Horyatı Dost, Şiir yoldaş Edinen şair Hüsam Hasret

Horyatı Dost, Şiir yoldaş Edinen şair

Hüsam Hasret

Mehmet Ömer Kazancı

Erbil, Kerkük kadar sevdiğim şehirlerden biridir. Bu sevgi, onun özbeöz bir Türkmen şehri olmasından kaynaklanmamaktadır yalnız, ayrıca, ömrümün en güzel yıllarından birkaç tanesini geçirdiğim bir şehir olmasından ileri gelmektedir. Evet, Erbil, Süleymaniye’den sonra vazife hayatımın ikinci durağı olmuştur. Fakat her bakımdan başka bir durak…

Muhteşem mi muhteşem, verimli mi verimli…

O yıllarda Erbil ile iç içe yaşamıştım.  Kalesine defalarca çıkmış, Gökbörü türbesini defalarca ziyaret etmiştim. “Köçelerini” döne döne gezmiş tozmuştum. Yoğurt, peynir, tereyağı, kaymak, sirke, turşu gibi değişik tüketim ürünlerinin birbirine karışmış kokusunu, üstü kapalı, kıvrık çarşılarından geçerken, içime derin derin çekmiştim. O koku hâlâ da burnumda tütmektedir.

Daha önemlisi Şafakçı dostlarım Nusret Merdan ve İsmet Özcan ile orada tanışmış, orada Şafak şiir bildirimizi birlikte yazmıştık. Orada dünyanın en saf en temiz insanlarıyla karşılaşmış, bir araya gelmiştim. Erbil’in ağaları, beyleri, edebiyatçıları, aydın insanlarıyla… Bunların adlarını sıraya alsam, bitemez, tükenemez.

Türkmen Basın Ajansı tarafından bu yılın başında Hışırtılar kitabım için Erbil’de yapılan imza töreninde, o güzel insanların bir kısmıyla tekrardan bir araya gelme fırsatını yaşarken, kendimi mutluluğun zirvesinde hissetmiştim. Hiç biri zerrece değişmemişti. Hepsinin yüzünde, seksenli yıllardaki aydınlık, tüm canlılığıyla sürüyordu. Hepsi aynı sofi dervişler gibi büyük bir alçakgönüllülük sergiliyorlardı. Zaman değişmişti, fakat onlar ayni onlardı, birbirleriyle yarışır gibi samimiyet gösteriyor, nezaketle, zarafetle, incelikle davranıyorlardı. Mahcup etmek istemeden mahcup ediyorlardı. Burada, o güzel insanlardan toplu olarak söz etmek istemiyorum. Bu tam anlamıyla bir haksızlık olur. Zira her biri, çalışmalarıyla, davaya vermiş oldukları emekleriyle ayrı ayrı değerlendirmesi gereken insanlardır. Burada, son zamanlarda ağır bir mide operasyonu geçiren değerimiz Hüsam Hasret hakkında, kendisine geçmiş olsun adına, birkaç cümle söylemek istiyorum.

Hüsam Hasret’in bu hastalık haberini sosyal medyadan öğrendim. Haber ile yayımlanan bir fotoğraf vardı, ona ait, görünce, titredim mi desem, ürktüm mü desem, ürperdim mi desem, hiç biri o sırada yaşadığım duygumu anlatmaya yetemez sanırım.

Nedir bu ömür dedikleri, demeden kendimi alamadım. Nereye doğru aktığını bildirmeyen bu akarsu nedir, nereye uçtuğunu göstermeyen bu uçan kuş nedir, demeden kendimi alamadım.

Bir lâhzada her şeyin böyle dramatik olarak değişebilmesini aklımın ucundan bile geçirmemiştim. O boylu boslu, o “şevketli” Hüsam Hasret çürümüştü.  Yüzünün suyu çekilmiş, avurtları içeriye çökmüştü. Tam halsiz, tam güçsüzdü. Yüreğim hoplamaya başladı.  Ellerimi dualara götürdüm. Sonra telefonla aradım. Allaha şükrederek iyi olduğunu kendi dilinden öğrenmeseydim hiç inanmaz, tatmin olmazdım. Allah’a şükür…

Allah’ım ne güzel isimlerin var

Her birinde desem aman Allah’ım

Ululuk büyüklük tek sana uyar

En yüce mucizen Kur’an Allah’ım

***

Eş-Şekûr desem ki şükretmek gerek

Şükür iksiriyle arınır yürek

Her mümin kimsede tek sensin erek

Gönüller aşkınla handan Allah’ım

Hüsam Hasret’in bu dizeleri 2018 yılında yayımladığı “Allah’ım” şiir kitabından alınmıştır. Şükreden gönüller mutlu gönüllerdir. Şükür bir iksirdir Hüsam Hasret’e göre, ilahî bir iksir. Bu iksiri içenler, Allah’ı, verdiği nimetlerinden dolayı unutmayan ve ona gönüllerini her gün bir az daha tutuşturan insanlardır. Nankörlük etmeyen, değerbilmezlik yapmayan insanlardır. Allah da bu yüzden, şükredenleri utandıramaz.

Kitapta “Allah’ın güzel isimleri”nin her biri bir dörtlükte, ifade ettikleri derin anlamlarıyla ele alınmış, işlenmiştir. Hüsam Hasret bu isimleri isteseydi, başka kalıplarda da ele alabilir, işleyebilirdi. O isimleri, din adamları gibi, uzun uzun vaaz nitelikli makalelerle yorumlayabilir, açıklayabilirdi. Fakat o, şiiri tercih etmiştir. Çünkü her şeyden önce, bir şairdir o. Şiirin gücüne, güçlülüğüne inanan, etkinliğine, işlekliğine inanan bir şair. Şimdi değil, yıllar önce. Evet, yıllar önce bu mübarek sanata kendini adamış, bu mübarek sanat ile haşir neşir olup gitmiştir.

1956 yılında gözlerini dünyaya açan Hüsam Hasret, şiir ile ilişkisini “Şiir Antoloji” sitesinde şöyle anlatır: ” Annemin yanıklı sesinden duyduğum horyat nitelikli ninnilerle büyümem, beni çocuk yaştan edebiyat meraklısı kılmıştır. Okuduğum her şiir, işittiğim her horyat ve duyduğum her masal beni bir adım daha edebiyat dünyasına yakınlaştırıyordu.”

Bu yakınlaşmayı pekiştirmek için kimi kişisel çabaların da harcanması lazımdı. Okumak, öğrenmek lazımdı. Dolayısıyla edebiyat ile ilgili eline geçen her eseri okumaya başlar. Günden güne kendini geliştirir. Tatmin olunca, 1973 yılının sonlarına doğru ilk şiirlerini yazar. O tarihlerde 17 yaşındadır. Ancak yayınlamaya cesaret edemez. 1978 yılına kadar bekler. Bu tarihte “Geldi Bahar” adlı şiirini, Yurt gazetesine gönderir. Eli hâlâ yüreğindedir. Şiir yayımlanınca (sayı:398) derin bir nefes alır. Korku setini aşmıştır artık. Artık yayın organlarımızın yolunu tanımıştır. Bir şiir, bir şiir daha, kısa bir sürede adını edebiyat tarihimizin parlak bir sayfasına yazdırabilmiştir. Yayınlamış olduğu bu şiirlerin büyük bir kısmını “Hasret” adlı bir eserde bir araya getirir. 1984 yılında bu eser Türkmen Kardeşlik Ocağı tarafından yayınlanır. Böylece adını daha geniş bir çapta duyurmuş olur. Şiirlerde işlenen temaların çoğu, kendisi de kitabın ilk sayfalarında ifade ettiği gibi, “vatan, sevgi, ayrılık, hasret” ile ilgili temalardır. Hepsi hece ölçüsüyle yazılmıştır. Kitabın ilk şiirinde “Her Şeyimiz Güzel Olsun” diye, hem kendisi, hem de milleti için, çok açık bir anlatım ile şu temennilerde bulunmaktadır:

Yer güzel asuman güzel

Gün çıksın seher olsun

Kız güzel oğlan güzel

Koy bugün bahar olsun

***

Bizlere ok vuranın

Yayımızı kıranın

Yolumuzda duranın

Hoş yeri mezar olsun

***

Sabırla her şey olu

Şadlık sarar sağ solu

Bağımız çiçek dolu

Dağımızda kar olsun

***

Çalışırsak eğer biz

Coşa gelir hep deniz

Sarı saçlı güzel kız

Bizler için yar olur

***

Bademizde dolu mey

Çağırıyoruz hey hey

Hayat çok tatlı bir şey

Bu bizde karar olsun

Bu eserden sonra, gerek katıldığı edebiyat etkinlileri, gerek yayınladığı düz yazıları, gerekse de Türkmen Kültür Müdürlüğü yoluyla çıkarmış olduğu “Sende Buldum/ 1986”, “Üçüz Duygular/1990” şiir kitaplarıyla adına daha da yaygınlık kazandırmış oldu. Bu eserlerinde topladığı şiirlerin sayısı, “Hasret” kitabında 113, “Sende Buldum” kitabında 77 ve “Üçüz Duygular” kitabında 92 şiir olmak üzere, toplam 282 şiirdir. Bu sayı, tek başına, Hüsam Hasret’in şiire vurgunluğunu göstermek için yeter de artar da sanırım.

Hüsam Hasret eski rejim döneminde kitaplarını yeni harflerle yayınlamaya gayet eden sayılı yazarlarımızdan biridir. “Bir Ayın Şiirleri” adlı kitabı buna bir örnektir. 1999 yılında Erbil’de Lâtin harfleriyle basılmıştır. 32 şiir içeren bu kitabın arka kapağında, yine şiir ile ilişkisine değinerek şunları söylemektedir: “şiirsiz bir yaşamı hiç sevmedim, ömür boyunca da sevmeyeceğim. Yaşamı da ölümsüz bir şiire dönüştürmek için çaba harcamaktan bir türlü geri kalamam”.

Asılında Hüsam Hasret şiire karşı bu duygularını, her yeri geldiğinde, en açık ifadelerle ortaya koymaktan geri kalmamıştır. Söz gelimi “On Şiir Bin Dize/ 2018” kitabının önsözünde şunları demektedir: “dünya yüzünde şiirin en güzel bir nesne olduğuna inanmaktayım. Bu gün kendimi şiir dünyasının bir bireyi olarak sayıyorsam, şiire olan tutkunluğumdandır”. Hatta bir şiirinde, horyatları dostu, şiiri yoldaşı olarak görmektedir:

Horyat dostumdur şiir yoldaşım

Sözler denizinden içen biriyim.

Şiiri, merak olarak değil bir meslek olarak edinen Hüsam Hasret’in günümüze kadar 28’in üstünde eseri yayımlanmıştır. Bunlar arasında şiir kitapları çoğunluğu oluşturmaktadır. Gerek bu kitaplarda, gerek dergi ve gazetelerde, gerekse de değişik şiir sitelerinde, örneğin “Antoloji” ve “Şiir Fırtınası” sitelerinde yayınlamış olduğu sayılmayacak kadar şiirlerini özenle inceleyenler, ele almadık tema bırakmadığının farkına kolaylıkla varabilir. İlk denemelerinde, kendisinin de söylediği gibi, “sevgi, ayrılık, hasret” gibi bireysel temalar öne çıkmaktadır. Ancak daha sonraki dönemlerde yazmış olduğu şiirlerin konularını, çoğunlukla, uğrunda mücadele verdiğimiz davalar oluşturmaktadır. Dil davası, kültür davası, coğrafiye davası, varlık ve kimlik davası…  Kerkük Vakfı tarafından yayınlanan “Ulu Türkmenim” kitabının “Ulu Türkmenim” şiirinde, bütün kıyım-kırımlara, baskılara, zulümlere, ihmallere rağmen, bu milletin yılmadığını, yıkılmadığını, yılmayacak ve yıkılmayacağını, avazı çıktığı kadar haykırarak duyurmaktadır:

Bitmemiş hala yaşıyorum ben

Çelik irade taşıyorum ben

Üst üste engel aşıyorum ben

Bu benim, bu da yolumdur benim

Hakkımdan geçmem, gitse de canım

***

Güneş görmeyen dereden akmam

Kara dağ üste şimşek dek çakmam

Millet yolundan dışarı çıkmam

Bu benim, bu da yolumdur benim

Bu yolda ancak yükselir şanım

***

Horyatla gürler od püskürürüm

Türk benliğimi canla korurum

Ereğe giden yolda yürürüm

Bu benim, bu da yolumdur benim

Başı dik duran ulu Türkmenim

Hüsam Hasret, belki bunu azları bilir ki, doğduğu, büyüdüğü, yaşadığı şehir Erbil için ne kadar şiir ve horyat yazmışsa, Kerkük için de bir o kadarını kaleme almıştır: Bir şiirinde bu şehrin Türkmenlerle iç içe bir şehir olduğunu, ne Kerkük Türkmensiz, ne de Türkmenler Kerküksüz yaşayabileceğini şu dizelere dile getirmektedir:

Bulutu Türkmen, yağmuru Türkmen
Şimşeği Türkmen çakar Kerkük`ün
Neşesi Türkmen, huzuru Türkmen
Sevinci Türkmen akar Kerkük`ün

***

Türkmen’de görür bu gün-yarını
Türkmen’e saklar bütün varını
Türkmen’den alır ışık ferini
Gözü Türkmen’e bakar Kerkük`ün

***

Türkmen kalbiyle sakin yatışır
Türkmen fikrine içten katışır
Bülbülden daha içli ötüşür
Dili Türkmence şakır Kerkük`ün

***

‘Müçile”, ”Mazan”, ”Ömergele”si
”Yolcu”, ”Matarı” hem ”İdele”si
Babagürgür’ü, yüce kalesi
Türkmen’e türkü yakar Kerkük`ün

Erbil’de çalıştığım yıllarda, uzun bir süre hizmet ettiği devlet mamurluğundan emekliye ayrıldıktan sonra açmış olduğu mağaza/butik dükkânında veya kuruluşunda ciddi katkısı olduğu Türkmen Kardeşlik Ocağının Erbil şubesinde, çoğunlukla değerli dostum Nusret Merdan’ın eşliğinde, sürekli olarak görüşür, sohbetlerimiz milletin dertleriyle edebiyat konusunun dışına çıkamazdı. Çeşitli dergi ve gazetelerimizden elimize değenlerini, ilk sayfalarından tutun son sayfalarına kadar okur, inceler, her bakımdan değerlendirmeye çalışırdık. Bu değerlendirmelerde Hüsam Hasret’in heyecanlı girişimleri gözlerimizden kaçamazdı. O tarihlerden işte, diline, milletine, davasına ne kadar bağlı olduğunu bilirim.  Dolayısıyla, o tarihlerde yazmış olduğu şiirler için rahmetli hocamız Ata Terzibaşı’nın yapmış olduğu yorumu çok doğru görüyorum. Rahmetli hocamız “Erbil Şairleri” kitabında şöyle der: “Hüsam Hasret, yüreğinin derinliklerinde taşıdığı milli hislerini eserlerinde tümüyle yansıtmamıştır. Buna sebep, çevre etkenlerinin rolü büyük olsa gerek. Bu yüzden kavmî/milli şuurunu vatanperverlik ve insanlık duyguları kisvesiyle belirtmeye çalışmıştır”.

Evet, o tarihlerde, zalim bir rejim vardı. Kurt gibi, çakal gibi her kesi çatık gözleriyle izlemekte, aydınlarımızı yakalamak için, ufak tefek bahaneler aramaktaydı. Bunun idraki içinde olan aydınlarımız, özellikle de şairlerimiz, mecaz sanatının verdiği imkânlardan yararlanarak duygu ve düşüncelerini, kapalı bir anlatım ile ifade etmeye çalışmaktaydı. Hepsinin “sevgilisi” vardı, şiirlerinde övdükleri, övgü yağdırdıkları, fakat bu sevgili neticede, ya millet, ya Kerkük, ya da güzelim dilimizdi.

1991 yılında Irak’ın kuzeyinde oluşturulan güvenlik bölgesi içinde Erbil de vardı. O tarihten işte, Erbil edebiyatçılarına daha geniş, daha açık ve daha özgür bir ortam sağlanmış oldu. Artık kapalı, imgeli, mecazî şiirler yazmaya gerek kalmadı. Milletin meşru hakları açık seçik olarak kaleme alınmaya başlandı. Bölgede yeni gazete ve dergiler çıkarıldı. Bunların en önemlisi Türkmeneli gazetesiydi. Hüsam Hasret üç yıl boyunca bu gazetenin genel yayın yönetmenliğini yaptı. Gazetede “Yazıların Dili” adlı bir köşede, güncel konuları ele aldığı gibi diğer dergi ve gazetelerde de “Can, Sağ Er, Erdem ve Görkem” gibi imzalar kullanarak katkısı oluyordu. Bütün bu çalışmaları, kendisini, âşık olduğu şiirden alamıyor, alıkoyamıyor, uzaklaştıramıyordu. Bu dönemde yazdığı her şiirde, gerek tema gerekse de ifade tarzı bakımından yeni bir nefes vardı. Dikkatleri daha da çeken, okurları daha da saran sarsan…

Şiirlerinde, şekil “bütünlüğüne” ile içerik “birliğine” son derecede özen göstermesi, Hüsam Hasret’i diğer şairlerimizden ayıran farklı, hatta çok önemli özelliklerden biridir. Bunu kitaplarında da görmekteyiz.

“Erbil Destanı/ 1987”: 33 beşlikten oluşan bu şiirde “yerli şive kullanılmıştır.

“Bir Ayın Şiirleri / 1999”: “bir ay içerisinde” yaşanan çelişik duyguları yansıtan şiirler içermektedir.

“İnsanlık Göz Yaşımızdır /2001”: bu eser “tek insan ve insanlığa dair” konuları dörtlük tarzında işleyen bir eserdir.

“Allah’ım /2018”: cenabı Allah’ın güzel adlarına açıklık getiren şiirlerini kapsamaktadır.

“On Şiir Bin Dize/2018” adlı eserinde ise şairin on şiiri bulunmaktadır. Her şiir on kıta, her kıta on dizeden oluşmaktadır. Böylece toplam dizelerin sayısı bin dize etmektedir.

Böylesi üretken bir şairi, hak ettiği kadar saymaktan, saygı göstermekten,  selâmlamaktan geri kalmamalıyız. Geri Kalmak bir vefasızlık, bir haksızlıktır. Yanız Hüsam Hasret’e karşı değil. Hizmet ettiği kültüre, edebiyata ve dile karşı da bir haksızlık… Ben onu oturduğum koltuktan değil, ayağa kalkarak selamlıyorum… Ve son günlerde geçirmiş olduğu rahatsızlıktan dolayı duyduğun üzüntüyü tekrardan bildirerek, kendisine acil şifalar diliyorum.

Dostların horyatlar, kardeşlerin şiirler yolunu gözlüyor, seni bekliyor Hüsam Hasret. Fazla bekletmezsin umarım…

Print Friendly, PDF & Email

Irak’ta Protestolar Durmuyor

Irak’ın başkent Bağdat’taki Tahrir Meydanı’nda dün gece yine on binlerce kişi toplandı. Üstelik protestocuların sayısı önceki günlere göre fazlaydı. Bu kez gösterilere genç kadınlar ve yaşlılar da katıldı. Çocuklu ailelerin de olduğu görüldü.

Irak’ta 1 Ekim’de başlayan protestolar, halkın yöneten elite öfkesini sokaklara taşıdı. Protestocuların talepleri arasında Başbakan Adil Abdülmehdi’nin istifası da var.

Cumhurbaşkanı Berham Salih dün Başbakan Abdülmehdi’nin meclisteki siyasi grupların yeni bir başbakan üzerinde uzlaşması halinde görevi bırakmaya hazır olduğunu açıkladı.

Cumhurbaşkanı Salih, erken seçimin ise ancak yeni seçim yasasının kabul edilmesiyle mümkün olabileceğini söyledi.

Irak Cumhurbaşkanı Salih yasanın gelecek hafta parlamentoya sunulmasını beklediğini belirtti.

ŞİMDİYE KADAR 250’DEN FAZLA İNSAN ÖLDÜ

Protestocular ise etnik ve mezhepsel güç paylaşımı üzerine kurulu siyasal sistemin tamamen değişmesini istiyor. Bir aydır süren protesto gösterilerinde 250’den fazla insan öldü.

Gösterilerde şiddet nisbeten azalsa da dün geceki protestolarda da güvenlik güçlerinin müdahalesinde üç kişi yaşamını yitirdi, 50 kişi yaralandı.

Print Friendly, PDF & Email

Irak’ta Erken Seçim mi olacak?

Irak Cumhurbaşkanı Berhem Salih  “Cumhurbaşkanı olarak ülkeyi, hazırlanacak yeni seçim yasası ve yeni bir seçim komiserliği çerçevesinde erken seçime götürmeyi kabul edebilirim” diyerek seçim sinyali vermiş oldu. Ülkede bir süredir devam eden hükümet karşıtı gösteriler konusunda açıklamalarda bulunan Salih, “Hükümet, Anayasa’da belirtildiği gibi herkesi kucaklayan bir yapı olmalı.

Yönetimin meşruiyeti, halktan kaynaklanır. Dolayısıyla göstericilerin meşru haklarının yerine getirilmesi için olağanüstü çaba harcayacağım” dedi. Salih ayrıca, “Cumhurbaşkanı olarak ülkeyi, hazırlanacak yeni seçim yasası ve yeni bir seçim komiserliği çerçevesinde erken seçime götürmeyi kabul edebilirim.

Yeni seçim yasası için çalışmalara başladık ve seçim komiserliği üyelerini hizipçilikten uzak, uzman yargıç ve bağımsız kişilerle değiştireceğiz. Mevcut durum kabul edilebilir değil, değişmesi gerekiyor. Meclis olağanüstü çaba harcıyor ve gelişmelere göre bu çabasını daha da artırmalı” diyerek konuşmasına devam etti. Ülkede bir süredir devam eden protestolarda göstericilere karşı kullanılan şiddeti de kınayan Cumhurbaşkanı, “Kitlesel halk gösterilerinde şiddet kullanılması kabul edilebilir bir durum değil. Ancak buradan göstericilere de protestolarını barışçıl şekilde devam ettirmeleri çağrısı yapıyorum. Gösterilerde şiddet kullananlar derhal cezalandırılmalı. Ülke ancak kontrol dışı tüm silahların devlet elinde toplanması halinde tam anlamıyla bir güvenliğe kavuşabilir” dedi.

Print Friendly, PDF & Email

Kuzey Irak’ta Nokta Atışı

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 2 gün önce “Kuzey Irak’ta terörle mücadele konusunda yeni sürprizler olabilir” sözleriyle duyurduğu operasyonlardan ilki dün Zaho kenti yakınlarında gerçekleştirildi. Türk Silahlı Kuvvetleri Kuzey Irak’ta nefes kesen operasyonla biri üst düzey 3 PKK’lı teröristin bulunduğu aracı imha etti.

Türk istihbaratının Irak’ın Kuzeyinde görev yapan birimleri dün saat 16:15’te içerisinde PKK’nın üst düzey sorumlusunun da olduğu belirlenen bir aracın koordinatlarını Ankara’ya bildirdi.
Koordinatların gelmesiyle birlikte Diyarbakır 8. Ana Jet Üs Komutanlığı Pars Filo’dan kalkan mühimmat yüklü F 16 savaş uçakları Irak’ın Zaho kenti Hezewa köyü yakınlarında içinde teröristlerin olduğu aracı tam isabetle vurdu.

13 günlük takip sonucu etkisiz hale getirilen teröristlerden birinin Türkiye’de İçişleri Bakanlığı’nın hazırladığı terörden arananlar listesinde olduğu öğrenildi. Teröristin, PKK’nın üst düzey sorumlularından olduğu öğrenildi.

Print Friendly, PDF & Email

Yüzlerce Aydınlarımız Var Fakat Bir Aydın Kerkük’ümüz var…

Yüzlerce Aydınlarımız Var. Fakat Bir Aydın Kerkük’ümüz var…

 Dr. Mehmet Ömer Kazancı

Hayat çırpınır dalgalarıyla öyle alıp götürüyor bizi ki, her şeye yetiştiremiyoruz. Hatta bazen yanı başımızda, geceli gündüzlü koşturarak kültürümüze, davamıza emek veren insanlarımızı göremez gibi oluyoruz. Hak ettikleri kadar arayıp soramıyor, ilgilenemiyor, değerlendiremiyoruz.  Borçlu kalıyoruz illâ.

Gerçi bunlar, vermekte oldukları emeklere karşı kimselerden teşekkür beklemiyor, öne çıkmayı ve ya “vitrinde” görünmeyi amaçlamıyorlarsa da, yine de üstümüze düşen hakları vardır. Yerine getirmeliyiz.

Bunlardan biri Aydın Kerkük’tür.

“Aydın” Türkmenlerin sevdiği adlardan biridir. Aydın adında yüzlerce insanlarımız vardır. Kerkük de tıpkı ona göre, Türkmenler arasında yaygın olarak kullanılan bir soyadıdır. Fakat Aydın Kerkük adında tek bir aydınımız vardır, hepimizin bildiği, hepimizin tanıdığı. Yazar, şair gazeteci ve Türkmen Edebiyatçılar Birliğinin öteden beri başkanlığını yapan Aydın Kerkük. Bu ad aslında edebiyat alanında kullandığı adlardan biri, fakat en yaygınıdır. Yer yer Abdulkadir Dağlarca, Cahit Yanardağ imzalarını da kullanmıştır. Kimliğinde, Abdulkadir Seyit Cebbar olarak geçer. Edebiyat çalışmalında kendi adları yerine, değişik nedenlerden dolayı, özel ad ve imzalar kullanan yazarların sayısı az değildir. Bunlara Aziz Nesin’i bir örnek olarak gösterebiliriz. Asıl adı Mehmet Nusret Nesin’di.

Aydın Kerkük çok erken tanıştığım edebiyatçı dostlarımdan biridir. Yaşıtımdır.  Benim gibi 1952 yılında dünyaya gelmiştir. Ancak benden çok önce edebiyat sahasına çıkmıştır. Her Türkmen edebiyatçısı gibi, edebiyata şiir kapısından girdiği için, basın organlarımızda ilkin şiirleriyle görünmeye başlamıştır. İlk şiiri on yedi yaşındayken Kardeşlik dergisinin Aralık-Ocak /1968-1969 çift sayısında genç kalemler sayfasında yayınlanmıştır. “Kerkük’ün Hasası” adındadır. Metni şöyle:

Bir garip ozan misali

Coşar Kerkük’ün Hasası

Sevdalanmış deli deli

Koşar Kerkük’ün Hasası

***

Alır dağlardan hızını

İnletir dertli sazını

Döker dizini dizini

Taşar Kerkük’ün Hasası

***

İner dağlardan dağlardan

Geçer bağlardan bağlardan

Sinesi dolu dağlardan

Yaşar Kerkük’ün Hasası

***

O bir garip geçer durmaz

Bizim halimizi sormaz

Taş köprüden haber vermez

Aşar Kerkük’ün Hasası

***

“Aydın” Ağlar için için

Kimse bilmez bunu niçin

Ey vatanım senin için

Yaşar Kerkük’ün Hasası

Tam elli yıl önce yazılan bu şiirde işlenen tema ve kullanılan ifade tarzı, Aydın Kerkük’ün edebiyat dünyasına kendini tam yetiştirdikten sonra girdiğini göstermektedir. Ve okuyucunun vicdanında şöyle bir kanaat oluşturmaktadır ki, Aydın Kerkük tek şiir türünü benimseseydi, tek bu türün çizgisi üzerinden ürünler verseydi, şimdi Türkmenlerin parmakla gösterilir üst düzey şairlerinden biriydi. Belki de, en ileride gelen şairiydi. Fakat o, yeteneğini tek bu yönde değil, değişik yönlerde kullanmayı tercih etmiştir. Bu tercihin nedenleri başında, edebiyatımızdaki boşluklar, kültürümüzdeki eksiklikler gelir.  Doldurulması gereken boşluklar, giderilmesi gereken eksiklikler. Bütün bunlarda katkısı olsun diye kendini tek bir yönde tutmak istememiş ve denediği her türde övünülür denecek bir derecede başarılı olmuştur. Gençlik döneminden kendini iyi bir kültür ile donatan Aydın Kerkük, Kardeşlik dergisinde yayımlanan kimi şiir ve yazıların, bazı kaynaklardan çalınmış olduğunun farkına, yazı işleri kurulundan daha önce varmıştır. Bu konuda dergiyi uyarmıştır. Uyarıya şu karşılığı almıştır: “Mektubunuzu üzülerek okuduk. Geç cevap verdiğimize özür dileriz. Bazı insafsız kimselerin, başkalarının yazı ve şiirlerini çalarak dergiye göndermeleri, maalesef, vaki oluyor. Onların isimlerini burada açıklamak istemiyoruz. Ama gelecekte yazı ve şiirlerine dergimizde yer vermemeye kararlıyız. (Sayfa: 40, Sayı: 1-2, yıl: 1069).

Diploma başka, edebiyat başka… Her insan, koşullar müsait ise, diploma sahibi olabilir. Diploma- gerçi günümüzde bu özelliğini bir az kayıp etmişse de -insana geçimini sağlamak için aradığı yollardan biridir. Oysa edebiyat bir merak konusudur. Bu merakı insan, okul ile değil, okumayla geliştirir. Yani kişisel gayret ile kazanılabilen bir avantajdır edebiyat.  Aydın Kerkük de sınıf koltukları üzerinden değil, kişisel eğitim, öz öğretim ile bu günkü konuma gelmiştir. Ortaokulun son sınıfına kadar eğitim alma fırsatını elde edebilmiştir. Geçim sıkıntıları yüzünden okulu bırakarak, serbest işlerde çalışmak zorunda kalmıştır. Arta kalan zamanından yararlanarak, kendini geliştirmek için, kitaplara sarılmıştır. Zaman zaman da edebiyat ortamında tanınan hocaların meclislerine katılmış, kulak kesilerek dinlemiş, kitaplarda bulamadığı bilgileri, her zaman şükranla andığı o güzel insanlardan öğrenmiştir. Kitap sevgisinin ilk coşkulu günlerini yaşarken, bu sevginin bir ifadesi olarak, küçük de olsa, bir kitapçılık dükkânı kurmuştur. Burasını, yalnız geçimini kazanmak için değil, ayrıca dost yazar ve şairlerle buluşma yeri olarak kullanmıştır. O tarihlerde Türkmen edebiyatıyla ilgili her kitabı, özellikle de yeni çıkan kitapları buradan elde etmek olanağını her kese sağlayabilmiştir.

İşte kendisiyle tanışmam o yıllara dayanır. O yıllarda, yeni çıkan kitaplar ile ilgili değerlendirme yazıları yazmaktaydı. Salah Nevres’in “Aynada Zaman” kitabı hakkında yazdığı değerlendirme, yurt gazetesinde yayımlanan ilk yazısıdır (Sayı: 115/1972). Bizim 1978 yılında çıkarmış olduğumuz “Sana Doğru” adlı ilk şiir kitabımız hakkında da aynı gazetede bir yazısı yayımlandı (Sayı: 483/1979). Yazısına Franz Kafka’nın tecrübelerinden söz ederek başlıyor ve kitabımızı için şunları söylüyordu: ” Kazancı bu kitabında, adından da anlaşıldığı gibi, aşk konulu şiirlerini toplamıştır. Zaten o bir duygu şairidir. Kendine özgü bir deyiş ve yumuşak bir söyleyişi vardır. Dili sade ve temizdir.”

Bu birkaç cümleye, edebiyat dünyasına yeni adım atan biri olarak, çok sevinmiştim. Bir dost beğenmişse, birçokları beğenmiştir diye içimden geçirerek, başımı bulutlar arasında hissetmiştim. Yola, bir kat daha cesaretle devam etmeme neden olmuştu. Bu yüzden ne zaman Aydın Kerkük ile bir araya gelsem veya nerede adını duysam, o yazıyı minnetle hatırlarım.

O sıralarda yayımladığı yazılarında çoğunlukla yeni çıkan kitapların tanıtımı ile Türkmen edebiyatına damgasını vuran yazar ve şairlerle ilgi biyografik ve örnek içerikli yazılar yazmaktaydı. Bunları döneminin Kardeşlik dergisi, Yurt gazetesi gibi basın organlarımızda yayınlamaktaydı. İsmet Sarıkahya’nın tespitine göre Kardeşlik dergisinde 29 yazısıyla iki şiiri, Yurt gazetesinde ise 28 yazı ve şiiri çıkmıştır.

2003’ten sonra basın organlarımızın sayısı artınca, yaklaşık hepsinde katkısı oldu. Bunların başında “Kale”, Es-Sadık” “Mezopotamya” “Sümer” ” Yıldız” adlı dergi ve gazetelerle, “Türkmeneli” ve “Kerkük” dergi ve gazeteler gelir. Bu iki son gazete ve dergide katkısı yalnız yazı yayınlamakla sınırlı olarak kalmamıştır. Yazı işleri kurullarında da yer almıştır. Bu kadroların önemli unsurlarından biri olmuştur. Türkmen Edebiyatçılar Birliği tarafından başlangıçta gazete olarak, daha sonra dergi şeklinde çıkarılan “Kerkük” basınının kapanışına kadar, yazı işleri yönetmenliğini yapmıştır. Türkmeneli gazete ve dergisinin günümüze kadar Türkçe bölümlerinin sorumlusu olarak çalışmaktadır.

Aydın Kerkük için tarih 2003’de başlamamıştır. Ömrünün gençlik yıllarından başlamış ve hiçbir dönemde davamızın nöbetçiliğini yapmaktan geri kalmamış veya bu davaya sırt çevirmemiştir. Başlangıçtan beri, davaya katılanların bir kısmından farklı olarak, o dönemlerde aldığı milli terbiye kurallarının dışına çıkmamıştır. Kendi kişisel çıkarları, aklının ucundan bile geçmemiştir. Bu yolda, yapılması ne gerekirse, onu hep en tertemiz bir vicdan ile yerine getirmeye çalışmıştır. Bu yüzden, o yıllarda geçim düzeyi, maişet seviyesi neyse, bu günlerde de aynıdır. Şikâyetçi değil. Her zaman millet ve mücadele sağ olsun diye şükür ederek, elinin içini-arkasını öpmekte, başına götürmektedir

Evet, Aydın Kerkük için tarih 2003’te başlamamıştır. Millet, gelip geçen rejimlerin testere dişleri arasında tüm haklarıyla, hatta tüm varlığıyla çiğnendiğini fark ettiği günlerden, mücadele urbasını giymiş, kalemini eline alarak yola çıkmıştır. Ne kadar koruyabilirse, savunabilirse, korumuş, savunmuştur. Özenini bir ara çocuklara vermiştir. Bunları kurtarmak mümkünse, milleti de kurtarmak mümkün olacaktır. Çocukları kurtarmak, onları dillerine bağlamak, onları milli duygu ile beslemek yolundan geçer diye düşünmüştür. Doğru bir düşünce kuşkusuz… 1972 yılında çıkarmış olduğu “Çocuk Şiirleri” adlı kitap, bu düşünceyi hayata geçirmek yolunda atılan önemli bir adımdı. Kitabı, kısa bir cümleyle okurlara sunmuştur: “bu günün küçükleri, yarının büyükleridir”. Çok manidar bu cümleden sonra kitaba, Ziya Gökalp, Tevfik Fırat, Mehmet Necatı Orankay gibi Türkiye şairleriyle bizimkilerden güzel örnekler almıştır. Kitap, Türkmen edebiyatı çocuk şiiri alanında, Reşit Kazım Beyatlı’nın 1968 yılında yayınlamış olduğu “Mektepli Şarkı ve Şiirleri” adlı eserden sonra, ikinci eserdir. Onda bulunan şiirlerden birkaç şiir içerse de, farklı şiirler çoğunluğu oluşturmaktadır. Bu yüzden, “Mektepli Şarkı ve Şiirleri” kitabı yayınlanırken, millet tarafından ne kadar ilgi görmüşse, o kadar ilgi görmüş ve onun kadar bir boşluğu doldurmuştur.

Bir yıl sonra, yanı 1973 yılında “Nazım Refik Koçak’ın Hayatı ve Şiirleri” hakkında hazırlamış olduğu eser de, aynı ilgiye nail olmuştur. Nitekim şair hakkında daha sora yapılan bütün çalışmalarda, hatta Rahmetli hocamız üstat Ata Terzibaşı’nın “Kerkük Şairleri” kitabında, kaynak olarak gösterilmiştir.

1981 yılında, diğer nadide bir çalışmaya imza atmıştır. “Hicri Dede: Hayatı ve Eserleri” adlı bu çalışma, altı temel bölümden oluşmaktadır: “Hicri Dede hakkında yazılan yazılar”, “Şairin oğlu Faik Dede’ye çağrılar”, “Şiirlerinden örnekler”, “Hoyrat ve Dörtlükleri”, ” Filistin hakkında yazdığı Şiirler”, ve “Hakkında yazılan mersiyeler”. Bu eser yalnız Hicri Dede hakkında kapsadığı önemli bilgiler açısından değil, ayrıca Dede’yi o tarihlerde kendilerine mal etmek isteyen bazı etnik gurupların iddialarını çürütmek, ağızlarını kapatmak açısından da çok önemli ve tam zamanında yayımlanmış bir belge niteliğindedir. Bu yüzden edebiyat ortamında hak ettiği takdire şayan olarak karşılandı. Eser, daha sonra Dede hakkında neler yazılıp söylendiyse de, günümüze kadar değerinden fazlaca bir şeyler kayıp etmemiştir.

2003 yılında çıkardığı “Ata Terzibaşı’nın Hayatı ve Eserleri” adlı kitap da, az önce sözünü ettiğimiz eserin bir benzeridir. Yine derlemedir. Ancak ne var, yarısı Arapça yarısı Türkçe olarak üzere iki dildedir. Türkçe bölümünde Aydın Kerkük’ün kendisinin kaleme almış olduğu iki değerlendirme yazısının yanı sıra, hocamız hakkında yazılan yazılar ile eserlerinden örneklere yer verilmektedir. Arapça bölümü de ayni şekilde tertip edilmiştir. Burada hocamızdan verilen örnekler, Arapça çalışmalarından alınmıştır. Eserin en önemli bölümü, Hocamızın edebiyat sahasına atıldığı günden, 1992 yılına kadar basın organlarında yayınlamış olduğu yazılarının bibliyografyasını içeren bölümdür. Tam on dört sayfadan oluşan bu bölümden anlaşıldığına göre, hocamız, ilk yazısını Arapça olarak “Kerkük Köprüsü” adında 15. 4. 1946 tarihinde Bağdat’ta çıkarılan El-Cihat dergisinde yayınlamıştır. Ve yazarlığı boyunca “A. T” rumuzu başta olmak üzere yazılarında değişik imzalar kullanmıştır.

Aydın Kerkük’ün, sözünü ettiğimiz çalışmaları yanında, diğer yayımlanan ve yayımlanmayan çalışmaları da vardır. Bütün bu çalışmaların gerçekleşmesinde harcadığı çabalar göz önünde tutulursa, yine de onun, davamıza, kültürümüze vermiş olduğu hizmetleri hakkıyla değerlendirmek yeterli olmayacaktır. Çünkü her çalışmanın görünmeyen tarafları vardır, çile çektiren, gerginliğe neden olan, kolaylıkla atlatılmayan zor tarafları. Aydın Kerkük de, o çalışmaları yaparken, şüphesiz ki, bunları yaşamıştır. Hatta çalışmalarına aynı kararlılık ile devam ettiği için, günümüzde de yaşamaktadır denebilir. Türkmen Edebiyatlar Birliğinin öteden beri başkanlığını yapmaktadır. Birliği geliştirmek için, elinden geleni geride bırakmamaktadır. Fakat bunu başarmakta kimi maddi, kimi manevi zorluklarla karşılaşmaktadır. Maddi zorlukların üstesinden gelmek, bazen, mümkün oluyorsa da, manevi zorlukları atlamak kolay olmuyor nedense. Edebiyatçılarımızın zevkleri ayrı, mizaçları ayrı, kültürleri ayrı, istekleri ayrı, nazları ayrı… Bu gibi insanlar arasında iş görmek kolay mı dersiniz. Elbette ki değildir. Buna karşın Aydın Kerkük, söylemesi uygunsa, ağacı ortasından tutmaya çalışıyor. Her hafta bir etkinlik, bir faaliyet… Kimi muhteşem, kimi sıradan… Kimi imkânlar dâhilinde, kimi imkânları zorlayarak… Hedef, bir yandan, Türkmen edebiyatını bütün teferruatıyla canlandırmak, aydın yüzünü göstermek, öte yandan gönülleri/ kuşakları birbirine bağlamak, söylem ve eylem birliğini sağlamaktır. Aydın Kerkük, bütün bu hedeflerin peşinde. Şimdi değil, yıllar öncesinden. Mücadele urbasını ilk giydiği günlerden, parmakları arasına kalemini ilk sıkı tuttuğu günlerden… Bu urbayı çıkarmayacak, o kalemi elinden düşürmeyecek, eminim. Geri kalanı Allah’tan, Allah güç versin, sabır versin, sağlık, esenlik versin, Kaç Aydın Kerkük’ümüz var.

Print Friendly, PDF & Email

IŞİD Lideri el-Bağdadi Öldürüldü

ABD Başkanı Donald Trump’ın bu sabah öldürüldüğünü açıkladığı ve “DEAŞ elebaşı Ebubekir el-Bağdadi’nin yerine geleceği 1 numaralı isim” olarak nitelediği IŞİD’linin, IŞİD Sözcüsü Ebu Hasan el-Muhacir olduğu belirtildi.

Beyaz Saray’dan bir yetkili, Trump’ın bu sabahki “Bağdadi’nin yerine geçecek 1 numaralı ismin Amerikan askerleri tarafından ortadan kaldırıldığı teyit edildi.” ifadelerine ilişkin açıklamada bulundu. Yetkili, “Başkan’ın bahsettiği kişi, DEAŞ sözcüsü Muhacir’di.” ifadesini kullandı.

ABD Başkanı Donald Trump bu sabah Twitter hesabından yaptığı açıklamada, “Bağdadi’nin yerine geçecek 1 numaralı ismin Amerikan askerleri tarafından ortadan kaldırıldığı teyit edildi. Büyük ihtimalle en üst görevi alacaktı ama şimdi o da ölü.” ifadelerini kullanmış ancak öldürülen kişinin ismini açıklamamıştı.

IŞİD elebaşı Ebubekir el-Bağdadi, 8 helikopterle İdlib’in kuzeyine giden ABD Özel Kuvvetlerinin düzenlediği operasyonda ölü ele geçirilmişti.

Trump, önceki gün yaptığı basın toplantısında, Bağdadi’nin bulunduğu evin altındaki ucu kapalı tünellerden birine girdikten sonra üzerindeki intihar yeleğini patlatarak yanındaki 3 çocukla birlikte öldüğünü açıklamıştı.

 

Print Friendly, PDF & Email

Türk Dışişleri Bakanlığı’ndan Türk vatandaşlarına Irak uyarısı

S.Küzeci/Türk Dışişleri Bakanlığı, Irak’ın çeşitli kentlerinde meydana gelen gösteriler sebebiyle Türk vatandaşlarının zorunlu olmadığı takdirde olayların yaşandığı bölgelere seyahat etmekten kaçınmaları tavsiyesinde bulundu.Bakanlığın İnternet sitesinden ” Irak için Seyahat Uyarısı  başlıklı bir açıklama yapıldı. Açıklamada, Irak’ta bugün yaşanan gelişmelere bağlantılı olarak Türk vatandaşlarına uyarılarda bulunuldu.

Başkent Bağdat dahil Irak’ın çeşitli vilayetlerinde başlayan gösteriler nedeniyle Türk vatandaşlarının zorunlu olmadığı takdirde olayların yaşandığı bölgelere seyahatten kaçınmaları tavsiye edilen açıklamada, “Halihazırda Irak’ta bulunan vatandaşlarımızın ise Irak makamlarınca yapılabilecek uyarıları yakından takip etmeleri, kalabalık yerlerde bulunmaktan kaçınmaları ve kişisel güvenlikleri konusunda müteyakkız olmaları tavsiye edilmektedir.” değerlendirmesi yapıldı.

Açıklamada, “Durumdan etkilenen ve yardıma ihtiyacı olabilecek vatandaşlarımız ile Irak’taki yakınlarına ulaşamayan vatandaşlarımızın Konsolosluk Çağrı Merkezine (90 312 292 29 29), ilave olarak Türkiye’nin Bağdat Büyükelçiliğine (964 771 233 9023) numaralı telefondan ve embassy.baghdad@mfa.gov.tr  e-posta adresinden doğrudan ulaşmaları mümkündür.” ifadeleri kullanıldı.

 

Print Friendly, PDF & Email

Bağdat Yine Karıştı

 

Bugün 25 Ekim 2019 Cuma günü Bağdat yine karıştı. Ekim ayı itibarıyla protestoya başlayan Irak’taki çeşitli kesimler. Bugün bir daha bir araya gelip hükumeti düşürmeye yönelik protestoya çıktılar. Irak polisi göz yaşartıcı gaz kullanarak çok sayıda protestocuyu yaraladı. Aynı zamanda bir gencin öldüğü belirlendi. Öte yandan Irak güvenlik güçleri Yeşil bölgeye giden Cumhuriyet köprüsünün yollarını taş barikatlarla kapattı.

Print Friendly, PDF & Email

Ulusötesi medyada Azerbaycanla ilgili algı operasyonu

Ulusötesi medyada Azerbaycanla ilgili algı operasyonu

Oktay Hacimusali Musayev

19 Ekim 2019 tarihinde Azerbaycan’da muhalefetin gerçekleştirmiş olduğu izinsiz gösterinin yankıları tüm dünyada ulusötesi medya aracılığıyla açık seçik çarpıtılıyor. Güya Azerbaycan’da yolsuzlukların ve insan haklarının ihlalinin kol gezdiğini iddia eden Batı medyası ülkede muhalif güçlerin yaptığı gösterilere destek veriyor. Insanların temel hak ve özgürlüklerinin ihlal olundugunun, yolsuzluk ve rüşvet olaylarının ayyuka çıktığının iddia edildiği Azerbaycan’da muhalefetin iddialarının tersi Azerbaycan iktidarı olaylardan iki hafta önce Bakü’de Lökbatan kasabasında muhalefete gösteri yapmaları için yer dahi ayırmışti. Fakat muhalif güçlerin lideri olduğunu söyleyen Ali Kerimli sosyal medya aracılığıyla Lökbatan’da kendileri için ayrılmış olan kasabaya gitmeyeceklerini, şehrin merkezinde bulunan 28 Mayıs metro istasyonunun önünde gösteri düzenleyeceklerini dile getirdi. Iktidar ise bu duruma karşı çıktı ve şehrin merkezinde haftasonu böylesi bir gösteriye izin vermeyeceklerini söyledi. Muhalefet lideri Ali Kerimliyse halka sokaklara çıkma çağrısında bulundu ve böylece olaylar iyice çığırından çıkmaya başladı. Batıda bulunan ve Azerbaycan’in, genel anlamdaysa Türk dünyasının gelişimini istemeyen, kontrollü bir Azerbaycan ve Türkiye isteyen güçlerin kontrolü altında bulunan Azerbaycanlı muhalifler çeşitli Batılı kuruluşlardan aldıkları desteklerle kurmuş oldukları internet televizyonları ve sosyal medya hesapları aracılığıyla da propoganda girişiminde bulundular. 19 Ekim’deki gösterilere Azerbaycan halkının tepkisi nasıldı, önce bir bunu irdeleyelim isterseniz. Ilk ondan başlayalım ki, Azerbaycan Cumhurbaşkanı Ilham Aliyev’den 2019 yılının ilk günlerinden itibaren reformların anonslari gelmeye başladı. Gerçi muhalefet bunun kendilerinin yapmış oldukları 19 Ocak gösterilerinden sonra iktidarın paniğe kapılarak yapmış olduğunu söyledi, ama konu bu değildi. Zira, Azebaycan’i az çok bilenler biliyor ki, halk devletinin etrafında sık kenetlenmiş durumda. Savaşın daha bitmediği bir ülkede başka bir durum zaten düşünülemez de. Bir de Azerbaycan muhalefetinin yıllardır kendi halkını seçmen olarak görmenin dışında şeytanla bile işbirliğine hazır durumda olması, Azerbaycan halkını muhalefetten uzaklaşmasına neden olan sebeplerden sadece bir tanesi. Yıllardır sol marjinel orgutlerle, milli manevi değerleri hiçe saymak için durmadan çalışmalar yapan küresel güçlerle işbirliği içli dışlı olmalar, tüm bunlar Azerbaycan halkını muhalif güçlerle ilgili derinden düşünmeye iten nedenler arasındadır ayrıca. Ayrıca Türkiyeli kardeşlerimiz günümüz Azerbaycan Halk Cephesiyle Azerbaycan eski Cumhurbaşkanı Ebulfez Elçibey’in kurmuş olduğu Azerbaycan Halk Cephesi’ni karıştirmasinlar lütfen. Ali Kerimli hatta uzun süre Elçibey aleyhinde yalan dolu bilgiler yayınlatmış birisidir kendi yayın organlarında. Belki bunu Türkiyeli kardeşlerimiz bilmez ama biz bunları gayet iyi biliyoruz. Batının ve onun güdümünde olan ulusötesi medyanın bu denli Ali Kerimliyi pohpohlamasinin da bu nedenlerle ilgili olduğunu düşünüyoruz. Pohpohlanan Ali Kerimli Lökbatan’ a gitmek yerine ülkeyi kaos ve anarşi ortamına sürüklemek 19 Ekimde halkı izinsiz gösterilere çağırdı. Yaklaşık 200 kişi katılmış olsa bile, sonuçta bu izinsiz gösteriydi ve dünyanın her yerinde izinsiz gösterilere bir şekilde müdahele ediliyor. Bana ilginç gelen ulusötesi medyanın bu gerçeği bildiği halde, izinsiz gösterilere verdiği destekti. Sanki Avrupada ya da Amerikada izinsiz gösteri yapanların saçlarını okşayıp “aferin” diyorlar. Özgür Avrupa radyosundan tutun da BBC’ye kadar tüm medya organları biranda haberlerinde Bakü’yu baş köşeye taşıdılar. Işın daha da ilginç yanı Türkiyedeki sosyalist ya da sosyalistmiş gibi gözüken bazı kişilerce de bu gösterilere destek verildi. Bölgede çıkarları olan güçler, devletler Azerbaycan Cumhurbaşkanı Ilham Aliyev’in Rusyada 16.Valdai Uluslararası Tartışma Kulübü toplantısında yapmış olduğu konuşmadan rahatsızlar, peşinden Aşkabat’ta yapmış olduğu konuşma da oldukça net mesajlar veren Bakü’ye böylesi tepkiler olağandır. Ama birşeyi unutmamalıyız: dünya bizi sevmiyor ve Azerbaycan ve Türkiye nasıl şimdiye kadar beraber adımlamışlarsa bundan sonra tüm onların birliğini, beraberliğini istemeyen güçlere inat adımlamak zorundalar. Ve adımlayacaklar da!….

Print Friendly, PDF & Email

ITC Erbil İl Başkanlığında Toplantı

Oğuz Küzecioğlu-Erbil\   IKBY Bölge Bakanı ve ITC Yürütme Kurulu Üyesi Aydın Maruf ,ITC Erbil Milletvekili İmdat Bilal’in katılımı ile ITC Erbil merkezinde geniş kapsamlı toplantı düzenlendi.

İl , ilçe başkanları ve teşkilat yöneticilerinin hazır bulunduğu toplantında bölgenin son durumu, ITC Erbil ve ilçe teşkilatlarının çalışmaları ve Bakan Aydın Maruf ‘ a etnik guruplar dosyasının verilmesi gibi önemli konular görüşüldü.

Yanısıra toplantıda bölgenin son siyasi durumu değerlendirilirken, iş birliği ve dayanışma vurgusu yapıldı.

 

 

 

Print Friendly, PDF & Email