbaycan diasporasının en aktif üyelerinden birisi olarak biliniyor.

Sabir Şahtahtı. AZERTAC

Print Friendly, PDF & Email

ORSAM ULUSLARARASI 2011 SONRASI IRAK SEMPOZYUMU

Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi / Edebiyat Fakültesi

Ortadoğu Araştırmaları Merkezi (ORSAM) – Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi işbirliğiyle 18-19 Kasım 2019 tarihlerinde 2011 sonrası Irak’ta ekonomi, politika, güvenlik, kültür, sosyal dinamikler ve dış ilişkiler gibi farklı konuların ele alınacağı “2011 Sonrası Irak” başlıklı uluslararası bir sempozyum düzenlenecektir. Sempozyum, Irak’ta devam eden protestolara ilişkin muhtemel senaryolara da ışık tutacak olması bakımından büyük bir öneme sahiptir.

ORSAM ve Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi, çeşitli üniversite ve araştırma merkezinden akademisyen ve uzmanların yanı sıra Türk ve Arap hükümetlerinden yetkili isimlerin de katılacağı bu sempozyuma sizleri davet etmektedir.

Adres: Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi / Edebiyat Fakültesi / 06560 / Yenimahalle

Aşağıdaki linkten sempozyum adresini Google haritalardan görüntüleyebilirsiniz:

https://goo.gl/maps/httd1BfLsxiaATAE8

يعقد مركز دراسات الشرق الأوسط في أنقرة بالتعاون مع جامعة أنقرة حاجي بيرام المؤتمر الدولي الموسوم (العراق يعقد مركز دراسات الشرق الأوسط في أنقرة بالتعاون مع جامعة أنقرة حاجي بيرام المؤتمر الدولي الموسوم (العراق ما بعد ٢٠١١ : الاقتصاد، السياسة، الأمن، الثقافة، الدينامكيات الاجتماعية، العلاقات الخارجية) لتأسيس منصة بحثية أكاديمية لمناقشة طبيعة علاقات العراق الاقليمية والدولية ما بعد ٢٠١١ وآفاقها المستقبلية، فضلا عن تناول شؤون العراق السياسية، الأمنية، الاقتصادية، الاجتماعية، بخاصة ان هذا المؤتمر سيعقد بالتزامن مع انطلاق الاحتجاجات الشعبية الأخيرة في العراق، وسيتم تسليط الأضواء على التطورات المحتملة لهذه الاحتجاجات. سيعقد هذا المؤتمر بمشاركة باحثين وأكاديميين من عدة جامعات ومراكز بحوث، وشخصيات من عدة مؤسسات حكومية وغير حكومية، عراقية وعربية وتركية. ان مركز أورسام وجامعة أنقرة حاجي بيرام ولي يرحبان بحضور جميع الطلبة العرب والأجانب في تركيا الى هذا المؤتمر. ستعقد جلسات المؤتمر في الحرم الجامعي لكلية الآداب في جامعة أنقرة حاجي بيرام على العنوان التالي

‎جامعة أنقرة حاجي بيرم/ كلية الآداب/ 06560 يني محلة.

‎جامعة أنقرة حاجي بيرم/ كلية الآداب/ 06560 يني محلة.

‎-عنوان انعقاد المؤتمر باللغة التركية:

Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Edebiyat Fakültesi/Emniyet,06560 Yenimahalle/Ankara

‎-رابط عنوان انعقاد المؤتمر على خرائط غوغل:

https://goo.gl/maps/httd1BfLsxiaATAE8

Phone: +90 312 430 26 09
Fax: +90 312 430 39 48
Address: Mustafa Kemal Mah. 2128. Sok. No:3 Çankaya / Ankara / Türkiye
Website: www.orsam.org.tr  

Print Friendly, PDF & Email

Erdoğan-Trump Görüşmesi

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile ABD Başkanı Donald Trump arasında merakla beklenen görüşme dün Washington’da gerçekleştirildi. Uluslararası medya, iki ülke arasındaki ilişkilerin neredeyse çıkmaza girdiği bir dönemde yapılan zirveye yoğun ilgi gösterdi.

Reuters haber ajansı ilişkin kapsamlı haberinde, “iki liderin Ankara-Washington hattında yaşanan sorunları çözmeyi başaramadığını” yazdı.

Ajansa göre; hem Erdoğan hem de Trump, Türkiye’nin Suriye’de ABD’nin Kürt müttefiklerine (terör örgütü PKK) yönelik operasyonu ve Ankara’nın Rusya’dan S-400 hava savunma sistemi satın alması gibi birçok konuda yaşanan farklılıkların nasıl üstesinden gelineceğine ilişkin somut ifadeler açıklama yapmadı. ABD lideri Trump’ın S-400’lerden vazgeçilmesi için Cumhurbaşkanı Erdoğan’a baskı yaptığını yazan Reuters, görüşmesi sonrası Beyaz Saray’dan yapılan açıklamada daha kesin bir dil kullanıldığını belirtti.

Beyaz Saray açıklamasında, “Diğer cephelerde ilerleme sağlamak için Türkiye’nin Rusya’dan S-400 hava savunma sistemi satın almasıyla ilgili meselelerin çözülmesi hayati önemde” ifadesine yer verildi. Siyasi meselelerde yaşanan gerilime karşın Trump’ın Erdoğan’ı sıcak karşıladığını aktaran Reuters, bu durumun ABD Kongresi’nde Türkiye’nin PKK uzantısı YPG’ya karşı Suriye’de başlattığı harekâta karşı oluşan öfkeyle “keskin bir tezat” oluşturduğunu yazdı.

Haberde Erdoğan-Trump görüşmesinden sadece bir gün önce hem üst düzey bir Beyaz Saray yetkilisinin hem de Dışişleri Bakanlığı yetkilisinin açıklamalarını da hatırlattı.

İki yetkili ayrı ayrı düzenledikleri basın toplantısında, ABD’nin terör örgütü YPG’nin oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile işbirliğini sonlandırma gibi bir niyetinin olmadığını söylemişti.

İki lider arasındaki görüşmeye dahil olan Cumhuriyetçi beş senatörle ilgili detaylara da haberde dikkat çekildi.

Türkiye’nin kuzey Suriye’deki operasyonuna karşı olan ve yaptırım tasarısının mimarlarından Senatör Lindsey Graham, “Erdoğan’ın samimi ve açık olduğunu” ifade etti.

Graham “Bu ilişkiyi kurtarmayı umuyorum fakat bunun mümkün olup olmadığını sadece zaman gösterecek” değerlendirmesinde bulundu.

umhurbaşkanı Erdoğan ve ABD Başkanı Trump’ın dünkü temaslarına beş ABD’li senatör de dahil olmuştu.

Bu isimler arasında Lindsey Graham, Tim Scott, Joni Ernst, James E. Risch ve Ted Cruz’un yer aldığı öğrenildi.

Print Friendly, PDF & Email

Irak Milli Futbol Takımı İran’ı 2-1 Mağlup Etti

Ş. Küzeci/ 2022 dünya futbol şampiyonası 5. Elemeler ve 2023 Asya Kupası elemeleri maçında Urdu’nda karşı karşıya gelen Irak Milli Futbol takımı ile İran futbol takımı adet iki ülke arasında gerçek bir savaşın final niteliğini yansıttı. Rafideyin Aslanları lakabına sahip Irak milli futbol maçın 11. Dakikasında Futbolcu Ala Ahmet ile 1-0 öne geçti. İran takımı 25. dakikada Ahmet Nurullah ile beraberlik golünü kaydetti. Irak takımı pes etmeyerek 91+1 dakikada maçın 92. dakikasında futbolcu Ala Abbas öldürücü golü kaydederek Irak’ı kazandırdı. Böylece Irak’ın puanı 10’a yükseldi. Birinci sırada yerini koruyor. İran takımı ise 56 puanla 3. Sırada yer almaktadır.

Print Friendly, PDF & Email

Irak’ta Yerel Seçimler Ertelendi

Irak Başbakanı Adil Abdulmehdi’nin ofisinden yapılan yazılı açıklamaya göre, haftalık Bakanlar Kurulu toplantısında ana gündem maddesinde yer alan yerel seçimler belirsiz bir tarihe ertelendi. Nisan 2020’de yapılması planlanan yerel seçimler 1 ekim 2019 tarihinde ülkede yapılan hükümet karşıtı gösteriler neden olduğu bir gerçektir. Irak’ta işsizlik, yolsuzluk ve kamu hizmeti yetersizliğini protesto etmek amacıyla bir aydan fazladır harekete geçen eylemciler, Muharrem günü dolayısıyla ara verdikleri gösterilere 25 Ekim’de yeniden başlamıştı. Irak Meclisine bağlı İnsan Hakları Komisyonu, ülkede 1 Ekim’den bu yana devam eden gösterilerde hayatını kaybeden gösterici sayısının 319’a, yaralı sayısının ise 15 bine ulaştığını bildirmişti.





Print Friendly, PDF & Email

Mukteda el-Sadr’dan ABD’ye “Erken Seçim” Resti

Sadr, sosyal medya hesabı Twitter’dan yaptığı açıklamada, Beyaz Saray’ın, 1 Ekim’den bu yana Irak’ta devam eden hükümet karşıtı gösteriler için yaptığı “erken seçim” çağrısına yanıt verdi.

ABD’nin çağrısına sert bir dille karşılık veren Sadr, “ABD bir kez daha işgalci olduğunu ispatladı. Hala başkalarının işlerine müdahale ediyor.” ifadelerini kullandı.

Sadr, Irak’ın kaderini gerçek sahibi olan halkın tayin edeceğini vurgulayarak, şöyle devam etti:

“Erken seçim talebinde zaten bulunduk. Ancak ABD’nin gözetiminde (seçim) olursa buna sessiz kalmayacağız.”

Şii lider Sadr ayrıca ABD’nin Irak’ı; Suriye veya başka bir çatışma bölgesine dönüştürmesine de müsaade etmeyeceklerini kaydetti.

Beyaz Saray’dan bugün yapılan açıklamada, Irak’ta haftalardır süren hükümet karşıtı gösterilerden derin endişe duyulduğu belirtilerek, hükümete protestoculara yönelik şiddete son vermesi ve erken seçime gitmesi çağrısında bulunulmuştu.

– Irak’taki kanlı gösteriler

Irak Meclisine bağlı İnsan Hakları Komisyonu, ülkede 1 Ekim’den bu yana devam eden gösterilerde hayatını kaybeden gösterici sayısının 319’a, yaralı sayısının ise 15 bine ulaştığını bildirmişti.

Ülkede işsizlik, yolsuzluk ve kamu hizmeti yetersizliğini protesto etmek amacıyla 1 Ekim’de harekete geçen eylemciler, Erbain törenleri nedeniyle ara verdikleri gösterilere 25 Ekim’de yeniden başlamıştı.

Print Friendly, PDF & Email

Fevzi Ekrem Terzioğlu Kerkük Türkmen Aşiretleri Maclisinde

  1. Dönem Irak Milletvekili edebiyatçı ve Gazeteci Fevzi Ekrem terzioğlu Kerkük’ü ziyaret ederek bir dizi çalışmalarda bulundu. İlk olarak Türkmen Aşiretler ve Ayan Meclisini ziyaret etti. Meclis başkanı Feyzullah Sarıkahya tarafından karşılandı. ziyarette Türkmen eski milletvekili Fevzi Ekrem Terzioğlu ile birlikte Türkmen Haşdi sorumlularının hazır bulundu. Toplantıda, ülkede devam eden gösteriler ve Kerkük’teki durum ele alındı. Türkmen eski milletvekili Fevzi Ekrem Terzioğlu ve Türkmen Haşdi Kuzey bölge komutan yardımcısı İrfan Abdülhüseyin gerçekleşen toplantının ayrıntılarını anlattı.

Print Friendly, PDF & Email

IRAK’TA TÜRKMENLER (1)

IRAK’TA TÜRKMENLER

Dr. Şemsettin Küzeci

Türkmen, İslamiyet’i kabul ettikten sonra Türk milletinin Oğuz boylarına verilen addır. Türkmen kelimesi Türkçede yiğit ve cesur Türk anlamına gelir. Orta Asya ve Mavera un-Nehir ‘de yaşayan Oğuz boyları İslamiyet’le birlikte batıya doğru yayılmaya ve yerleşmeye başladı. İslam devletleri ve medeniyetlerinde önemli bir rol oynadı. Türkmen lehçesi, Türkçe’nin batı grubuna mensup Azerbaycan, Türkmenistan, Irak, Suriye ve doğu Anadolu’da konuşulan ağızdır. Irak Türklerinin konuşma dili Azerbaycan şivesi ve yazılı dili ise, İstanbul Türkçe’sidir.

Türkmenlerin Irak’a İlk Yerleşmeleri

Türk orijinli Sümerlerden sonra, Türkmenlerin Irak’ta ilk görünüşü 54 Hicri 674 Miladi yılında olmuştur. 1055 yılında büyük Selçuklu sultanı Tuğrul beyin adına Bağdat’ta hutbe okunmasıyla başlayan Irak’taki Türkmen hâkimiyeti 1918‘e kadar yaklaşık 900 yıl devam etti. Orta Asya’dan göçen Türkmenler, 1000 yıl önceden başlayarak Selçuklular döneminde Irak’taki dağılımlar son şeklini bulmuştur. Türkmenler Irak’ta Celayirliler, Selçuklulardan sonra Erbil’de küçükoğulları, Musul’da Atabeyler, Kerkük’te Kıpçak oğulları, Akkoyunlular ve Karakoyunlular devletlerini kurmuşlardır. Osmanlı hâkimiyeti sona erdikten sonra İngilizlerin bu toprak’ta kurdukları Irak Devleti Türkmen varlığını tanımadı. Ve o günden bugüne kadar, Türkmenler Irak’ta makûs kaderlerini yaşamaktadırlar.

Coğrafya ve Nüfus

Türkmenler, Irak’ın kuzeyinde dağlık bölge ile düzlük bölge arasında kuzey batıda Suriye sınırlarından itibaren güney doğuda İran sınırlarına kadar uzanan engebeli, verimli ve her yönüyle zengin olan arazilerde yaşamaktadırlar. Batıda Telafer kasabasından başlayarak Musul, Erbil, Altunköprü, Kerkük, Dakuk, Tuzhurmatu Kifri, Hanekin, doğuda Mendeli ve Aziziye’ye kadar Şehir, kasabaları ve çevrelerindeki yüzlerce Türkmen köyleri Türkmenlerin yerleşim merkezlerini teşkil bölgelere Türkmeneli bölgesi denilir. Ayrıca Türkmenleri Kerbela ve Necef’te de yaşamaktadırlar. Irak’taki Türkmenlerin nüfusu üç milyon civarındadır. Irak devletinin uluslararasında kabul edilen 1957 sayımlarına göre yaklaşık Irak nüfusunun Türkmenler %13’nü teşkil etmişlerdi. Kültür Merkezleri sayılan Kerkük, Erbil şehirleri, Telafer ve Bayat ilçeleri Türkmenlerin çoğunlukla yaşadıkları bölgelerdir. Ayrıca, Bağdat’ta yaklaşık 300.000 civarında Türkmen’in yaşadığı söylenir.

Türkmeneli Kültürü

Türkmenler, Irak’ta en çok yüksek tahsil görmüş oranına sahip kitledir. Tarih boyunca medeniyete büyük katkılarda bulunmuşlardır. Şiir’de Nesimi, Fuzuli, İzzettin Abdi Bayatlı, Hasan Görem, Felekoğlu ve Mehmet İzzet Hattat, Sanatta Osman Musullu, Reşit Küle Rıza, İzzettin Nimet, Abdülvahit Küzeci, Abdurrahman Kızılay, Ekrem Tuzlu, Erbilli Mişko, Dilde Mustafa Cevat, Edebiyat’ta Molla Sabir Kerküklü, Ata Terzibaşı, Ali Marufoğlu, Bilimde Prof. İhsan Doğramacı, Devlet yönetiminde Muzafferettin Gökbörü, İmadettin Zengi, Gazetecilikte Dr. Sinan Sait, İbrahim Dakuklu vb. Türkmen büyükleri sadece bir örnektir. Türkmeneli, TERT ve Al-Turkmaniye TV’leri Irak’ta Türkmenlerin görsel yayın organlarıdır. Irak Devleti tarihinde, bugüne kadar Türkmen Kültürünü yansıtan 100‘den fazla dergi, mecmua ve gazete gibi neşriyatlar yayınlanmıştır. Bunların başında, Beşir, Kerkük ve Türkmeneli Gazetesi’nin yanında Bağdat’ta Türkmen Kardaşlık Ocağının yayın organı olan “Kardaşlık Dergisi” Irak’ta Türkmenlerin en uzun süreli yayınlarıdır. Türkmen Kültürünü ve Türkmen bölgelerinde tarihi, mimari eserlerinden Erbil’de Erbil Kalesi, Gökbörü minaresi, Musul’da Hadbaa Camii[1], Karasaray, Baştabya, Telafer’de Telafer Kalesi, Kerkük’te Kerkük Kalesi, Gök minare, Taşköprü ve kırmızı kilise gibi önde gelen mimari eserler tarihe mal olmuştur.


[1] İŞID tarafından 2017 yılında patlatılarak yıkıldı

Print Friendly, PDF & Email

ATATÜRK’E GÖRE ATATÜRK

10 Kasım Atatürk’ün vefatının yıldönümü anısına Türk Dik Kurumunun Atatürk’e Göre Atatürk başlıklı yazıyı olduğu gibi okurlarımıza aktarıyoruz.

İki Mustafa Kemal
İki Mustafa Kemal vardır: Biri ben, et ve kemik geçici Mustafa Kemal… İkinci Mustafa Kemal, onu “ben” kelimesiyle ifade edemem; o, ben değil, bizdir! O, memleketin her köşesinde yeni fikir, yeni yaşam ve büyük ülkü için uğraşan aydın ve savaşçı bir topluluktur. Ben, onların rüyasını temsil ediyorum. Benim girişimlerim, onların özlemini çektikleri şeyleri tatmin içindir. O Mustafa Kemal sizsiniz, hepinizsiniz. Geçici olmayan, yaşaması ve başarılı olması gereken Mustafa Kemal odur!
1933 (Hamdullah Suphi Tanrıöver, Yerli   Yabancı 80 İmza Atatürk’ü Anlatıyor, s. 183)

Fikir Atatürk
Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu yeterlidir.       
1929 (Ayın Tarihi, Sayı : 65, 1929)

Büyük ölülere matem gerekmez, fikirlerine bağlılık gerekir. 
(Atatürk’ten B.H., s. 120)

Ben, manevî miras olarak hiçbir nass-ı katı’*, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevî mirasım, bilim ve akıldır. Benden sonrakiler, bizim aşmak zorunda olduğumuz çetin ve köklü güçlükler önünde, belki amaçlara tamamen eremediğimizi, fakat asla ödün vermediğimizi, akıl ve bilimi rehber edindiğimizi onaylayacaklardır. Zaman hızla dönüyor, milletlerin, toplumların, bireylerin mutluluk ve mutsuzluk anlayışları bile değişiyor. Böyle bir dünyada, asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek, aklın ve bilimin gelişimini inkâr etmek olur. Benim, Türk milleti için yapmak istediklerim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır. Benden sonra, beni benimsemek isteyenler, bu temel eksen üzerinde akıl ve bilimin rehberliğini kabul ederlerse, manevî mirasçılarım olurlar.
(Hamdullah Suphi Tanrıöver’den naklen, Cemal Kutay, Mustafa Kemal’in Ufuktaki Manevî Mirasçısı ile Sohbet, s.2-3;İsmet Giritli, Kemalist Devrim ve İdeolojisi, s. 13)

Bir zamanlar gelir, beni unutmak veya unutturmak isteyen gayretler belirebilir. Fikirlerini inkâr edenler ve beni yerenler çıkabilir. Hatta bunlar, benim yakın bildiğim ve inandıkların arasından bile olabilir. Fakat, ektiğimiz tohumlar o kadar özlü ve kuvvetlidirler ki bu fikirler, Hint’ten, Mısır’dan döner dolaşır gene gelir, verimli sonuçları kalpleri doldurur. 1937 (Atatürk’ten B.H., s. 6, 128)
 
  Atatürk ve görevin amacı
Yaşamımın bütün dönemlerinde olduğu gibi, son zamanların buhranları ve felâketleri arasında da bir dakika geçmemiştir ki, her türlü huzur ve istirahatimi, her çeşit kişisel duygularımı milletin kurtuluşu ve mutluluğu adına feda etmekten zevk duymayayım. Gerek askerî yaşamımın ve gerek siyasî yaşamımın bütün dönem ve bölümlerini işgal eden mücadelelerimde daima hareket kuralım, millî iradeye dayanarak milletin ve vatanın gereksindiği amaçlara yürümek olmuştur. 1920 (Atatürk’ün S.D.I, s. 61)

Pekâlâ bilirsiniz ki benim bütün yaşamımda bu ana kadar güttüğüm amaç, hiçbir zaman kişisel olmamıştır. Her ne düşünmüş ve her neye girişmiş isem, daima memleketin, milletin ve ordunun adına ve çıkarına olmuştur. Hiçbir zaman şahsımın üstünlüğünü ve sivrilmemi göz önüne almamışımdır. 
1914 (Atatürk’ün Özel Mektupları, Sadi Borak, s. 40)

Memleket ve milletin kurtuluşu ve mutluluğu için çalışmaktan başka bir amacım yoktur. Bu, bir insan için yeterli bir sevinç ve zevk sağlar. Benimle beraber olan arkadaşlarım, bütün vatandaşlarım da aynı amacı izlemektedirler. Kişisel ve ailevî huzur ve mutluluğun, milletin huzur ve mutluluğuyla ayakta durduğunu, memleketin güvenlik ve dokunulmazlığıyla mümkün olduğunu gerçek ve ciddî bir şekilde anlamışlardır. Ben ve benimle beraber olanlar, hedefimizin yüceliğine, yolumuzun doğruluğuna eminiz. Bunda asla şüphe ve tereddüdümüz yoktur. Milletimizin, Türk milletinin yakın, uzak tarihine gereği kadar bilgimiz vardır. Geçmişin derslerini, bugünün ve geleceğin yaşamı için göz önünde tutmak dikkatinden mahrum değiliz. Yaptığımız hizmetlerle övünmüyoruz. Yapacağımız hizmetlerin, övünç sebebi olabileceği ümidiyle avunuyoruz.
1925 (Atatürk’ün S.D.V,   s. 209)

Atatürk ve kutsal tutku
Çevresindekilere söylediği bir söz :
Beni övme sözlerini bırakınız; gelecek için neler yapacağız, Onları Söyleyin! 
(Afetinan, Atatürk’ün BUM., s. 37)

Benim tutkularım var, hem de pek büyükleri; fakat bu tutkular, yüksek makamlarda bulunmak veya büyük paralar elde etmek gibi maddî emellerin doyumuyla ilgili bulunmuyor. Ben bu tutkularımın gerçekleşmesini, vatanıma büyük faydalan dokunacak, bana da gerektiği gibi yapılmış bir görevin canlı iç rahatlığını verecek büyük bir fikrin başarısında arıyorum. Bütün yaşamımın ilkesi, bu olmuştur. Ona çok genç yaşımda sahip oldum ve son nefesime kadar da onu
koruyacağım. 
1914 (Melda Özverim, M.K. ve C.L., s. 42)
 
Allah bilir, yaşamımda bugüne kadar orduya faydalı bir üye olabilmekten başka vicdanî bir emel edinmedim. Çünkü vatanın korunması, milletin mutluluğu için her şeyden evvel ordumuzun, eski Türk ordusu olduğunu dünyaya bir daha kanıtlama gereğine çoktan inanmış idim. Bu inanca ait emellerimin şiddeti, ihtimal beni pek fazla aşırı davranışlı göstermişti. Fakat zaman, saf ve temiz beyinlerden doğan fikrî gerçekleri -kabulünden çekinilse de uygulattırır.
1912 (Atatürk’ün Özel Mektupları, Sadi Borak, s. 11)

Atatürk ve vicdanî görev
Bütün görevlerin üstünde bizim de bir vicdanî görevimiz vardı; o da, herkesin sudan birtakım görevler yaptığı sırada yaşamımızı, varlığımızı bu milletin bağrına sokarak, onlarla beraber düşman karşısında uğraşmak olmuştur!
7920 (Atatürk’ün S.D.I, s. 106)

Ben görevimin bitmediğini, yüklendiğim sorumluluğunda yüksek ve çetin olduğunu anlıyorum. Arkadaşlar, bu görev bitmeyecektir; ben toprak olduktan sonra da devam edecektir! Ben seve seve, sevine sevine bütün varlığımı bu kutsal göreve vereceğim ve onun yüksek sorumluluğunu yüklenmekle mutlu olacağım. Görevime başarı ile devam edebileceğim. Çünkü büyük milletimizin, kalp ve vicdanında bana karşı sarsılmaz bir güven ve itimat taşımakta olduğunu görüyorum. Bu benim için büyük kuvvettir, büyük yetkidir. 
1925 (Atatürk’ün S.D.1I, s. 236)

Biz, eğer millet ve tarih önünde herhangi bir hata işliyorsak, bunun sorumluluğunu vicdanımızda ve sağduyumuzda hissetmekten ve ödemekten, hiçbir zaman çekinecek insanlar değiliz. 1925 (Mazhar Müfit Kamu, E.Ö.K. Atatürkle Beraber, Cilt: I, s. 160)

Millet için özveri
Millet ve memleketin sayesinde kazanılan rütbe ve refahın bir önemi, bir kutsallığı vardır. Biz bunlardan, ancak yine bu aziz millet ve memlekete borçlu olduğumuz son bir namus görevini yapmak için ayrıldık. Milletin kendi yaşamını kurtarmak, kendi meşru hakkını savunmak için çıkardığı sese katılmak, her kendini bilen vatandaşın görevidir. Eğer bu millet, bu memleket parçalanacak olursa genel şerefsizliğin yıkıntısı altında, şunun bunun kişisel şerefi de parça parça olur. Biz, o genel şerefi kurtarabilmek için harekete gelen millete ruhumuzla katıldık. Katılmamıza engel olabilecek kişisel rütbeleri, makamları da genel şerefi kurtarmaya yönelik bir amaç uğruna feda ettik.
1919 (Atatürk’ün S.D.III, s. 6)
 
Ben, gerektiği zaman, en büyük armağanım olmak üzere Türk milletine canımı vereceğim.
1937 (Atatürk’ün T.T.B. IV. s. 590)

Mallarını millete bağışlaması nedeniyle söylemiştir :

Mal ve mülk, bana ağırlık veriyor. Bunları, soylu mille time geri vermekle büyük ferahlık duyuyorum. Zenginlikten ne çıkar; insanın serveti, kendi manevî kişiliğinde olmalıdır! 
1937 (Rükneddin Fethi Olcaytuğ, Atatürk Hakkında Düşünce ve Tahliller, 1943, s. 44)

Özgürlük ve bağımsızlık aşkı 
Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir. Ben, milletimin ve büyük atalarımın en değerli mirasından olan bağımsızlık aşkı ile yaratılmış bir adamım! Çocukluğumdan bugüne kadar ailevî, özel ve resmî yaşamımın her evresiniyakından tanıyanlarca bu aşkım bilinir. Bence bir millette
şerefin, saygınlığın, namusun ve insanlığın yerleşmesi ve yaşaması, kesinlikle o milletin özgürlük ve bağımsızlığına sahip olmasına bağlıdır. Ben kendim, bu saydığım özelliklere çok önem veririm ve bu özelliklerin kendimde varlığını iddia edebilmek için milletimin de aynı özellikleri taşımasını şart ve esas bilirim. Ben yaşayabilmek için kesinlikle bağımsız bir milletin evlâdı kalmalıyım! Bu sebeple millî bağımsızlık, bence bir yaşam sorunudur. Millet ve memleketin çıkarları gerektirdiği takdirde insanlığı oluşturan milletlerden her biriyle uygarlık gereğinden olan dostluk ve siyaset ilişkilerini, büyük bir duyarlıkla takdir ederim. Ancak, benim milletimi tutsak etmek isteyen herhangi bir milletin de bu arzusundan vazgeçinceye kadar amansız düşmanıyım! 
1921 (Atatürk’ün S.D.1II., s.24)

Çocukluğumdan beri bir huyum vardır. Oturduğum evde ne kız kardeş, ne de ahbap ile beraber bulunmaktan hoşlanmazdım. Ben, yalnız ve bağımsız bulunmayı çocukluktan çıktığım zamandan itibaren daima tercih etmiş ve sürekli olarak öyle yaşamışımdır. Tuhaf bir halim daha var; ne ana -babam çok erken ölmüş-, ne kardeş, ne de en yakın akrabamın kendi düşünüş biçimi ve görüşlerine göre bana şu veya bu öğütte bulunmasına katlanmazdım. Aile arasında yaşayanlar çok iyi bilirler ki sağdan soldan, pek saf ve samimî uyarmalardan korunamazlar. Bu durum karşısında iki davranış şeklinden birini seçmek zorunludur; ya uymak yahut bütün bu uyarma ve öğütleri hiçe saymak. Bence ikisi de doğru değildir. Uymak nasıl olur, en aşağı benimle yirmi, yirmi beş yaş farkı olan anamızın uyarmalarına uyma geçmişe dönme demek değil midir? İsyan etmek, erdemine,iyi niyetine, yüksek kadınlığına inandığım anamın kalbini, görüşlerini alt üst etmektir. Bunu da doğru bulmam.
1926 (Atatürk’ün S.D.V, s.113)

Savarona yatında kabul ettiği Romanya Kralı Karol’un, görüşme sırasında Almanya ile Çekoslovakya arasındaki Südet sorununa* değinmesi ve Atatürk’ten Çekoslovakya Cumhurbaşkanı Beneş’e bazı telkinlerde bulunmasını rica etmesi üzerine, görüşmeyi dinlemekte olan zamanın Dışişleri Bakanı Tevfık Rüştü Araş ‘a söyledikleri:

Majeste Kral’in söylediklerini dikkatle dinledim. Benden, bir devlet başkanına kendi ülkesinden bir parçayı Almanlara terk etmesini tavsiye etmekliğimi mi istiyorlar? Benim gibi, bütün ömrü boyunca yurdunun bağımsızlığı ve bir karış toprağını başkasına vermemek için savaşan bir adam, inançlarına aykırı bir şeye nasıl aracı olur? Görüyorum ki Majeste Kral, beni ve karakterimi iyi tanımıyorlar!
1938 (Nejat Saner, Atatürk ve Sonrası, Cumhuriyet gazetesi, 13.11. 1970)
Atatürk ve cesaret
Ölüme doğru en çok atılanlardan biriyim. Kurşun ve gülle yağmuru altında birçok savaşlara katıldım. Hatta ölüm bir defa, kalbimin yanından sıyırarak geçti. Kalbimin üzerinde bir saat vardı ve bu saat mermi parçasının şiddetini kırdı. 
1928 (Atatürk’ün S.D.11I, s. 82)

Atatürk ve millet
Her zaman tekrar zorunluğunda kalıyor ve tekrarı da faydalı görüyorum ki, eğer ben milletime herhangi bir hizmette bulunmuşsam, eğer ben herhangi bir girişimde önayak olmuşsam bu hizmet ve girişimin temel kaynağı, saygılar ve sevgilerle bağlı olduğum, bundan sonra da saygı ve sevgiyle mutluluk ve refahına varlığımı, yaşamımı vereceğim aziz milletime, sizlere dayanmaktadır. Bir millette güzel şeyler düşünen insanlar, olağanüstü işler yapmaya yetenekli kahramanlar bulunabilir. Ama öyle kimseler yalnız başına hiçbir şey olamazlar; meğer ki bir genel duygunun ifadesi, temsilcisi olsunlar! Ben milletimin düşünce ve duygularını yakından tanımaktan, aziz milletimde gördüğüm yetenek ve gereksinimi belirtmekten başka bir şey yapmadım. Onun bu yetenek ve duygularını sezip tanımakla övünüyorum. Milletimdeki, bugünkü zaferleri doğurabilecek özelliği görmüş olmak… Bütün mutluluğum işte bundan İbarettir. 
1923 (Atatürk’ün S.D.II, s. 161)
 
Arkadaşlarımız ve milletin bütün bireyleri gibi, millî davamızda benim de emeğim geçmiş ise, bu çalışmada iş yapma kuvveti ve başarı varsa, bunu bana mal etmeyiniz. Ancak ve ancak bütün milletin manevî kişiliğine mal ediniz. Ben milletin bu yüksek manevî kişiliği içinde bir önemsiz birey olmakla mutluyum. Efendiler, millet bütünüyle manevî bir kişilik halinde ve bir birleşmiş kitle şeklinde belirdi ve bu yüce birliği koruyarak ona düşman olanları ortadan kaldırdı. 
1923 (Atatürk’ün S.D.II, s. 115)

Milletimle yakından ve gösterişten uzak karşılıklı görüşmenin zevkini, mutluluğunu anlatamam. Her ne zaman milletimin karşısında kendimi görsem, her ne zaman milletimin bireylerinden birkaçının yüzüne baksam, oradan ruh ve vicdanıma gelen ışık, benim için en değerli bir ilham ve verim alevi oluyor!
1923 (Gazi ve İnkılâp, Mahmut Soydan, Milliyet gazetesi, 7.2.1930)

30 Ağustos’ta yönettiğim savaş, Türk milletinin yanımda bulunduğu halde, yönettiğim ilk ve son savaştır. Bir insan kendini, milletle beraber hissettiği zaman, ne kadar kuvvetli buluyor bilir misiniz? Bunu tarif güçtür.
1928 (Atatürk’ün S.D.III, s. 83)

Yaşamımda en büyük dayanak ve kuvvetim, vatandaşlarımdan gördüğüm güven ve destekdir. Bütün görevlerimde manevî, vicdanî olan en büyük endişem, emanetinizin saygı ve kutsallığına devamlı olarak dikkat etmektir.
1927 (Atatürk’ün TTB. IV, s. 532)

Samimî olarak bu memleketin, bu milletin yararına yapılacak bir iş olsun, ben onu göz önüne almayayım; bu, mümkün değildir. Yalnız, işin gerçekten millete yararı olmalı ve teklifin samimî olarak yapıldığına ben inanmalıyım.
(İbrahim Necini Dilmen, Dilci Şef, Ulus gazetesi 14.XI.1938)

Benim için dünyada en büyük makam ve ödül, milletin bir bireyi olarak yaşamaktır. Eğer Cenab-ı hakk beni bunda başarılı yapmış ise, şükrederim. Bugün olduğu gibi ömrümün sonuna kadar milletin hizmetinde olmakla övüneceğim. 
1923 (Atatürk’ün S.D.II, s. 129)

Milletin içinde serbest bir millet bireyi olmak kadar dünyada mutluluk yoktur. Gerçekleri bilenler, kalp ve vicdanında manevî ve kutsal hazlardan başka zevk taşımayan insanlar için ne kadar yüksek olursa olsun, maddî makamların hiçbir değeri yoktur. 
1922 (Atatürk’ün S.D.V, s 24)
 
Şimdiye kadar millete yapamayacağım bir şeyi vaat etmedim. Ben yapacağım dediğim zaman, buna inanmayanlar vardı. Buna rağmen hareket ettim. Görüyorsunuz ki başardık. Benim ve benimle çalışanların güveni vardır ki, yeni hedeflerimize de başarıyla varacağız. Şimdiye kadar söylediklerimin gerçekleşmiş olması, bütün düşüncelerimin beni yalanlamaması, milletin ciddî ve samimî olarak bana yardımcı ve destek olmasıyla mümkün olmuştur. Onun için yeni amaçlara erişmek için de bu yardım ve desteğe gereksinimim vardır; onu benden esirgemeyiniz!
1923 (Gazi ve İnkılâp, Mahmut Soydan, Milliyet gazetesi, 7.12.1929)

Atatürk, bizden biridir.
1935 (Şükrü Kaya, Türk Kadım Dergisi, Sayı : 6, 1966, s. 7)

Atatürk ve millet şerefi 
Benim şan ve şerefimden söz etmek de hatadır.İyi dinleyiniz öğüdüm budur ki, içinizden herhangi bir adam çıkar, şan, şeref davası güder ve benzersiz olmak isterse, başınızın belasıdır; ilk önce kafası kırılacak adam budur! Bağlı olduğum Türk milletinin şan ve şerefi varsa, benim de bir bireyi olmak sıfatıyla şanım şerefim vardır, asla başka değilim. 
1923 (Damar Ankoğlu, Hatıralarım, s. 304)

Ben zannediyorum ki, millet bireylerinin hiçbirinden fazla yüksekliğe sahip değilim. Bende fazla girişim görüldüyse bu benden değil, milletin bileşkesinden çıkan bir girişimdir. Sizler olmasaydınız, sizlerin vicdanî eğilimleriniz bana dayanak noktası oluşturmamış olsaydı; bendeki girişimlerin hiçbiri olmazdı. Millete ait meziyetleri yalnız kişilere bırakan anlayış, eski yönetimlerin sistem ve usul sorunundan doğuyordu. Eskiden mevcut devlet ve devletlerin kuruluş şekli, sadece bir kişinin çıkarlarını ve arzularını karşılamaya yönelmiş idi. Kişilerin bu arzu ve emellerine hizmet eden millet, gösterilen büyüklüklerin şerefinden asla payını alamaz, ancak hata ve beceriksizlik olursa onlar millete yüklenirdi. Bugün bu durum mevcut değilse, millet kendi büyüklüğünü olduğu gibi dünyaya göstermişse, fazlalık bende değil, bugünkü yönetimin niteliğindedir.Bu şekil mevcut oldukça, bu makama çıkacak herkesin yapacağı şey bundan başka türlü olamaz.  
1923 (Atatürk’ün S.D.1I, s. 159)

Sizden olan bir kişiye, sizden fazla önem vermek, her şeyi milletin bir bireyinin kişiliğinde odaklaştırmak, geçmişe, bugüne, geleceğe, bütün bu zamanlara ait bir toplumun sorunlarının aydınlatılması ve belirtilmesini yüksek bir topluluğun tek bir kişisinden beklemek elbette ki lâyık değildir, elbette ki gerekli değildir.
1925 (Atatürk’ün M.A.D., s. 19-20)
 
Yabancı ülkelere veya uluslararası konferanslara giden arkadaşlarına söylediği bir söz:
– Sesiniz benim sesimdir, unutmayınız!
(Falih Rıfkı Atay, Çankaya, 1969, s. 549)

Halk adamı Atatürk
Ben düşündüklerimi, sevdiklerime olduğu gibi söylerim. Aynı zamanda gerekli olmayan bir sırrı kalbimde taşımak kudretinde olmayan bir adamım. Çünkü ben, bir halk adamıyım. Ben düşündüklerimi daima halkın önünde söylemeliyim. Yanlışım varsa halk beni yalanlar. Fakat şimdiye kadar bu açık konuşmada halkın beni yalanladığını görmedim.
1937 (Ulus gazetesi, 20. 3. 1937)

Atatürk ve sağduyu
Ben, ancak daha iyisini yapabildiğim şeyi bozabilirim; yapamayacağım şeyi de bozmam.        
(Atatürk’ten B.H., s. 86)

Ben bir defa söz verdikten sonra ondan şüphe etmeğe kimsenin hakkı yoktur. 
1930 (Fethi Okyar, S.C.F.J.N.K., s.49)

Ben o adamım ki ordunun memleketi, milleti muhakkak bir sonuca götürebileceği noktalarda emir veririm. Fakat bilim ve özellikle sosyal bilim alanına giren işlerde ben emir vermem. Bu alanda, isterim ki bana bilginler doğru yolu göstersinler. Onun için, siz kendi biliminize, kültürünüze güveniyorsanız, bana söyleyiniz. Sosyal bilimin güzel yönlerini gösteriniz, ben izleyeyim.
1923 (Ahmet Cevat Emre, İki Neslin Tarihi, s. 316)

Evlilik ve çocuk sevgisi
Ben, sadece evlenmek için evlenmek istemiyorum. Vatanımızda yeni bir aile yaşamı yaratmak için önce kendim örnek olmalıyım. Kadın böyle umacı gibi kalır mı?
1923 (İsmail Habib Sevük, Atatürk İçin, s. 25)

Yaşam kısadır. Bunu kutlama ve taçlandırma için, insanların genellikle uygun gördükleri yol evliliktir. Bu genel kurala uymayanlar, pek sınırlı ve benzerleri azdır. Bu kural dışını oluşturanlar da, esas kuralın fenalığından değil ve fakat tersine bu güzel kurala inanmadan kendilerini alıkoyan sebeplerin etkisinde kaldıklarından, belki evlenmiş olmaktan korktuklarından fazla mutsuz olanlardır. İnkâr edilmez bir gerçektir ki insanlar, yaşam, kadınsız olamaz. Evli olanlar, yaşamın vazgeçilmezini temin etmiş ve bütün düşünce ve isteklerini bir maksat, bir meslek, bir amaca yöneltmiş olur. Ancak talih, eşlerin ruh ve kalplerini iyi geçindirsin!
1914 (Salih Bozok-Cemil S.Bozok, Hep Atatürk’ün Yanında, s. 172)
 
Yeni evlenen bir kişinin gönlü yaşam, aşk ve mutluluk duygularıyla doludur. Bu, en değerli bir zamandır. İnsanlar, yaşamında bu parlak ve sevinçli dakikaları, ölünceye kadar hep aynı şekilde duygulanarak pek önemli ve yaşamı için tarihsel bir olay olarak anar. Ben, bunu denemedim; fakat, az çok yaşamı ve insanları incelediğim için bu sonucu buldum. Yaşamın çeşitli yönlerinden birkaçını görenler, evlendikten sonra keşfedilmemiş yönlerini de ister istemez gözlemlerler. Bu gözlemleme, pek tatlı olabildiği gibi pek acı da olabilir.
1914 (Salih Bozok-Cemil S. Bozok, Hep Atatürk’ün Yanında, s. 171)

Eşini mutlu edebilecek herkes evlenmelidir, çoluk-çocuk sahibi olmalıdır. Bana bakmayınız; bu güç işte örnek İsmet Paşa’dır. Benim yaşamım başka türlü düzenlenmiştir. Buna rağmen deneyimini yaptım. Sonradan anladım ki bu iş benim başarabileceğim iş değilmiş…
Çocuk sevgisi insan için bir gereksinimdir. Hele yaş ilerledikçe bu gereksinim kendisini daha kuvvetle duyuruyor. Onun için de Ülkü’yü yanımdan ayırmak istemiyorum.
1936 (Abdülkadir İnan, Türk Kültürü Dergisi, Sayı: 25, 1964, s. 62)

Çocukluk ne güzel… Çocuklar ne sevimli, ne tatlı yaratıklar değil mi? En çok hoşuma giden halleri nedir bilir misiniz? İkiyüzlülük bilmemeleri, bütün istek ve duygularını, içlerinden geldiği gibi açıklamaları…
(Hasan Rıza Soyak, Fotoğraflarla Atatürk ve Atatürk’ün Hususiyetleri, 1965, s 78 – 79)

Bursa’da kendisini karşılayan çocuklara söylemiştir: Küçük hanımlar, küçük beyler! Sizler hepiniz geleceğin bir gülü, yıldızı, bir mutluluk parıltısısınız! Memleketi asıl aydınlığa boğacak sizsiniz. Kendinizin ne kadar önemli, değerli olduğunuzu düşünerek ona göre çalışınız. Sizlerden çok şeyler bekliyoruz; kızlar, çocuklar!
1922 (Atatürk’ün S.D.V., s. 30)

Çoğu ailelerde öteden beri çok kötü bir alışkanlık var; çocuklarını söyletmez ve dinlemezler. Zavallılar söze karışınca “Sen büyüklerin konuşmasına karışma!” der, sustururlar. Ne kadar yanlış, hatta zararlı bir hareket! Halbuki tam tersine, çocukları serbestçe konuşmaya, düşündüklerini, duyduklarını olduğu gibi ifade etmeye özendirmelidir; böylece hem hatalarını düzeltmeye imkân bulunur, hem de ileride yalancı ve ikiyüzlü olmalarının önüne geçilmiş
olur. Kısacası çocuklarımızı artık, düşüncelerini hiç çekinmeden açıkça ifade etmeye, içten inandıklarını savunmaya, buna karşılık da başkalarının samimî düşüncelerine saygı beslemeye alıştırmalıyız. Aynı zamanda onların temiz yüreklerinde yurt, ulus, aile ve yurttaş sevgisiyle beraber doğruya, iyiye ve güzel şeylere karşı sevgi ve ilgi uyandırmaya çalışmalıdır. Bence bunlar, çocuk eğitiminde, ana kucağından en yüksek eğitim ocaklarına kadar her yerde, her zaman üzerinde durulacak önemli noktalardır. Ancak bu yolladır ki, çocuklarımız memlekete yararlı birer vatandaş ve eksiksiz birer insan olurlar.
(Hasan Rıza Soyak, Fotoğraflarla Atatürk ve Atatürk’ün Hususiyetleri, 1965, s. 79)

İnsan Atatürk 
24 Temmuz 1922 aksamı Konya’da General Townshend şerefine verdikleri ziyafette, yemeğin sonlarına doğru elindeki mercan tespihi General’e uzatarak söyledikleri:
– Biz Türklerde bir âdet vardır. Misafirimize ne olursa olsun bir hediye veririz. Ben soylu bir milletin alçakgönüllü bir Başkomutanıyım. Size ancak bu tespihi verebiliyorum.
Ve sofradan kalkılacağına yakın da kolundaki saati çıkararak General’e söyledikleri:
-Bu saati bana Anafartalar’da bir Türk askeri, ölen bir İngiliz subayının kolundan çıkardığını söyleyerek, getirdi.Saatin arkasında subayın künyesi yazılıdır. Bu subayın ailesini arattımsa da bulamadım. İngiltere’ye döndüğünüzde ailesini bulur ve saati verirseniz, çok memnun olurum. 
1922 (Yücel Mecmuası, O’ndan Hatıralar, Cilt: XVI, Sayı: 91-92-93, 1942 s. 15)

Uluslararası Mark Twain Derneği tarafindan “Türk milletine neşe içinde yaşama yolunu açtığı ve rehberlik ettiği” gerekçesiyle kendisine madalya verilmesi üzerine söyledikleri:
-Yaşamımda işittiğim en büyük kompliman, budur. Benim insan tarafımı övüyorlar!   
1937 (Atatürk’ten B.H., s. 59-60)

Bir alay karargâhının temel atma töreninde bir koyunun temel için açılan çukura doğru, yere yatırılıp boğazından kesilmek üzere olduğunu gördüğü zaman, yanında bulunan İran Şahı Rıza Pehlevi ile aralarında geçen konuşma:

Atatürk -Ben kana bakamam! Bir tavuğun dahi boğazlandığını görmeye tahammülüm yoktur.

Şehinşah -Ya bu kadar çok bulunduğunuz büyük ve kanlı savaş meydanları?…
 
Atatürk -Ha, o başka sorundur; öyle yerlerde cesetlerin üzerinden atlayarak yürürüm. O bambaşka bir iştir.
(Hasan Rıza Soyak, Fotoğraflarla Atatürk ve Atatürk’ün Hususiyetleri, 1965, s.43)

Birçok zaferler kazandım. Fakat, bunların en büyüğünden sonra bile her akşam, savaş alanlarında ölen bütün askerleri düşünerek içimde derin bir keder duyuyorum.
(George Benneb, Yabancı Gözüyle Cumhuriyet Türkiyesi, s. 33)

Ben, savaşlarda dahi düşmanın üzerinde bir kin duymam; yalnız askerlik kurallarının uygulanmasını düşünürüm. 
(İzzettin Çalışlar, Tan gazetesi 31. 8. 1937)

Bir sohbet sırasında Fransız Büyükelçisi’ne söylemiştir:

Ekselans, Paris’i çok görmek istiyorum; ama büyük törenlerle karşılanacağım Paris’i değil! Ben Paris’e, dünyanın bu güzel şehrine, operalarını, tiyatrolarını, revülerini, zarif kadınlarını bir daha görmek için gitmek isterim. Dedim ya, gençlik anılarını tazelemek için… Böyle olunca da “kendini tanıtmayarak” belli olmadan gitmek isterim; yoksa törenlerle karşılanmak için değil!
(Cevat Dursunoğlu, Son Havadis gazetesi, 10. 11. 1955, s. 3)

Ben başkalarının yaptığı ilkelere değil, ancak kendi ilkelerime uyarım. (Mim Kemal, Yakınlarının Ağzından Atatürk, Yazan:
Salâhaddin Güngör, s. 105)

Benim gözümde hiçbir şey yoktur; ben yalnız liyakat âşığıyım.   
(Yusuf Ziya Özer, TTK. Belleten, Sayı: 10, 1939, s. 286)

Hiçbir zaman kişisel gücenikliklerimi, birtakım olumsuz girişimlerle tatmine kalkmak adîliğine tenezzül etmem.
1914 (Atatürk’ün Özel Mektupları, Sadi Borak, s. 40)

Samimî dostlarımız, sevdikleri tarafından bir işkenceye
mahkûmdurlar ve bu işkence de sevdiklerinin dertlerini dinlemektir. 
1922 (Atatürk’ün S.D.ll, s. 38)

Düşmanları için söylemiştir:
Ben onları affederim, çünkü kalbim vardır; onlar beni affetmezler, çünkü kalpsizdirler.
(Falih Rıfkı Atay, Çankaya, 1969, s. 532)

Mutlu olup olmadığı sorusuna verdiği cevap: Evet, çünkü başardım!
1935 (Ayın Tarihi, No: 19, 1935, s. 262)
 
Benim herkesin dışında olduğuma dair bir yasa yoktur.
1922 (Atatürk’ün S.D.I, s. 273)

Ben ölürsem soylu milletimizin beraber yürüdüğümüz yoldan asla ayrılmayacağına eminim; bununla gönlüm rahat! 
1926 (Atatürk’ün S.D.V, s. 44)

Beni, milletim nereye isterse oraya gömsün; fakat, benim anılarımın yaşayacağı yer Çankaya olacaktır.
(Afetinan, Atatürk Hakkında H.B., s. 23)

Print Friendly, PDF & Email

Kerkük Petrolü İsrail’e Akacak

Kerkük petrolü İsrail’e akacak

Kerkük ve Suriye petrolünün İsrail’in Hayfa Limanı’na taşınmasını öngören 85 yıllık plan işliyor. Çekileceğini ilan eden ABD, Deyrizor ve Haseke arasında kalan 150 km’lik bölgeye 800 asker konuşlandırıyor. Deyrizor’a 2 yeni askeri üs kuruluyor. Bu kapsamda Irak-Suriye arasındaki Ebu Kemal Kapısı açıldı. Kapının rejim kontrolünde olması Rusya’nın da plan dahilinde olduğunu gösteriyor.

GİRİŞ 08.11.2019 08:52GÜNCELLEME 08.11.2019 09:27

Irak ve Suriye’deki son gelişmeler, Amerika’nın Suriye’den çekilmediğini ve İsrail tarafından çizilen petrol sömürü haritasını adım adım uyguladığını ortaya koydu. Barış Pınarı Harekâtı sürecinde Suriye’nin kuzeydoğusundaki askerlerini çekme kararı alan ABD Başkanı Donald Trump, petrol sahalarını koruma gerekçesiyle bölgeye asker gönderme planını onayladı. Plana göre, yüzlerce Amerikan askeri, Deyrizor ve Haseke arasında kalan 150 kilometrelik bölgeye konuşlandırılacak. 200’ü Suriye’nin güneyindeki El Tanf Üssü’nde bulunanlardan olmak üzere en az 800 Amerikan askerinin bölgeye gönderileceği belirtiliyor. Amerika bir süredir de Deyrizor bölgesine iki yeni askeri üs tesisi kurmak üzere hummalı çalışmalar yürütüyor.

HEPSİ ORADA UZLAŞTI

Terör örgütü PKK/YPG’yi Suriye’de petrol bekçisi yapan ABD’nin son hamlesi ‘İsrail planı’ kapsamında Ebu Kemal Sınır Kapısı’nı açmak oldu. DEAŞ’ın bölgede kontrolü ele geçirmesi üzerine 5 yıl önce kapatılan Ebu Kemal/El Kaim Sınır Kapısı, Barış Pınarı’ndan kısa bir süre önce açıldı. 30 Eylül’deki açılış törenine Irak tarafından Anbar Valisi el-Dulaymi ve Irak Sınır Kapıları Heyeti Başkanı Kazım el-Akabi’nin yanı sıra Suriye tarafından ise kapıya sınırı olan Suriye rejimi yetkilileri değil, PKK/YPG’li teröristlerin oluşturduğu ‘SDG’ yönetimindeki Deyrizor Güvenlik Komitesi Başkanı, Deyrizor Valisi ve Suriye Gümrük Genel Sekreteri katıldı. Açılışı PKK’lılar, “Suriye kapısı, Irak’ın Suriye ve Akdeniz’e açılan penceresidir” sözleriyle kutladı.

ABD VE RUSYA’NIN GİZLİ ANLAŞMASINI İRAN-ESED VE PKK DESTEKLİYOR

Ebu Kemal Kapısı, Deyrizor petrolünü Kerkük petrolüyle birleştirerek İsrail’e ulaştıracak enerji haritası için kritik önemde. Rusya ve İran destekli rejimin kontrolündeki bu kapının açılması, Suriye güneydoğusundaki büyük ittifakı da ortaya serdi. ABD ile Rusya’nın o haritaya dair gizli anlaşmalarını İran, Esed, PKK ve tabii ki İsrail destekliyor.

HAYFA’DAN DÜNYAYA

Son gelişmeler, 1934’te çizilen petrol boru hattı güzergâhının hayata geçirilmesini öngören sömürü planlarının tıkır tıkır işletildiğini de ortaya koydu. 85 yıllık sömürü planı uyarınca, Deyrizor’dan gelip rejim ve PKK hakimiyet sahalarının tam ortasından geçerek Ebu Kemal’e ulaştırılacak petrol, burada boru hattına verildikten sonra Tanf’tan geçip Ürdün üzerinden İsrail’in Hayfa Limanı’na ulaşacak. Kerkük ve Deyrizor petrolü buradan da gemilerle batılı ülkelere götürülecek. Yıllarca atıl durumda kalan bu güzergâh Amerikan planlarının hayata geçirilmesi için en uygun takvimi bekliyordu. Amerika’nın asker çekeceğini açıklamasına karşın bölgeye yüzlerce TIR silah, mühimmat ve sistem sevk etmeye devam etmesi de, perde gerisindeki petrol sömürüsü odaklı İsrail planını hayata geçirmeye yönelik faaliyetler olarak görülüyor.

Ortada İngilizler var

Tüm bu gelişmeler yaşanırken İngiltere ise Suriye savaşının ilk günlerinden bu yana El Tanf Üssü’nde petrol güzergahına bekçilik ediyor. Savaşın ilk günlerinden itibaren sözde muhalif olarak gösterilen yeşil bölge olarak kalan El Tanf bölgesinde Amerika ve İngiltere, bölgenin kontrolü açısından önemi çok büyük olan üslere sahip ve ne terör örgütleri ne de Suriye sahasında faaliyet gösteren diğer ülkelerin hiçbir şekilde müdahale etmediği bu bölgede iki ülke üsleriyle adeta İsrail’e uzanacak petrol hattının koruyucusu durumunda. Irak-Suriye hattında El Kaim/Ebu Kemal sınır kapısının ardından El Tanf bölgesine açılan El-Velid Sınır Kapısı’nın da önümüzdeki süreçte açılması bekleniyor. Yenişafak

Print Friendly, PDF & Email