Kerkük’ten Ardahan’a “Kafkaslardan Anadolu’ya Şiir, Şair ve Aşık Günleri”

Kerkük’ten Ardahan’a

“Kafkaslardan Anadolu’ya Şiir, Şair ve Aşık Günleri”

17-19 Ekim 2019

Dr. Şemsettin Küzeci

 

Ardahan Üniversitesi’nin üçüncü kez düzenlediği ve bizleri davet ettiği “Kafkaslardan Anadolu’ya Şiir, Şair ve Aşık Günleri” etkinliğine ilkinde Azerbaycan’da olduğum için Irak Türkmenlerini temsilen Telaferli şair Davut KABAĞ kardeşimi göndermiştik. İkincisinde ise, İletişim kopukluğundan dolayı yine kısmet olmamıştır. Ancak bu yıl ne olursa olsun dedik mutlaka katılacağız. Üniversite Rektörünün imzasıyla davetiye geldikten sonra izinlerimizi ve hazırlıklarımız tamamlayarak, Ardahan’a doğru yola koyulduk. Ankara’dan Kars’a oradan da Ardahan’a hareket ederek bizleri Kars Havaalanında Dr. Mehmet Kıldıroğlu karşıladı. Benimle birlikte İzmir’den şiir yarışmasında dereceye giren şair Abdullah Direnç Baykal Üniversitesinin özel otobüsüyle Ardahan üniversitesine hareket ettik. Üniversitenin Yenisey kampüsü-Yenisey Konukevinde bizleri sıcak bir şekilde Fahrettin Akyol Bey ve Zehra Cankan hanımefendi karşıladılar. Odalarımıza yerleştikten sonra öğle yemeğinin Ardadan üniversite kampüsünü dolaştık.

Dil, Edebiyat Bölümleri ve Kütüphane Ziyareti

Yenisey Konukevinden Üniversite ziyaretimizde etkinlik için görevlendirilen Türk Lehçeleri bölümünde Yüksek Lisan öğrencisi Zehra Cankan bizlere eşlik ve rehberlik etti. Önce dil bölümüne daha sonra edebiyat bölümünü ziyaret ettik. Rusça bölümünden öğretim üyesi, Nahçivan kökenli Doç. Dr. Tamilla Aliyeva ve Prof. Dr. Günay Karaağaç, Dr. Nurgül Bağcı, Dr. Tagi Silahşör, Dr. Bünyamin Tetik hocaları ziyaret ederek, tedrisatın durumunu ve Türk dili edebiyatı hakkında fikir alışverişi yapıttık. Ardından da Irak Türkmen edebiyatı ile ilgili bazı eserlerimizi takdim ettik.

Ardahan’ın Özel ve Tarihi Mekanları

Üniversiteyi gezdikten sonra, zamanı değerlendirmek amacıyla Zehra kızımızla Ardahan turu yapmaya karar verdik. Doç. Dr. Tamille Aliyeva bizleri kendi aracıyla merkeze bıraktı. Ardahan’ın tarihi Ardahan’ın Kalesini, Kür Nehrini, Kongre Merkezi Müzesi, Dursun Akçam Kültür Evi, Yanık Cami, Ardahan Halk Kütüphanesini ziyaret ederek hatıra fotoğrafları çektik. Ardahan İl kütüphanesine bazı kitaplar takdim ederek yeni kitaplarda göndereceğimize söz verdik. Dursun Akçam Kültür Evi Müdürü Metin Onay Bey’e de kitaplarımızdan takdim ettik. Nisan 2020 tarihinde Bahar şenliklerinde bir konferans vereceğimize söz verdik.

 Kültür Yuvası Erdal Uygur Kunduracı Dükkânı

Her şehirde olduğu gibi bazı esnafların kültür işleri ile yakından ilgilendiğini ve memleket meselelerini yakından takip ederek bazı aydınlarının sempatisini ve sevgisi kazanılmıştır. Ardahan şehrinde de Erdal Uygu Bey bir Kunduracı ustası, ama dükkanına vardığımızda 2 Üniversite hocası ile de tanıştık ve kaynaştık. Erdal Beyin Irak, Suriye ve Ortadoğu konuları ile ilgili koyu sohbetine doyamadan çaylarımızı içip kendisine ve misafir hocalara kitaplarımızı takdim ederek, hatıra fotoğrafı çekerek dükkanından ayrıldık.

Ardahan’a Mahsus Kaz Mantısı, Gözleme ve Kate

Zehra kızımızla ve üniversite hocamız Tagi Silahşör bizleri Ardahan’ın meşhur “Evim Mantı” evinde bizleri “Gözleme” ile “Kate” yemeğine davet ettiler. Ardahan’a özel olarak bilinen bir çeşit börek olan bu iki yiyecek, gerçekten de çok lezzetli bir börek çeşidi olduğunu gördük. Kaz mantısı için aynı şeyi söylemeyiz. Nedeni çok kolay çünkü Kaz mantısı mevsimi olmadığını öğrendik. Kaza Mantısı yemek için “Özge Mantı” Restoranda apar topar gittiğimizde dediler ki, Kasım ayından önce yapılmaz. Çünkü daha Kazın göğsü kara değmemiş, ancak Ardahan Mantısı’nın lezzeti de kaz mantısı kadar var idi. Doyasıya yedik, elhamdülillah dedik.

 Dursun Akçem Kültür evi ve Dil ve Estetik Grubu

Dursun Akçam Kültür evinde bulunduğumuzda Ardahan Üniversitesinin öğrencileri kurdukları “dil ve estetik” grubu adına faaliyetlerine tanıklık yaptık. Haftanın belirli günlerinde her çeşit faaliyet yaptıklarını söylediler. Bizim bulunduğumuz saate “film izleme” faaliyetlerini gördük. Grubun danışmanı Dr. Bünyamin Tetik ciddi bir şekilde öğrencilerin kişisel gelişmelerine katkıda bulunup çapa gösteriyordu. Kültürevi de kapılarını tüm öğrenciler açıp ikramda bulunulması takdire değerlendirilir.

 “Kafkaslardan Anadolu’ya Şiir, Şair ve Aşık Günleri” etkinliğin açılışı

Ardahan Üniversitesince geleneksel olarak düzenlediği “Kafkaslardan Anadolu’ya Şiir, Şair ve Aşık Günleri” bu yılda üçüncüsünü başarıyla gerçekleştirdi. 17-19 Ekim 2019 tarihleri arasında Ardahan Üniversitesi kampüsünde düzenlenen etkinliğe; Türkiye, Azerbaycan, İran, Irak ve Gürcistan ülkelinden yaklaşık 30 şair ve 10 aşık katıldı. Etkinliğin açılışı Ardahan üniversitenin Hoca Ahmet Yesevi Konferans Salonu’nda gerçekleşti. Açılış törenine Ardahan Valisi Mustafa Masatlı, Ardahan Belediye Başkanı Faruk Demir, Ardahan Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Biber, İl Milli Eğitim Müdürü Fikret Çerkezoğlu, KOSGEB İl Müdürü Ramazan Sivri, İl Müftüsü Ramazan Pehlivan, İl Sağlık Müdürü Op. Dr. Erkan Özdemir, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Şakir Aydoğan, Genel Sekreter Hadi Gergit, konuk şairler, aşıklar üniversitenin akademisyenleri ve idari personelin yanında yerel basın mensupları ve çok sayıda şiir, edebiyatsever öğrenciler katıldı.

Sunuculuğunu değerli şair dostumuz Mehmet Yaşar Genç’in yaptığı açılış programı saygı duruş ve istiklal marşının okunmasıyla başladı. Açılış konuşmasını Ardahan Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet BİBER yaptı. Konuşmasında şunları kaydetti: “Değerli gönül dostları bu yıl 3. kez düzenlediğimiz, “Kafkaslardan Anadolu’ya Şiir, Şair ve Âşık Günleri” programına hoş geldiniz Ardahan Üniversitesi olarak bulunduğumuz coğrafyanın değerlerini; tanımayı, keşfetmeyi, devamını sağlamayı ve tarihimiz kadar eski bir geçmişe sahip olan âşık edebiyatımızı yaşatmayı kendimize şiar edindik. Ozanlar diyarı Ardahan’ın şiir ve âşık geleneğini devam ettirmek için bu programı düzenliyoruz. Şiir; insanın kendini bilmesi ve anlamanın yoludur. Konusu Ardahan olan şiir yarışmasını düzenlemenin ayrıca gurunu yaşıyoruz. Bu yarışmayla Ardahan aşığı yüzlerce genç şairin şiirlerini okuma fırsatı bulduk. Ozanlık geleneğimizin önemli temsilcilerinden, Çıldırlı Âşık Şenlik’i her yönüyle tanımak ve tanıttırmak için ARÜ olarak, “Âşık Şenlik Araştırma Merkezimizi” yakın zamanda kuruyoruz. 750 kişilik Âşık Şenlik Kültür ve Kongre Merkezi projemizi tamamlamanın mutluluğunu ve heyecanını sizinle paylaşmak istiyorum. Bunun yanında, şairlerimizin Ardahan’a gelip bu güzel şehrimizden ilham alarak yazdıkları şiirleri bir araya getirerek, bir şiir antolojisi kitabı hazırlıyoruz. Kitabı, siz değerli okuyucularla kısa zamanda buluşturacağız”. Ardahan Üniversitesi rektörü Prof. Mehmet BİBER konuşmasını Metin Önal Mengüşoğlu’nun, “Kardeşime Mektup” adlı şiirini okuyarak sözlerini noktaladı.

Kardeşime Mektup

Kolsuz ve düğmesiz ve sağ göğsünde bir rozet deliği olan Frenk gömleği,
Bekâr terleriyle sırılsıklamdı, hayata acemi erkeğinin,
Ah gülüm, onu kanla ıslatmayı becerdiğim gün artık ne esirlik ne zulüm,
Ne de gözlerimde sabah tuvaletinden arta kalan sabun köpüğü…

Kardeşlik, dostluk ve arkadaşlık
Bir sancının vücuda ilk girmesi gibi sıcak ve güzel bir şeydir sevgilim.
Çünkü ben onlarla geçtim gerçek bir buluşma olan namazın,
Kesin ve ödün vermeyen saflarından…

Sana döndümse şimdi ben, bütün eski sevgilerimi yığarak döndüm.
Yaşayamadıklarım yaşayabildiklerimden daha çok ve daha layıksa özlenmeye,
Sesim seninle daha gür, şarkılarım daha özgürse, bil ki;
Yaşayamadıklarımızı yaşanabilir kılmak için savaşmak,
Seninle bir menekşeyi koklayıp soldurmaktan daha güzeldir…

İsterdim öğrenmesin ta doğacak oğlum bile sana nasıl yandığımı.
Ben tırnağımla koparırken ta göğsümdeki kermeleri,
Doğacak çocuğuma emanet olsun öfkem, kılıcım ve heyecanım
Ve yüreğim soğusun diye sevgilim yüzüne bakıp susacağım.
Başını bağlayıp düş ardıma, sevgilim düş ardıma
seninle bir adım daha yaklaştım, daha yaklaştım muradıma…

ve ben diplomalarımı yırttımsa, bunun üstüne kılıcımı kınından sıyırdımsa
kalleşliği bir hamlede yere vurdumsa
savur gülüşlerini ne duruyorsun, konuş dillerin olayım,
Ağla dua et, çünkü hıncımda tazedir sevincimde
Çünkü tek sevda var şimdi içimde ”kavgamız” ve saflarımızda senin yerin…

Nasılda dadanmış sarışın sırtlanları daha gömülmediğimiz mezara, şu küfürbaz kuşağın.
Nasılda tutmuş, kuşatmış yolumuzu, gölgesi arkadan vuranın, alçağın.
Lakin bir umut bulunur daima, bulunur elbet,
Çıkıp sıyrılmaya doğru açılmış bir bitmez umut.
Ki, inancın ve aydınlığın kapısı odur, odur başımızı dik tutarız,
Odur yenilmeyiz karşılaştığımız ilk tahakküme, ilk karanlığa, ilk tel örgüye…

Bizimde haberlerimiz vardır sevgilim ikimizin arasında
Bütün kardeşlerimizin başı bağlıdır ona.
Ve bizim, çünkü bizim haberlerimiz vardır sevgilim; sağlam ve sadık.
Tutunur dağ aşarız yardımıyla, tutunur bileniriz,
Tutunur silme insan olan künyemizi yar kılarız sevdasına…

Sana anlatacağım şeyleri kafamda toparlamadan daha,
Kundaklamaya çağırıyorlar karanlığın kalleş bekçileri,
Tam bir adım kala sabaha uyanıyorum…
Ben ürküntüyle uyanınca çalıyor zilleri kafamın içinde; iğrenç, utanmaz

O zaman koşup Kitabımızın sözlerine saklanıyorum.
Kitap beni itiyor alanlara ve kitap beni itince alanlara
Görsen yiğidin ne kadar cesur ve ne kadar atılgandır.
O zaman bir özge candır, vay heyran yiğidin bir özge candır,
Anasına layık oğul, çocuklarına baba ve sana sultandır…

Esmerim, güzelim, nazlı yârim,
Tam kumrular tüy düşürürken yere, şafak üzere
ve bizimkiler, Kitabın kavline göre ayaklanınca
Ko gideyim, ko ki serbestlesin zincirlerimiz,
Ko ki korkak, ko ki kaçak demesin kimse,
demesin yiğidine….

Program protokol konuşmaları ile devam etti. Ardahan Valisi Mustafa Masatlı, programda yaptığı konuşmada, şunları söyledi. “Türkiye’nin güney sınırında oluşturulmaya çalışılan terör koridorunu yok etmek, bölgeye barış ve huzuru getirmek amacıyla başlatılan Barış Pınarı Harekatı’ndaki askerlere başarı diledi. Bin yıldır bu topraklarda kültür ve medeniyetin yaşatıldığını bu topraklar pek çok medeniyete ve kültüre beşiklik etmiş topraklardır. Bizim atalarımız da Sultan Alparslan‘dan bugüne kadar yaşamını sürdürmüş ve ilelebet yaşamayı sürdürecek bir millettir. Yaklaşık bin yıldır bu coğrafyada var olan milletimiz, bu coğrafyanın Yunus Emre’den günümüzde yaşamış Aşık Şenlik’e kadar birçok değeriyle gerçek bir kültür yuvası, gerçek bir medeniyet olması için hizmet etmiştir.” Sözleri konuşmasını tamamladı. Ardahan Belediye Başkanı Faruk Demir ise, konuşmasında şunlara vurgu yaptı. “Milletleri millet yapanın o milletin kültürleridir. Eğer ortada bir kültür var ise o kültüre ait bir milleti aramak lazım. Eğer ortada bir millet var diye bir iddia varsa o millete ait bir kültür lazım. İşte bizi biz yapan, yer yüzünde yedi cihana, biz milletiz, Türk milletiyiz diyorsak, bize bu kültürü yaşatan şairlerimiz, ozanlarımız, edebiyatçılarımız, kültür elçilerimiz ve onların bugünkü temsilcileri yani sizler sayesindedir. Hepinizin önünde devletimiz ve milletimiz adına saygı ile eğiliyorum”. Diyerek sözlerini bitirdi.

Ardahan Konulu Şiir Yarışması Ödüle Töreni

Protokol Konuşmalarının ardından Ardahan konulu şiir yarışması hakkında Jüri Başkanı Ferman Karaçam kürsüye davet edildi. Karaçam; yarışma ile ilgili önemli detaylar verdi. Yarışmaya Türkiye’nin birçok üniversitesinden 131 şairin katıldığını ve jüri üyeleri Ahmet Efe, Bestami Yazgan ve Nuray Alper’e teşekkür etti. Ardından da dereceye giren şiir ve şairler açıklandı.

Birincilik derecesine giren şiir: “Bir Malakanın Dökülmüş Sütüne Ağıt” yazarı Muharrem Yeni.

Bir Malakanın Dökülmüş Sütüne Ağıt

Gürcüelleri avucundan su içmek için bekler

Bir terekemenin uykusuz rüyasıdır ellerin

Kutlu bir tebessüm bırakır Harakani göğüne

Elvanlı kuşların semasıdır bu

Ak yeleli bir at koşar beyaz dağlar üzerinde

Rahvan bir rüzgâr, kar ve nar üzerine yemin içilmiş

Sabahlar Hay ki ordular çarpışır, Süleyman bir kale gibi göğerir

Aşık bir gelin mi o gölünde karlarla yıkanan

Ve bin yıllar maşuk eden kendini sarı saçlı mavi gözlü insanlara

Bitkin bir tanrının Posof kokan saçları

Sarmaşık gibi dolandı kaz çobanın gönlüne

Mevsimin şirin olsun demekli dili

Nazlı kazlar kaderle mi göçer gözlerinden

Bir han ki kar yüklü kervanların durduğu

Ey ki bir mutrufun değneği gibi kaba etlerimizi yakan soğuk

Murusları dökülmüş trenler gibi ömrümüz

Kars ellerinden varamaz sana

Kızaklar çeker kahrımızı çoban sürüleriyle

Ellerinde haşlak kartopları

Özü çürük bir kapının eşiğinde

Kan kınından çıkınca bir ur saplandı malıma

Sütüm döküldü huş oldum

Muharrem Yeni

İkincilik derecesinde: “Onlar Şiirleriyle Geldiler Benimse Zubunumda Kafkasyadolu” yazarı Serkan Karabostan.

Onlar Şiirleriyle Geldiler Benimse Zubunumda “Kafkasyadolu”

 Dağlarından şair heybelerinde iner akşam vakti,

Çeçil kokularında günbatımı;

Alın teri ağırlığında sevdayı anlatır.

Bir renk koymuşlar avcumuza çocuğum,

Bildiğim tüm tabloların ellerinde kırılmış bastonları,

Beyaz başka beyaz

Yeşil başka yeşil.

Neresinden tutarsan tut yarım kalmış bir mısradır hep.

Bir pürçek denir buralarda tutkunun adına

Altaş Kalesi’nde buluşur yalnızlığımız sonraları

İkiye katlanır elimizde ne varsa.

Büyük şehirlerden gelen yorgunluklarla çalınacaktır kapımız

Ahmet abim, asma şu suratını

Her gece Çıldır üstünde görürüm

Koskoca üç yıldız gülümseyip durur der.

Hem daha işlemedi mi ıslanmazlığı kaz çığlıklarının gözlerine?

Umut buralarda öğrenilir

Maviyi fabrika bacalarından tanıyan çocuğum

Gittiğin yerlerde anlatılır.

Diz kapaklarına yaralar toplayıver şu çıplak yollardan

Zubunun içinde sayısız yama olsun

Kafkaslardan geçtim dersin soranlara

Rüzgâr doldur ellerini sakladığın ceplerine

Gün gelir yetmeyiverir harfler

Cümlelerin ucunda, sırtına üşümeyi örtünen çatılar birikir kaygan kırmızılarda

Sesteş kelimeler bin türlü gitmek vurur çene kemiklerine

 

Rüzgâr doldur zubunun yamalarına çocuğum

Buğulu otobüs camlarının ardından bu veda vakti

Fotoğraflarından yalıtılmış yüksek katlı kalabalıklar olmasın yanında

Bir Ahmet abim, bir Ardahan, bir de sevdayı bilmezdim geldi başıma türküsü sığsın gözkapaklarına

 

Ölmemek budur çocuğum

Öyle filozoflara kalmış uzun tanımlar

Uzaktan yaşamak üstüne üstlük

Ölmemek, rüzgâr toplamak yani

Yaşıyorum diyebilmek ağız dolusu

Ölmemek bir pürçek Ardahan’dır çocuğum.

 

Üçüncülük derece’yi kazanan “İpek Yolu: 75. Menzil” adlı şiirleriyle Abdullah Direnç Baykal oldu.

İpek Yolu: 75. Menzil

Kar oldum da sulu sepken yağdım has bahçesine

Yağmur oldum da çisil, ağdım Ardahan Kalesine

 

Yeşil peçesini düşürür gerdanına

Dağları aralamaya çıkar Bülbülan

Şavşat kibarca yana çekilir

Zarafetle öne çıkar Ardahan

 

Ardahan, Kura’nın en sakin kolu

Sıyırır dirseğini, çeker karı, soğuğu

Köylerin izniyle sulanır ova

Susuz’un itirazı suya yazılır

Orman ılık nefesini üfler çamlara

 

Ardahan bir Halktan Sesler korosu

Yaylalar bahar dalı, tepeleri kardelen

Bilinmedik çiçeklerin gelincik teni

Yurt arayan arılara sırça bedesten

Bir kavanoz balda suretleri görünür

 

Ardahan, Kafkaslardan duyulan şarkı

Hızlı kalp çarpıntısı serhat şehirlerinin

Buzdağında kaybolan hüzünlü ordu

 

Gölün üzerinde kızaklar kayıyorsa; Çıldır

Sazanların sırtında da yüzebilir ‘ısız acun’

Kaz kurusu, feselli, kımı turşusu, katmer

(Yemekler de bazen çıldırma nedeni olabilir)

Dağa ova, köze nehir, çöle Mecnun

 

Dereboyu, volta atan kazlara bırakılmıştır

Oyunlar çocuklara, anne seslenişleri sokakta

Büyüdükçe yankıları, beyaz geceler

Donan kirpik çözülür, ısınır beden, yanar soba

Karda yürür semender

 

Posof naif, Gürcistan’a el sallar

Göle, kar altında uzak bir sancak

Doğunun tarihinde kayıp zaman

Damal yükselme düşü şahinlerle

Sorulara yanıt arar Ardahan

 

Kar oldum da sulu sepken yağdım has bahçesine

Yağmur oldum da çisil, ağdım Ardahan Kalesine

 

Yalnızçam, Evliya Çelebi’ye selam gönderir:

Bir sincap Ardahan’dan Edirne’ye

Ağaçlar üzerinde zıplayarak gidebilir.

 

Mansiyon ödülünün sahibi ise; “Ardahan” adlı şiiriyle Muhammed Muhammedoğlu oldu.

ARDAHAN

Kuzey doğu’da, bir şirin vilayet.
Doğu’nun incisi, ziynet Ardahan.
Kışın soğuk, yazın serin vilayet.
Her mevsimi, ayrı kıymet Ardahan.

Çıldır Gölü’nde, ye sarı balıktan.
Bu cennet, arınmış kalabalıktan.
Hissene düşürmez pay hastalıktan.
Cennet Türkiye’de, cennet Ardahan.

Kaşar peynirini, çiçek balını…
Mutlak tatmak gerek hıngalını.
Kaz eti ki; alır insan aklını.
Mutfakta diyar-ı lezzet Ardahan.

Damağa hizmettir cevizli kete.
Nasıl yaratılmış? Bak berekete.
Büyük iftihardır bu memlekete.
Bir altın tepside, nimet Ardahan.

Kale oldun, baktın sen Kafkasya’ya.
Gürcüler alamaz, vermem Rusya’ya!
Üç bin yıldır, kurdun tahtı dünyaya.
Yaşayasın, ebet müddet Ardahan!

Şehidi kefensiz, bu vatan bizim.
Varsın farkımıza, şu cihan bizim.
“Bel kemiğimizdir Ardahan” bizim!
Hazine içinde, servet Ardahan.

Bahar gelir, çiçek açar çayırlar.
Danayla, tosunla dolu ahırlar.
Onu anlatmaya yetmez satırlar.
Sonsuzluğa giden davet Ardahan.

Geçer ortasından, kura ırmağı.
Dört bir yanına da toplamış dağı.
Merttir insanları, serttir toprağı.
Sinesinde saklar, heybet Ardahan.

Göllerinde yaşar alabalıklar.
Oluşmuş üstünde de adacıklar.
Konaklar martılar, karabataklar…
Ediyor, aleme hizmet Ardahan.

Değişen zamanlar, ömürler boyu.

Şöhretin dolaşır, şehirler boyu.
Aylar, yıllar değil; asırlar boyu
Zarafeti sende, beklet Ardahan.

Dereceye girenlerin ödüllerini ve temsili çeklerini sırasıyla Ardahan Valisi, Belediye Başkanı ve Ardahan Üniversitesi Rektörü takdim etti. Mansiyon ödülünü ise, Jüri Başkanı Ferman Karaçam takdim etti.

“Şiir, İnsan ve Edebiyat” Konulu Paneli

Etkinlik programı kapsamında “Şiir, İnsan ve Edebiyat” konulu panel gerçekleşti. Panelin Moderatörlüğünü aslında şair ve yazar Metin Ünal Mengüşoğlu yapacaktır. Ancak bazı nedenlerden dolayı toplantıya geç kalınca panelin moderatörlüğünü şair ve yazar Ekrem Karadişoğulları üstlendi. Konuşmacılar ise, Prof. Dr. Rıdvan Canım “divan şiirinde şehir” ve Prof. Dr. Nurullah Genç ise, “şehir ve medeniyet” konularını anlattılar. Panelin ardından Ardahan Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Biber bir değerlendirme konuşması yaparak panelist ve moderatör’e teşekkür ederek, kentlerine birer teşekkür belgesi takdim etti. Şairler ve öğrencilerle birlikte toplu hatıra fotoğrafı çektirerek etkinliğin ilk oturumu son buldu.

Şair, Yazarların Kitap Tanıtımları ve Kitapların İmzalaması

“Kafkaslardan Anadolu’ya Şiir, Şair ve Aşık Günleri” etkinliğine katılan şair ve yazarlar bu oturumda her şair için bir masa tahsisi edilerek kitaplarını okurlarına imzaladılar. Ayrıca okurları, üniversite öğrencileri ile yüz yüze sohbet edip fotoğraf çektiler. Bu bağlamda bendeniz Şemsettin Küzeci ve şair yazar arkadaşım Nuray Alper, öğrencilere destek olmak ve kitap okumalarını teşvik etmek amacıyla kitaplarımızı ücretsiz olarak imzaladık. Öğrencileri bir nabza olsa bile mutlu etmek ve onlara bu mütevazi hizmeti sunmak bizleri gayet mutlu kılmıştır. Diğer taraftan da başka bir husus dikkatimizi çekti. Oda bazı yazar arkadaşlarımızın kitapları yayın eviler İnternet üzerindeki fiyatın hemen hemen iki katına satıldığını gördük. Öğrencilerin de kısıtlı imkanları bu kitaplara yaklaşmamalarına neden olduğunu gördük…!

Şair ve Aşıkların Gece Sohbeti

Etkinliğe katılan şair ve aşıklar üniversite öğrencileri ile birebir sohbet ortamında bir araya geldiler. Ortamı sağlayan Rektör Prof. Dr. Mehmet Biber bu durumdan çok memnun olduğunu ifade etti. Ayrıca öğrenciler de şair ve aşıklara bazı sorular yönelttiler. Samimi bir ortamda geçen sohbet toplantısında Prof. Dr. Nurullah Genç anlamlı hikayeler, anlamlı fıkralar anlatarak, sohbete ivme kazandırdı. Öte yandan Bendeniz de Kerkük ve Irak’taki, son durum ile ilgili bazı bilgiler vererek katılımcıları bilgilendirdik. Sohbette şair ve aşıkların kısa kısa sunumları da yer alarak gece başka bir renk kattı.

Ardahan Üniversitesi Rektörlük Ziyareti

“Kafkaslardan Anadolu’ya Şiir, Şair ve Aşık Günleri” etkinliği programı kapsamında programa katılan şair ve aşıklar Ardahan Üniversitesi Rektörlüğünü ziyaret etti. Katılımcıları Rektör Prof. Dr. Mehmet BİBER makamında karşıladı. Ardahan Üniversitesi faaliyetleri ve akademik çalışmaları hakkında katılımcıları bilgilendiren rektör daha sonra Üniversitenin üretimi olan birer şişe bal katılımcılara takdim etti. Ziyarette Rektör yardımcısı Prof. Dr. Şakir Aydoğan da bulundu.

Ardahan Rektörüne “Hizmet Ödülü”

Heyetlerin rektörlük ziyareti esnasında “Kafkaslardan Anadolu’ya Şiir, Şair ve Aşık Günleri” etkinliği çerçevesinde Irak Türkmen (Kerkük) edebiyatına, kültürüne göstermiş olduğu ilgi ve alakadan dolayı, Kerkük Kültür Derneği adına Rektör Prof. Dr. Mehmet Biber’e “Hizmet Ödülü” dernek başkanı Dr. Şemsettin Küzeci tarafından ödül ile birlikte Kerkük türküleri CD’si, Türkmen Bayrağı ve Türkmenler ile ilgili 10 kitap takdim edildi.

Yaşar Bayar ve İsmail Bingöl’e Türkmen Ödülü

Irak Türkmen kültürüne, sanatına ve davasına vermiş oldukları hizmetlerinden dolayı, Erzurumlu şair Yaşar Bayar ve TRT Erzurum Radyo Müdürü İsmail Bingöl’e Kerkük Kültür Derneği adına dernek başkanı tarafından Ardahan Üniversitesi rektörü ile birlikte birer Hizmet Ödülü takdim edildi.

Şiir Şöleni

Etkinliğin asıl programı şiir ve aşıklar şöleni olan “Kafkaslardan Anadolu’ya Şiir, Şair ve Aşık Günleri” bu bölümünde şairler sahna aldı.  Sırasıyla şairler Hüseyin Akın, Nuray Alper, Yaşar Bayar, İsmail Bingöl, Rıdvan Canım, Abdülkerim Dinç, Ahmet Efe, Murat Ertaş, Mehmet Yaşar Genç, Rövşen Guliyev, İbrahim Karabulut birinci bölümde şiirlerini okudular. Öğleden sonraki bölümde ise, Ferman Karaçam, Ekrem Karasişoğlulları, Müştehir Karakaya, Şemsettin Küzeci, Elhan Yurdoğlu, Şöreddin Memmedli, Metin Ünal Mengüşoğlu, Âdem Özbay, Tacettin Şimşek, Necip Yıldız bu bölümde birbirinden güzel ve anlamlı şiirlerini icra ettiler. Ardından da Ardahan Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Biber ve Rektör yardımcısı Prof. Dr. Şakir Aydoğdu tarafından tüm şairlere birer katılım belgesi takdim edildi. Toplu hatıra fotoğrafıyla şiir şöleni son buldu.

Gazi İletişim Hocam Doç. Dr. Semra Çevik ile 12 yıl sonra buluştuk

Gazi üniversitesi-İletişim Fakültesinde 2007 yılında Yüksek Lisans yaptığımda estetik dersine giren Doç. Dr. Semra Çevik hocamla buluşmak her ikimizi mutlu etmiştir. Şiir şöleninde şiirimi okuyup indikten sonra birileri bana yakınlaştı. Şemsettin Bey nasılsınız, beni tanıdınız mı? Salon biraz karanlık olduğu için hayır hocam dedim. Ben Semra Hoca gazi iletişimden, söylediğinde, hemen hatırladım. Gerçekten de çok mutlu olmuştum. O anda ne yapacağımız şaşırdım. Çünkü genel de Öğrenciler hocalarını hatırlarlar, unutmazlar. Ancak Semra Hoca, siz iyi bir öğrenci idiniz. Fakültede tüm hocalar sizi anlatırdılar. O yüzden iyi öğrenciler hocaların aklından hiç çıkmazlar dedi. Odasına gidince, yanımda Yüksek Lisans tezimin 2009 yılında TC. Başbakanlık (BYEGM) ile G.Ü. tarafından basılan “Irak Basın Tarihi” kitabımı hocama takdim etmekten onur duydum. Hocamla birlikte o anı ölümsüzleştirdik. Dönemin Dekanı Prof. Dr. Korkmaz Alemdar hocamızı telefonla aradık ve 5 dakika olsa bile gazi iletişim anılarımızı tazeledik…

 Rehber Eşliğinde Ardahan Şehir Turu

Etkinliğe katılan şair ve aşıklar için rehber eşliğinde Ardahan turu gerçekleştirildi. Rektör yardımcısının eşliğinde gerçekleşen şehir turu, Ardahan Kalesi ile başladı. Kür Nehri, Yakın Cami ve Kongre ve Kent Müzesi ziyaret edildi. Ardından da akşam yemeği için Yenisey Konukevine doğru hareket ettik.

Aşıklar Şöleni

Programın son faaliyeti aşıklar şöleni oldu. Etkinliğe katılan aşılar: Faruk Erdoğan, Mehmet Oktay, İsrafil Uzunkaya, Büyükağa Vücüdi, Tural Kasımov, Mevlüt Merdoğlu, Sadrettin Polat ve aşık Ruslan Kalandaov birbirinden güzel aşık havaları ve türküler okudular. İlk turdan sonra Aşıklar geleneğine aykırı olsa gerek istek türküler. Ancak aşıklarımız 3 adet istek aldılar. Birisi de Şair Nuray Alper Kerkük türküsü “Altun Hızmav Mülaim” istedi. Faruk Erdoğan zorlansa da bu türküyü başarılı bir şekilde icra etmeye çalıştı. Aşıkları kendi yöreleri ile ilgili havalar icara ettikten sonra “Ardahan Güzelleri” ayak olarak kendilerine iletildi. Bu turda güzel dörtlüklerle ayak’a ayak uydurdular. Son turda ise, atışma heyecanı başladı. Aşıklar birbirleri ile ikişer olarak atıştılar. Geceye farklı bir zevk katan aşıkları icarlarından sonra Rektör ve protokol ayakta alkışladı. Tüm Katılımcılar birer Katılım belgesi takdim edildi. Geceyi ölümsüzleştirmek amacıyla toplu hatıra fotoğrafı çekildi.

Ahıska yoksa Çıldır var

“Kafkaslardan Anadolu’ya Şiir, Şair ve Aşık Günleri” programı çerçevesinde son gün Gürcistan’ın Ahıska Şehrine tur yapılacaktır. Ancak hesaba katılmayan bazı uygulamalar birçok katılımcı şair ve Aşık’ı bu turdan mahrum etti. TC. Nüfus cüzdanları eski olanlar 1 Eylül 2019 tarafından bu yanan alınmayacaklarını duyurmuşlardır. Bu nedenle bize de Ahıska kısmet olmadı. Ancak Üniversitenin değerli hocaları ve rehberimiz Zehra Cankan hanımefendi beni yalnız koymayarak Ardahan’ın güzel bir ilçesi olan Çıldır Gölüne götürdüler. Önce Ardahan merkezde Antepli Ethem Usta’da Tagi Silahşör hocamız bize lezzetli baklava ve çaylarımızı içtirip sonra Dr. Nurgül Bağcı Hoca oğlu ile birlikte bizleri Çıldır Gölüne götürdü. Ardahan’ın bir güzel ilçesi olan yaklaşık 70km.  Uzaklıkta olan Çıldır ilçesi 2100 gerçekten de harika bir göle ve havaya sahiptir.

Çıldır Gölü ve Atalayın Yeri

Çıldır Gölü kenarında muhteşem bir yer. Adı “Atalayın Yeri” içeri girdiğimizde bizleri güler yüzle karışlayan Atalay usta, bizlere güven vermişti. Yerin duvarlarına kâğıt parçaları yazılan şiirler bize duygu seline kapatmıştı. Bu mekâna gelenler bir dörtlük veya bir kıta şiir yazmış, duvara asmışlardır. Kimi ailesi ile, kişimi sevgilisiyle kimisi de bizler dost ve arkadaşlarıyla geldiğinde duygularını şiire yansıtarak mekâna asmıştır. Biz de bir şeyler yazmak istedik. Ancak Tagi Hocamız Teberiz’deyken bir dostu ona Kerküklü şair “Seyfettin Biracı”nın “Filiz” adlı şiir kitabını Kerkük’ten getirmiştir. Hocamız Biravcı’nın Kerkük’te şehit edildiğini bizden öğrendi. Üzüldü. Biz de şehidimizin anısına onun güzel bir kıtasını kâğıda yazarak duvara astık. Şiir’de diyor:

Senin için her şeyim coşar haddini aşar, seni sevmek suç ise, sevmekte günahtır

Titrek yüzünde vahşi bir lale açar, seni öpmek suç ise, öpmemekte günahtır

 Böylece şiirimizi de yazıp yemek siparişimizi verdik. Gülün “Sarı Balık” yemeği çok şahaneymiş meğerse. Eh biz de merak ettik. Balık gelince gerçekten de lezzetine doyum almaz bir yiyecek olduğunu anladık. Yemekten sonra Çıldır ilçesi ve çevresinde bulunan gezinti noktalarına göz atarak birbirinden güzel karalar yakalayarak Çıldır gezimizi ölümsüzleştirdik.

Irak Türkleri Ardahan’da Tanıtıldı ve Anlatıldı

Üçüncüsü düzenlenen “Kafkaslardan Anadolu’ya Şiir, Şair ve Aşık Günleri” etkinliğinde her yönüyle Irak Türkleri tanıtıldı ve anlatıldı. Öncelikle Türkmen edebiyatı, sanatı ve müziği vd. konular ile ilgili yanımızda götürdüğümüz 15 kilo kitap öncelikle üniversite hocalarına, kütüphaneye, ilgi duyan öğrencilere ve Ardahan İl Halk kütüphanesi, Dursun Akçam Kültür Evi’ne takdim ettik.

Türkmen Şiiri ve Horyatı’na Büyük İlgi

Irak’ta Türkmen edebiyatı tarihine baktığımızda Irak’ta yazılı Türk edebiyatı Nesimi ile başlar, Fuzuli ile devem etmiştir. Miladi 1534 ile 1918 tarihleri arasında Osmanlı tarafından idare edilen Irak (Musul, Bağdat ve Basra Vilayetleri) edebiyatı umum Türk edebiyatının önemli bir parçası idi. 1918’den günümüze kadar Irak Türklerinin kendilerine hasa bir edebiyatı oluşmuştur. Eskiden Türk edebiyatı etkisiyle ürünler veren yazarlar bu dönemde Arap edebiyatı etkisi ile son yüz yılda edebiyatlarını yazdılar. Ancak, Irak’ta Türk varlığı hiçbir zaman kaybolmadı ve kaybolmayacaktır. Bunun sırrı da Irak Türklerinde olan milli ve ruh ve imandır. Bugün Irak’ta Türkler siyasi konularda her ne kadar başarılı olmamışsa, Kültür ve Sanat konularında büyük ölçüde uzun mesafeler kat etmişlerdir.

Biz de bu şiir şöleninde İki şiir ve birkaç horyat okumaya çalıştık. Onlardan “Kerküklüyüm Türkmen’im” ve “Ben Kerkük’üm Çanakkale” şiirlerimi seslendirdim.

Kerküklüyüm Türkmen’im

Ben Kerküklü ozanım

Kanla şiir yazarım

Susturmayın ezanım

Kerküklüyüm Türkmen’im

Gürgürbaba1 çırağım

Al sancaktır bayrağım

Kurutmayın kaynağım

Kerküklüyüm Türkmen’im

Oğuzdur soyum benim

Türkmen’dir huyum benim

Ne güzel toyum benim

Kerküklüyüm Türkmen’im

Millete aşk eken ben

Yâd kolunu büken ben

Gökten yıldız söken ben

Kerküklüyüm Türkmen’im

Hoyrattır hecem benim

Gündüzdür gecem benim

Fuzulî hocam benim

Kerküklüyüm Türkmen’im

Köylü şehirli benim

Türk’tür atan damarım

Haktan dönmez bir erim

Kerküklüyüm Türkmen’im

Özgürlüktür amacım

Millet büyük inancım

Vatanperver baş tacım

Kerküklüyüm Türkmen’im

Yüreğimde sızım var

Tarihlerde izim var

Kocaman bir mazim var

Kerküklüyüm Türkmen’im

Türklüğün unvanıyım

Sevginin vicdanıyım

Oğuzun al kanıyım

Kerküklüyüm Türkmen’im

***

Ben Kerkük’üm Çanakkale

Ben Kerkük’üm. Çanakkale
Zorla beni Anam’dan kopardılar
Yardan uzaklara apardılar
Zaman zaman kırık gönlümü yapardılar
Ben Kerkük’üm Çanakkale
Dim dik ayaktayım yaşıyorum hele.

**

Ben Kerkük’üm. Çanakkale
Bayrağımı Atam eliyle çizmiş,
Kıbrıs’ın Türk Bayrağı gibi
Birine beyaz, birine gök mavi
Rengi vermiş,
Birine Yavru Vatan
Birine Bala Vatan demiş.
Ben Kerkük’üm. Çanakkale
Petrolüm başıma bela.

**

Ben Kerkük’üm. Çanakkale
Oğuzlardan gelmişem
Sırtıma kültür hazinemi almışam
Yetmez mi bugüne kadar
Dilimle, şiirimle, müziğimle
Horyatımla ayakta kalmışam.
Ben Kerkük’üm. Çanakkale
Daldalanmışım bir kırık dala.

**

Ben Kerkük’üm. Çanakkale
Derdime derd çatırı
Senin için ne güneşler batırı
Şehidim sende yatırı
Kalbim her an senin için atırı.
Ben Kerkük’üm. Çanakkale.
Ben Kerkük’üm. Çanakkale
Müjdele Özgürlüğü bana

Canım kurban Anavatana.

Ben Kerkük’üm. Çanakkale

Ben Kerkük’üm. Çanakkale
**

Zaman zaman Türkmen şairleri, her platformda Anavatan’a haykırarak haklı olarak sevgilerini ve sitemlerini dile getiridirler. Ancak bu duygularını şiir ve horyatla gizli mesaj ve cinaslı horyatlar yoluyla ifade ederlerdir.

O Nil daha

Kurumaz o Nil[1] daha

Bes sele senivem Yar[2]

Beklerim on yıl daha

**

O yanmadı

Oyattim[3] oyanmadı

İkimiz bir ateşete

Men yandım O yanmadı

40 yıl şiir okudum

Ankara Oyanmadı

**

Oyan kara

Bu yan ak oyan kara

Kerkük’e yan bakanın

Gözlerin oy Ankara…

**

Irak’ta Türkler son yüzyıldır Türkiye’nin hasreti ile yaşamaktadırlar. Bunu şairlerinin dizelerinde horyat yazarların horyatlarını görüyoruz ve okuyoruz. Bu hasret belki yıllar boyu sürecek belik bizler görmeyebiliriz. Ama mutlaka çocuklarımız görecektir. Bu inançla sayın rektörüm ban verdiği “Az kaldı” ayakla güzel bir dörtlük düzerek, kendisine armağan ettik.

Aşıklarda saz kaldı

Güzellerde naz kaldı

Dayan[4] Kerküküm dayan

Kavuşmağa az kaldı

Teşekkürler Ardahan Üniversitesi

“Kafkaslardan Anadolu’ya Şiir, Şair ve Aşık Günleri” etkinliğinin üçüncüsünü düzenleyen Ardahan Üniversitesi, başarılı bir şekilde etkinliği sonlandırdılar. Bu bağlamda tüm katılımcıların benimle hem fikir olduklarına kesinlikle şüphem yoktur ki, sayın Rektör Prof. Dr. Mehmet Biber ve Yardımcısı Prof. Dr. Şakir Aydoğan tüm zamanlarına bu etkinliğe ayırdılar. Dört gün gece gündüz şair ve aşıklarla her saat her etkinlikte herkesin önünde ve yanında olduklarını gördük. Sabah kahvaltısından akşam yemeği ve gecenin son saatlerine değin şair ve aşıklarla sohbet eden, ilgi ve alaka gösteren böyle ikili bir Rektör ve rektör yardımcısı ben şahsan hiç görmemiştim. 25 yıldır Türkiye ve yurtdışındaki üniversitelerde onlarca konferans ve etkinliğe katıldığımda tüm yetkililer resmi açılış veya makam kabulü ardından da kapanış ve diploma dağıtımında hazır olurlar. Yani protokol gereği. Ama Ardahan Üniversitesi Rektörü ve ayrımcısı tam tersine gerçek bir ev sahipliği yaptılar. Artık sözün bittiği yerdeyim. Ne dersem ne yazarsam bu iki değerli kardeşimiz hakkında azdır. Burada unutmayalım ki, hazırlık aşamasında organizasyonda yer alan Dr. Mehmet Kıldıroğlu, Ferman Karaçam, Yaşar Bayar, Mehmet Yaşar Genç ve Serkan Balcı ile eşi Gülşen Kaya Balcı’ya teşekkür etmeyi de bir borç biliyorum.

[1] Mısır’da bulunan Nil nehri

[2] Yar kelimesi burada “Türkiye” yi hitap ediyor

[3] Uyandırdım.

[4] Diren

“7 EKİM” TÜRKMEN MİLLİ BAYRAMI VE IRAK’TA SON AYAKLANMALAR

“7 EKİM”

TÜRKMEN MİLLİ BAYRAMI VE

IRAK’TA SON AYAKLANMALAR

DR.ŞEMSETTİN KÜZECİ

 

Irak Türkmen siyasi kuruluşlarını bir araya getirmek amacıyla 24 Nisan1995 yılında Irak’ın kuzeyinde Türkmen Şehri Erbil’de kurulan Irak Türkmen Cephesi (ITC), 4-7 Ekim 1997 tarihinde Türkmenlerin kalesi, Gökbörü diyarında Erbil’de, yapmış olduğu 1. Büyük Türkmen Kurultayı çevresinde çok önemli kararlar aldı. Bu kararalar arasında iki karar vardı ki,çok önem arz ediyordu. Birincisi Irak Türkmenlerinin resmi dili “Yeni haflarla İstanbul Türkçesi” olması ve “7 Ekim” tarihinin, Irak Türkmenlerinin “Milli Bayram” olarak Türkmen Kurultayınca kabul edildi.

7 Ekim 1997’de Irak Devletinin tarihinde ilk defa olarak hür Türkmen iradesi Erbil şehrinde tecelli etmiştir. Bu tarihte ITC’nin çağrısına cevap vererek yurtiçi ve yurtdışında bulunan tüm Türkmen kuruluşları toplanıp 1.Türkmen Kurultayını gerçekleştirilmiştir. Dünyanın her yerinden Kurultaya katılan 100 civarında delege, ITC’nin şemsiyesi altında birleşmeye ve Türkmen Şurasının kurulmasına karar verdiler. Ayrıca, Kurultaydan Irak Türklerinin arzu ve taleplerini içeren “Temel İlkeler Deklarasyonu” oy birliği ile kabul edildi. Çalışmaları 4–7 Ekim’de 1997 tarihleri arasında yapılan Kurultay, 7 Ekim gününü o günü “Milli Bayram” olarak ilan etti.

7 Ekim Türkmen Milli Bayramı, 20. asırda çile, katliam ve gözyaşıyla dolu Türkmen tarihinde bir dönüm noktasıdır. 7 Ekim günü ümitsizlik ve kararsızlığı geride bırakarak, birleşmenin ve milli iradenin inkişafı günüdür. Bugün, Türkmen varlığını dünyaca tanınması, kabul edilmesi, yurt dışında gelişen milli kuruluşlarının ITC’ye katılması ve ITC’nin Irak Türkleri adına muhatap alınması 7 Ekim gününün birer zaferidir ve kazancıdır.

ITC Başkanlığı önce Erbil daha sonra Kerkük’e taşınması, Telafer, Musul, Erbil, Altınköprü, Tazehurmatu, Dakuk, Tuzhurmatu, Diyala, Hanakin, Aziziye, Başkent Bağdat ve onlarca köy ve kasabalarda ITC bürolarının açılıp, varlık göstermiştir. ABD, Ankara, Suriye, Berlin ve Londra’da temsilciliklerinin bulunması, dünya platformunda Türkmenlerin sesini, kültürünü ve çilesini tanıtmakta büyük rol oynamıştır.  Irak’ın Aydınlı Yüzü “Türkmeneli Uydu” TV’nin kurulması, Telafer’den Aziziye’ye kadar uzanan Türkmeneli bölgelerinde Türkiye Türkçesinde eğitim veren 350 civarında Türkmen okullarının açılması, Türkmen Meclisi, Türkmen Danışma Meclisinin kurulması, onlarca sivil toplum kuruluşlarının tesis edilmesi, örgütlenmesi ve yurtdışında lobi çalışmalarına yeni başlayan Türkmen derneklerinin kolektif çalışmaları, elbette bugüne kadar yapılan Türkmen Kurultaylarının kazanımlarıdır. Buraya kadar baktığımızda kulağa hoş gelen çok güzel kazanımların olduğunu görüyoruz. Hele hele Irak Parlamentosunda Türkmenleri ITC’nin milletvekilleri ve Irak Hükumet kabinesinde Bakanlarla temsil konusunda misyon üstlenmesi başka bir duygudur bence…

Bugün siyasi durumumuza baktığımızda ne birlik beraberliğimizden bir şey kalmış, ne de kazanımlara sahip çıkılmıştır. Hükumet kabinesinde bir bakanımız bile olmadığı acı bir gerçektir. Uzun süren iç çekişmelerimiz nedeniyle hem Türkmen bakanı kontenjanımız hem de Cumhurbaşkanı Türkmen Danışmanı ve Cumhurbaşkanı yardımcısı kontenjanına kavuşamadık… Her kes ben olum benden olsun mantığıyla bu ve buna benze onlarca üst düzey etkili vazifeleri kaybettik ve diyoruz.

 Değerli Çilekeş Türkmen Vatandaşları

Bugünler 7 Ekim Milli Türkmen Bayramının aziz Türkmen halkımıza ve tüm Iraklılara hayırlı olmasını dilerken, Saddam sonrası Türkmen varlığını yok saymaya çalışan gurupların sinsi politikalarından ve uygulamalarından bir an önce kurtulmamızı temenni ederim. Saddam sonrası Irak’ta yapılan 2005, 2010, 2014, 2018 Parlamento seçimleri Türkmenlere karşı bir dizi sahta oyunlara maruz kalınmıştır. Ayrıca, 2005 Şüpheli Anayasa referandum sonucu, Türkmenlere büyük haksızlıklar yapıldığını ve yok sayma politikasını kirli yüzü olduğu şüphesizdir. Ama ne yazık ki, tüm dünya bu haksızlıklara karşı sessiz kalmaktadır.

2003’ten beri düzenli bir plan doğrultusunda K. Irak ve komşu ülkeler Türkiye, Suriye ve İran’dan Türkmen Şehri Kerkük’e yerleştirilen yüzbinlerce Kürt, 31 Aralık 2007 tarihinde yapılmasını düşünen bazı gruplarca Anayasanın 140. maddesinin uygulanması, son aşaması olan “Kerkük referandumu” yapılmayınca bölgede hem bir suskunluk hem de bir gerginlik ortaya çıkmıştır. Barzani 10 yıl sonra tekrar gündeme getirdiği 140. Madde ve Kerkük referandumu Kürtler için artık kaçınılmazdır. Hele hele Kerkük’ün başında bir diktatör ve yolsuzluklarla dosyası kabarık bir Valinin olması işlerini daha kolaylaştırdı. 28 Mart 2017’de Kerkük Valilik binası ile devlet okulları hükumet binalarının üzerinde Irak Bayrağının yanında Kürt Bayrağının asması krizin başlangıcı olmuştur. Merkezi hükumetin uyarılarına kulak asmayan Kürt vali, Kürtlerin 25 Eylül 2017 tarihinde yapılan bağımsızlık referandumuna da Kerkük halının katılmasını Kerkük vilayet meclisindeki çoğunluğu Kürtlerden olan üyelerin oylarıyla katılma kararının alınmasını sağlamıştır. Kürt gruplarının bu gelişmeler karşındaki tavırları değişmeyince gayrimeşru bağımsızlık referanduma karşı hem komşu ülkeler hem de Irak’ın merkezi hükûmetinin kararı gereği Irak federal polis güçleri Tartışmalı bölgelerde Anayasa uygulaması adı altında bir operasyon başlattı. Neticede Bağımsızlık sevdasıyla yaşayan Kürtler başta vali ve Kerkük vilayet meclisinin 26 üyesi ile Barzani ve Talabani’nin partileri 4 saat süreyle 16 Ekim 2017 tarihinde Kerkük’ten kaçarak, kayıplara karışmışlardır…

1 Nisan 2020 tarihinde Irak’ta yapılacak olan yerel seçimler Kerkük ve Türkmenler için çok önem arz etmektedir. Çünkü 2005’ten bu yana Kerkük’ün özel durumundan dolayı Kerkük’te seçimler yapılmıyordu. 2003’ten 2017 yılları arasında Vali Kürt olarak tayin ediliyordu. Meclis üyelerinin çoğunluğu Kürtlerde olduğu için Araplar ve Türkmenlerin birleşmesi de işe yaramıyordu.

Kerkük’te Kürtleşmeden Sonra Tekrar Araplaştırma Politikası

16 Ekim 2017 sonrası Kerkük Vali yardımcısı Rakan el-Cuburi Başbakan tarafından Vekaleten Kerkük Valilik görevinde atandı. Arap kökenli olan Cuburi Kürtlerden sonra Kerkük’te eski Baas partinsin sinsi politikasını uygulamaya koydu. Bu defa Kerkük’te Araplaştırma politikası gündeme geldi. Bugüne kadar Türkmenler bu uygulamadan çok mustarip, ne yapacaklarına da şaşkındırlar…

Yerel Seçimlerde TEK Liste olmalıdır

Bu kadar çalkantılı bir siyasi gelişmeler karşısında Türkmenlere tek iş düşer. O da birleşmektir. Sadece krizlerde, seçimlerde ve sayımlarda değil. Düşüncede birleşmelidirler. Yerel seçimler için Tek bir siyasi parti düşünce değil. Kolektif bir düşünceyle toplumun karşına çıkmaktır. Bazı hizmetler var ki siyasi parti işi değil. Genel olarak tüm halka yönelik hizmetlerdir. Seçim, sayım ve referandumlar. Ayrıca güvenlik, ekonomi, işsizlik ve yolsuzluk gibi konular da genel hizmetlere kategorisinde yer almaktadır. O yüzden yerel seçimlerde Kerkük’te Türkmenler bir araya gelip, halkı seçmen kütüklerini yenilenmesini ve seçime gitmelerinin yanında tek listeye oy verilmesini gerçekleştirmelidir. Bu da başlıca başta ITC olmak üzere tüm Türkmen siyasi partilerin milli ve kutsal görevidir.

Irak’ta Son Ayaklanmalar

Irak’ta 12 Mayıs 2018 tarihinde yapılan genel seçimlerden 5 ay sonra zorla hükumetin kurulmasının üzerinden bir yıl geçti. Ancak Irak’a baktığımızda, İşsizlik ve yolsuzluk konuları aldı başını gitti. 2003’ten bugüne kadar genel hizmetleri bile halka sunmayan tüm iktidarlar bu defa neye uğradıklarını şaşırdılar. 1 Ekim 2019 tarihinde Irak’ın genelinde Kürt bölgeleri hariç hükumet karşıtı gösteriler başlamış, cadde ve meydanlar toplanan gençler iş, aş istemeye baş alamaya hazır olduklarını açıkça ve net olarak tek bir sesle dünyaya haykırdılar. Başta Başbakan Adil Abdülmehdi tarafından görevden alınan General Abdulvahap el-Sadi’in tekrar göreve dönmesi ve Irak Başbakan seçilmesini isteyen gençler ve bazı gruplar, daha sonra gösteriler el-Sadi boyutundan çıkarak başka bir boyuta yöneldi. Kimileri Irak’ta darbe ve rejim değişikliğinin olacağına vurgu yaparken kimileri de ABD Irak’a yeni bir planla tekrar geri dönecektir. Denildi. Aslında bu ihtimal çok yayığındır. Çünkü ABD son 2-3 yıldır Şiir iktidarlara karşı tepki içinde olduğunu görüyoruz. Hele hele İran’ın Irak’a 2003’ten beri adım adım müdahalesi ve devletim tüm kademelerinde müsteşarlarının bulundurulması İran Kudüs Ordusunun başı Kasım Süleymani’nin Irak’ta serbestçe varlık göstermesi, birçoğu gibi ABD’yi de rahatsız ve tedirgin emiştir.

ABD er yada geç Şii iktidardan kurtulup iktidarı tekrar Sünni kesimlere devretmeye planlarını devre sokmuş bulunmaktadır…Bu bağlamda hem Şii iktidarı hem de İran’a karşı planını devreye koyacaktır. Bu ayaklanmalar da bu planların başlangıcıdır. Bir prova mahiyetindedir. Önümüzdeki günler daha sıcak gelişmelerin yaşanacağının kanısındayız. Kaldı ki, Türkiye ve Rusya bu gelişmelerin neresinde olacaklar. Hele hele ABD, Türkiye’nin planladığı Suriye’nin güney doğusundaki “Barış Bölgesi” karşı çıkması ve Kürt silahlı Terör örgütlerine 300 Tır daha silah ve mühimmat göndermesi. Sanki bölgede bir savaş çıkacak v gibi algılanmaktadır. Ayrıca Beyaz Saray kendi İnternet sitesinde bir “Anket Formu” açarak Irak Rejimine karşı İmza kampanyası başlatması 150 bin imza toplanırsa eğer ABD Irak’a rejim değişimi ve reform için müdahale edeceği başka bir anlam taşımaktadır…!

 

Kerkük’te Türkmen Kamuoyundan Tek Liste Sesleri Yükseliyor

Kerkük’te Türkmen Kamuoyundan Tek Liste Sesleri Yükseliyor

Dr. Şemsettin Küzeci

1 Nisan 2020 tarihinde Irak’ta yapılacak olan yerel seçimler, yediden yetmişe halkı ilgilendirmektedir. Hele hele Türkmen bölgelerinde ilgi daha fazladır. Özellikle de Türkmen şehri Kerkük’te… 2005 yılından bu yana Kerkük’te yapılmayan yerel seçimler aynı meclis üyeleri ile bugüne kadar idare edildi. 2003 ‘ten sonra Kürt kökenli Vali Av. Mustafa Abdurrahman daha sonra Necmettin Kerim ardından da Arap Vali Rakan el-Cübüri bugüne kadar Kerkük’ün idaresinde Türkmenlere karşı her konuda ciddi haksızlıklar yaptılar.

Kerkük vilayet meclisinde toplam 41 üyeden 26’sının Kürt ve 6’sı Arap, 9’u da Türkmen olmak üzere 2005-2017 yılları arasında Kerkük’ün idare ettiler…!

16 Ekim 2017 tarihi sonrası Kürtlerin Kerkük’ten çekilmeleri ve Irak Ordusu ile Haşit Şabi’nin Kerkük’e girmeleri ve güvenliğin sağlanması Kerkük Meclisini adeta felç etti. Irak yetkilileri Vilayet yetkisini tamamen Vali’ye devretti. Bugüne kadar Arap Vali Kerkük’ü komuta ediyor. Kerkük ise 2003’ten 2017’ye kadar Kürtleşme politikası, o tarihten de sonra malum Araplaştırma politikası geri döndü. Sanki İkinci Saddam dönemini yaşıyor Kerküklüler… Bu raya kadar her şey net ve açıktır…

Şimdi gelelim Türkmenlerin seçime nasıl bir atmosferde gideceklerine. Türkmenler son seçimde Kerkük Türkmen Cephesi listesi ile girmiştir. Tüm sahtekârlığa rağmen 12 sandalyeden üç sandalye kazandı. Aslında beklentilerin dışında bir rakam oldu. Ancak siyasi ittifaklar, gizli anlaşmalar strateji hataları dikkate aldığımızda Türkmenlere büyük haksızlık oldu.

Bugün seçime katılmayalım, boykot edelim diyenler çok doğru bir fikirde değiller. Çünkü Kerkük’te Türkmenler boykot ederse, diğer gruplar daha fazla tırnak uzatır. Bunu Türkmen toplumu böyle bilmelidir.

Sokağın Sesi TEK LİSTE diyor

Kerkük’te halkın çoğunluğu başta siyasi partiler olmak üzere tek ortak liste ile seçime katılmalıyız diyorlar. Bu da eski seçimlerden çıkarılan ve alınan derslerden yola çıkarak en iyi akıl karı olduğunu gösteriyor.  İş ITC’ye kalmış, üzerinde düşen görev Türkmen davasına, milletine hizmet eden tüm Türkmen siyasi partiler ile rengine ve ahengine bakılmaksızın bir masa etrafından toplanarak adaylarını tek liste olarak belirlemelidirler. Yoksa iş işten geçer. Bu seçimin de günahı ve vebalı birkaç kişiye mal olur ve toplum tarafından af edilemezler…

Ey Türkmen Halkı,

Her kes kendini, ailesini ve çevresini seçime gitmek için teşvik etmelidir. Seçinin önemini ve gelecek için neleri getireceğini anlatmalıdır. Tayin, atama, iş, ihale kontenjan, mevki, rütbe vs. temenniler şimdilik yan dursun. Zaten kelin ilacı olsaydı kendi kafasına merhem olurdu mantığını düşünelim. Tabi ki istisnalar kaideyi bozmaz cümlesini unutmayalım. TÜRKMEN YETKİLİLERİ HALKIN SESİNE KULAK VERMELİDİR. TÜRKMEN MİLLİ İRADESİ YOK SAYILMAMALI. Söz konusu “Kerkük ve Türkmenler ise, gerisi teferruattır… Sandık başında görüşmek dileğiyle…

Azerbaycan’da “Milli Yaylaq Festivali”

“Milli Yaylaq Festivali”

Dr. Şemsettin Küzeci

 

Azerbaycan’a seyahatlerim son yıllarda hız kazanmıştır. 2019 yılı içerisinde ikinci kez Azerbaycan’ı ziyaret etme şansım oldu. Bu kez resmi davet TİKA’dan geldi. İlk kez Azerbaycan’da “Milli Yaylaq Festivali” düzenleniyordu. Kerkük Kültür Derneği davete dildi.  Derneğin Genel Başkanı olarak benimle birlikte dava arkadaşım Irak Şube Başkanı e. Milletvekili Fevzi Ekrem Terzioğlu ve Derneğimizin Azerbaycan Koordinatörü ve üyeleri ile birlikte Irak Türkmen heyetini teşkil ettik.  24 Temmuz Ankara Esenboğa Havaalanından Bakü Haydar Aliyev havaalanına ulaştığımda beni TİKA mensubu değerli dostumuz Elmir Laçin Bey karşıladı. Memmed Araz köçesi numara 87’de bulunan Goldun Shine otele yerleştim.

Festivalin Broşüründe festival hakkında şu bilgilere yer vermişlerdir: “Zengin ve çok yönlü kültür öğelerine sahip bir ülke olarak Azerbaycan’da yüz yıllar boyunca oluşturulmuş olan yayla kültürü ve oba gelenekleri söz konusu kültürel zenginliğin önemli bir parçasını oluşturmuştur. Türk geleneklerinde de önemli bir yer tutan göçebelik kültüründen de beslenen yayla kültürü ve oba gelenekleri, tarih boyunca ağırlıklı olarak hayvanlıkla uğraşan insanların yazın sıcak geçen ova ve düz arazilerdeki yaşam alanlarını geçici olarak terk ederek serin geçen dağ bölgelerine göç etmeleri ile oluşmuştur. İklim koşullarına bağlı olarak Mayıs ayında başlayan göçebe mevsimi Eylül-Ekim aylarına kadar sürermiş. Azerbaycan’da ile değişik ova ve düzlük arazilerde yaşayan insanlar tarih boyu coğrafi olarak köy ve kasabalarına yakın yaylalara göç ederek obalar kurarlarmış.

 Yirminci yüzyılda Sovyet yönetimi ve modernleşmenin etki ve baskılarının  (şehirli nüfus sayısında artış, tarım ve hayvancılıkta kolektif yapıların kurulması, ücretli emek ilişkileri, yeni yaşam alışkanlıkları vb.) sonucu olarak yayla kültüründe bir gerileme olmuş, yayla kültürü biçim değişikliği yaşamış (yaylalarda yurtlardan taş evlere geçiş, turistik tesislerin kullanımı) olmakla birlikte, bu etkiler farklı toplumsal kesimlerin (kentli nüfus, sanatçılar) yayla kültürüne entegre olmasına yol açmıştır.

Azerbaycan’da geleneksel yayla kültürü ve oba geleneklerinin tarihsel ve kültürel öğeleri ile yaşatılması ve tanıtılması amacıyla Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı (TİKA), Cavad Han Tarih ve Kültür Vakfı ve Gedebey Valiliği işbirliğinde 2019 yılının yaz aylarında Milli Yayla Festivali düzenlenecektir. Festival Gedebey’in Miskinli-Düzyurt Yaylası’nda 26-28 Temmuz 2019 tarihlerinde organize edilecektir. Festival kapsamında, geleneksel Türk (Orta Asya, Anadolu Yörük, Azerbaycan) motifli yurtlardan müteşekkil bir Etno-Kasaba kurulmaktadır.  Temmuz ayının ikinci yarısında kurulacak Etno-Kasaba Ağustos ayı sonuna kadar faaliyet gösterecek ziyaretçilere açık olacaktır. Etno kasabada, yurtların yanı sıra geleneksel el sanatları, yayla mutfağı, tarım ürünleri satış sergi yerlerinin kurulması, folklor, müzik, dans, geleneksel spor müsabakalarının düzenlenmesi öngörülmektedir.

Milli Yayla Festivali ve Etno-Kasaba aşağıdaki 3 ana faaliyeti içerecektir:

1-Kültürel Etnografik Boyut

-Aşık (ozan) sanatı örnekleri; geleneksel halk dansları, halk türküleri; tiyatro oyunları, geleneksel halk oyunları; yayla mutfağı, uygulamalı el sanatları; at, köpek ve koç gösterileri; yayla mahsulleri sergileri.

2-Milli Yayla Oyunları

-At yarışmaları; at üstü oyunlar, geleneksel güreş; ip cambazları, okçuluk.

3-Eko Turizm Boyutu

-Misafir turistler için eko-kasaba ziyareti; yayla mutfağı ve kültürü ile tanışma, geleneksel yurtlarda barınma imkânı; yayla kültürünün bazı öğelerini yaşama (hayvan bakımı, çobanlık, ot toplama, yayla mutfağını yaparak öğrenme, el sanatları ile uğraşmak); bölgenin önemli doğa ve tarihi yerlerine yaya ve atlı seyahatler.

 Milli Yaylaq Festivali Yapıldı

26 Temmuz 2019 tarihinde Irak Türkmenleri temsilen dostum ve dava arkadaşım Fevzi Ekrem Terzioğlu ile birlikte Bakü’den Festival alanına gitmek için ülke heyetlerini alan otobüse bindik. Otobüste dostlarımız Makedonya Türk heyeti ile yeniden kavuştuk. Türk Milli Birlik Hareketi Başkanı Erdoğan Seraç, e. Makedonya Bakanı Furkan Çaku, Gazeteci Murteza Soluoca, Makedonya Anayasa Mahkemesi üyesi Salih Murat, AKEKSAM Başkanı Tahsin İbrahim, ISD Başkanı Tuna Eyüp Kahveci ve Prof. Dr. Numan Aruç dostlarımızla güzel bir ortamda güzel anılarımız oldu. Yine Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan, İran, Bulgaristan, Yunanistan, Almanya, Altay, Rusya Federasyonu, Türkiye ve ev sahibi Azerbaycan’ın TİKA rehberleriyle otobüste uzun güzel sohbetler yapıldı. Şiir ve türküler eşliğinde Bakü’den Genceye, oradan Gedebey ve nihayet Yaylaq!a vardık.

Festivalin Açılışı

Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığının (TİKA)[1] öncülüğünde Cevat Han Tarih ve Kültür Vakfı ile Gedebey Valiliğinin ortaklaşa düzenledikleri “Milli Yaylaq Festivali”nin birincisi Gedebey şehrinin Düzyurd-Miskinli Yaylası’nda Türk dilli konuşan 16 ülkenin katılımıyla 26-28 Temmuz 2019 tarihleri arasında gerçekleşti. Azerbaycan’da ilk kez düzenlenen festivale Turist amaçlı olarak dünyanın muhtelif ülkelerinden de katılanlar oldu. Azerbaycan ve bölge halkının de festivale ilgisi beklenenin üzerinde kaydedildi. Festivalin açılışına, Azerbaycan Tarım Bakanı İnam Kerimov, Dünya Etnospor Konfederasyonu Başkanı Bilal Erdoğan, Türkiye’nin Bakü Büyükelçisi Erkan Özoral, Türkiye’nin Gence Başkonsolosu Zeki Öztürk, Gedebey Valisi İbrahim Mustafayev, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkan Yardımcısı Hadi Turus, Dünya Etnospor Konfederasyonu Başkanvekili Hakan Kazancı, TİKA Bakü Program Koordinatörü Teoman Tiryaki, Cevat Han Tarih ve Kültür Vakfı Başkan Yardımcısı Müzadil Hasanov, katılımcı ülkelerin temsilcileri ve çok sayıda üst düzey yetkili de  katıldı. Milli Yaylaq Festivali coşkulu ve renkli görüntülere sahne oldu. Festival katılımcılarını temsili Dede Korku tarafında selamla karşıladı. Ardından da resmi açılış başladı.

Protokol Konuşmaları

Resmi açılış protokol konuşmalarıyla başladı. Azerbaycan Tarım Bakanı İnam Kerimov “Festivalin ilk kez yapıldığını ve Türkiye-Azerbaycan kardeşliğinin bir ürünü olduğunun altını çizdi. Gedebey Valisi İbrahim Mustafayev, Böyle bir festivalin yapılması bölge için çok önemli olduğunu ve bu bir ilk olarak başlatıldı. Bundan sonraki yılarda daha güze ve mükemmel olacağını da söyle. TİKA başta olmak üzere emeği geçenlere teşekkür ederek sözlerini noktaladı.

Festivalim şeref konuğu Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının oğlu ve Dünya Etnospor Konfederasyonu Başkanı Bilal Erdoğan da bir konuşma yaptı.  Bilal Erdoğan konuşmasında “tüm festival katılımcılarına Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın selamlarını iletti. Azerbaycan’ın son yıllarda önemli spor organizasyonlarına imza attığını sözlerine ekledi. Etkinlikteki coşkulu ve yoğun kalabalığın Azerbaycanlıların milli sporlara olan güçlü desteğini gösterdiğini vurguladı. Azerbaycanlı gençlerin kendi milli sporlarını unutmamasını önemsediklerini belirten Erdoğan, şu değerlendirmede bulundu: “Çünkü kültürümüzü kaybedersek bağımsızlığımızı kaybederiz. Bizi yenmek isteyenler, topraklarımıza giremedikleri zaman kafalarımızın içini işgal etmek istiyorlar. Bunu kültürleriyle, müzikleriyle, sporlarıyla yapıyorlar. Eğer biz kendi kültürümüze sahip çıkmazsak o zaman bizi mağlup etmek isteyenler başarılı olur. Kültürümüze ve değerlerimize sahip çıkmalıyız. Dünya Etnospor Konfederasyonu olarak bu mesajı sadece Türk dünyasında değil bütün dünyada veriyoruz. Dünyanın bütün milletleri kendi sporlarını yaşatma hakkına sahiptir. İnşallah Milli Yayla Festivali Azerbaycan’da milli sporların gelişmesine katkı sağlar, hem de Azerbaycan kamuoyunun bu konuya ilgisini çekmekte bir vesile olur.”

Türkiye’nin Bakü Büyükelçisi Erkan Özoral, kalabalığa baktığında kendini Türkiye’de düzenlenen yayla festivallerinden birindeymiş gibi hissediyorum. dedi. Türkiye ile Azerbaycan’ın iki devlet, bir millet olduğunu dile getiren Özoral, “Türkiye’nin gücü Azerbaycan’ın, Azerbaycan’ın gücü de Türkiye’nin gücüdür. Bizler birbirimize omuz verdikçe, birbirimizden güç aldıkça daha güzel yarınlara gideceğiz. Geçmişimizi görmemiz önümüzü daha çok açacak, bizi daha çok geleceğe taşıyacaktır. Bugün yapılan festival bizlerin nasıl tek millet olduğunu göstererek önümüzde yeni ufuklar açacaktır.” ifadelerini kullandı.

TİKA’nın Bakü Koordinatörü Teoman Tiryaki konuşmasında TİKA’nın Azerbaycan’daki çalışmalarından konuştu. Yeni projeler üzerinde durdu. Bundan sonra daha fazla proje yapacaklarını açıkladı. Cevat Han Tarih ve Kültür Vakfı Başkan Yardımcısı Hasanov da kısa bir konuşma yaparak her zaman projelere açık olduklarına vurgu yaptı. Bu festivalde emeği geçen TİKA olmak üzere her kese teşekkürler etti. Konuşmaların ardından Azerbaycanlı binicilerin Karabağ atlarıyla yaptığı akrobasi gösterisi büyük ilgi gördü. Binicilerin gösterinin sonunda Azerbaycan ve Türkiye bayraklarıyla tur atması davetlilerden büyük alkış aldı. Azerbaycanlı geleneksel halk sanatçılarının müzik gösterileriyle devam eden etkinlikte Türk ve Kırgız okçuların yaptığı gösterilere de davetliler ilgi gösterdi. Daha sonra ok atma faaliyeti yapıldı. Bilal Erdoğan da ok attı. Protokol tarafından Festival ateşinin yakılmasıyla birlikte tüm faaliyetlere de hız verildi. Festivalin birinci günün sonunda Sanatçılar sahne aldı. Karabağ aşıkları, Devlet Artisti Nuriye Hüseynova ve Şemistan Elizamanlı sahna alarak tüm katılımcıları coşturdular. Etkinliğin açılışı, yetkililerin festival ateşini yakmasıyla sona erdi.

Festivalim İkinci Günü

Birincisi düzenlenen “Milli Yaylaq Festivali”nin ikinci gününde heyetler alana getirildi. Bu kez çadırlar ve Kültür sanat faaliyetlerinin yapıldığı çadırlar gezildi. Faaliyetler de Kırgız, Kazak, Özbek ve Türkiye gösterim yaptı. Türkiye’den Türk dünyası sanatçısı Kaya Kuzucu okuduğu birbirinden değerli ve anlamlı türkülerle tüm festival katılımcılarını coşturdu. Spor faaliyetlerin yanında el sanatları sergisi gezildi. Birbirinden güzel ve muhteşem el sanatları ürünleri Azerbaycan halkının ne kadar önem verdiği ve ne kadar derin kültürlü olduğunu gösteriyordu.

Azerbaycan Halkından Festivale Büyük ilgi

Her yıl Macaristan’da düzenlenen “Turan” kurultayının bir örneği olan “Milli Yaylaq Festivali” ilki olmasına rağmen Azerbaycan halkından büyük ilgi gördü. Resmi ve gayri resmi Azerbaycan kuruluşlarının mensupları festivale akın etti. Festivalde dikkatimizi çeken ve yakından da tanıdığımız dostlarımdan Yeni Azerbaycan gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni Hikmet Babaoğlu (Milletvekili) Azerbaycan Cumhurbaşkanı e. Yardımcısı Reşid Mahmudov, Milletvekili Sona Aliyeva, 525. Gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni Reskad Mecit, TRT Bakü Koordinatörü Murat Akkoç ve ekibi ile birlikte Festivalin tüm faaliyetlerini canlı ve paket program ve haber yaparak Ankara merkeze servis etmekte adete diğer kanallarla yarışa girimlerdir. Bengü TV Ankara programcısı Cafer Kardeş ve çok sayıda yerli ve Türk dünyasından gazeteci ve televizyoncu festivale katıldılar.

Gence’de Nizami Gencevi Türbesi ve Müzesi

16 Ülkeden Milli Yaylaq Festivaline katılan misafirleri TİKA heyeti Gence ’de bulunan şair ve mütefekkir Nizami Gencevi’nin mezarını ve müzesini gezdirdi. Orda bizleri resmi bir rehber eşliğinde Nizami Gencevi’yi anlattılar. Muhteşem şiirlerinden bazı kıtaları süsleme sanatıyla hem Arap elifbasıyla hem de Latin elifbasıyla duvarlara kazılmıştır. Misafir heyetler o anlar ölümsüzleştirerek hatıra fotoğrafları çektirmeyi de ihmal etmediler. Nizami Gencevi’nin Doğum ve ölüm tarihleri kesin olarak bilinmediği gibi hayatı hakkında gerek tezkirelerin verdiği bilgiler gerekse yapılan yeni araştırmalarda elde edilen sonuçlar yeterli değildir; son derece sınırlı da olsa hayatına dair en sağlıklı bilgiler kendi eserlerindeki bazı ifadelere dayanmaktadır. Genel kanaat 535-540 (1141-1145) yılları arasında dünyaya geldiği yönündedir. UNESCO, 1141 tarihini esas kabul ederek şairin doğumunun 850. yılına rastlayan 1991 yılını Nizâmî yılı ilân etmiştir. Türk bir baba ile Kürt bir annenin çocuğu olup bazı kaynaklarda doğum yerinin Kum ve Tefreş olduğu belirtilirse de babasının Gence’ye gelip yerleştiği ve Nizâmî’nin orada doğduğu kabul edilmektedir. Gence’de iyi bir eğitim gördüğü, dil ve edebiyat yanında astronomi, felsefe, coğrafya, tıp ve matematik okuduğu, mûsikiye ilgi duyduğu, Farsça ve Arapça’dan başka Pehlevîce, Süryânîce, İbrânîce, Ermenice ve Gürcüce gibi dilleri de öğrendiği anlaşılmaktadır.

Nizâmî, eğitim döneminden sonra resmî bir görev almayıp çevredeki devlet adamlarına gönderdiği şiirlerden elde ettiği para ile geçindi. Kendileri için şiir yazdığı devlet adamları arasında Irak Selçuklu Hükümdarı II. Tuğrul, Azerbaycan atabeglerinden Nusretüddin Cihan Pehlivan b. İldeniz, Kızılarslan, Nusretüddin Ebû Bekir b. Muhammed, Merâga hâkimi Alâeddin Körpearslan, Erzincan Mengücüklü hâkimi Melik Fahreddin Behram Şah ve Musul Atabegi İzzeddin Mes‘ûd b. Arslanşah bulunmaktadır. Bununla birlikte Nizâmî bir saray şairi olmayıp hükümdarlar, emîrler ve eşrafın yakın çevresinde bulunmak yerine mütevazi bir hayatı tercih etti, böylece hem halk ve yöneticiler hem de şairler tarafından saygı gördü.

Hâkānî-yi Şirvânî ve Evhadüddîn-i Enverî ile çağdaş olan Nizâmî’nin ölümüyle ilgili olarak kaynaklarda 570-614 (1174-1217) yılları arasında çeşitli tarihler verilmektedir; kendisine atfedilen bir mezar taşının ona aidiyeti şüphelidir. Eserlerinin yazılış tarihlerinden hareketle onun altmış yaşlarında iken 597-611 (1201-1214) yılları arasında öldüğünü söylemek mümkündür. Kabri eski Gence şehrinde olup burada son zamanlarda Azerbaycan mimarisine göre bir anıtmezar yaptırılmıştır.

Nizâmî, Firdevsî’nin destansı şiir türünü zirveye taşımakla kalmamış, manzum aşk hikâyelerinin en büyük üstadı unvanını kazanmış, Fars edebiyatında hamse türünün kuruculuğu pâyesini elde etmiştir. Fars edebiyatının dâhi şairi olarak tanınmasında onun konuları işleme tekniğindeki mahareti, anlatım gücü, yeni mânalar ve mazmunlar bulması, anlatımda estetiğe önem vermesi, güçlü tasvirleri, ruh tahlillerindeki derinlik, hayal gücündeki enginlik, üslûbundaki parlaklık ve kültür zenginliği rol oynamıştır. Olayları, kavramları ve duyguları ifade ederken edebî sanatlardan yararlanarak bunları zengin bir tablo içine yerleştirmesi sebebiyle her beyti kendi içinde bir bütünlük ve güzellik arzeder. Ancak ilk defa kendisinin ortaya koyduğu kavram ve terkipler eserlerinin anlaşılmasını güçleştirdiğinden birçok beyti şerhe muhtaçtır. Nizâmî dindar bir kişiliğe sahip olup Bâtınîliğe şiddetle karşı çıkmış, şiirlerinde Ehl-i sünnet inancını dile getirmiş, Hz. Peygamber ve dört halife için övgüler yazmıştır. Bazı kaynaklarda Nizâmî’nin tarikata intisap ettiği kaydedilmekte, ayrıca bir kısım şiirlerinde sûfiyâne bir hava görülmektedir; bununla birlikte onun mutasavvıf bir şair olmadığı söylenebilir. Firdevsî’den ve Senâî-i Gaznevî’den etkilenmiş, kendisi de Fars ve Türk edebiyatlarında birçok şaire örnek olmuştur. Bunlar arasında Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Sa‘dî-i Şîrâzî, Hâfız-ı Şîrâzî, Fuzûlî, Molla Câmî ve Emîr Hüsrev-i Dihlevî gibi ekol sahibi şairler anılabilir.[2]

Teşekkürler TİKA

TİKA’nın böyle bir projeye başarıyla imza atması kısıtlı kadroyla bu organizasyonu kendi elemanlarıyla üstesinden gelmesi büyük bir başarının ta kendisidir. Bu anlamda TİKA Bakü Koordinatörü değerli dava arkadaşımız Teoman Tiryaki’yi cani gönülden kutluyorum. Yurtdışından gelen misafirlere rehberlik yapan. DTİKA çalışan Elmir kardeşimiz ve TİKA gönüllüleri Ayten Askerova, Şahla Aslan, Günel Anverovna ve görünmeyen meçhul askerlerine de üstün başarılar delerim. İyi varsınız TİKA…

TİKA’dan da Teşekkürler:

TİKA Bakü Kordinatötü Teoman Tiryaki kardeşimiz de Festival hakkında düşüncelerini şöyle ifade etti: “Bir çoğunuzun malumu geçtiğimiz günlerde “Milli Yayla Festivali” geçirdik. Kendi adıma unutulmayacak projeler arasında yer alacak bir iş çıktı. Çok şükür. Bu iş ile alakalı birçok emeği geçen insan var bu yazıda hepsine ayrı ayrı teşekkür etmeye kalksam bu işin asıl kahramanlarını ve büyük emektarlarını yazı içerisinde kaybetmiş olacağım. Öncelikle bu projenin gerçekleşmesini sağlayan Kültür Bakan Yardımcımız Sayın Serdar Çam beyefendiye projenin başarılı olacağına inanıp bize yol açtığı ve tüm bu organizasyonunun TİKA tarafından gerçekleştirilmesini sağladığı için şükranlarımızı sunarız. Bu işin iki de kahramanı varsa birincisi Müzadil Zauroğlu’dur. Kendisi bir hayal ile karşımıza çıktı. Bu insanın bir rüyası vardı ve gerçekleştirmek kendisine nasip oldu. Aylarca Gedebey’de yattı kalktı gün geldi 2 saat uyudu gün geldi çocuklarını görmedi. Baktı olmadı ailesini alana taşıdı. Anlamlı anlamsız birçok dertle uğraştı bir an olsun şikâyet etmedi hep en yapıcı hali ile işlerin yolunda gitmesi için sadece bedenini değil ruhunu da ortaya koydu insan üstü bir özveri ile bu işin gerçekleşmesine katkı sağladı. Senin gibi bir insanı tanımış olmaktan dolayı çok mutluyum Müzadil Bey kardeşim.

Bu işin bu hale gelmesinde ikinci büyük kahraman ise, daha da sahne arkasında kalan TİKA ofisinden çalışma arkadaşım Abbas Hümmetov’dur Kendisi methedilmekten, bu şekilde anılmaktan çok fazla hoşnut olmasa da yapmak zorundayım.  Günlerini haftalarını bu işe verip layıkıyla büyük bir yükün altından alnının akıyla kalktı. Odun pazarlarında, sederekte pazarındaki esnaflardan, Türkiye’de çadır işi ile uğraşanlardan tanımadığı kimse kalmadı desem abartmış olmam. Özverili disiplinli çalışmaların için teşekkürlerimi sunarım. İnşallah geleneksel hale gelecek bir işin temellerini atmış bulunmaktayız. Bunun bir parçası olmaktan ne kadar övünsek azdır. Tüm bu süreç öncesinde ve esnasında her zaman bizimle ve benimle beraber olan, bizleri destekleyen herkese şükranlarımı sunarım.

Festival Değerlendirmesi

Anladığımıza göre Maceristan’da her yıl düzenlenen “Turan” Kurultayının bir versiyonu olacak bu Festival gerçekten de bir Kurultay havası yansıttı. Çadırların kurulması, Festival alanına girişte muhteşem bir tak veya ahşaptan bir Köprü’nün dikilmesi, Azerbaycan’da esnafın el sanatlarının yansıtılması ve sergilenmesi, Ata gösterişleri, Ok atma müsabakaları, Karabağ Aşıklarının sahne alması Özbek, Kırgız, Kazak ve Azerbaycan^dan Sanatçı Şemistan, Nuriye Hüseyinova ve Türkiye’de Milli Sanatçı Kaya Kuzucu’nun festivale tat ve renk katmaları, en önemlisi de bu muhteşem festivale Azerbaycan halkının ve Türk soyluların yurt içi ve yurtdışından özellikle de Avrupa’dan da ilgi görmesi Festivale daha ivme kazandırmıştır. Unutmayalım ki, TİKA’nın bu projesi adı üzerinde muhteşem idi…

   

 

[1] https://www.facebook.com/bakutika/

[2] https://islamansiklopedisi.org.tr/nizami-i-gencevi

KERKÜK KATLİAMI 60. YILDÖNÜMÜ ANISINA

KERKÜK KATLİAMI 60. YILDÖNÜMÜ ANISINA

DR. ŞEMSETTİN KÜZECİ

 

Irak’ta varlık mücadelesi veren Türkmenler, büyük bir oyunun kurbanı olmaktadırlar. Bin yıllık tarihe sahip olan Türkmenler, 1918 yılından beri asimilasyona karşı direnmektedirler. Osmanlının ardından İngiliz mandası, Kraliyet, Cumhuriyet, Baas Partisi, “Güvenlik Bölgesinde” Kürt yönetimleri ve dikta Saddam rejimleri Türkmenleri asimile etmeye, Türk varlığını silmeye çalışmıştır. Irak’ta şehadet şerbetini içen bu insanların tek günahları “Türk olmaktı. Çünkü Osmanlının son döneminde Avrupa coğrafyasından çekilen Türklerin artık Ortadoğu coğrafyasında da silinmeleri istenilmiştir.

Osmanlı’dan sonra Irak’ta Türk varlığını koruyan temel öğe millî şuurdur. Din, tarikat ya da mezhep farklılıkları ön plana çıkmamıştır. Tek etkin olan unsur milliyetçilik olmuştur. Türkmenler bu bedeli 100 yıldır ağır bir şekilde ödüyorlar ve ödemeye de devam edecek gibi gözüküyor.

Irak, Suriye ve İran başta olmak üzere Ortadoğu için hazırlanan 22 ülke haritası, yeniden dizaynı ve şekillendirme projeleri özellikle de Irak ve Suriye’deki Türkmenlerin varlığını tehlikeye sokmuştur. Irak ve Suriye’de yıllardır sahipsiz kalan Türkmenler, Atatürk’ten sonra yeterince ilgi görmemişler. Türkiye tarafından adeta bir üvey evlat muamelesi görmüşler şeklinde Türkmenler tarafından değerlendiriliyor.

ABD’nin Irak’ı işgali sonucu Irak’ta derin bir nefes alma hayalini kuran Türkmenler, tam tersine daha da zarar gördüler. Bölgede güçlü devletlerin sinsi oyunlarının hedefi oldular. Tarih boyunca bu topraklarda kardeşçe yaşayan Arap, Kürt, Türkmen ve Hıristiyanlar bugün birbirine kan kusturuyorlar. Batılarının kirli emelleri doğrultusunda satranç taşları gibi bir sağa bir sola kaydırılıyorlar, öne çıkmak tehlikeli ve geriye gitmek ise zaten ölüm demektir…

Bölgede Türk varlığı gün geçtikçe tehlikeye giriyor. Türkmenlerin silahlı mücadele imkânları kısıtlı, siyasî ve coğrafî konumları da elverişli olmadığı için bölgede sırtlarını dayadıkları ve güvendikleri tek ülke Türkiye’dir. Türkiye ise, bölgede gelişen gelişmeler karşısında politikasını, öncelikli olarak kendi menfaatlerini ve stratejisini ABD, İngiltere, İran ve Yahudi lobilerinin bölgedeki faaliyetleri doğrultusunda belirliyor. Bu bağlamda Türkmen politikası arka planda, zaman zaman tozlu raflara kaldırılıyor.

1991 yılından beri bölgede bir Kürt devleti projesi üzerinde plan yapan ABD, İsrail ve İngiltere, Türkiye’yi bu plana daha doğrusu bu projeye dâhil etmek istiyorlar. Bugün bu projenin son aşamasına gelindiği bir acı gerçek olsa bile, Türkiye müttefiklerini ikna edip onları bu sevdadan caydırmalıdır. Oysaki Türkiye “1 Mart Tezkeresi” ni kabul etseydi bugün yaşadığımız olayların hiçbiri yaşanmazdı belki de!.. Bunu da net olarak ABD’nin Irak’ı işgal eden komutanları tarafından ikide bir Türkmenlerin yüzüne vuruyorlar. Gidin sizi Türkiye başarsın…!

Türkiye’nin Irak politikasındaki stratejisi mezhebe veya etnik gruplara dayalı olmamalıdır. 2006-2008 yıllarında Türkiye’yi modeli olarak gören Irak’ın bütün icracı bakanlıkları, Türkiye’nin devlet sistemini benimseyerek Türkiye’ye akın ediyorlardı. Ancak 16 Ekim 2017 olaylarından sonra ikili ilişkilerde yakınlaşma vardır. Buna da en fazla sevinen Türkmenlerdir. O tarihten önce Irak, Türkiye’ye düşmanca davranmaktaydı. Hâlbuki bölgedeki savaş, Iraklıların savaşı değil; sanki ABD, İran ve Türkiye savaşı gibi gözüküyor.

Irak’ta siyasi gelişmeler doğrultusunda her zaman olduğu gibi fatura yine Türkmenlere kesiliyor. Gerilim tırmanıyor, kaçırma olayları, IŞİD ve diğer terör örgütleri, suikastlar ve toplu katliamlar bitmek tükenmek bilmiyor.

Bin yıllık Türk çimentosuyla ılımlı, uyumlu ve hoşgörülü bir şekilde yaşayan Ortadoğu’nun artık bu çimentoyu ortadan kaldırarak, ufalanması isteniyor.

14-17 Temmuz 1959 tarihinde gerçekleşen ve tarihe bir kara leke olarak kazınan “Kerkük Katliamı” 60. Yılında hale güncelliğini korumaktadır. Bu katliamın katilleri idama olmalarına rağmen Türkmen halkının vicdanında şimdiye değin unutulmamıştır.

Allah yâr ve yardımcımız olsun, Tanrı Türkü ve Türkiye’mizi ve Türk dünyasını korusun!..

 

 

 

 

IRAK’TA TÜRK VARLIĞI

IRAK’TA TÜRK VARLIĞI

DR. ŞEMSETTİN KÜZECİ

 

Türkmen, İslamiyet’i kabul ettikten sonra Türk milletinin Oğuz boylarına verilen addır. Türkmen kelimesi Türkçede yiğit ve cesur Türk anlamına gelir. Orta Asya ve Mavera un-Nehir ‘de yaşayan Oğuz boyları İslamiyet’le birlikte batıya doğru yayılmaya ve yerleşmeye başladı. İslam devletleri ve medeniyetlerinde önemli bir rol oynadı. Türkmen lehçesi, Türkçe’nin batı grubuna mensup Azerbaycan, Türkmenistan, Irak, Suriye ve doğu Anadolu’da konuşulan ağızdır. Irak Türklerinin konuşma dili Azerbaycan şivesi ve yazılı dili ise, İstanbul Türkçesidir.

Irak’a İlk Türkler

Türk orijinli Sümerlerden sonra, Türkmenlerin Irak’ta ilk görünüşü 54 Hicri 674 Miladi yılında olmuştur. 1055 yılında büyük Selçuklu sultanı Tuğrul beyin adına Bağdat’ta hutbe okunmasıyla başlayan Irak’taki Türkmen hâkimiyeti 1918‘e kadar yaklaşık 900 yıl devam etti. Orta Asya’dan göçen Türkmenler, 1000 yıl önceden başlayarak Selçuklular döneminde Irak’taki dağılımlar son şeklini bulmuştur. Türkmenler Irak’ta Celayirliler, Selçuklulardan sonra Erbil’de küçükoğulları, Musul’da Atabeyler, Kerkük’te Kıpçak oğulları, Akkoyunlular ve Karakoyunlular devletlerini kurmuşlardır. Osmanlı hâkimiyeti sona erdikten sonra İngilizlerin bu toprak’ta kurdukları Irak Devleti Türkmen varlığını tanımadı. Ve o günden bugüne kadar, Türkmenler Irak’ta makûs kaderlerini yaşamaktadırlar.

Coğrafya ve Nüfus

Türkmenler, Irak’ın kuzeyinde dağlık bölge ile düzlük bölge arasında kuzey batıda Suriye sınırlarından itibaren güney doğuda İran sınırlarına kadar uzanan engebeli, verimli ve her yönüyle zengin olan arazilerde yaşamaktadırlar. Batıda Telafer kasabasından başlayarak Musul, Erbil, Altunköprü, Kerkük, Dakuk, Tuzhurmatu Kifri, Hanekin, doğuda Mendeli ve Aziziye’ye kadar Şehir, kasabaları ve çevrelerindeki yüzlerce Türkmen köyleri Türkmenlerin yerleşim merkezlerini teşkil bölgelere Türkmeneli bölgesi denilir. Ayrıca Türkmenleri Kerbela ve Necef’te de yaşamaktadırlar.

Irak’taki Türkmenlerin nüfusu üç milyon civarındadır. Irak devletinin uluslararasında kabul edilen 1957 sayımlarına göre yaklaşık Irak nüfusunun Türkmenler %13’nü teşkil etmişlerdi. Kültür Merkezleri sayılan Kerkük, Erbil şehirleri, Telafer ve Bayat ilçeleri Türkmenlerin çoğunlukla yaşadıkları bölgelerdir. Ayrıca, Bağdat’ta yaklaşık 300.000 civarında Türkmen’in yaşadığı söylenir.

Türkmeneli Kültürü

Türkmenler, Irak’ta en çok yüksek tahsil görmüş oranına sahip kitledir. Tarih boyunca medeniyete büyük katkılarda bulunmuşlardır. Şiir’de Nesimi, Fuzuli, İzzettin Abdi Bayatlı, Hasan Görem, Felekoğlu ve Mehmet İzzet Hattat, Sanatta Osman Musullu, Reşit Küle Rıza, İzzettin Nimet, Abdülvahit Küzeci, Abdurrahman Kızılay, Ekrem Tuzlu, Erbilli Mişko. Dilde Mustafa Cevat, Edebiyat’ta Molla Sabir Kerküklü, Ata Terzibaşı, Ali Marufoğlu, Bilimde Prof. İhsan Doğramacı, Devlet yönetiminde Muzafferettin Gökbörü, İmadettin Zengi, Gazetecilikte Dr. Sinan Sait, İbrahim Dakuklu vb. Türkmen büyükleri sadece bir örnektir. Türkmeneli, TERT ve Al-Turkmaniye TV’leri Irak’ta Türkmenlerin görsel yayın organlarıdır. Irak Devleti tarihinde, bugüne kadar Türkmen Kültürünü yansıtan 100‘den fazla dergi, mecmua ve gazete gibi neşriyatlar yayınlanmıştır. Bunların başında, Beşir, Kerkük ve Türkmeneli Gazetesi’nin yanında Bağdat’ta Türkmen Kardaşlık Ocağının yayın organı olan “Kardaşlık Dergisi” Irak’ta Türkmenlerin en uzun süreli yayınlarıdır. Türkmen Kültürünü ve Türkmen bölgelerinde tarihi, mimari eserlerinden Erbil’de eerbil Kalesi, Gökbörü minaresi, Musul’da Hadbaa Camii, Karasaray, Baştabya, Telafer’de Telafer Kalesi, Kerkük’te Kerkük Kalesi, Gök minare, Taşköprü ve kırmızı kilise gibi önde gelen mimari eserler tarihe mal olmuştur.

Toprak Zenginliği

Irak’ta Türkmenlerin yaşadığı topraklar Irak’ın en verimli topraklarından sayılır.  Tahıl ambarı olarak adlandırılan Telafer bölgesi ve Dakuk-Tuzhurmatu yaylası Irak’ın buğday üretiminin büyük bir kısmını karşılamaktadır. Bu topraklar, Hasasu, Dakuk Çayı, Aksu gibi Çayları Dicle Nehri üzerinde Musul ve Udaym barajlarından sulanmaktadır. Yeraltı zenginliklerine gelince, dünyanın en büyük ve kaliteli petrol yataklarından biri olan Kerkük yanı sıra Doğalgaz, Kükürt ve diğer madenlere sahiptir.

Irak’ta Türkçe Eğitimi

Irak Devleti, Milliyetler Cemiyetine üye olmak için yayınladığı 1932 deklarasyonu ile Türkmenlerin idari ve kültürel haklarının güvencesini vermesine rağmen bir yıl sonra mevcut Türkmen okullarını kapattı. Irak Devletinin anayasalarından Türkmen varlığından bahsedilmemektedir. 1930‘lardan itibaren Türkmenler bürokrasiden uzaklaştırılmaktadırlar. Siyasi, idari ve kültürel haklarından tecrit edilen Türkmenler normal vatandaşlık haklarını bile kullanamamaktadırlar. Türkmen varlığını ortadan kaldırmaya ısrarlı müteakip Irak hükümetleri her türlü asimilasyon, sindirme yok etme ve soykırım politikalarını uygulamaktadırlar. 100 yıldır bu uygulamalar hat safhasına gelmiş ve çeşitli şekiller almıştır. 24 Ocak 1970 kısa bir süre Türkmenler Kültürel hakları tanımış Türkmence okullar açılmış ancak sinsi oyunlarla okullar tekrar Arapça eğime başlamıştır. 1991 yılında K. Irak güvenlik bölgesinde Türkmenler İlk Türkçe “Doğuş” okulunu açtıktan sonra 20 civarında kreş, ilkokul, ortaokul lise okullarında Dohok, Erbil, Süleymaniye ve Kifri’de Türkçe eğime başlamıştır. 2003’te ABD2nin Irak’ı işgali sonrası Irak’ta resmen Türkçe eğitime başlanmıştır. Tüm Türkmeneli bölgelerinde 400 civarında temek ve şümul Türkçe eğitim veren okullarımız mevcuttur. Irak Eğitim bakanlığında Türkçe Eğitim Genel Müdürlüğü ihdas edilmiştir.

Saddam Döneminde Türkmenlerin Maruz Kaldıkları İnsan Hakları İhlalleri

-Kerkük’te Türkmen semtleri ve köylerinin yıkımı, müsadere edilmesi ve sakinlerinin göçe zorlanması,

-Türkmen şehir, semt, mahalle, amatör spor takımlarının isimlerinin değiştirilmesi,

-Türkmen illerinde Türkmenlere gayrimenkul satın alma ve ticaret yasağı konulması,

-Orduda ve önemli devlet kuruluşlarında görev alma yasağı,

-1920’de 2003’e kadar toplu idamlar, tutuklamalar ve katliamlar,

-Anadilimiz Türkmence eğitim, kültürel milli faaliyet yapma ve yayın yasağı,

-Kerkük şehrini Araplaştırma amacıyla, güneyden getirilen Arap aşiretlerini Kerkük’e yerleştirme, Türkmenlerin zirai topraklarını müsadere etme ve Türkmenleri zorunlu göçe tabi tutmak,

-Okul kitaplarında Türkmen tarihi ile ilgili bölümler çıkarılmış ve Irak’ta Türkmen varlığını anlatan her türlü kitap yasaklanmıştır.

-Nüfus kayıtlarında zorunlu milliyet değiştirme politikası uygulanması,

-Kerkük’te tarihi eserleri ile tanınmış Kerkük kalesi tesviye ediliştir.

1918- 2018 yılları arasında Irak’ta Türkmenlere yapılan Katliamlar

  • Kaçkaç Katliamı, Telafer,1920
  • Levi Katliamı, Kerkük, 1924
  • Gavurbağı Katliamı, Kerkük, 1946
  • Kerkük Katliamı, Kerkük, 1959
  • Tazehurmatu Katliamı(1), Kerkük,1979
  • Türkmen Liderlerinin Katliamı, 16 Ocak 1980
  • Tazehurmatu Katliamı(2), Kerkük, 25 Mart 1991
  • Altınköprü Katliamı, 28 Mart 1991
  • Erbil Katliamı, 31 Ağustos 1996
  • Tuzhurmatu Katliamı, 22 Ağustos 2003
  • Telafer Katliamı(1), 9 Eylül 2004
  • Telafer Katliamı(2), 21 Şubat 2005
  • Musul Katliamı, 24 Eylül 2005
  • Yengice Katliamı, 10 Mart 2006
  • Karatepe Katliamı,4 Haziran 2006
  • Kerkük Katliamı, 13 Haziran 2006
  • Tavuk Katliamı, 8 Haziran 2007
  • Amirli Katliamı, 7 Temmuz 2007
  • Tazehurmatu Katliamı, 3 Haziran 2009
  • Telafer Katliamı(4) 9 Temmuz 2009
  • IŞİD’in Türkmen bölgelerimde yaptığı katliamlar, 2014-2017

Türkmen Siyasi Hareketi;

Tüm bu baskı ve zulme rağmen kültürlü bir toplum olan Türkmenler haklarını medeni ve sivil yollarla aramışlardır. 1960’ta Bağdat’ta kurulan Türkmen Kardeşlik Ocağı ve aynı zamanda İstanbul’da kurulan Irak Türkleri Kütür ve Yardımlaşma Derneği açık mücadeleyi sürdürdüler. Ancak, 16 Ocak 1980 tarihinde Türkmen liderlerinin idamından sonra siyasi mücadele zorunlu olmuştur. Aynı yılın Kasım ayında Irak milli demokratik Türkmen örgütü kuruldu. Ancak, 1985‘te faaliyetleri donduruldu.  1988 yılında Irak Milli Türkmen Partisi kuruldu ve 1991‘den kendini deklere etti. Ayrıca, İran’da da siyasi mücadele veren Türkmenler, bazı siyasi partiler ve örgütler kurmuşlardır. Körfez savaşı akabinde Irak’ın kuzeyinde teşkil edilen güvenli bölgede Irak Milli Türkmen Partisi faaliyetlerini devam ettirdi. Türkmeneli Partisi ve Türkmen Bağımsızlar Hareketinin kuruluşlarıyla genişleyen Türkmen siyasi hareketi 24 Nisan 1995 tarihinde bir araya gelerek Irak Türkmen Cephesi’ni(ITC) teşkil ettiler.

2003 sonrası Türkmen milli mücadelesine ve Irak Türkmen Cephesi ile birlikte demokratik, bağımsız bir şekilde mücadeleye başlayan bazı siyasi partiler kurulmuştur. Onlardan; Karar Partisi, Türkmen Adalet Partisi, Hak Partisi, Milliyetçi Türkmen Hareketi, Türkmen İrade Partisi, Irak Türkmen Kurtuluş Cephesi

Irak Türkmen Cephesi (ITC)

24 Nisan 1995 yılında Merkezi Erbil’de olarak kurulan ITC, tüm Türkmen kuruluşlarını toplayarak 1997’de 1.Türkmen Kurultayını ve 2000 yılında Türkmen Kurultayı’nı Erbil şehrinde düzenledi. İkinci Türkmen Kurultayından 45 kişilik Türkmen Şurası ve ITC başkanı ve Yürütme Konseyi seçildi. 3.sini 2004’te, dördüncüsünü 2005’te ve Beşincisini de 2008’te Kerkük’te gerçekleştirdi.

ITC, Irak devletinin toprak bütünlüğü ve siyasi birliği çerçevesinde Irak’a demokratik, parlamenter, insan haklarına saygılı bir sistemin kurulması ve Türkmenlerin siyasi, milli, idari, kültürel haklarına kavuşmaları, Türkmen Şehri olarak Kerkük’ün özel bir statüsü veya merkezi hükümete bağlanması için ulusal ve uluslararası zeminlerde mücadele vermektedir. Irak Türkmenlerinin lobi çalışmalarını yapmakta olan ITC’nin, Ankara, Londra, Şam, Brüksel, Berlin ve ABD’de temsilcilikleri uzun bir süre faaliyet yaptı. Ancak bazı nedenlerden dolayı bu temsilcilikler birer birer kapatıldı. Şuanda sadece Akara temsilciliği mevcuttur.

Türkmen STK’leri

Irak’ın dışında Türkiye’de; Türkmeneli İşbirliği ve Kültür Vakfı ve ona bağlı Türkmeneli Kültür Merkezi Başkanlığı, Ankara, Konya, İzmir şubeli merkezi İstanbul’da olan Irak Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği, Kerkük Vakfı ve Avrupa’da kurulan Türkmen dernekler ve diğer Türkmen kuruluşlarının ITC’ye destek vermesi Türkmen toplumunun ITC‘ye bağlılığını göstermektedir. Türkmeneli’ndeki Türkmenler varlıklarını istedikleri gibi yaşamaları engellemelere rağmen haklı mücadelesini demokratik, çoğulcu, bağımsız ve hur bir Irak’ın kuruluşuna kadar sürdürecektir.

100 Yıl Sonra Türkmeneli

ABD’nin Irak’ı işgaliyle birlikte 2003 yılının baharı Türkmenlere karakış oldu. Amerika Kürt peşmergelerine ortaklık karşılığı Kerkük’ü hediye etti. 10 Nisan 2003 tarihinde  Kerkük’e Kürt Peşmergeleri doldu, tapu ve nüfus kayıtlarını yakarak şehri kontrol etmeye ve kaderinde oynamaya başladılar. Demokrasi ve özgürlük bekleyen Türkmenler bu defa ABD destekli Kürt işgaline uğradılar. Gözünü altındaki Petrole diken Kürt grupları şehri Kürtleştirmek için 800bin kürdün Kerkük’e yerleşmesini sağladılar. Kürt grupları sadece Kerkük’ü değil sahipsiz kaldığı için tüm Türkemenli bölgesini talep etmektedirler. Musul, Tuzhurmatu, Erbil ve Diyala bölgeleri de Kürt akınına uğradı. Ortadoğu’nun en büyük ilçesi ve %100 Türkmen olan Telafer’e giremeyen Kürtler, ABD’nin silahlı desteğini alarak şehri Eylül 2004 tarihinden bugüne dek bombalamaya, tahrip etmeye, insanlarını tutuklamaya ve göçe zorlamaya başladılar. Türkmeneli’nde bugün hiç bir Türkmen’in can veya mal güvenliği olmadığı gibi 15 yıl içerisinde verilen şehit sayısı Saddam’ım 35 yıllık dönemindekinden kat kat artmıştır.

Türkmeneli’nde eskisi gibi tutuklamalar, siyasi suikastlar ve katliamlar devam etmektedir. Telafer’de üç binden fazla şehit verilmiş ve binlerce civarında tutuklu vardır. 2009 yılında Tazehurmatu ve yine Türkmenlerin Çanakkale’si sayılan Telafer katliamında yüzlerce Türkmen şehit düşmüştür. Irak Türklüğünü Irak’ta yok etme planları sinsi oyunlarla devam etmekte sadece aktörler rol değiştirmektedir.

IŞİD İşgali ve Sonrası

10 Haziran 2014 tarihinde Musul ve Irak’ın birçok bölgesini işgal eden IŞİD terör Örgütü başta Telafer olmak üzere önemli Türkmen bölgelerine girmiş çocuk, genç, kadın ve ihtiyar silahsız demeden katletmiş ve genç kızlarımızı gasp ederek İnsanlık cinayetleri işlemiştir. Kerkük, Telafer, Tuzhurmatu, Dakuk, Beşir, Amirli, Tezehurmatu ve diğer Türkmen bölgelerinde IŞİD karşı Haşid Şabi ve Irak ordusuyla birlikte onlarca Irak’ı IŞİD’ten kurtarmak için yüzlerce Türkmen genci şehit düşmüştür.

Kerkük’te Bayrak Krizi ve Kürt Referandumu

Merkezi hükümetin ve güvenlik güçlerinin yokluğundan istifade ederek, fiili olarak Türkmen bölgelerini işgal eden Kürt peşmergeleri, bu emr-i vakilere hukuki kılıf ve yasal düzenlemeler hazırlamak için Parlamento ve mahalli seçimlerde her türlü hile ve sahtekârlığa başvurarak Türkmen temsil oranını asgariye indirmeye ve Anayasa’ya isteklerini 140. madde yoluyla gerçekleştirmeye çalışmaktadırlar. Peşmergeler Türkmeneli’nin her yerinde terör estirerek, 2007 yılının sonunda gerçekleşmeyen Kerkük referandumu, bu maddeyi canlandırmak için var güçleriyle Kerkük’ü Kürt bölgesine ilhak edip devletlerini ilan etmeye hazırlık içerisinde idiler.

14 Mart 2017 tarihinde Eski Kerkük Valisi Necmettin Kerim Kürt Bayrağını Irak bayrağının yanında aslımasınız isteyerek 28 Mart’ta Türkmen ve Arapların boykot etmelerine rağmen Kerkük Meclisi Kürtlerin oyuyla kabul etmiş ve Kürt bayrağı Kerkük’ün tüm devlet dairelerine ve okulların Irak Bayrağıyla birlikte asılmıştır. Öte yandan Mesut Barzani’nin 25 Eylül 2017 tarihinde Bağımsızlık Kürt Referandumunun yapılmasına karar verirken, yine eski Kerkük Valisi boş durmadı. Kerkük Vilayet Meclisinden çıkardığı bir kararla Kerkük’ü de Referanduma tabi tutulmasını sağlamıştır. Irak Anayasasına aykırı olan 25 Eylül 2017 tarihinde yapılan referandum hem Irak devletince hem de komşu ülkelerce de tanıtmadı ve bölgede ciddi bir krize yol açtı. 16 Ekim 2017 Irak Ordusu, Irak Federal Polisi ile Haşit Şabi milis güçlerinin Kerkük ve diğer tartışmalı bölgelere girmesi Başta Kerkük olmak üzere tüm tartışmalı bölgelerin güvenliği Irak ordusu tarafından geri alınıştır. Başta Kerkük Valisi ve Kerkük Vilayet Meclisi üyeleri olmak üzere referandumu destekleyen yaklaşık 400bin Kürt Kerkük’ü 4 saat içerisinde terk etmişlerdir. Kerkük’ün güvenliği Kerkük polisiyle Irak Federal Polisine geçmiştir.

Türkmen siyasi hareketinin başını çeken Irak Türkmen Cephesi ve diğer Türkmen Siyasi Partilerle birlikte Türkmeneli toprağını ve Türkmenlerin milli haklarını savunmak için mücadelesine devam ederken tüm özgür dünyadan insanlık adına destek beklemektedir.

 

 

Vefatının12. Yıldönümünde Kerkük’ün Efsane Sesi Abdülvahit Küzeci

Kerkük’ün Efsane Sesi Abdülvahit Küzeci

Dr. Şemsettin Küzeci

3 Ekim 1932 tarihinde resmi devlet olan Irak’ta Türkmenler; Arap ve Kürtlerden sonra üçüncü asıl unsuru teşkil etmektedir. Türkmenler, Osmanlı sonrasından günümüze kadar sancılı bir hayat yaşamalarına rağmen varlıklarını siyaset yoluyla olmasa da edebiyat, kültür ve sanat yoluyla korumayı 100 yıldır gayret göstermektedirler.

1921–2003 yılları arasında Irak’ta çeşitli iktidarların hâkim olduğu süreçlerde, Irak anayasaları Türkmenlere siyasi, kültürel veya sosyal haklar tanımadı ve onları görmezden geldi. Dikta ile yönetilen bu dönemlerde Irak Türklerini dimdik ayakta tutan ne siyasetleri ne siyasetçileri ne de güvendikleri iktidarlar oldu. Onları şahlandıran, geçmişteki köklü ve zengin kültür mirasları oldu.

Irak Türklerinin edebî dili İstanbul Türkçesi olup, konuşma dili ise Azerbaycan şivesidir. Irak’ta musiki makam tarihini yazanlar, “Makam Kerkük’te doğar, Musul’da büyür ve Bağdat’ta yaşar” sözlerini kullanırlar.

Bu söylemin ne kadar doğru olup olmadığını anlayabilmek için Irak’ta makam tarihinin geniş kapsamlı bir araştırılması gerekmektedir. Ata Terzibaşı,“Kerkük Havaları” kitabında bu konuyu kapsamlı bir şekilde ele almıştır.

Biz, burada sadece horyat usûllarımızı hatırlatmak amacıyla horyatlarımızı sıralamakla yetineceğiz. Irak Türkmen müziğinde tespit edilen 22 çeşit horyat usûllarından; Muhalif, Beşiri, Nobatçi, İskender, Muçala, Yetimi, Ömeregele, Malallah, Şerife, İdele, Yolçu, Memeli, Mazan, Kesük, Darmangahı, Matarı, Kesük Matarı, Karabağı, Atıcı, Delli Hesenı, Kurde, Kızıl usûllarıdır.

Usta sanatçı Abdülvahit Küzeci bugün vefatının 12. Yıldönümünde onu saygıyla hatırlatarak kendisi Muhalif, Muçala, Yolçu ve Beşiri usûllarını başarıyla okumuştur.

Abdülvahit Küzeci, Irak’taki Türk varlığını, kültürünü ve sanatını Türkiye’ye ve Türk dünyasına tanıtan ilk sanatçı olmuştur. Kerkük türküleri ve horyat geleneğinin tanınması, geniş kitlelere yayılması ve yeni nesillerce bilinmesinde Abdülvahit Küzeci ile Abdurrahman Kızılay ve Ata Terzibaşı’nın büyük emekleri geçmiştir.

Kerkük horyat ve türkülerini ilk kez Abdülvahit Küzeci’nin sesinden Türkiye’ye duyuran TRT, Kerkük türküleri yoluyla Irak’taki Türk varlığının Türk kamuoyuna tanıtılmasında önemli ve büyük bir rol oynamıştır. Ayrıca, bugüne kadar TRT THM repertuarında notalarıyla birlikte kayıtlı olan 70’den fazla Kerkük türküsünün, sürekli olarak TRT programlarında birbirinden değerli sunucuların anonslarıyla, usta müzisyenlerin eşliğinde profesyonel sanatçılar tarafından seslendirilmesi, Kerkük türkülerine farklı bir renk katmıştır.

Bu yazımda Ortadoğu’nun sancılı bölgelerinden sayılan, Irak’ın bütünlüğünde kilit rol oynayan şehir “Kerkük” ün bağrından çıkan, Irak Türkmenlerinin milli ses sanatçısı, kültür elçisi, söz yazarı, bestekâr yorumcusu ve efsane sesi Abdülvahit Küzeci’yi anmak istiyorum. Bu değerimizi Allah rahmet eylesin. Nur içinde yatsın..

Irak Basını 150 Yaşında

Irak Basını 150 Yaşında

Dr. Şemsettin Küzeci*

Bugün Irak Basını 150. Yıldönümü yaşamaktadır.15 Haziran 1869 tarihinde Bağdat’ta Osmanlı’nın Bağdat Valisi Mithat Paşa tarafından yayınlanan “Zevra” gazetesi bugüne kadar güncelliğini korumaktadır. Osmanlı dönemi 48 yıl yayınlanan (1869-1917) bu gazete 1917’den 2003 tarihinde kadar yani 86 yıl durdurulduktan sonra 2003 yılında tekrar yayına başladı. Bugün Zevra Irak Gazeteciler Cemiyetinin yayın organı olarak günlük Arapça Bağdat’ta yayınlanıyor.

Irak’ta Basınının temeli Osmanlı dönemi atılmıştır. Osmanlı Irak’ı üç vilayet (Bağdat, Basra ve Musul) olarak 400 yıl idare etmiştir. O dönemde de onlara gazete, dergi ve kitap yayınlanmıştır. 1908 yılında Osmanlı devleti tarafından Matbuat Nizamnamesi yayınlanırken Basın konusunda Bağdat, Basra ve Musul’da da ciddi değişiklikler olmuştur.

Bugün Irak devleti bir federe devlet olarak basın ve medyayı her ne kadar serbest bırakmışsa da gizli sansürü devre sokmuştur. Ancak bu gizli sansür bildiğimiz sansür değildir. Bu sansür para ve silahlı güçtür. Irak basınını siyasi partiler ve silahlı güçleri kontrol altına alırken, Yurtdışında bazı medya organları bu sansürü delebilmiştir. Onlardan biri de “el-Şerkiyye TV” dir.

Irak Basınının omurgasını teşkil eden Türkmen basını da aynı tarihi yaşamaktadır. Aslında Zevra gazetesi ilk yayınlandığında Türkçe ve Arapça yayınlandı. Daha sonra uzun müddet Türkçe yayınlandı ve kapanmadan kısa bir müddet evvel Arapça ve Türkçe olarak tekrara yayınlanmıştır. Bu nedenle de Irak Türkmen basını ile Arap basını iki ikiz kardeş gibidir. Bugün Türkmenler de Basın Bayramını kutlamalıdırlar.

Bu vesileyle genel olarak Irak basın ve medya çalışanlarını özel olarak Türkmen basın mensuplarını canı gönülden kutlarım. Bu mübarek dava yolunda şehit düşen gazetecilerimize de Allah’tan rahmet dileriz.

*Irak Türkmen Gazeteciler Cemiyeti Başkanı

 

Kerkük’te Yine Patlamalar ve Yeni Oyunlar

Kerkük’te Yine Patlamalar ve Yeni Oyunlar

Dr. Şemsettin Küzeci

30 Mayıs 2019 tarihinde gece saat 21.00’den sonra belli başlı teröristler Kerkük’ü yine kana buladılar. Kerkük’ün merkezinde 7 ayrı noktada ve Türkmenlerin yoğun olarak bulundukları semtlere her kesin gözü önünde patlayıcı maddeleri yol kenarına yerleştirerek, patlatmaları yine Kerkük’te korku ve endişe hâkim oldu. Bu olayları kimin lehine gerçekleştiğini dikkate alınırsa, onlar tarafından yapıldığı da ortaya çıkacaktır.

28 Mart 2017’de Bayrak Krizi çıkaranlar, 25 Eylül’de Bağımsızlık Referandum yapanlar ve 16 Ekim’de Kerkük’ü terkedip ağlayarak kaçanlar. Şimdi de bir sinsi oyuna başladılar. Aslında bu olaylar birkaç öge üzerinde odaklanmıştır. Bunlardan Türkiye’nin PKK’ya karışı yapmış olduğu “Pençe” operasyonunu durdurulması ve tepki olarak bir mesaj olarak görünebilir. 16 Ekim 2017 tarihinde Kerkük’ten kaçan Peşmerge’nin ve Kürt asayışının tekrar Kerkük’e geri dönmeleri ve yolsuzluklarla kabarık olan dosyaları Eski Kerkük Valisi Necmettin Kerim’2 karşı Türkmenleri sessiz kalmaları isteniyor diyebiliriz.

Bu gizli ve açık olarakta bilinene mesajlara ileveten Mesut Barzani’nin son açıklaması, “140 Maddenin” yeniden gündeme getirilmesi. Ve Peşmergenin Kerkük’e geri dönmesi konuları bu tezimizi doğruluyor noktadadır.

Bu durumda Türkmen siyasetçilerinin bir an önce bir arya gelip Kerkük’te güvenliği ve istikrarı sağlamak amacıyla “acil eylem planı” yapılmalıdır. Hadi zor günde bari bir araya gelin. Yoksa halk sizi affetmeyecek ve  fatura size kesilecektir…

KERKÜK KALESİNDE ATATÜRK’ÜN SİLAH ARKADAŞLARI YATIYOR

KERKÜK KALESİNDE ATATÜRK’ÜN SİLAH ARKADAŞLARI YATIYOR

ŞEMSETTİN KÜZECİ

1534-1918 Yılları arasında Osmanlı tarafından idare edilen Musul Vilayetinin bir sancağı olan Kerkük Şehri bir zamanalar muhteşem Kalesi ile halkı övünüyordu. Ancak Irak’ın dikta rejimi ve Saddam döneminde 1991 yılında Kaleyi boşaltıp birkaç tarihi ev hariç hepsi yıkılmıştır. Kalan eseri yerden Danyal, Üzeyi ve Hüneyin Peygamber türbesi, Ulu Cami, Kırmızı Kilise, Bağdad Hatun ve bazı tarihi evler. Yıkılan önemli eserler ise, Fuzuli’nin Babasının Evi, Fuzuli Camisi, medreseler ve diğer camiler…

Kerkük Kalesinde bulunan Danyal Peygamber Camisi’nin avlusunda Atatürk’ün sınıf, gençlik, askerlik, ideal ve mücadele arkadaşı, milli hatip büyük vatanperver Ömer Nâci’nin mezarı bulunmaktadır. 1878 İstanbul doğumlu olan Ömer Nâci[1]; 1916‘da Doğu Cephesinde tifo hastalığına yakalanıp, 29 Temmuz 1916 Kerkük’te şehit olmuştu. Ayrıca, Osmanlı Ordusu’nda yüksek rütbeli subayların mezarları da Kerkük kalesindedir. Onlardan; Dördüncü Orduy-ı Hümâynun Otuzbirinci Alayın Dördüncü Taburunun Birinci Bölüğünden Yüzbaşı Abdullah oğlu Ahmet Ağa, Redif Ellibirinci Livâ Kumandanı Mirlivâ Hüseyin oğlu Ahmet Rifat Paşa ve Onuncu Orduy-ı Hümâyün’a mensup Nizâmiye Onikinci Fırka Kumandanı Şeyh İbadullah oğlu Ferik el-Hacc Mehmet Lütfi Paşa gibi Türk askerlerinin mezarları bulunuyor. Birinci Dünya Savaşı’ndan önce, Kerkük mutasarrıfı olarak tâyin edilen Halide Nusret Zorlutuna’nın babası Avnullah Kâzımı Beğ’in Kerkük’te vefat eden küçük oğlu Abdullah Kâzımı’nin (Türk edebiyatının güçlü kalemlerinden “Tutsak”[2] yazarı Emine Işınsu’nun dayısının) mezarı da Kerkük Kalesindedir.

2003 sonrası ise Irak’ı işgal eden ABD ve müttefikleri (Kürt)ler Kerkük kalesinde de bazı tahribatlar yaptılar. Özellikle de Türk (Osmanlı) Şehitliğini tahrip ettiler. Ne inanca saygı ne kültüre ne insanlığa. Bir yandan tam bir ilkelliği, duygusuzluğu yaşayan kültürsüzler, bir yanda bir sokak köpeğine yapılanlar karşısında ayağa kalkan Avrupa ve diğer güçlerin kör ve sağırlığı.. Bilelim, her tarihi eser, ervahın yattığı mübarek yerler, türbeler. En az yaşayan üç milyon Türk varlığı ölçüsünde vahşetin uykularını kaçırıyor, Türklük; yaşayanlar, hoyratlarımız, kalemiz, kalemimiz.

Kerkük’ü vayda gördüm

Gördüm ne fayda gördüm

Kalenin taş toprağın

Yıkılmış çayda gördüm

Mehmet Özbek’in yanık sesinden bir ağıta dönen sözler:

“Yıktılar Kalemizi

Sürdüler balamızı

Daha can boğazdayken

Çektiler salamızı”

“Gam kahır dile saldı

Beşikte balamızı”

Bir taraftan da Usta Şair Salah Nevres1997 yılında İstanbul’da el yazısıyla yazdığı v bana emanet ettği bu dörtlüğü ömür boyu unutmayacağım:

Baxtım çayın taşına

Batıptı göz yaşına

Kal’eyçin yas tutup

Çamır qoyup başına

Yıllardır Türk Kimliğini yok etmeye, Irak topraklarında yaşam mücadelesi veren Türkmenlere baskı ve asimle politikası uygulayan rejim; yıktıkları Kerkük Kalesi gibi kendileri de yıkıldılar. Şair ise, dünyaya haykırarak seslendi:

Kebabın közü kimin

Sürmenin gözü kimin

Kal’eni yıxan adam!

Yıxıldı özü kimin

Bugün 40 milyon nüfuslu Irak halkı Saddam’ın gitmesine ebetteki, sevindi. Ancak Saddam sonrası iktidarlar bin defa Saddam’ı arattılar.  Küçüğü kan büyüğü Furkan misali Türkmenler iki ateşin ortasında kalmışlar.  Bu özgürlüğün tadını hiçbir zamana alamadılar ve almamasılardır. Şairin demesi de dememesi de bir çare getirmiyor:

“Söylersen tesiri yok, sussam gönül razı değil,

Çektiğim elemleri bir ben bir Allah’ım bilir…!”

***

[1] Ömer Naci, 1878 yılında İstanbul’da dünyaya gelmiştir. Manastır Askeri İdadisi’nde Mustafa Kemal’le tanışmıştır. Bu yıllarda Mustafa Kemal’in edebiyata ilgi duymasında önemli rol oynamıştır. Birinci Dünya Savaşı yıllarında Teşkilat-ı Mahsusa üyesi olarak çeşitli yerlerde görev yaptı. 29 Temmuz 1916’da Kerkük’te vefat etti.

[2] 1960 öncesi Türkiye’si ve Kerkük. Tutsak’ta üç tutsaklık birbirine geçer, dolanır, birlikte akar: yaklaşan ihtilalin gerilimindeki Türkiye’de insanların insafsız siyasî akışa tutsaklığı, yanlış bir evliliğe hapsolmuş kadının tutsaklığı ve Kerkük Türkü’nün Irak diktatoryası altındaki tutsaklığı. Romandaki 1960 öncesi Kerkük’tür ama o Kerkük hiç bitmedi. Orda katliamlar hâlâ devam ediyor. Ne diyelim? Bir yakın tarih romanı mı, aktüalite mi, kehanet mi? Belki hepsi. “Midem ne kadar çok bulanıyordu. Gözlerim kapalı, istediğim o kurşun uykusu yok. Kafam, bozuk bir motor gibi ağır ağır çalışıyor. İçimde bir yerde iniltiler; ‘öldü’ diye değil, ‘beni bırakıp gitti’ diye yanıyorum! Tanrı’m, bu kadar mı bencilim ben? Bu kadar mı vahşi, gaddar? Gayrı özümden de iğrenmiyorum; cam gözlerle, camdan gerçeklere bakanlar gibiyim.”