Tüm yazıları Gamze Keleş

Kerkük’te bir Türk’menem’

                                                 Kerkük’te bir Türk’menem’

                                                                                                                     Gamze Keleş  

Türkmenler tarih boyunca Arap, Kürt militan ve örgütlerinden, sözde demokrasi çerçevesi içerisinde baskı ve kısıtlamalara maruz bırakılmışlardır. Irak Hükümeti’nde güç alan azınlık Kürtlere bile demokratik haklar verilirken, bölgenin asıl sahibi Türkmenlere hiçbir hak tanınmamış hatta yok sayılmışlardır.

Bunun en gerçekçi örneğin ise Cumhuriyet ilanı üzerine Kürtlerin baş reisi olarak nitelendirilen Molla Mustafa Barzani’nin Irak’ta coşkuyla karşılanması olmuştur. Barzani’nin Irak’a gelmesi ve Irak Hükümeti’nin buna sessiz kalması Kürtlere sunulan büyük bir fırsat olmakla beraber Türkmenler için oynanacak oyunlar için de bir başlangıç olmuştur.

Cumhuriyet’in ilanı ile beklenen hak ve yaşama özgürlüğü de Türkmenler elinden alınarak devlet tarafından Kürt ve Arap halklarına verilmiştir. Eline verilen haklarla ayaklanan Kürtler Türkmenlere karşı silahlanmaya başlamış, Irak Hükümeti ise buna seyirci kalmıştır. Kürtlerin gelecek Kürdistan hayallerine yönelik saldırıları büyüyerek Türkmenlere bariz bir şekilde tehdit unsuru olmakla beraber, Türkmenlere hazırlanan kanlı katliamında temelini oluşturmuşlardır.

Kerkük’te oluşan komünist yanlısı yönetim,  Türk aydınlarını ve Türk halkını hedef almış, ülke içinde Türkçeyi yasaklayarak kimisini tutuklayıp kimisini acımasızca vatanlarından sürmüşlerdir. Acıyı, ayrılığı bir arada yaşayan Türk halkı, vatanları Kerkük’te azınlık durumuna da düşürülerek hiçe sayılmış, yuvalarından edilmişlerdir…

O dönemin Başbakanı General Kasım, bu durumu tarafsız bir biçimde mercek altına almamış olsa gerek ki, ülke içindeki Cumhuriyet’i ön plana çekerek kardeşliği vurgulamış, Türkmenlere yapılan haksız tutumun üstünü kapatmıştır.

14 Temmuz 1959

Cumhuriyet’in birinci yıl kutlamasına uyanan bir sabah, katliamla devam eden geceler.. 14 Temmuz 1959 sabahı militanların acımasızca kan şehrine çevirdikleri Kerkük, Türkmenleri vatanlarında sonsuz bir sessizliğe hapsetmiştir.

Suçsuz yere işkencelere terk edilen bir millet, çıkarları uğruna masumların çığlıklarına kulak tıkayan bir hükümet… Onlarca şehit verilirken çoğu soydaşlarımız yaralanmış, eşleri ve çocuklarından uzaklaştırılmışlardır.

Masum bedenlerin üstünden geçip kurşuna dizen peşmergeler yığınının üç gün üç gece bitmez vahşeti tarihe bir leke olarak kazınmıştır.

Türkmenlere yapılan işkenceler sağlıklı insanı bırakın insanın bile yapamayacağı zalimlikte olup, bölgedeki soydaşlarımıza uygulanmıştır. Efendioğlu Türkmen aşiretinden olan değerli soydaşımız, kardeşimiz Necmettin Efendioğlu’ndan dinlediğimiz canlı hikayeler, bir o kadar yüreklerimizi yakmaktadır…

(Efendioğlu bölgede en çok şehit veren Türkmen aşiretlerimizden biridir)

Hangi insan bir kadına işkence yapıldıktan sonra çırılçıplak bedenini elektrik direğine asar?

Yahut hangi insan bir adamın kollarını iki arabaya bağlayıp ters yönlere hareketiyle vahşice parçalar?

Bu Türk Düşmanlarının ortak insanlık dışı yöntemleridir.. Bu ve benzeri vahşete Doğu Türkistan, Hocalı (Xocalı) ve bir çok Türk katliamlarından tanık olduk…

Bu herhangi bir korku filmi yahut masal değildir!

Bu bölgedeki insanlarımızın hayat hikayesi ve çektiği zulümlerdir…

Bugün Türkmenlere yapılan zulüm halen devam etmekte olup, bazen aynı bazen de isim ve şekil değiştirerek önümüze konmaktadır… Erbil, Gavurbağı, Kerkük, Telafer gibi…

Fakat değişmeyen tek şey vardır ki o da Türkmenlerin yine yalnız kalmasıdır!..

Rabbim yar ve yardımcıları olsun.

Fatihler, Emreler, Halitlere mezar olmuş yurtlarıyla Kerkük unutulmayacaktır.

Kerkük Şehitlerimizi Saygı ve Rahmetle anıyorum.

Unutmamak dileğiyle…

Unutulan bir acı yenisinin başlangıcı demektir.

Selam ve dua ile…

 

Suriye’deki Türkmenlerin Bugünkü Konumu

Suriye’deki Türkmenlerin Bugünkü Konumu

Gamze Keleş

Asırlar öncesine dayanan bir kavmin tarihidir Suriye Türkmenleri…

Her ne kadar “Suriye’de Türkmen mi var ?” tepkisine maruz bırakılsalar da.

Hayır öyle 3-5 bin de değil, bildiğin 3,5 milyon Türkmen yaşarken biz bihaber!

Tarihi çok uzun zaman öncesine dayanan Türkmenler, Selçuklu Devleti döneminde bu coğrafyaya yerleşmiş, ata yurdu olarak benimsemişlerdir. Bölge, en verimli arazileri ile Türkmenlere kucak açmış böylelikle tarım ve hayvancılık faaliyetlerinde geçimlerini sürdürmüşlerdir.

Selçuklu döneminde bir çok haçlı saldırısına karşı kalkan konumunda bulunarak öz kimliklerinden de asla taviz vermemişlerdir.

Lakin I. Dünya Savaş’ı sonrası alınan ağır darbeden Türkmenler de yara almış, ülkedeki sorunlar içten içe büyüyerek var olan düzeni yıkmıştır. Yıllarca anadilde konuşup yazan her bir soydaşımız kısıtlama altına alınmış isimlerine kadar benliğinden uzaklaştırmak için bütün yollar denenmiştir.

1 milyona yakın kandaşımız asimilasyondan kaçamamıştır…

Türk dilinde eğitim almak isteseler de arapça eğitimine tabi tutularak asimilasyona hız kazandırmak istemişlerdir. Bu durumun farkında olan Türkmen gençlerinden bir çogu okul hayatına son vererek sanayi yaşamına yönelmiştir. Bazıları ise Türkiye’ye gelerek eğitimlerine devam etmişlerdir. Kim bilir kaç tane aydın olacak gencimiz bu sistem yüzünden hayallerinden vazgeçmiştir..

Peki bugün Suriye’deki Türkmenlerin konumu nedir ?

Esat Rejimi Türkmenlere karşı iç savaş çıkartıp ülke refahının bozulmasına temel hazırlamışlardır. Bir de bunun sebebi Türkmenlermiş gibi suçlamışlardır. Oysa Kürt, Sünni, Alevi demeden herkesle kardeşçe yaşayan kandaşlarımız ellerinden özgürlükleri alınsa da yine karşı çıkamamış rejimin karşısında haksızlığa uğramışlardır. Öz vatanları bilip Ataların yerleştiği topraklarda göçmen, azınlık muamelesi görmüşlerdir.

Bugün Türk düşmanlarının ortak amacı kimliğimizi unutturup soyumuzu yok etmektir.

Bu geçmişte de böyle olmuş, bugün de böyle olmuş, gelecekte de böyle olacaktır. Cenk ile alamadıkları zaferi mankurtlaştırma yöntemiyle elde etmeye çalışıyorlar fakat sözün kısası “Harman dövmek keçinin işi değil.” demiş Atalarımız…

Türk’ün Şanından ötürü talihinde olan kara bulutlar,  Türkmenlerde büyük sıkıntılara yol açmış olsa da, gelenek ve adetlerine gönülden bağlı soydaşlarımız bir çatı altında bulunarak varlıklarını daha da çok güçlendiriyorlar.

Selam ve Dua ile…