DAKUK’TA SPOR YAPAN TÜRKMENLER NEDEN ÖLDÜRÜLDÜ?

DAKUK’TA SPOR YAPAN TÜRKMENLER NEDEN ÖLDÜRÜLDÜ?

Fevzi Türker

Türkmenlerin yoğunlukta yaşadığı DAKUK İlçesi’ne bağlı İmam ZEYNELABİDİN Köyü’nde futbol maçı yapan Türkmen gençlere 24 Ağustos 2019 tarihinde havan topuyla kanlı bir saldırı düzenlenmiştir. Bu Menfur ve kanlı saldırıda, üçü kardeş sekiz Türkmen genci hayatını kaybederken üçünün durumu ağır olmak üzere 15 gençte yaralanmıştır. Saldırıyı, Irak ve Şam İslam Devleti (İŞİD) örgütünün düzenlediği iddia edilmiştir. Saldırıyı her ne kadar İŞİD’İN düzenlediği iddia ediliyorsa da, bu örgütün kimler adına hareket ettiği herkesçe bilinen bir gerçektir. İŞİD, Irak’ta ve bölgede bazı planların uygulanması amacıyla dış güçlerce kurulmuştur. Irak’ın üçte biri bu örgüt tarafından 2014’te işgal edildi. Irak ordusu da bu örgütten kaçarak Kerkük’ü aynı yıl PEŞMERGE birliklerine bırakmıştır. Kürt bölgesinin yüz ölçümü İŞİD sayesinde 40 bin km2 ‘den 70 bin km2 ‘ye genişlemiştir.

Irak Türkmen Cephesi (ITC) Başkanı Sayın ERŞET SALİHİ, merkezi Bağdat Hükümeti’ni, Türkmen spor takımına yapılan kanlı havan saldırısına gerekli önlemleri almaması ve gereken ilgiyi göstermemesini şiddetle kınayarak, Türkmenlerin uğradıkları zulüm ve adaletsizliklere karşı sabırlarının tükenmek üzere olduğunu ve tarihin adil olmayanlardan hesap soracağını vurgulamıştır. ITC Başkan yardımcısı Sayın Hasan Turan ise, DAKUK İlçesi’ne bağlı İmam ZEYNELABİDİN Köyü’ne yapılan kanlı havan saldırısını, Türkmenleri hedef alan planlı bir eylem ve Kerkük’ün güvenliği ile istikrarını bozmaya yönelik bir adım olduğunu sözlerine eklemiştir.

Türkmenlerin Irak’ta adaletsizlik, haksızlık, baskı ve asimilasyon gibi zulümlere uğramadıkları hiçbir dönem yoktur. Bu karanlık dönem özellikle Türkmen bölgelerini Araplaştırma politikaları, Saddam rejimi döneminde şiddetlenerek artmıştır. 2003 Amerikan işgalinden sonra da Araplaştırma politikaları yerini Kürtleştirme politikalarına bırakmıştır. Irak ordusunun, 2014’te Kerkük’ten kaçarcasına çekilişinden beri bölgemizde gerçek manada ne güvenlik ne de istikrar kalmıştır. 2007’de geçerliliği sona eren anayasanın 140. maddesinin federal mahkemece yeniden gündeme alınmasıyla, başta Kerkük olmak üzere TÜRKMENELİ genelinde Türkmenlerin güvenliği tehlikeye girer ve göçe zorlanabilirler.

DAKUK İlçesi’ne bağlı İmam ZEYNELABİDİN Köyü’ne yapılan kanlı havan saldırısı, Türkmenleri hedef alan ne ilk saldırıdır ne de son saldırı olacaktır. Çünkü Türkmenler, milli kimliklerini kemiren tehlikelerin farkında olmadıkları gibi, teşkilatları, parasal güçleri, silahları, medyaları ve daha önemlisi ciddi dış destekçileri yok. Türk basının son Türkmen katliamına ve daha öncekilere olan ilgisizliğine Türkmenler olarak kızmamalıyız. Nüfus yoğunluğumuzun en fazla olduğu Türkiye’de bile lobicilik faaliyetimiz yok, dolayısıyla Türk kamuoyuna ve resmi makamlara ne sesimizi duyurabiliyoruz ne de herkesin temsil edildiği Türk parlamentosunda tek bir milletvekilimiz yok. Türk Dışişleri Bakanlığı katliamla ilgili yayımladığı bildiride şu ifade yer almıştır: ‘’Kerkük’teki mevcut güvenlik ve istikrar ortamını hedef alan bu menfur saldırıyı kınıyor, ölenlere Allah’tan rahmet, dost ve kardeş Irak halkına başsağlığı diliyoruz. Bildirinin ilginç olan yanı, saldırının kime karşı yapıldığını ve kimlerin saldırıya uğrayarak öldürüldüğünden söz etmemesidir.

Sekiz Türkmen gencin ölümüne ve on beşinin yaralanmasına neden olan İmam ZEYNELABİDİN Köyü’nde cereyan eden korkunç Türkmen katliamına, bazı çevreler kılıf arayabilir, menfur katliamı kendi amaçlarına uygun sebeplere bağlayabilirler. Kimsenin şüphesi olmasın, İmam ZEYNELABİDİN Köyü katliamında ölen ve yaralanan Türkmen gençleri, sırf Türkmen oldukları ve topraklarına sıkı sıkıya bağlı oldukları için hunharca katledildiler. Irak makamları, DAKUK’TA bulunan İLHANLI Tekkesine 2 Kasım 2016 tarihinde yapılan ve onlarca Türkmen kadının ölümüne neden olan hava saldırısında olduğu gibi, İmam ZEYNELABİDİN Köyü katliamında da sessiz kalabilirler çünkü efendileri onlardan Türkmenlerin yok edilmelerine göz yummalarını ve dolayısıyla da Türkmensiz bir Irak istemektedirler. DAKUK İMAM ZEYNELABİDİN şehitlerine Allah’tan rahmet, ailelerine sabır ve Türkmen milletine başsağlığı dilerim.

 

ANA DİL

ANA DİL

Fevzi Türker

Milletler, tarih boyunca ana dilleriyle övünmüşler, ana dillerini yüceltmişler, dillerini yaymak için çalışmışlar ve hatta savaşmayı bu uğurda göze almışlardır. İspanyalılar ile Portekizliler Güney Amerika halklarını yıllarca sömürüp yüzbinleri katlederek kendi ana dilleri olan İspanyolca ile Portekizceyi zorla farz edebilmişlerdir. İngilizler ve Fransızlar ise Pasifik’ten başlayarak irili ufaklı ülkelerin tümüne, Afrika’daki ülkelerin tamamına kendi dillerini farz edip, o halkların ana dillerini yok ederek İngilizce veya Fransızca konuşmaya mecbur etmeyi başarmışlardır.

Araplar, ana dilleriyle ve Araplıklarıyla çok övünen bir millet olduklarıyla bilinmektedirler. İslam dinini yaymak amacıyla yarımada ve çöl olan topraklarından çıktıklarında sayıları pek fazla değildi. İslam dinini fırsat bilerek ve İslam dinine aykırı bir şekilde, her yeri şiddet kullanarak kolayca Araplaştırmışlardır. Atlas Okyanusu’ndan başlayan ve körfeze kadar uzanan bugünkü Arap yurdu aslında Araplaştırmanın gerçek bir sonucudur.

Emevilerin izlediği ırkçı tutum ve her yeri Araplaştırma hedefleri, yüce İslam dinini baskı vesilesine dönüştürmüştür. Emevi komutan KYTEYBE BİN MÜSLİM El-BAHİLİ, İslam dinini yayma adına TÜRKİSTAN’I ele geçirip Araplaştırabilmek için, on binlerce Türkü kılıçtan geçirmiş, ülkeyi talan ettirerek zenginliklerini Şam’a göndermiştir. KUYTEYBE’NİN askerleri on binlerce Türk kadınına tecavüz ederek binlercesi de esir alınarak yine Şam’a gönderilmiştir. Türkistanlıların Emevi işgaline karşı kahramanca direnişleri ve isminin deve palanı anlamına gelen KUTEYBENİN, FERGANA Vadisi’nde kendi adamları tarafından öldürülmesi, Türk yurdu TÜRKİSTAN’I Araplaşmaktan ve ikinci bir Arap ENDELÜS’Ü olmaktan kurtarmıştır.

Dört bin yıllık tarihleri boyunca Türkler, güçlü imparatorluklar kurmalarına rağmen ana dilleri Türkçe’yi ne yücelttiler ne de koruyabildiler. Türkçe’yi hor görerek, Farsça ve Arapça’nın esiri haline getirdiler. Farsça ile Arapça en fazla Selçuklular ile Osmanlılar döneminde Türkçe’ye sokularak Türkçenin güzelliğini gölgelemiştir. Osmanlı’yı, Araplara karşı Türkleştirme politikası gütmekle suçlayan Arapların yaptıklarının aynısını Osmanlılar da uygulamış olsaydı, bugün Arap ülkeleri ile Balkan ülkelerinin ana dili Türkçe olurdu.

İkisi de Türk olan Osmanlı ve Safevi devletleri yıllarca, ana dilleri Türkçeyi yüceltmek, korumak ve yaymak uğruna değil, Türklere Araplardan geçen mezhepleri uğruna savaşmışlardır. Eğer bu İki devlet Türk dili ve Türklük uğruna savaşmış olsalardı bugün Balkanlardan Çin Seddi’ne kadar olan coğrafya hem Türk hem de Müslüman olabilirdi.

Dünyanın en güzel dillerinden biri sayılan Türkçe ne yazıktır ki Türk dünyasının umudu olan Türkiye’de bile hor görülmekte ve her düzeyde gereken ilgiyi görmemektedir. Bir İngilizce sevdasıdır almış başını gidiyor. Yüzlerce özel okul İngilizce eğitim vermektedir. Almanca, İngilizce ve Fransızca eğitim veren onlarca yabancı okul vardır. Yabancı dille konuşmak ve yabancı dil öğrenmek tabi ki önemli ve gereklidir. Ancak yabancı dilden ve her şeyden daha kutsal olan Türkçemizin korunmasına ve yüceltilmesine öncelik verilmelidir.

Tarihi kaynaklara göre, Irak Türkmenlerinin konuştuğu dilin kökü Türklerin özü sayılan Oğuzlara dayanır. Dede Korkut Öyküleri 14. yy’da Türkçenin özü Türkmen diliyle yazılmıştır. 1403 yılında kurulan Karakoyunlu ile 1467’de kurulan Akkoyunlu devletinin de dili Türkmence idi. Bağdat 1508’de Safeviler tarafından ele geçirildikten sonra, Irak’ta Türkmence resmi dil olarak benimsenmiştir.

Yetmiş yıl önce yazılan hoyrat ve konuşulan Türkmence en az Bakü Türkçesi kadar güzeldi ve Türkiye’nin her köşesinde kolaylıkla anlaşılırdı. Hoyrat, Türkmen edebiyatının ana unsurlarından biridir. Bir Türkçe mucizesi sayılan ve başka hiçbir dilde bulunmayan hoyrat, yalnızca Türkmeneli, Azerbaycan, Urfa, Diyarbakır ve Elazığ’a özgü bir şiir türüdür. Eski bir hoyratı okuduğumuzda veya dinlediğimizde içimiz ısınır, gönlümüz şenlenir, çünkü o hoyratlarda millet ve memleket sevgisini, gerçek aşkı, hasreti tadabiliriz:

 

O yar gözün                              Dişte gör

Kim gördü o yar gözün           Haylda gör dişte gör

Aslan tavınnan düşse              Düşenin dostu olmaz

Karınça oyar gözün                  inanmazsav düşte gör

 

Günahımdan                             Dalda yerim

Huda geç günahımdan            bülbülem dalda yerim

Ürekten bir ah çektim             Baş alıp hara gedim

Tutuldu gün ahımdan              Yoktu bir dalda yerim

 

Yüz aya değer                            Yara sızlar

Hüsnüv yüz aya değer              Ok degmiş yara sızlar

Ay var bir güne değmez           Yaralının halından

Gün var yüz aya değmez          Ne bilsin yarasızlar

Çok değil elli yıl önce konuşulan eski hoyratlardaki Türkmence’yi, son yıllarda yazılan hoyratlarla günümüz Türkmencesiyle karşılaştırdığımızda, ikisinin arasındaki korkunç farkın ne kadar derin ve ne kadar Türkmencenin aleyhine işlediğini görebiliriz. Bugün konuşulan Türkmencemizin, özünü ve özelliğini kaybettiğini ve yarı yarıya Arapçalaştığını görebiliriz. Bu olumsuz gelişmenin bir çok nedeni vardır, Saddam rejiminin Türkmenlere karşı yıllarca uygulamış olduğu ırkçı ve şoven politikaları, halkımızın Arapça’ya olan aşırı düşkünlüğü, Araplara kız verip alma tehlikesi ve Türkmen diline gereken özenin gösterilmemesi bu nedenlerin başında gelmektedir.

Türkmenlerin sahip çıkmaları, gözleri gibi bakmaları, yüceltmeleri ve canla başla korumaları gereken kutsallarının biri de ana dilleri Türkmence olmalıdır. Türkmen ana dili Allah korusun Arapça veya Kürtçe’nin istilasıyla ortadan kalkarsa, Türkmenlerden geriye hiçbir şey kalmaz, tarih olur giderler. Dilini kaybederek tarih sahnesinden silinen halkların sayısı az değildir. Dilimizin karşılaştığı tehlikenin belirtilerini yaklaşık altmış yıl önce yıl önce Erbil’de gördüm. Bir arkadaşımın 6-7 yaşlarındaki oğluna ne olduğunu sorduğumda, bana Kürtmen olduğunu söyledi.

Ana dilden ve öneminden söz etmişken, yazımın sonunda, Tataristan Türklerinin milli şairi ABDULLAH TUKAY’IN (1886-1913) ana dil şiirini sunmak isterim:

 

Ey ana dili, ey güzel dil

Atam, anamın dili

Dünyada çok şey öğrendim

Sen ana dil vasıtasıyla

Ey ana dil her zaman

Yardımın ile senin

Küçüklükten anlaşılmış

Sevincim üzüntüm benim

Ey ana dil sende olmuş

En ilk okuduğum duam

Koru diyerek kendimi

Atam ,anamı Hüdam

TEHLİKEDEKİ GELECEĞİMİZİ DÜŞÜNEN VAR MI?

TEHLİKEDEKİ GELECEĞİMİZİ DÜŞÜNEN VAR MI?

Fevzi Türker

Türkmenler, tarihlerinin son yüzyılının en karanlık, en kritik ve en tehlikeli dönemini yaşamaktadırlar. Bu dönemde Türkmenler, milli varlıklarını tehdit eden onlarca tehlike ve sorunla karşı karşıya kaldıklarının ya farkında olmadıklarını ya da bu tehlikelerin yakın gelecekte ne gibi felaketler doğuracağını umursamamaktadırlar. Çok hızlı büyüyen bu sorunların akıllı politikalar ve ciddi milli mücadelelerle önüne geçilmediği takdirde, Türkmenler yakın gelecekte Amerika’daki Kızıl derililerin düştüğü duruma düşebilirler.

Bu yazımızda, Türkmenlerin tarihi coğrafyaları TÜRKMENELİ yurdunu, milli varlıklarını, dillerini, tarihlerini planlı olarak tehdit etmekte onlarca tehlike ve soruna özetle değinmeye çalışacağım:

-12 Mayıs 2018’de yapılan Irak Parlamento seçimlerine, Türkmenler Kerkük’te ilk kez en büyük siyasi kuruluşları olan Irak Türkmen Cephesi (İTC) şemsiyesi altında oluşturulan Kerkük listesiyle, çoğunlukta yaşadıkları Musul, Selahattin, Diyala ve Bağdat gibi bölgelerde de farklı ittifaklar içerisinde yer almışlardır.

-Söz konusu seçimlerde, Irak Türkmen cephesi (ITC) Kerkük’ten biri Haşd Şaabi Örgütü’nün sağladığı destekle üç milletvekili çıkarabilmiştir. Diğer bölgelerden ise 5 Türkmen’in milletvekili olarak Parlamento üyeliğini kazanmışlardır. Sonuç olarak Türkmenler toplam sekiz milletvekiliyle Irak Parlamentosu’na girebilmişlerdir. Bu durumda Türkmenlerin siyasi olarak ne kadar güçsüz olduklarının açık göstergesidir. Kerkük dışından seçilen beş milletvekilinin parlamentoda Türkmen haklarını ne derecede savunacakları veya kendilerini ne kadar Türkmen olarak gösterecekleri de şüphelidir.

Sayımızın üç milyon olduğunu iddia etmekteyiz. Üç milyon olsaydık en az 30-35 milletvekiliyle parlamentoda temsil edilmemiz gerekirdi. Üç milyon nüfusla sekiz milletvekiliyle parlamentoya girebiliyorsak, bu işte ciddi bir hata var demektir. Türkmenler olarak ya nüfusumuzun üç milyon olduğunu abartıyoruz ya da kendi kendimizi bilerek ve isteyerek asimile ederek yok etmişiz.

Faşist Saddam rejimi döneminde çıkarılan ırkçı bir kanunla nüfus idarelerine giderek milliyetini değiştirerek kendini Arap gösteren on binlerce Türkmen bulunuyor ve söz konusu kanunun 2003’ten sonra iptal edilmesine rağmen hala bu kişilerin çoğunluğunun çakma Araplığı devam etmektedir. Sosyal hastalıklarımızın bir diğer örneği daha var; o da kendimizi Arap aşiretlerine yamalama hastalığıdır. Türkmen bölgelerinin çoğunda, kendini Arap aşiretlerine yamalamakta olan yüzlerce aile var. Tehlike arz eden bu sorunun milletçe ele alınması ve üzerinde ciddiyetle durulması gerekmektedir. Arap hayranı olan bu yolunu şaşırmış kardeşlerimize şunu anlatmamız gerekir; Türk milleti en az Araplar ve diğerleri kadar şanlı ve şereflidir.

Sekiz milyonluk Bulgaristan’da Türklerin sayısı 800 bin civarındadır. Çoğunluğunu Türklerin oluşturduğu Hak ve Özgürlükler Hareketi (HÖH) 2017’da yapılan erken seçimlerde 240 sandalyeli Bulgaristan Parlamentosu’na 26 milletvekiliyle girerek üçüncü parti olma hakkını elde edebilmiştir. Daha önce yapılan parlamento seçimlerinde de HÖH, Bulgaristan Parlamentosu’na 37 milletvekili göndererek hükümet ortağı olmuş ve 3 bakanlıkla 10 bakan yardımcılığı elde edebilmiştir.

-Geçtiğimiz haftalarda sık sık Türkmenlere bir bakanlık ile Cumhurbaşkanlığı yardımcılığı verileceği iddia edildi. Ancak aylar geçti Türkmenlere ne bakanlık ne de Cumhurbaşkanlığı yardımcılığı verildi. Diyelim ki, hatır için Türkmenlere bir bakanlık verildi. O koltuğa oturacak kişi şüphesiz kendisini o koltuğa oturtanlara hizmet eder. Daha önce de bakanlık koltuğuna oturan Türkmenler oldu. Bu bakanların Türkmenlere ne gibi hizmetleri oldu veya hangi sorunun çözümüne önayak olabildiler.

Mecliste üç milletvekiliyle temsil ediliyorsak, kimse bize ne itibar eder, ne hak tanır ne de gözümüzün yaşına bakar. Hak yalvarmakla ve yakarmakla alınmaz. Irak’ta güçlü isen hakkını alabilirsin. Dolayısıyla Türkmenlerin karşılaştıkları tehlikelere karşı koyabilmeleri ve haklarını alabilmeleri için her şeyden önce siyasi, içtimai, caydırıcı güç ile iktisadi güce sahip olmaktan ve davalarına sahip çıkarak Türkiye’yi yanlarına almaktan başka seçenekleri yoktur.

-Türkmenlerin kalbi Kerkük’te bile kültür merkezleri ve özel hastaneleri yok iken, İran’ın kimsenin Farsça bilmediği Kerkük’te yıllar önce bir kültür merkezi, bir de Türkmen ilçesi olan Dakuk’ta Haşd Şaabi mensuplarının tedavi görebilmeleri için açtığı tam teşekkülü bir hastanesi vardır. İran rejimi, İSLAMİYETİ ve Şiiliği kullanarak SASANİ devletini yeniden kurmayı hedefliyor.

-Maalesef Türkmenler olarak Kerkük’ün Türklüğünü koruyamadık. Kerkük, Türk’tür Türk kalacak lafta kaldı. Araplaştırma ile Kürtleştirme hamlelerinden sonra Türkmenlerin nüfus oranı Kerkük’te %25’e düşmüş durumda. Türkiye’de yabancılara mülk edinme hakkı tanıyan yasanın yürürlüğe girmesinden sonra on binlerce Türkmen’in Türkiye’nin çeşitli şehirlerinde konut satın aldığı bilinmektedir. Yasanın yürürlükte kalması, Kerkük Türkmenlerinin büyük çoğunluğunun Türkiye’ye göç etmesi demektir. Göç edemeyenler ise, Kürt-Arap çoğunluğu arasında eriyeceklerdir. On binlerce Türkmen’in Türkiye’de konut almasına ve binlercesinin de almaya hazırlanmasına gizli Türkmen göçü demek daha doğru olur. Türkiye’de yabancıların konut edinme yasasının yürürlükte kalması, Kerkük’te Türkmenlerin sonunu getirebileceği gibi Türkiye’de, Iraklı Araplarla Suriyelilerden oluşan bir Arap azınlığı sorunu yaratabilir.

-Telafer’den Mendeli’ye kadar uzanan Türkmeneli yurdu, Kraliyet, Cumhuriyet özellikle de Saddam rejimi dönemlerinde Araplaştırma hamlelerine ve 2003’ten sonra da, büyük çaplı Kürtleştirme hamlesine maruz kalmış ve kalmaya da devam etmektedir. Türkmenlerin şu an toprakları yoktur. Topraksız toplumların yıllarca ayakta kalarak direnmesi mümkün değildir.

-Mezhepçilik, 500 yıldan beri Türk milletinin başındaki en büyük belalardan biridir. Ne yazıktır ki Türkmenleri ikiye bölmekte olan mezhepçilik, diğer tehlikelerin en büyüğü olan topraksızlık kadar tehlikelidir. Türkmen toplumunun kemiğini kemiren VEHHABİLİK ile ŞİİCİLİK akımlarını, Suudi Arabistan ile İran desteklemektedir. Aslında ilkine SUUDİCİLİK diğerinde de HUMEYNİCİLİK demek daha doğru olur. VEHHABİLİK, Suudi Arabistan Kraliyet ailesinin çıkarlarına, ŞİİCİLİK ise Humeyni rejiminin FARSÇILIK felsefesine hizmet etmektedir. İster VEHHBİLİK olsun ister ŞİİCİLİK, ikisinin de hedefinde Türk düşmanlığı vardır.

– Şii Türkmen kardeşlerimizin özellikle bilmeleri gereken çok önemli bir husus var oda Güney Azerbaycan’da yaşayan kırk milyona yakın Şii mezhebine mensup Azeri Türklerinin dilleri, Türklükleri, örf adetleri ve yurtları Şii olduğunu iddia etmekte olan Humeyni rejimi tarafından yok edilmek istenmesidir. Ayrıca, herkesin bilmesi gereken diğer bir husus, da tehlikede altında olan Türkmenlerin mezhepleri değil. Tehlikede olan husus Türkmenlerin kendileri ve milli kimlikleridir.

-Türklük ve tarih bilincinin eksikliği, Türkmenlerin bir kısmını mezhepçilik illetinin esiri haline getirmiş durumundadır. Mezhebini Türkmenliğine tercih eden yüzbinlerce Türkmen var. Ayrıca milli şuur eksikliği Türkmenleri, Kerkük’te yaptıkları evliliklerin yaklaşık %40’ını Türkmen olmayanlarla yapmaya doğru sürüklemektedir. Mezhepçiliğin, gizli göçün, milli şuur eksikliğinin ve yapılan hatalı evliliklerin devamında Türkmenler kendi kendilerini asimile etmiş olacaklardır.

Bu tehlikeli gelişmelerin önüne geçilerek ciddi önlemler almaya acilen başlamak büyük önem arz etmektedir. Karşılaştığımız bunca yok edici tehlike ancak siyasi,içtimai, iktisadi, caydırıcı güç ve çağımızın etkili iletişim aracı sayılan ve her evde bulunan internet ve etkili milli TV yayınları ile okullarda uygulanması gereken bilinçlendirme hamleleriyle meyvesini verebilir.

Bu tehlikeli sorunların çözüm yollarını düşünenler vardır inşallah.  Aksi takdirde Türkmenlerin karşılaştıkları bu çok yönlü tehlikeler karşısında bir yüzyıl daha ayakta kalabilmeleri imkansız hale gelecektir. Türkmenleri tehdit eden tehlikelerden korumanın ve sorunlarının çözümünün yolu Irak anayasasının Türkmenler lehine yeniden yazılmasından geçer.

Türkmenler, anayasanın üçüncü ana unsuru yani üçüncü milleti olmadıkları sürece ne gelecekleri tehlikeden kurtulacak ne de haklarını elde edebilecekler. Türkmenler olarak anayasal haklarımızı elde edebilmemizin tek yolu eğer üç milyon isek, gelecek seçimlerde meclise yürekleri Türkmen halkına hizmet aşkıyla dolu olan en az 35 vekil göndermekle gerçekleşebilir. Bu hedefe ulaşmanın en gerçekçi ve tek yolu, Türkmenleri milli şuur şemsiyesi altında tek vücut haline getirebilen çok yönlü uzun soluklu milli mücadele hareketinden geçer.

27 Mayıs 2019

Akkoyunlu İmparatoru Uzun Hasan

Akkoyunlu İmparatoru Uzun Hasan

Fevzi Türker

Oğuz Türkleri’nin Bayındır Boyu’ndan olan Akkoyunlu Hanedanı Uzun Hasan 1423 yılında Diyarbakır’a bağlı Ergani kasabasında doğdu, 1478’de Tebriz’de vefat etti. Uzun Hasan 15 yaşındayken amcası Mehmet beyin kızı Selçukşah Begümle evlendirildi. Adının Uzun Hasan olması, boyunun uzunluğundan kaynaklanmamaktadır. Uzun, sadece aileye verilen bir lakaptır.

Akkoyunlular, Türkiye’nin güneydoğusundaki en önemli ve büyük şehirlerindenbirisiolanDiyarbakır’a12.yüzyılın sonlarına doğru yerleşmişlerdir. Akkoyunlu Devleti’nin kurucusu sayılan Uzun Hasan’ın dedesi Kara Yülük Osman Bey’in vefatından sonra, Akkoyunlu Devleti’nin başına 1453’te Uzun Hasan geçmiştir. 15. yüzyıla gelindiğinde, Uzun Hasan Akkoyunlu Devleti’nin yönetim merkezini Ergani’den Diyarbakır’a taşımıştır.

Uzun Hasan döneminde Akkoyunlu Devleti, Türkiye’nin bir bölümü, Irak, Suriye, İran, Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan’ı kapsayan geniş bir coğrafyayı denetimi altına alan büyük bir imparatorluk haline gelmiştir. Uzun Hasan Akkoyunlu Devleti’nin sınırlarını güneye doğru genişleterek 1466 yılında Tebriz’i Akkoyunlu İmparatorluğu’nun başkenti olarak ilan etmiştir.

Safevi Devleti’nin hükümdarı Şah İsmail Safevi’nin babası Şeyh Haydar, Uzun Hasan’ın kızı Alemşah Halime Begüm ile evliydi, yani Uzun Hasan Şah İsmail Safevi’nin dedesidir. Şeyh Haydar’ın babası Şeyh Cüneyd ise Uzun Hasan’ın kız kardeşi Hatice Begüm ile evliydi. Ama ne üzücü ve ilginçtir ki, Akkoyunlu Devleti Uzun Hasan’ın ölümünden sonra oğulları tarafından güçsüz düşünce ve aralarında koltuk kavgası başlayınca, Şah İsmail Safevi bu fırsattan yararlanarak, 1501’de Tebriz’i işgal ederek dedesi Uzun Hasan’ın kurucusu olduğu Akkoyunlu Devleti’ni yıkarak 1502’de Safevi Devleti’ni kurmuştur.

Türkler, tarihleri boyunca kurdukları devletleri hep kendileri yıkarak yenilerini kurmuşlardır. Aslında millet olarak bu konunun övünülecek bir yanı yoktur tam tersi üzülmesi gereken bir konudur. Türkler birlik olsalardı günümüzün en büyük coğrafyasına sahip olabilirlerdi. Dünya’nın en büyük iki Türk devleti olan Osmanlı ve Safevi Devletleri koltuk ve mezhep kavgasına değil Türk birliğine yönelmiş olsalardı bugün Bosna’dan Çin Seddi’ne kadar olan coğrafya hem Türk hem de İslam yurdu olurdu.

Uzun Hasan, 1458 yılında Osmanlılara karşı Trabzon Pontus İmparatoru 4. Yuhannis’un kızı Katerna Despina ile siyasi çıkara dayalı bir evlilik yapmıştır. Pontus İmparatoru’nun kızı Katerina Despina, Uzun Hasan ile evlendikten sonra, babasının direktifleri doğrultusunda kocasını sürekli Osmanlılara karşı kışkırtma faaliyetlerine sokmuştur. Uzun Hasan komutasındaki Akkoyunlu ordusu 1459’da Tercan (Erzincan) Dağları Savaşı’nda Osmanlı ordusu karşısında hezimete uğramıştır.

Fatih Sultan Mehmet, 26 Ekim 1461’de Trabzon’u ele geçirerek Türk topraklarına kattıktan sonra Pontus Rum Devleti sahneden silinerek tarih olmuştur. Uzun Hasan ordusunun Osmanlılara karşı 11 Ağustos 1473’te giriştiği Otlukbeli Savaşı, Akkoyunlu Devleti’nin sonunu getirmiştir.

Osmanlılarla giriştiği savaşlarda yenilgiye uğrayarak Gürcistan’a çekilen Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan 1477’de hastalanınca Tebriz’e geri döndü ve 7 Ocak 1478’de Tebriz’de vefat etti.

Akkoyunlu İmparatoru Uzun Hasan bilim, dini, sosyal ve devlet teşkilatlarıyla ilgili mimari eserler yaptırmaya büyük önem vermesiyle bilinen bir devlet adamıdır. Tebriz’de Nasriye Medresesi’ni yaptırdı. Medresenin bakımı için vakıflar kurduğu, yanında cami, bin yataklı hastane ve hastaneye bitişik olarak da fakirlere yemekhane yaptırdığı bilinmektedir. Uzun Hasan, ilim ve alimlere büyük önem vermiş ve onların koruyucusu olmuştur.

TÜRKMENLERİN NE ZAMAN SİYASİ AĞIRLIĞI OLACAK?

TÜRKMENLERİN NE ZAMAN SİYASİ AĞIRLIĞI OLACAK?

Fevzi Türker

Türkmenlerle ilgili siyasilerimizin yanlış politikaları yıllardır üzerinde durduğumuz bir durumdur ve galiba durmaya da devam edeceğimize benziyor. Siyasilerimizin büyük çoğunluğu, halkımızın varlığını hedef alan onlarca tehlikeyi göz ardı ederek, Türkmenleri bu tehditlere karşı koymanın bilinen eski yöntemler değil, direniş olduğunu ve bunun yollarını aramak yerine kişisel egolarını tatmin edercesine işin kolayına gidererek yıllar boyu halkımızı hem oyalama hem de yanıltma yolunu bilerek veya bilmeyerek tercih etmişler ve tercih etmeye de ısrarla devam etmektedirler.

 Türkmen halkının ve yurdu Türkmeneli’nin durumunu, 13 Eylül 2018 tarihli ‘’Türkmenlerin Çözüm Bekleyen Sorunları’’ başlıklı yazımızda da belirtmiştik. Türkmenlerin onlarca ciddi ve çok boyutlu tehlikeli sorunları vardır. Yaklaşık yüz yıldır Türkmenlerin çözüm bekleyen sorunları göstermelik toplantı, kurul ve kurultaylarla ne çözümü mümkün olacak ne de Türkmenler olarak bir yere varmamız mümkün olacaktır. Çünkü hak alınır verilmez, dolayısıyla ne pahasına olursa olsun bu sorunların köklü çözüm yollarını aramanın zamanı gelmiş ve geçmektedir. Aksi halde güçlü ve siyasi ağırlığımız olmadığı müddetçe, Türkmenlerin sorunlarının çözümüne katkı sağlaması mantık dışı olan bir bakanlık veya bir bakan yardımcılığı için avuç açmaya devam edeceğiz.

 Halk olarak bilmemiz gerekir ki, karanlık gelecekten kurtuluşumuzun tek yolu birleştirici bir direniş örgütünden geçer. Birleştirici ve kurtarıcı böyle bir örgüt olmadan, ne bugünkü yapısıyla Irak Türkmen Cephesi (İTC), ne de uyduruk tabela partilerimiz ne de kurulması son günlerde sık sık gündeme getirilen Milli Türkmen Meclisi, Türkmenleri içinde bulundukları bölünmüşlük ve mezhepçilik belasından kurtarabilir. Mezhepçiliğin yerini milliyetçilik, bölünmüşlüğün de yerini milli birlik almadıkça, kurulacak meclis kısa bir süre önce başka bir meclisi doğurabileceği gibi halkın tüm kesimlerini temsil edemeyeceğinden, özgür iradeli olamayacak ve bir önceki meclisten farklı olmayacaktır.

 Türkmenleri, herkese sözünü dinletebilecek ve yeri geldiğinde gücünü gösterebilecek, Türkmen sorununa çözüm bulabilecek her yönüyle güçlü milli bir direniş örgütü lazım. Bizim bu görüşümüze, hayal diyenler çıkabilir. Varsın hayal desinler, insan hayal ettiği sürece yaşarmış. Gerçekler her zaman hayalden doğmuştur. Bizim de bu hayalimizin gerçekleşmesi neden mümkün olmasın? Kırk yıl önce İstanbul’da kendini Kürt olarak tanımlayan Kürt vatandaşların sayıları yok denecek kadar azdı. Şuan ise oyunu HDP’ye oy veren Kürt vatandaşların sayısı bir milyonu aşmaktadır. Bunun nedenini sanıyorum bilmeyen yoktur. Kürtleri uyandıran, bilinçlendiren ve hatta onları denetleyen bir örgütleri var.

 Seksenli yıllarda Bulgaristan Türkleri, JİVKOV döneminde zorla isimleri değiştirildi ardından da Türkiye’ye göçe zorlanmışlardır. 2011’de Bulgaristan’da yapılan genel nüfus sayımına göre ülkenin nüfusu 7.544.570 milyon olarak bildirilmiştir. Sayım sonuçlarına göre kendini Türk olarak tanımlayanların sayısı 588.318’dir. Yani o tarihte Bulgaristan Türklerinin oranı nüfus %8 civarındaymış. Komünizmin çöküşünden sonra Bulgaristan Türkleri kendi siyasi partileri olan Haklar ve Özgürlükler Hareketini (HÖH) kurarak doğru adımlarla siyasete atılmışlardır. HÖH üyelerinin büyük çoğunluğu Türklerden oluşmaktadır. Parçalanma tehlikesiyle de karşı karşıya kalan HÖH bir ara otuzdan fazla milletvekiliyle parlamentoya girerek Bulgar hükümetine ortak olabilmiştir. Bulgaristan’da 2017’de yapılan erken genel seçimlerde ise HÖH parlamentoya 26 üyeyle girerek Bulgaristan parlamentosunda üçüncü parti olmuştur. Sekiz milyonluk Bulgaristan’da, nüfusları yaklaşık 6 milyon olan Türklerin siyasi kuruluşu olan Hak ve Özgürler Hareketi (HÖH) parlamentoya, 2017’de yapılan erken seçimlerde 26 milletvekili gönderirken, 38 milyonluk Irak’ta, nüfusları 3.5 milyon olan Türkmenlerin siyasi temsilcisi sayılan İTC ise parlamentoya sadece 2 milletvekili gönderebilmiştir.

 Türkmenler olarak başka toplulukların direniş ve kurtuluş hareketlerinden ilham almamız gerekmektedir. Eski yöntemlerin halkımıza hiçbir alanda herhangi bir yarar kazandıramadığı açıkça ortadadır. Dolayısıyla yararsız olan söz konusu eski yöntemlerin daha fazla sürdürülmesinin halkımıza pahalıya mal olacağını siyasilerimizin neden anlamadıkları hayret edici bir durumdur. Yolu gayet dikenli ve zor olan direniş hareketleri, ancak yürekli, cesaretli, fedakar ve davasına sadık olan insanlarca gerçekleşebilir. Anlaşılan kimse zor ve dikenli olan, fedakarlık gerektiren bu dikenli yola girmek istememektedir. Kurtuluş hareketleri, laf değil azimle, canla ve çelik iradeyle yürütülür. Ama anlaşılan biz halk olarak zulümden ,yok sayılmaktan ve horlanmaktan kurtulmayı mücadele vererek değil elma piş ağzıma düş misali kolayda aramaktayız.

 Nüfusumuzun 3.5 milyon olduğunu ve Irak’ın üçüncü unsuru olduğumuzu her fırsatta söylüyoruz, ama son milletvekili seçimlerinde parlamentoya yalnız 8 üyeyle temsil edilebildik. Ama bu 8 vekilimizin kaçı yeri geldiğinde göğsünü kabartarak Türkmen olduğunu haykırarak ifade eder veya Türkmen haklarını savunur? Türkmenlerin en kıdemli ve büyük siyasi kuruluşu olan( (İTC) bile bu seçimlerde parlamentoya bizce üç değil iki üyeyle girebilmiştir. Siyasi bir hezimet sayılan bu sonucun sorumlusu kim ve bu hezimetii, gelecek seçimde kim nasıl başarıya dönüştürebilecektir?

 Türkmen halkının Allah’tan sonra yegane umudu ve güvencesi olan Türkmen gençliğinin ilk hedefi, yüz yıldır mazlum, sahipsiz ve Türkmen halkına sahip çıkmak ve bu uğurda mücadele etmek olmalıdır. Türkmenleri, kurtuluşa ancak haklı davasına inanmış Türkmen gençliği taşıyabilir. Türkmen gençliğini, tarihi ve milli görevler beklemektedir. Türkmen gençliğinin yapması gerekenler arasında, özgürlüklerine kavuşmuş halkların ve toplulukların kurtuluş ve özgürlük hareketlerini incelemek ve yakından takip etmek ve sonucunda da Türkmenlere uygun milli bir kurtuluş yolunun çizilmesi olmalıdır. Türkmen gençliği, böyle bir milli mücadele hazırlığını 2-3 yılda tamamlayarak mücadeleyi başlatabilir. Türkmenler, siyasi ağırlığa ve güce sahip oldukları zaman haklarını yalvararak değil bileklerinin gücüyle elde ederler. Siyasi ağırlık mücadeleyle sağlanır, aksi takdirde halk olarak geleceğimiz Allah korusun karanlık olacaktır, çünkü yüce Allah RA’D suresinin 11.ayeti kerimesinde şöyle buyuruyor “Bir toplum kendisindekini değiştirmedikçe Allah onlarda bulunanı değiştirmez.” Türkmenler olarak, eğer yüce Allah’ın yardımını bekliyorsak önce kendimizi islah etmeliyiz ki, Allah ta bize yardımcı olsun.

 25.10.2018

TÜRKMENLERİN ÇÖZÜM BEKLEYEN SORUNLARI

TÜRKMENLERİN ÇÖZÜM BEKLEYEN SORUNLARI
Fevzi Türker
Türkiye’de yaşayan Türkmenler arasında birliği, sosyal ve siyasal dayanışmayı pekiştirmek, Türkiye’de lobicilik faaliyetlerinde bulunmak, Türkmenlerin sesini Türk ve Dünya kamuoyuna ulaştırmak ve Irak Türkmenlerinin karşı karşıya oldukları siyasal, güvenlik, kültürel ve ekonomik sorunlarını yakından takip ederek fikir üretmek ve çözüm projelerinde bulunmak amacıyla Ankara’da 2 Eylül 2018 tarihinde toplanan sekiz kişilik bir müteşebbis heyet tarafından İstişare Kurulu kurulmuştur.
Türkmen İstişare Kurulu Müteşebbis Heyeti’nin yayımladığı basın bildirisine göre kurul, önümüzdeki haftalarda Türkiye’nin muhtelif bölgelerindeki Türkmen Kanaat Önderleri, Akademisyen ve diğer Türkmen Sivil Toplum Kuruluşlarından üyeler seçerek Kurul üye sayısının yaklaşık elliye çıkarılmasını ve daha sonra KERKÜK’TE kapsamlı bir toplantı düzenleyeceğini duyurmuştur.
Kurul, düzenlediği toplantı sonrasında yayımladığı bildiride Türkmen halkının yüz yıldır birikmiş ve çözüm bekleyen onlarca sorununa ciddi olarak el atmışa benzemektedir. Umarız Türkmen İstişare Kurulu kararlılıkla Türkmen varlığını tehdit etmekte olan ve müzmin hale gelmiş onlarca sorunun çözümü konusunda ciddi istişarelerde bulunur, yol gösterici fikirler üreterek katkı sağlar. Daha öncekiler gibi akamete uğrayarak kuruluş amacı lafta kalmaz ve halkımızı yeniden hayal kırıklığına uğratmaz.
Türkmenler, Irak Devleti’nin kurulduğu günden beri Irak hükümetleri tarafından tarihi nedenlerden dolayı hep ötekileştirilmişler ve hakları ellerinden alınmıştır. Türkmenler kendileri de amacı milli varlıklarını yok etmek olan bu planlı ötekileştirme ve etnik temizlemeleri hep sineye çekmişler, uzağı göremedikleri gibi tepki vermeyi, mücadele yoluna gitmeyi akıllarının ucundan geçirmeden ve hak almanın en gerçekçi yolu olan fedakarlığı, teşkilatlanmayı, yeraltına inmeyi yüz yıl geçmesine ve milli varlıklarının her geçen gün yeni tehlikelerle karşı karşıya kalmasına rağmen teşkilatlanmayı bugün bile düşünmeden elma piş ağzıma düş misali kurtuluşu hep başkalarından beklemişlerdir.
Türkmen coğrafyası bugün işgal altındadır yani Türkmenlerin gerçek manada toprağı yok. Bağımsız bağlantısız Milli meclisleri yok, güçlü siyasi teşekkülleri olmadığından ne Araplar nezdinde ne de Kürtler nezdinde ağırlıkları yok. Milli TV, internet yayınları ve vurucu güçleri yok. Ekonomik güçleri de olmadığından yoksulluk ve işsizlik çok. Türkmenlerin kalbi sayılan KERKÜK’TE bile evliliklerin %40’ına yakını Türkmen olmayanlarla yapılmaktaymış. Bu olumsuz gelişme Türkmenlerin kendi kendilerini gönüllü olarak asimile ettiklerini ve ne kadar milli şuurdan yoksun olduklarını göstermektedir.
Yukarıda belirtilen ve köklü çözüm bekleyen tehlikeli sorunlar, Türkmenlerin karşılaştığı sorunların bir kısmını teşkil etmektedir ve söz konusu tehlikelere başka tehlikeler de eklemek mümkündür, ancak burada söz konusu tehlikeli sorunların bazılarına aşağıda genişçe değinmek istiyorum:
COĞRAFYA SORUNU: Türkmen coğrafyası yani Türkmenlerin ana yurdu TÜRKMENELİ’NİN şu an adı var kendisi yok. TÜRKMENELİ Yurdu 2003’ten önce Araplaştırma, 2003’ten sonra da Kürtleştirme planlarına sahne olmuştur. Her iki asimilasyon ve etnik temizleme politikaları da oldukça başarılı olmuştur. Şu an Kerkük İli’nin %40’ını Araplar, Kerkük’te ise nüfusun %51’i 2003’ten sonra başlayan yoğun göç dalgalarıyla Kürtlerden oluşmaktadır. Türkmenlerin diğer bölgelerindeki nüfus durumu ise Kerkük’teki durumdan farklı değildir.
Türkmen Coğrafyası sorunu, Türkmenlerin üzerinde önemle ve ciddiyetle durmaları gereken hayati bir sorun olduğu gibi geleceklerini de yakından ilgilendiren bir sorundur. Coğrafyası olmayanların geleceği karanlık olur. Kerkük ve diğer tartışmalı Türkmen bölgeleri, Kürtlerin fiili denetimine geçtiği takdirde, TÜRKMENELİ Türkmenlere zindan edilir, bir kısmı güneye Şii bölgelerine diğer kısmı da Türkiye’ye göçe zorlanacaklardır. Türkiye’de uygulanmakta olan yabancıların mülk edinme kanunu Türkmenlerin lehine olmamıştır. Kimse farkında değil Türkiye’ye gizli Türkmen göçü fiilen başlamıştır.
SİYASAL GÜÇ SORUNU: Irak’ta 3-3.5 milyon olduğumuzu ve Irak’ın üçüncü unsuru olduğumuzu her fırsatta dile getiriyoruz. Keşke 3 milyon değil ama 500 bin hedefi, stratejisi, milli şuuru ve TÜRKMENELİ sevdalısı bir toplum olsaydık. İnsana sormazlar mı madem ki 3-3.5 milyonsunuz ve Irak’ın üçüncü büyük unsurusunuz neden Irak Parlamento’sunda nüfus sayınıza orantılı olarak milletvekiline sahip değilsiniz? Irak Türkmen Cephesi (İTC) son seçimlerde Irak’ın genelinde alabildiği oy sayısı yaklaşık 81 bindir. İki yüz binin üzerinde Türkmen seçmeni bulunan Kerkük’te bile İTC 51 bin civarında oy alabilmiş ve Irak Parlamentosu’na Kerkük’ten aslında 3 değil 2 milletvekiliyle temsil edilmektedir. İTC, eğer parlamentoda 3 milletvekili ile temsil ediliyorsa, bu da cephenin uyguladığı seçim stratejisinde ciddi hata ve eksikler vardır demektir. Bu hatalı stratejinin, iller seçimlerinde tekrarlanmaması açısından etraflıca gözden geçirilmelidir. Büyük bir yenilgi sayılan bu seçim sonucunun başlıca diğer nedenlerine başka nedenlerde ekleyebiliriz. Örneğin; ya Türkmenler öz güvenlerini yitirmişler, ya geleceklerini umursamaz bir toplum haline gelmişler ya da nüfuslarının yarısına yakını kendini Türkmen olarak görmektedirler.
MEZHEPÇİLİK SORUNU: Osmanlı-Safevi Devletleri arasında yaşanan mezhep savaşları, Türk birliğine engel olmuştur. Her ikisi de Türk olan Osmanlı-Safevi Devletleri arasında mezhep kavgası ve savaşları yaşanmasaydı bugün Bosna’dan Çin Seddi’ne kadar uzanan bölgeler hem Türk hem de Müslüman olurdu. Mezhepçilik günümüzde Türkmenler arası birliği de yok etmekte olan başlıca tehditlerden birisidir.
Mezhepçiliğe karşı Türkmen halkı var gücüyle savaşmak zorundadır. Mezhepçilik var oldukça, Türkmen birliğinden söz etme yersiz olur. Mezhepçilik TELAFER’İ karpuz gibi ikiye bölmedi mi? İŞİD mensubu Türkmen mezhepçiler TELAFER ve BEŞİR’DE şerefli Türkmen kadınlarının ırzına geçmediler mi? Mezhepçilik yüzünden 200 bine yakın TELAFERLİ Şii Türkmen güney illerine göçe zorlanarak oralarda asimilasyon tehlikesiyle karşı karşıya kalmadılar mı? Fars ve Arap hayranlığına dönüşen ŞİACİLİK, VEHHABİLİK ve İHVANCILIK 2003’ten sonra Türkmen birliğine en ağır ve acımasız darbeleri indirmiştir. Türkmenleri mezhep değil ancak ve ancak gerçek TÜRKMENCİLİK korur ve kurtarır. Hiç unutmam rahmetli anamın vasiyeti: ’’Oğlum sen her şeyden ögce men Türkmanam sele’’ derdi. Irak Türkmenleri olarak Şiarımız ‘’BİZ HER ŞEYDEN ÖNCE TÜRKMENİZ’’ olmalıdır.
 

RAHİM CAVADBEYLİ OLAYI İKİNCİ BİR BORALTAN FACİASINA DÖNÜŞMESİN

RAHİM CAVADBEYLİ OLAYI İKİNCİ BİR BORALTAN FACİASINA DÖNÜŞMESİN
Fevzi Türker
Rahim CAVADBEYLİ Güney Azerbaycanlı bir Türk, TEBRİZ’DE doğmuş büyümüş bir aydın. CAVADBEYLİ dört yıldan beri Birleşmiş Milletler Yüksek Komiserliği Ofisi gözetiminde mülteci olarak Türkiye’de yaşamaktadır.
RAHİM CAVADBEYLİ, sayısız eseri ve makalesi olan bir Türk Milliyetçisidir. İRAN’DA, Türk milliyetçiliği yaptığı iddiasıyla suçlandığı ve baskıya maruz kaldığı için, ülkesi GÜNEY AZERBAYCAN’I terk etmek zorunda kalarak dört yıl önce anavatan Türkiye’ye sığınmıştır.
Tek suçu Türk milliyetçiliği olan TEBRİZLİ RAHİM CAVADBEYLİ, 2 Ağustos 2018 tarihinde gözaltına alınarak, İRAN’A teslim edilmek üzere VAN şehrinde bulunan mülteciler kampına gönderilmiştir.
Kahrolmamak elde değil, Türkiye’nin her yerinde hırsızlık yapan, uyuşturucu satan, her türlü pisliğe bulaşmış ve beki de Arap gizli servislerine çalışan binlerce Suriyeli sığınmacı cirit atarken Güney Azerbaycanlı Türk milliyetçisi, can kardeşimiz RAHİM CAVADBEYLİ sınır dışı edilmek isteniyor.
Fars rejimine teslim edilmek istenen sığınmacı TEBRİZLİ Türk kardeşimiz RAHİM CAVADBEYLİ olayına bütün siyasi partilerin başta Milliyetçi Hareket Partisi’nin tepki göstermesini umardık. Bu olayı sadece İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener bir mesajla dile getirmiştir. Akşener, gelişmeyle ilgili olan mesajında yetkililere seslenerek ”Rahim Cavadbeyli bir Türk Milliyetçisidir ve Türkiye’de mültecidir.  Gardaşımızı İran’a teslim etmeyin. Yeni bir BORALTAN köprüsü acısı yaşatmayın.”
1944 yılı başlarında çoğunluğu öğretmen, doktor, yazar ve avukatlardan oluşan 146 Azerbaycan Türkü, Sovyetler Birliği lideri Stalin’in baskıcı rejiminden kaçarak, ARAS nehri üzerine kurulu BORALTAN köprüsünü (Ağrı İli) geçerek Türkiye’ye sığınmışlardır. Dönemin Cumhurbaşkanı ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı İsmet İnönü, Kırım Türklerine karşı soykırım uygulayan Stalin’in baskılarına boyun eğerek 146 Azerbaycanlı Türkü, Türkiye’ye giriş yaptıkları yoldan, yani BORALTAN köprüsünün karşı yakasındaki Rus güçlerine teslim etmiştir. Teslim edilen 146 Azerbaycan Türkü, Rus askerleri tarafından oracıkta kurşuna dizilerek şehit edilmişlerdir.
146 Azerbaycanlı Türk gözyaşı içinde Türk sınır karakol komutanına yalvararak: “Bizi Ruslara teslim etmeyin, bizi siz öldürün, bizi teslim ederseniz Ruslar kurşuna dizecekler.” Karakol komutanı Ankara’dan kesin emir aldığından istenenleri istemeyerek de olsa aldığı emir gereği Ruslara teslim etmek zorunda kalmıştır. Teslim edilen 146 Azerbaycan Türkü, teslimden kısa bir süre sonra Aras Nehri’nin öte yakasında kurşuna dizildiler. Böylece BORALTAN faciası Türk tarihine silinmez bir kara leke olarak geçmiştir.
Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, BORALTAN faciasından duyduğu derin acıyı her fırsatta haklı olarak dile getirmektedir. Güney Azerbaycanlı Rahim CAVADBEYLİ eğer Farslara teslim edilirse ikinci bir BORALTAN faciası yaşanmış olacaktır. Tek suçu milletini sevmek olan CAVADBEYLİ’Yİ sınır dışı etme kararı, ikinci bir BORALTAN faciasına dönüşmeden ve Türk tarihine ikinci bir kara leke olarak geçmeden umarız bu mübarek kurban bayramı günlerinde Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan acilen yetkililerden kararın iptal edilmesini talep eder.
 

TÜRKMENLER, 12 MAYIS SEÇİMLERİ ve MİLLİ ŞUUR

TÜRKMENLER, 12 MAYIS SEÇİMLERİ ve MİLLİ ŞUUR

Fevzi Türker

KERKÜK, tarihi Türkmen yurdu TÜRKMENELİ’NİN Araplaştırma ve Kürtleştirme politikalarına ve buna bağlı planlı göç dalgalarına rağmen, TÜRKMENELİ’nin hem kalbi hem de tarihi özelliğini ve kültür merkezi olma durumunu hala korumaktadır. Türkmenli ve başkenti Kerkük’ün Türklüğü ve tarihi özeliği her ne pahasına olursa olsun korunmalıdır. TÜRKMENELİ yurdunu tartışmalı bölge olarak tanımlayan ve geçerliliği 31 Ocak 2007’de sona eren Irak Anayasası’nın 140. maddesi yeniden hayata geçirilirse dolayısıyla da Kürt bölgesine ilhak edilirse, TÜRKMENELİ, Türkmenlerin yurdu olmaktan çıkar ve Türkmenler halk olarak benliklerini kaybederler.

Türkmenler,TÜRKMENELİ  ve özellikle de Kerkük, ciddi tehlikelerle kaşı kaşıya olduğu yıllardır yazılmakta ve dile getirilmektedir. Bu tehlikelerin en ürkütücü olanı, yurdumuz TÜRKMENELİNİN,2003 öncesi ve sonrası yapılan Arap ve Kürt göç dalgalarıyla işgal edilme durumudur. Herkesin bilmesi gerekir ki, toprağı olmayan topluluklar er geç göçe zorlanarak buharlaşırlar ya da işgalciler arasında benliklerini kaybederek yok olurlar. Bu korkunç tehlikeye rağmen Türkmen halkı olarak sanki topraklarımızın işgal edilmesini özümsemiş gibi bir halimiz var.Gösteriş amaçlı ufak işlerle tatmin olduğumuz için öldürücü olan bu tehlikeyi önemsemez olduk.

Türkmen halkı olarak varlığımızı yok edecek boyutlarda olduğunu düşünmemiz ve üstesinden gelmemiz gereken çok sayıda; Türkmen bölgelerini yani TÜRKMENELİ yurdunu tartışmalı bölgeler olarak tanımlayan Irak Anayasası’nın ve geçerliliği 2007’e sona eren 140. maddesinin yeniden canlandırılması ihtimali, bölgelerimize yapılan büyük göç dalgalarının halkımız üzerindeki olumsuz yansımaları, mezhepçilik fitnesi, bölgecilik ve Türklük şuurunun yetersizliği gibi öldürücü tehlikeler var karşımızda.Bu tehlikelerin üstesinden gelebilmek, Türkmenleri uzun soluklu bir mücadeleye hazırlıklı olmalarını gerektirir.

Türkmen davasını daha ileri düzeylere taşımak, ancak milli bir şahlanışla mümkün olabilir. Türkmen davası şu an yere yığılmış hasta bir adama benzemektedir. Yere yığılmış hasta adamı kurtaracak ne bir hekim ne de ilaç var. Bu şahlanış mücadelesini, gerektiğinde mücadeleyi yeraltında sürdürebilecek ve bütün Türkmenleri kucaklayacak caydırıcı silahlı bir Türkmen gücüne de sahip bir kurtuluş örgütü gerçekleştirebilir.

Türkmen kurtuluş örgütünün temeli yıllar önce bilge insan şehit DR.NECDET KOÇAK tarafından atılmıştır. Ancak bu kutsal hedefli kurtuluş hareketi bencillikler, hatalar ve hatta bazı ihanetler yüzünden başarılı olamadığı gibi kurucusu NECDET KOÇAK, zalim Saddam rejimince 16 Ocak 1980’de idam edilerek şehit edilmiştir.

NECDET KOÇAK gibi milliyetçi, inançlı, uzak görüşlü, sabırlı ve birleştirici büyük bir kahramanı Türkmen anaları ne zaman doğuracağı bilinmez ama Türkmen halkının şu an NECDET KOÇAK gibi azimli, yüksek meziyetli, kişisel beklentisi olmayan, milletini seven ve gerekirse milleti için gözünü kırpmadan ölümü seçebilen yiğit bir öndere ihtiyacı vardır.

12 Mayıs 2018’de yapılan genel seçimlerinde, Türkmen seçmenlerin katılımı çok düşük olduğu iddia edilmektedir. Kerkük Türk’tür Türk kalacak iddiasında bulunmamıza rağmen Türkmen seçmenlerin katılımı düşük olduğu söyleniyor. Kerkük Türkmen Cephesi listesinden aday gösterilen 18 adaydan  ancak 3’ü  Kerkük’te kazanabilmiştir. Diğer bölgelerden seçilen 6 vekille toplam 9 Türkmen, meclis üyeliğini kazanmıştır. Bu dokuz vekilin bir kaçı dışında, kaçında milli şuur var veya kaçı açıkça Türkmen olduğunu yeri geldiğinde göğsünü kabartarak söyleyebilir veya Türkmen’in hakkını savunur?

Her fırsatta üç buçuk milyon ve Irak’ın üçüncü büyük unsuru olduğumuzu söylüyoruz ve meclise sadece 9 milletvekili gönderebiliyoruz. Son 15 yılda kış uykusuna yatılmasaydı ve  üç buçuk milyon bilinçli toplum yaratılmış olsaydı, 12 Mayıs seçimlerinde meclise en az 25 Türkmen vekil göndermek mümkün olabilirdi. Peki bu üzücü durumun hatası kimde? Tabii ki hata örgütsüzlükte, mezhepçilik fitnesinde, bölgecilikte, milli şuur eksikliğinde, Türkmen siyasetçilerinde ve partilerimiz ile sivil toplum derneklerimizin çoğunun tabela kuruluşu olmaktan öteye gidememesinde.

Irak Türkmen Cephesi (ITC), Türkmen siyasi partilerin en büyüğü ve en etkilisidir. Sürdürdüğü yoğun seçim kampanyalarına rağmen neden planladığı milletvekili sayısını Kerkük’te ve diğer bölgelerde elde edemediğinin nedenlerini araştırmalıdır ve ona göre de yeniden yapılanmalıdır. Irak Türkmen cephesi (İTC), Türkmenlerin başkenti Kerkük’te konumunu, varlığını ve faaliyetlerini güçlendirmelidir ve diğer bölgelerde başta Bağdat olmak üzere ve diğer Türkmen şehirlerinde de güçlü kadrolarla bürolar açmalıdır, ITC’nin yeniden yapılanmaya gitmesi Türkmenler için bu aşamada milli bir zarurettir. ITC’nin yeniden yapılanması, Kerkük’te ve diğer bölgelerde güçlü bürolara sahip olması, diğer Türkmen partileri için de geçerli sayılmalıdır.

12 Mayıs seçimlerin sonuçlarına başta Kerkük olmak üzere birkaç ilde hile katılarak, sandığa atılan oyların bir kısmı çalınarak başka partilere para karşılığında aktarıldığı bilinmektedir. Kerkük ve Dakuk’ta Türkmenler oy hırsızlığını haftalarca protesto ederek çalınan oylarının ve haklarının geri verilmesini yüksek sesle haykırarak Irak ve Dünya kamuoyuna duyurmuşlardır. Haftalarca devam eden haklı protestolar, Türkmen tarihinde gerçekleştirilen ilk milli şahlanışın başlangıcı sayılır ve halkımızı ilgilendiren olaylarda sürdürülmesi gereken bu kutlu şahlanışın başarılı geçmesinde, TÜRKMENELİ uydu kanalının önemli katkısı olmuştur.

TÜRKMENELİ Uydu Kanalı Türkmenlerin sesini yıllardır, Türkmenlerin kalbi Kerkük’ten dünyaya duyurmaktadır ve duyurmaya da devam etmelidir. Uydu kanalımız şu an Türkmenlerin elinde bulunan yegane etkili silahtır. TÜRKMENELİ Uydu Kanalı, uygulamakta olduğu yayın politikalarını gözden geçirir ve bilimsel temellere dayalı yönlendirici ve daha etkili yayınlara başlarsa, Türkmen milli şuurunu Türkmen coğrafyasının her tarafına yayarak birleştirici olabilir. TÜRKMENELİ uydu kanalı üzerine düşen bu milli görevi, yayın uzmanları, Türkmen siyasi partileri ve Türkmen sivil toplum örgütleriyle işbirliği içersinde yürütebilirse yapacağı yayınlar daha etkili ve daha verimli olacaktır.

Televizyon kanalları dünyanın her yerinde en etkili yayın organlarının başında gelmektedir. TÜRKMENELİ Uydu Kanalı isterse, yıllardır uyumakta olan kimsesiz ve teşkilatsız halkımızı uyandırır, şahlandırır ve Türkmenleri hedef alan bir çok tehlikeyi örneğin milli şuur eksikliğini, mezhepçilik fitnesini, bölgeciliği ve yurt sevgisi azlığını orta vade de yok edebilme gücüne sahiptir.

12 MAYIS 2018 SEÇİMLERİ VE TÜRKMENLER

12 MAYIS 2018 SEÇİMLERİ VE TÜRKMENLER

Fevzi Türker

12 Mayıs seçiminin yapılış tarihi konusunda siyasi gruplar arasında uzun süren tartışmalar yaşanmıştır. Başbakan Haydar El-İBADİ seçimlerin 12 Mayıs’ta yapılması konusunda ısrar etmiştir. Meclis Başkanı Selim EL-CUBURİ ise, İŞİD’DEN kaynaklanan mültecileri gerekçe göstererek seçimlerin yıl sonunda yapılmasını önermiştir. Sünni partiler de seçimlerin başka bir tarihe ertelenmesini istemişlerdir. Sonunda Irak Meclisi, seçimlerin 12 Mayıs 2018’de yapılmasını karara bağlamıştır.

12 Mayıs 2018’de yapılması kararlaştırılan Irak Genel Seçimleri’ne Şii Araplar, Sünni Araplar, Kürtler, Türkmenler ve diğerlerini temsil edecek değişik siyasi görüşten 20 ittifaktan, 204 siyasi partinin katılacağı bildirilmiştir.

12 Mayıs seçimlerini bu kez yurtsever, nezih, adaletli, kültürlü ve şovenist düşünceye sahip olmayan adayların kazanmaları, ülkede güvenlik adalet ve istikrarı sağlayacağı gibi Türkmenlerin uğradıkları haksızlıkları yasalarla gidermek açısından büyük önem arz edecek bir seçim olacaktır.

Türkmen adaylar, bu seçimlere KERKÜK Türkmenleri ittifakı ile diğer ittifaklardan katılacakları bildirilmiştir. KERKÜK Türkmenleri ittifakını oluşturan başta Irak Türkmen Cephesi (İTC) Türkmeneli Partisi, Adalet Partisi ve Milliyetçi Türkmen Partisi’nden oluşan 4 siyasi partiden 18 adayın katılacağı bildirilmiştir. Ayrıca Türkmenler bu seçimlere MUSUL’DAN İTC ve diğer ittifaklardan 36 adayla, TUZHURMATU’DAN 12 ve DİYALA ilinden ise 1 adayla katılacaklardır.

Seçimler yaklaşıyor, Irak Türkmen Cephesi ve diğer siyasi partiler yoğun bir seçim kampanyası çerçevesinde evden eve, köyden köye TELAFER’DEN MENDELİ’YE TÜRKMENELİ’NİN her köşesini gece gündüz dolaşarak halkımızı seçim konusunda bilinçlendirmek ve 12 Mayıs seçimlerine katılmalarını sağlamak ve oylarını Türkmen adaylara vermelerini teşvik etmek olmalıdır. Bu gibi acil ve önemli bir seçim kampanyası hemen başlatılırsa, bunda TÜRKMENELİ kanalının katkısı büyük olacaktır.

Türkmenler olarak, 12 Mayıs seçimlerine mutlaka ”BİZ HER ŞEYDEN EVVEL TÜRKMENİZ ” şiarıyla katılmalıyız. Mezhebimiz ve siyasi görüşümüz ne olursa olsun bilmeliyiz ki, halkımızın varlığını, kimliğini ve geleceğini sadece Türkmen dili koruyabilir. Dilimizi korumak, sahip çıkmak ve yaşatmak istiyorsak, 12 Mayıs seçimlerine katılarak oyumuzu dürüst, halkını seven sayan Türkmen adaylara vermeliyiz ve mümkün olan en çok milletvekiliyle meclise girmeliyiz.

Halkımız, zalim Saddam rejimi döneminde yıllarca korkunç haksızlıklara, zulümlere, idamlara ve en kötüsü asimilasyona maruz kaldı. Saddam rejimi, Araplaştırma politikalarıyla Türkmenleri öz yurtlarından söküp atmaya çalışmıştır. 2003’ten sonra da Saddam politikalarına benzer politikalar devam etmiştir. Yani Araplaştırma politikasının yerini Kürtleşme politikası almıştır. O kara günlerin geri dönmesini aklımızın ucundan geçirmek istemiyorsak, 12 Mayıs seçimlerine Türkmenler olarak var gücümüzle katılmalıyız.

Türkmenlerin uğradıkları haksızlıkları gidermek ancak Meclisin çıkaracağı kanunlarla, hatta mevcut anayasanın bazı maddelerinin değiştirilmesiyle mümkündür. Türkmenlerin haklarını savunmak ve uğradıkları haksızlıkları gidermek ancak çok sayıda iyi seçilmiş Türkmen milletvekilin 328 üyeli Meclise girmesiyle mümkün olacaktır. Dolayısıyla, Türkmen tarihinde dönüm noktası sayılacak 12 Mayıs seçimlerine katılmak ve Türkmen adaylara oy vermek, her Türkmen’in milli ve şerefli görevlerinden birisi olacaktır.

Türkmen seçmen, Türkmenler için tarihi bir dönüm noktası sayılan 12 Mayıs günü seçim sandığına doğru giderken ve oyunu kullanmadan önce etraflıca düşünmelidirler. Oyunu halkımıza hizmet edebilecek ,halkımızın haklarını savunabilecek ,Milliyetçi , dürüst, temiz ve yetenekli adaylara vermelidir.

30 Nisan 2014’te yapılan genel seçimlerde ikisi Irak Türkmen cephesinden (İTC) olmak üzere Türkmenlerden 9 aday Irak Parlamentosu’na milletvekili olarak girebilmiştir. Söz konusu seçimlerden sonra kurulan hükümette, Türkmenlere Iraklılarca hiç önemi olmayan İnsan Hakları Bakanlığı tahsis edilmiş ve bu bakanlık daha sonra parasızlık gerekçe gösterilerek iptal edilmiştir.

Nüfusumuzun 3 hatta 3.5 milyon olduğunu iddia etmekteyiz. Nüfusumuz, gerçekten iddia ettiğimiz gibi 3-3.5 milyon ise, neden Irak Meclisi’ne en az 35 milletvekiliyle temsil edilmiyoruz? Bunu nedenlerini düşünmek ve araştırmak gerekir. Umarız önümüzdeki 12 Mayıs genel seçimlerinde Irak Meclisine Kerkük’ten 5, Musul’dan 5, Tuzhurmatu’dan 3 ve Diyala’dan 1 olmak üzere toplam 14 Türkmen vekili meclise göndermeyi başarırız. Seçimlere sayılı günler kaldı. Meclise en az 14 milletvekiliyle giremezsek, kendimize halk olarak yazık etmiş oluruz.

Yurtdışında yaşamakta olan Türkmenlerin sayısı 200 bin civarında olduğu tahmin edilmektedir. Sadece Türkiye’deki Türkmen seçmenlerin sayısı 60-70 bin olduğu bilinmektedir, bu da iki milletvekili demektir.

Milletini seven her Türkmen seçmeni 12 Mayıs günü birkaç saatini sandığa giderek oyunu kullanmak için ayırmalıdır. Her kim ki nedeni ne olursa olsun seçime katılmak istemiyorsa, milletine karşı suç işlemiş olduğunu unutmamalıdır.

Halk olarak gülünç duruma düşmek istemiyorsak, 12 Mayıs genel seçimlerine katılarak milli vazifemizi yerine getirmeliyiz.

KDP’NİN Çöküşü ve KYB’NİN Yükselişi İran’ın Zaferi mi?

KDP’NİN Çöküşü ve KYB’NİN Yükselişi İRAN’IN Zaferi mi?

Fevzi Türker

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanı Mesut Barzani’nin 25 Eylül’de gerçekleştirdiği korsan bağımsızlık referandumuyla, 2014’te İŞİD sayesinde işgal ettiği ve 2003’ten itibaren hızla Kürtleştirmeye çalıştığı başta Kerkük olmak üzere Türkmen yurdu sözde tartışmalı bölgeler olarak tanımlanan TÜRKMENELİ bölgelerini Kürt bölgesine katma macerası, Irak ordusuna bağlı birliklerin 14 Ekim 2017’de başlattığı başarılı askeri hareketle, Barzani’nin çok güvendiği Peşmerge güçlerinin cephelerden birkaç saatte kaçarak hezimete uğramasıyla sona ermiştir.

Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) lideri Mesut Barzani’nin en büyük rakibi sayılan ve Irak eski Cumhurbaşkanı Celal Talabani’nin kurmuş olduğu İran destekli Kürdistan Yurtseverler Birliği Partisi’ne (KYB) bağlı güçlerin Irak birlikleriyle her hangi bir çatışmaya girmeden, Kerkük ve diğer sözde tartışmalı bölgelerden çekilmesi, Bağdat ile KYB arasında bir anlaşmanın var olduğunu göstermektedir. Nitekim basında yer alan haberlere göre İranlı General Kasım Süleymani, Haşd El-Şaab’i lideri Hadi El-Amiri ve KYB liderlerinden Bavel Talabani arasında dokuz maddelik bir anlaşmadan söz edilmektedir. 

Bu iddialar gerçekleşirse, Türkmenler de sessiz ve mücadelesiz kalırlarsa KYB, eskisi gibi Kerkük, Selahattin ve Diyala illerinde gücünü korur ve hükümetle tartışmalı bölgelerin geleceğiyle ilgili görüşmeleri de kendisi üstlenir. Kerkük’te daha önce olduğu gibi valilik, güvenlik, il meclis başkanlığı ve diğer genel müdürlükler kendisinde kalır. KDP’nin hezimetinden sonra yapılacak her hangi bir genel seçimde, KYB, GORAN Partisi ile Kürdistan İslami Partisi’yle seçim ittifakı kurabilirse IKB Yönetimini ele geçirebilir. Bu da Bölgesel Kürt Yönetimi’nin, İran hükümetinin ilgi alanına gireceği demektir.

Amacı gidebileceği bölgelerde Fars milliyetçiliği sayılan Şiiliğini yaymak olan İran Devleti, Kerkük ve diğer sözde tartışmalı bölgelerde KYB ile olan işbirliği kalıcı olursa Türkmenlerin varlığını, milli kimliğini ve birliğini ortadan kaldırmaya çalışabilir. Zira İran’ın öncelikli hedeflerinden biri, Türkmenler arasındaki mevcut mezhep fitnesini körükleyerek derinleştirmek olacaktır. Türkmenlerin bile kültür merkezleri yok iken İran, Türkmeneli Bölgesi’nde Fars dili ve kültürünü yaymaya iki yıl önce Kerkük’te açmış olduğu İran Kültür Merkezi’yle başlamıştır.

Dört bin yıllık bir tarihe sahip olan Türkiye, bu şanlı tarihini görmemeye ve yok saymaya çalışırken İran, İslam dinini ve Şii mezhebini kullanarak hızlı adımlarla Fars İmparatorluğu’na doğru ilerlemektedir. Türkiye Cumhuriyeti Devlet’ini yönetenler ise ya politika yapmasını bilmemekte, ülke çıkarını düşünmemekte ya da Türk tarihini anlamamaktadırlar. Farslar da, Türkler gibi dört bin yıllık bir tarihe sahiptirler, ancak Farslar tarihileriyle övündüklerini ve gurur duyduklarını her fırsatta dile getirmektedirler. KDP’nin Kerkük Operasyonu’nda Irak birlikleri karşısındaki çöküşü ve KYB’nin yükselişi, İran politikacılarının ülkelerine kazandırdıkları büyük bir politik zafer olduğu gibi, Kürtlerin tarihlerindeki en büyük hezimettir.

Türkiye’nin yıllardır Mesut Barzani’ye ve yönetimindeki partisi KDP’ye vermiş olduğu her türlü maddi ve siyasi desteğin onda birini İran, Talabani yönetimindeki KYB’ye vermemiştir, fakat İran destekli KYB, İran’a bugün Kuzey Irak’ta büyük bir zafer kazandırmıştır. Barzani ise Türkiye’nin iyi niyeti ve desteğine rağmen, hiçbir zaman gerçek manada Türkiye’den yana olmamıştır, tam tersine Türkiye’nin düşmanlarına yani PKK’ya hem ev sahipliği yapmış, hem de nankörlük yaparak yeri geldiğinde Türkiye’ye hayasızca kafa tutabilmiştir.

Irak Türkmen Cephesi (ITC) Başkanı Sayın Erşet  Salihi’yi bu kritik dönemde, tarihi bir görev ve sorumluluk beklemektedir. Başta Kerkük olmak üzere sözde tartışmalı bölgelerdeki son gelişmeler, Türkmenler için önemli ve tarihi bir fırsat sağlamıştır. Bu tarihi fırsatı her yönüyle değerlendirebilmek ve yeni bir yol haritası hazırlamak amacıyla ITC Başkanı Salihi, Türkmen siyasi partileri, Türkmen sivil toplum kuruluşları ve Türkmen siyasi şahsiyetlerini acilen Kerkük’te toplanmaya davet ederek merkezi hükümete daha önce sunulan Türkmen haklarını koruma toplantısının sonuç bildirisinde yer alan talepler gözden geçirilmeli, varsa söz konusu taleplere yeni talepler eklenerek ilgili makamlara yeniden sunulmalı ve uygulanmasını sağlamak için gerekirse silahlı mücadele dahil milletçe her türlü mücadele verilmelidir.