IRAK’TA TÜRKMENLER (1)

IRAK’TA TÜRKMENLER

Dr. Şemsettin Küzeci

Türkmen, İslamiyet’i kabul ettikten sonra Türk milletinin Oğuz boylarına verilen addır. Türkmen kelimesi Türkçede yiğit ve cesur Türk anlamına gelir. Orta Asya ve Mavera un-Nehir ‘de yaşayan Oğuz boyları İslamiyet’le birlikte batıya doğru yayılmaya ve yerleşmeye başladı. İslam devletleri ve medeniyetlerinde önemli bir rol oynadı. Türkmen lehçesi, Türkçe’nin batı grubuna mensup Azerbaycan, Türkmenistan, Irak, Suriye ve doğu Anadolu’da konuşulan ağızdır. Irak Türklerinin konuşma dili Azerbaycan şivesi ve yazılı dili ise, İstanbul Türkçe’sidir.

Türkmenlerin Irak’a İlk Yerleşmeleri

Türk orijinli Sümerlerden sonra, Türkmenlerin Irak’ta ilk görünüşü 54 Hicri 674 Miladi yılında olmuştur. 1055 yılında büyük Selçuklu sultanı Tuğrul beyin adına Bağdat’ta hutbe okunmasıyla başlayan Irak’taki Türkmen hâkimiyeti 1918‘e kadar yaklaşık 900 yıl devam etti. Orta Asya’dan göçen Türkmenler, 1000 yıl önceden başlayarak Selçuklular döneminde Irak’taki dağılımlar son şeklini bulmuştur. Türkmenler Irak’ta Celayirliler, Selçuklulardan sonra Erbil’de küçükoğulları, Musul’da Atabeyler, Kerkük’te Kıpçak oğulları, Akkoyunlular ve Karakoyunlular devletlerini kurmuşlardır. Osmanlı hâkimiyeti sona erdikten sonra İngilizlerin bu toprak’ta kurdukları Irak Devleti Türkmen varlığını tanımadı. Ve o günden bugüne kadar, Türkmenler Irak’ta makûs kaderlerini yaşamaktadırlar.

Coğrafya ve Nüfus

Türkmenler, Irak’ın kuzeyinde dağlık bölge ile düzlük bölge arasında kuzey batıda Suriye sınırlarından itibaren güney doğuda İran sınırlarına kadar uzanan engebeli, verimli ve her yönüyle zengin olan arazilerde yaşamaktadırlar. Batıda Telafer kasabasından başlayarak Musul, Erbil, Altunköprü, Kerkük, Dakuk, Tuzhurmatu Kifri, Hanekin, doğuda Mendeli ve Aziziye’ye kadar Şehir, kasabaları ve çevrelerindeki yüzlerce Türkmen köyleri Türkmenlerin yerleşim merkezlerini teşkil bölgelere Türkmeneli bölgesi denilir. Ayrıca Türkmenleri Kerbela ve Necef’te de yaşamaktadırlar. Irak’taki Türkmenlerin nüfusu üç milyon civarındadır. Irak devletinin uluslararasında kabul edilen 1957 sayımlarına göre yaklaşık Irak nüfusunun Türkmenler %13’nü teşkil etmişlerdi. Kültür Merkezleri sayılan Kerkük, Erbil şehirleri, Telafer ve Bayat ilçeleri Türkmenlerin çoğunlukla yaşadıkları bölgelerdir. Ayrıca, Bağdat’ta yaklaşık 300.000 civarında Türkmen’in yaşadığı söylenir.

Türkmeneli Kültürü

Türkmenler, Irak’ta en çok yüksek tahsil görmüş oranına sahip kitledir. Tarih boyunca medeniyete büyük katkılarda bulunmuşlardır. Şiir’de Nesimi, Fuzuli, İzzettin Abdi Bayatlı, Hasan Görem, Felekoğlu ve Mehmet İzzet Hattat, Sanatta Osman Musullu, Reşit Küle Rıza, İzzettin Nimet, Abdülvahit Küzeci, Abdurrahman Kızılay, Ekrem Tuzlu, Erbilli Mişko, Dilde Mustafa Cevat, Edebiyat’ta Molla Sabir Kerküklü, Ata Terzibaşı, Ali Marufoğlu, Bilimde Prof. İhsan Doğramacı, Devlet yönetiminde Muzafferettin Gökbörü, İmadettin Zengi, Gazetecilikte Dr. Sinan Sait, İbrahim Dakuklu vb. Türkmen büyükleri sadece bir örnektir. Türkmeneli, TERT ve Al-Turkmaniye TV’leri Irak’ta Türkmenlerin görsel yayın organlarıdır. Irak Devleti tarihinde, bugüne kadar Türkmen Kültürünü yansıtan 100‘den fazla dergi, mecmua ve gazete gibi neşriyatlar yayınlanmıştır. Bunların başında, Beşir, Kerkük ve Türkmeneli Gazetesi’nin yanında Bağdat’ta Türkmen Kardaşlık Ocağının yayın organı olan “Kardaşlık Dergisi” Irak’ta Türkmenlerin en uzun süreli yayınlarıdır. Türkmen Kültürünü ve Türkmen bölgelerinde tarihi, mimari eserlerinden Erbil’de Erbil Kalesi, Gökbörü minaresi, Musul’da Hadbaa Camii[1], Karasaray, Baştabya, Telafer’de Telafer Kalesi, Kerkük’te Kerkük Kalesi, Gök minare, Taşköprü ve kırmızı kilise gibi önde gelen mimari eserler tarihe mal olmuştur.


[1] İŞID tarafından 2017 yılında patlatılarak yıkıldı

Print Friendly, PDF & Email

ATATÜRK’E GÖRE ATATÜRK

10 Kasım Atatürk’ün vefatının yıldönümü anısına Türk Dik Kurumunun Atatürk’e Göre Atatürk başlıklı yazıyı olduğu gibi okurlarımıza aktarıyoruz.

İki Mustafa Kemal
İki Mustafa Kemal vardır: Biri ben, et ve kemik geçici Mustafa Kemal… İkinci Mustafa Kemal, onu “ben” kelimesiyle ifade edemem; o, ben değil, bizdir! O, memleketin her köşesinde yeni fikir, yeni yaşam ve büyük ülkü için uğraşan aydın ve savaşçı bir topluluktur. Ben, onların rüyasını temsil ediyorum. Benim girişimlerim, onların özlemini çektikleri şeyleri tatmin içindir. O Mustafa Kemal sizsiniz, hepinizsiniz. Geçici olmayan, yaşaması ve başarılı olması gereken Mustafa Kemal odur!
1933 (Hamdullah Suphi Tanrıöver, Yerli   Yabancı 80 İmza Atatürk’ü Anlatıyor, s. 183)

Fikir Atatürk
Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu yeterlidir.       
1929 (Ayın Tarihi, Sayı : 65, 1929)

Büyük ölülere matem gerekmez, fikirlerine bağlılık gerekir. 
(Atatürk’ten B.H., s. 120)

Ben, manevî miras olarak hiçbir nass-ı katı’*, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevî mirasım, bilim ve akıldır. Benden sonrakiler, bizim aşmak zorunda olduğumuz çetin ve köklü güçlükler önünde, belki amaçlara tamamen eremediğimizi, fakat asla ödün vermediğimizi, akıl ve bilimi rehber edindiğimizi onaylayacaklardır. Zaman hızla dönüyor, milletlerin, toplumların, bireylerin mutluluk ve mutsuzluk anlayışları bile değişiyor. Böyle bir dünyada, asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek, aklın ve bilimin gelişimini inkâr etmek olur. Benim, Türk milleti için yapmak istediklerim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır. Benden sonra, beni benimsemek isteyenler, bu temel eksen üzerinde akıl ve bilimin rehberliğini kabul ederlerse, manevî mirasçılarım olurlar.
(Hamdullah Suphi Tanrıöver’den naklen, Cemal Kutay, Mustafa Kemal’in Ufuktaki Manevî Mirasçısı ile Sohbet, s.2-3;İsmet Giritli, Kemalist Devrim ve İdeolojisi, s. 13)

Bir zamanlar gelir, beni unutmak veya unutturmak isteyen gayretler belirebilir. Fikirlerini inkâr edenler ve beni yerenler çıkabilir. Hatta bunlar, benim yakın bildiğim ve inandıkların arasından bile olabilir. Fakat, ektiğimiz tohumlar o kadar özlü ve kuvvetlidirler ki bu fikirler, Hint’ten, Mısır’dan döner dolaşır gene gelir, verimli sonuçları kalpleri doldurur. 1937 (Atatürk’ten B.H., s. 6, 128)
 
  Atatürk ve görevin amacı
Yaşamımın bütün dönemlerinde olduğu gibi, son zamanların buhranları ve felâketleri arasında da bir dakika geçmemiştir ki, her türlü huzur ve istirahatimi, her çeşit kişisel duygularımı milletin kurtuluşu ve mutluluğu adına feda etmekten zevk duymayayım. Gerek askerî yaşamımın ve gerek siyasî yaşamımın bütün dönem ve bölümlerini işgal eden mücadelelerimde daima hareket kuralım, millî iradeye dayanarak milletin ve vatanın gereksindiği amaçlara yürümek olmuştur. 1920 (Atatürk’ün S.D.I, s. 61)

Pekâlâ bilirsiniz ki benim bütün yaşamımda bu ana kadar güttüğüm amaç, hiçbir zaman kişisel olmamıştır. Her ne düşünmüş ve her neye girişmiş isem, daima memleketin, milletin ve ordunun adına ve çıkarına olmuştur. Hiçbir zaman şahsımın üstünlüğünü ve sivrilmemi göz önüne almamışımdır. 
1914 (Atatürk’ün Özel Mektupları, Sadi Borak, s. 40)

Memleket ve milletin kurtuluşu ve mutluluğu için çalışmaktan başka bir amacım yoktur. Bu, bir insan için yeterli bir sevinç ve zevk sağlar. Benimle beraber olan arkadaşlarım, bütün vatandaşlarım da aynı amacı izlemektedirler. Kişisel ve ailevî huzur ve mutluluğun, milletin huzur ve mutluluğuyla ayakta durduğunu, memleketin güvenlik ve dokunulmazlığıyla mümkün olduğunu gerçek ve ciddî bir şekilde anlamışlardır. Ben ve benimle beraber olanlar, hedefimizin yüceliğine, yolumuzun doğruluğuna eminiz. Bunda asla şüphe ve tereddüdümüz yoktur. Milletimizin, Türk milletinin yakın, uzak tarihine gereği kadar bilgimiz vardır. Geçmişin derslerini, bugünün ve geleceğin yaşamı için göz önünde tutmak dikkatinden mahrum değiliz. Yaptığımız hizmetlerle övünmüyoruz. Yapacağımız hizmetlerin, övünç sebebi olabileceği ümidiyle avunuyoruz.
1925 (Atatürk’ün S.D.V,   s. 209)

Atatürk ve kutsal tutku
Çevresindekilere söylediği bir söz :
Beni övme sözlerini bırakınız; gelecek için neler yapacağız, Onları Söyleyin! 
(Afetinan, Atatürk’ün BUM., s. 37)

Benim tutkularım var, hem de pek büyükleri; fakat bu tutkular, yüksek makamlarda bulunmak veya büyük paralar elde etmek gibi maddî emellerin doyumuyla ilgili bulunmuyor. Ben bu tutkularımın gerçekleşmesini, vatanıma büyük faydalan dokunacak, bana da gerektiği gibi yapılmış bir görevin canlı iç rahatlığını verecek büyük bir fikrin başarısında arıyorum. Bütün yaşamımın ilkesi, bu olmuştur. Ona çok genç yaşımda sahip oldum ve son nefesime kadar da onu
koruyacağım. 
1914 (Melda Özverim, M.K. ve C.L., s. 42)
 
Allah bilir, yaşamımda bugüne kadar orduya faydalı bir üye olabilmekten başka vicdanî bir emel edinmedim. Çünkü vatanın korunması, milletin mutluluğu için her şeyden evvel ordumuzun, eski Türk ordusu olduğunu dünyaya bir daha kanıtlama gereğine çoktan inanmış idim. Bu inanca ait emellerimin şiddeti, ihtimal beni pek fazla aşırı davranışlı göstermişti. Fakat zaman, saf ve temiz beyinlerden doğan fikrî gerçekleri -kabulünden çekinilse de uygulattırır.
1912 (Atatürk’ün Özel Mektupları, Sadi Borak, s. 11)

Atatürk ve vicdanî görev
Bütün görevlerin üstünde bizim de bir vicdanî görevimiz vardı; o da, herkesin sudan birtakım görevler yaptığı sırada yaşamımızı, varlığımızı bu milletin bağrına sokarak, onlarla beraber düşman karşısında uğraşmak olmuştur!
7920 (Atatürk’ün S.D.I, s. 106)

Ben görevimin bitmediğini, yüklendiğim sorumluluğunda yüksek ve çetin olduğunu anlıyorum. Arkadaşlar, bu görev bitmeyecektir; ben toprak olduktan sonra da devam edecektir! Ben seve seve, sevine sevine bütün varlığımı bu kutsal göreve vereceğim ve onun yüksek sorumluluğunu yüklenmekle mutlu olacağım. Görevime başarı ile devam edebileceğim. Çünkü büyük milletimizin, kalp ve vicdanında bana karşı sarsılmaz bir güven ve itimat taşımakta olduğunu görüyorum. Bu benim için büyük kuvvettir, büyük yetkidir. 
1925 (Atatürk’ün S.D.1I, s. 236)

Biz, eğer millet ve tarih önünde herhangi bir hata işliyorsak, bunun sorumluluğunu vicdanımızda ve sağduyumuzda hissetmekten ve ödemekten, hiçbir zaman çekinecek insanlar değiliz. 1925 (Mazhar Müfit Kamu, E.Ö.K. Atatürkle Beraber, Cilt: I, s. 160)

Millet için özveri
Millet ve memleketin sayesinde kazanılan rütbe ve refahın bir önemi, bir kutsallığı vardır. Biz bunlardan, ancak yine bu aziz millet ve memlekete borçlu olduğumuz son bir namus görevini yapmak için ayrıldık. Milletin kendi yaşamını kurtarmak, kendi meşru hakkını savunmak için çıkardığı sese katılmak, her kendini bilen vatandaşın görevidir. Eğer bu millet, bu memleket parçalanacak olursa genel şerefsizliğin yıkıntısı altında, şunun bunun kişisel şerefi de parça parça olur. Biz, o genel şerefi kurtarabilmek için harekete gelen millete ruhumuzla katıldık. Katılmamıza engel olabilecek kişisel rütbeleri, makamları da genel şerefi kurtarmaya yönelik bir amaç uğruna feda ettik.
1919 (Atatürk’ün S.D.III, s. 6)
 
Ben, gerektiği zaman, en büyük armağanım olmak üzere Türk milletine canımı vereceğim.
1937 (Atatürk’ün T.T.B. IV. s. 590)

Mallarını millete bağışlaması nedeniyle söylemiştir :

Mal ve mülk, bana ağırlık veriyor. Bunları, soylu mille time geri vermekle büyük ferahlık duyuyorum. Zenginlikten ne çıkar; insanın serveti, kendi manevî kişiliğinde olmalıdır! 
1937 (Rükneddin Fethi Olcaytuğ, Atatürk Hakkında Düşünce ve Tahliller, 1943, s. 44)

Özgürlük ve bağımsızlık aşkı 
Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir. Ben, milletimin ve büyük atalarımın en değerli mirasından olan bağımsızlık aşkı ile yaratılmış bir adamım! Çocukluğumdan bugüne kadar ailevî, özel ve resmî yaşamımın her evresiniyakından tanıyanlarca bu aşkım bilinir. Bence bir millette
şerefin, saygınlığın, namusun ve insanlığın yerleşmesi ve yaşaması, kesinlikle o milletin özgürlük ve bağımsızlığına sahip olmasına bağlıdır. Ben kendim, bu saydığım özelliklere çok önem veririm ve bu özelliklerin kendimde varlığını iddia edebilmek için milletimin de aynı özellikleri taşımasını şart ve esas bilirim. Ben yaşayabilmek için kesinlikle bağımsız bir milletin evlâdı kalmalıyım! Bu sebeple millî bağımsızlık, bence bir yaşam sorunudur. Millet ve memleketin çıkarları gerektirdiği takdirde insanlığı oluşturan milletlerden her biriyle uygarlık gereğinden olan dostluk ve siyaset ilişkilerini, büyük bir duyarlıkla takdir ederim. Ancak, benim milletimi tutsak etmek isteyen herhangi bir milletin de bu arzusundan vazgeçinceye kadar amansız düşmanıyım! 
1921 (Atatürk’ün S.D.1II., s.24)

Çocukluğumdan beri bir huyum vardır. Oturduğum evde ne kız kardeş, ne de ahbap ile beraber bulunmaktan hoşlanmazdım. Ben, yalnız ve bağımsız bulunmayı çocukluktan çıktığım zamandan itibaren daima tercih etmiş ve sürekli olarak öyle yaşamışımdır. Tuhaf bir halim daha var; ne ana -babam çok erken ölmüş-, ne kardeş, ne de en yakın akrabamın kendi düşünüş biçimi ve görüşlerine göre bana şu veya bu öğütte bulunmasına katlanmazdım. Aile arasında yaşayanlar çok iyi bilirler ki sağdan soldan, pek saf ve samimî uyarmalardan korunamazlar. Bu durum karşısında iki davranış şeklinden birini seçmek zorunludur; ya uymak yahut bütün bu uyarma ve öğütleri hiçe saymak. Bence ikisi de doğru değildir. Uymak nasıl olur, en aşağı benimle yirmi, yirmi beş yaş farkı olan anamızın uyarmalarına uyma geçmişe dönme demek değil midir? İsyan etmek, erdemine,iyi niyetine, yüksek kadınlığına inandığım anamın kalbini, görüşlerini alt üst etmektir. Bunu da doğru bulmam.
1926 (Atatürk’ün S.D.V, s.113)

Savarona yatında kabul ettiği Romanya Kralı Karol’un, görüşme sırasında Almanya ile Çekoslovakya arasındaki Südet sorununa* değinmesi ve Atatürk’ten Çekoslovakya Cumhurbaşkanı Beneş’e bazı telkinlerde bulunmasını rica etmesi üzerine, görüşmeyi dinlemekte olan zamanın Dışişleri Bakanı Tevfık Rüştü Araş ‘a söyledikleri:

Majeste Kral’in söylediklerini dikkatle dinledim. Benden, bir devlet başkanına kendi ülkesinden bir parçayı Almanlara terk etmesini tavsiye etmekliğimi mi istiyorlar? Benim gibi, bütün ömrü boyunca yurdunun bağımsızlığı ve bir karış toprağını başkasına vermemek için savaşan bir adam, inançlarına aykırı bir şeye nasıl aracı olur? Görüyorum ki Majeste Kral, beni ve karakterimi iyi tanımıyorlar!
1938 (Nejat Saner, Atatürk ve Sonrası, Cumhuriyet gazetesi, 13.11. 1970)
Atatürk ve cesaret
Ölüme doğru en çok atılanlardan biriyim. Kurşun ve gülle yağmuru altında birçok savaşlara katıldım. Hatta ölüm bir defa, kalbimin yanından sıyırarak geçti. Kalbimin üzerinde bir saat vardı ve bu saat mermi parçasının şiddetini kırdı. 
1928 (Atatürk’ün S.D.11I, s. 82)

Atatürk ve millet
Her zaman tekrar zorunluğunda kalıyor ve tekrarı da faydalı görüyorum ki, eğer ben milletime herhangi bir hizmette bulunmuşsam, eğer ben herhangi bir girişimde önayak olmuşsam bu hizmet ve girişimin temel kaynağı, saygılar ve sevgilerle bağlı olduğum, bundan sonra da saygı ve sevgiyle mutluluk ve refahına varlığımı, yaşamımı vereceğim aziz milletime, sizlere dayanmaktadır. Bir millette güzel şeyler düşünen insanlar, olağanüstü işler yapmaya yetenekli kahramanlar bulunabilir. Ama öyle kimseler yalnız başına hiçbir şey olamazlar; meğer ki bir genel duygunun ifadesi, temsilcisi olsunlar! Ben milletimin düşünce ve duygularını yakından tanımaktan, aziz milletimde gördüğüm yetenek ve gereksinimi belirtmekten başka bir şey yapmadım. Onun bu yetenek ve duygularını sezip tanımakla övünüyorum. Milletimdeki, bugünkü zaferleri doğurabilecek özelliği görmüş olmak… Bütün mutluluğum işte bundan İbarettir. 
1923 (Atatürk’ün S.D.II, s. 161)
 
Arkadaşlarımız ve milletin bütün bireyleri gibi, millî davamızda benim de emeğim geçmiş ise, bu çalışmada iş yapma kuvveti ve başarı varsa, bunu bana mal etmeyiniz. Ancak ve ancak bütün milletin manevî kişiliğine mal ediniz. Ben milletin bu yüksek manevî kişiliği içinde bir önemsiz birey olmakla mutluyum. Efendiler, millet bütünüyle manevî bir kişilik halinde ve bir birleşmiş kitle şeklinde belirdi ve bu yüce birliği koruyarak ona düşman olanları ortadan kaldırdı. 
1923 (Atatürk’ün S.D.II, s. 115)

Milletimle yakından ve gösterişten uzak karşılıklı görüşmenin zevkini, mutluluğunu anlatamam. Her ne zaman milletimin karşısında kendimi görsem, her ne zaman milletimin bireylerinden birkaçının yüzüne baksam, oradan ruh ve vicdanıma gelen ışık, benim için en değerli bir ilham ve verim alevi oluyor!
1923 (Gazi ve İnkılâp, Mahmut Soydan, Milliyet gazetesi, 7.2.1930)

30 Ağustos’ta yönettiğim savaş, Türk milletinin yanımda bulunduğu halde, yönettiğim ilk ve son savaştır. Bir insan kendini, milletle beraber hissettiği zaman, ne kadar kuvvetli buluyor bilir misiniz? Bunu tarif güçtür.
1928 (Atatürk’ün S.D.III, s. 83)

Yaşamımda en büyük dayanak ve kuvvetim, vatandaşlarımdan gördüğüm güven ve destekdir. Bütün görevlerimde manevî, vicdanî olan en büyük endişem, emanetinizin saygı ve kutsallığına devamlı olarak dikkat etmektir.
1927 (Atatürk’ün TTB. IV, s. 532)

Samimî olarak bu memleketin, bu milletin yararına yapılacak bir iş olsun, ben onu göz önüne almayayım; bu, mümkün değildir. Yalnız, işin gerçekten millete yararı olmalı ve teklifin samimî olarak yapıldığına ben inanmalıyım.
(İbrahim Necini Dilmen, Dilci Şef, Ulus gazetesi 14.XI.1938)

Benim için dünyada en büyük makam ve ödül, milletin bir bireyi olarak yaşamaktır. Eğer Cenab-ı hakk beni bunda başarılı yapmış ise, şükrederim. Bugün olduğu gibi ömrümün sonuna kadar milletin hizmetinde olmakla övüneceğim. 
1923 (Atatürk’ün S.D.II, s. 129)

Milletin içinde serbest bir millet bireyi olmak kadar dünyada mutluluk yoktur. Gerçekleri bilenler, kalp ve vicdanında manevî ve kutsal hazlardan başka zevk taşımayan insanlar için ne kadar yüksek olursa olsun, maddî makamların hiçbir değeri yoktur. 
1922 (Atatürk’ün S.D.V, s 24)
 
Şimdiye kadar millete yapamayacağım bir şeyi vaat etmedim. Ben yapacağım dediğim zaman, buna inanmayanlar vardı. Buna rağmen hareket ettim. Görüyorsunuz ki başardık. Benim ve benimle çalışanların güveni vardır ki, yeni hedeflerimize de başarıyla varacağız. Şimdiye kadar söylediklerimin gerçekleşmiş olması, bütün düşüncelerimin beni yalanlamaması, milletin ciddî ve samimî olarak bana yardımcı ve destek olmasıyla mümkün olmuştur. Onun için yeni amaçlara erişmek için de bu yardım ve desteğe gereksinimim vardır; onu benden esirgemeyiniz!
1923 (Gazi ve İnkılâp, Mahmut Soydan, Milliyet gazetesi, 7.12.1929)

Atatürk, bizden biridir.
1935 (Şükrü Kaya, Türk Kadım Dergisi, Sayı : 6, 1966, s. 7)

Atatürk ve millet şerefi 
Benim şan ve şerefimden söz etmek de hatadır.İyi dinleyiniz öğüdüm budur ki, içinizden herhangi bir adam çıkar, şan, şeref davası güder ve benzersiz olmak isterse, başınızın belasıdır; ilk önce kafası kırılacak adam budur! Bağlı olduğum Türk milletinin şan ve şerefi varsa, benim de bir bireyi olmak sıfatıyla şanım şerefim vardır, asla başka değilim. 
1923 (Damar Ankoğlu, Hatıralarım, s. 304)

Ben zannediyorum ki, millet bireylerinin hiçbirinden fazla yüksekliğe sahip değilim. Bende fazla girişim görüldüyse bu benden değil, milletin bileşkesinden çıkan bir girişimdir. Sizler olmasaydınız, sizlerin vicdanî eğilimleriniz bana dayanak noktası oluşturmamış olsaydı; bendeki girişimlerin hiçbiri olmazdı. Millete ait meziyetleri yalnız kişilere bırakan anlayış, eski yönetimlerin sistem ve usul sorunundan doğuyordu. Eskiden mevcut devlet ve devletlerin kuruluş şekli, sadece bir kişinin çıkarlarını ve arzularını karşılamaya yönelmiş idi. Kişilerin bu arzu ve emellerine hizmet eden millet, gösterilen büyüklüklerin şerefinden asla payını alamaz, ancak hata ve beceriksizlik olursa onlar millete yüklenirdi. Bugün bu durum mevcut değilse, millet kendi büyüklüğünü olduğu gibi dünyaya göstermişse, fazlalık bende değil, bugünkü yönetimin niteliğindedir.Bu şekil mevcut oldukça, bu makama çıkacak herkesin yapacağı şey bundan başka türlü olamaz.  
1923 (Atatürk’ün S.D.1I, s. 159)

Sizden olan bir kişiye, sizden fazla önem vermek, her şeyi milletin bir bireyinin kişiliğinde odaklaştırmak, geçmişe, bugüne, geleceğe, bütün bu zamanlara ait bir toplumun sorunlarının aydınlatılması ve belirtilmesini yüksek bir topluluğun tek bir kişisinden beklemek elbette ki lâyık değildir, elbette ki gerekli değildir.
1925 (Atatürk’ün M.A.D., s. 19-20)
 
Yabancı ülkelere veya uluslararası konferanslara giden arkadaşlarına söylediği bir söz:
– Sesiniz benim sesimdir, unutmayınız!
(Falih Rıfkı Atay, Çankaya, 1969, s. 549)

Halk adamı Atatürk
Ben düşündüklerimi, sevdiklerime olduğu gibi söylerim. Aynı zamanda gerekli olmayan bir sırrı kalbimde taşımak kudretinde olmayan bir adamım. Çünkü ben, bir halk adamıyım. Ben düşündüklerimi daima halkın önünde söylemeliyim. Yanlışım varsa halk beni yalanlar. Fakat şimdiye kadar bu açık konuşmada halkın beni yalanladığını görmedim.
1937 (Ulus gazetesi, 20. 3. 1937)

Atatürk ve sağduyu
Ben, ancak daha iyisini yapabildiğim şeyi bozabilirim; yapamayacağım şeyi de bozmam.        
(Atatürk’ten B.H., s. 86)

Ben bir defa söz verdikten sonra ondan şüphe etmeğe kimsenin hakkı yoktur. 
1930 (Fethi Okyar, S.C.F.J.N.K., s.49)

Ben o adamım ki ordunun memleketi, milleti muhakkak bir sonuca götürebileceği noktalarda emir veririm. Fakat bilim ve özellikle sosyal bilim alanına giren işlerde ben emir vermem. Bu alanda, isterim ki bana bilginler doğru yolu göstersinler. Onun için, siz kendi biliminize, kültürünüze güveniyorsanız, bana söyleyiniz. Sosyal bilimin güzel yönlerini gösteriniz, ben izleyeyim.
1923 (Ahmet Cevat Emre, İki Neslin Tarihi, s. 316)

Evlilik ve çocuk sevgisi
Ben, sadece evlenmek için evlenmek istemiyorum. Vatanımızda yeni bir aile yaşamı yaratmak için önce kendim örnek olmalıyım. Kadın böyle umacı gibi kalır mı?
1923 (İsmail Habib Sevük, Atatürk İçin, s. 25)

Yaşam kısadır. Bunu kutlama ve taçlandırma için, insanların genellikle uygun gördükleri yol evliliktir. Bu genel kurala uymayanlar, pek sınırlı ve benzerleri azdır. Bu kural dışını oluşturanlar da, esas kuralın fenalığından değil ve fakat tersine bu güzel kurala inanmadan kendilerini alıkoyan sebeplerin etkisinde kaldıklarından, belki evlenmiş olmaktan korktuklarından fazla mutsuz olanlardır. İnkâr edilmez bir gerçektir ki insanlar, yaşam, kadınsız olamaz. Evli olanlar, yaşamın vazgeçilmezini temin etmiş ve bütün düşünce ve isteklerini bir maksat, bir meslek, bir amaca yöneltmiş olur. Ancak talih, eşlerin ruh ve kalplerini iyi geçindirsin!
1914 (Salih Bozok-Cemil S.Bozok, Hep Atatürk’ün Yanında, s. 172)
 
Yeni evlenen bir kişinin gönlü yaşam, aşk ve mutluluk duygularıyla doludur. Bu, en değerli bir zamandır. İnsanlar, yaşamında bu parlak ve sevinçli dakikaları, ölünceye kadar hep aynı şekilde duygulanarak pek önemli ve yaşamı için tarihsel bir olay olarak anar. Ben, bunu denemedim; fakat, az çok yaşamı ve insanları incelediğim için bu sonucu buldum. Yaşamın çeşitli yönlerinden birkaçını görenler, evlendikten sonra keşfedilmemiş yönlerini de ister istemez gözlemlerler. Bu gözlemleme, pek tatlı olabildiği gibi pek acı da olabilir.
1914 (Salih Bozok-Cemil S. Bozok, Hep Atatürk’ün Yanında, s. 171)

Eşini mutlu edebilecek herkes evlenmelidir, çoluk-çocuk sahibi olmalıdır. Bana bakmayınız; bu güç işte örnek İsmet Paşa’dır. Benim yaşamım başka türlü düzenlenmiştir. Buna rağmen deneyimini yaptım. Sonradan anladım ki bu iş benim başarabileceğim iş değilmiş…
Çocuk sevgisi insan için bir gereksinimdir. Hele yaş ilerledikçe bu gereksinim kendisini daha kuvvetle duyuruyor. Onun için de Ülkü’yü yanımdan ayırmak istemiyorum.
1936 (Abdülkadir İnan, Türk Kültürü Dergisi, Sayı: 25, 1964, s. 62)

Çocukluk ne güzel… Çocuklar ne sevimli, ne tatlı yaratıklar değil mi? En çok hoşuma giden halleri nedir bilir misiniz? İkiyüzlülük bilmemeleri, bütün istek ve duygularını, içlerinden geldiği gibi açıklamaları…
(Hasan Rıza Soyak, Fotoğraflarla Atatürk ve Atatürk’ün Hususiyetleri, 1965, s 78 – 79)

Bursa’da kendisini karşılayan çocuklara söylemiştir: Küçük hanımlar, küçük beyler! Sizler hepiniz geleceğin bir gülü, yıldızı, bir mutluluk parıltısısınız! Memleketi asıl aydınlığa boğacak sizsiniz. Kendinizin ne kadar önemli, değerli olduğunuzu düşünerek ona göre çalışınız. Sizlerden çok şeyler bekliyoruz; kızlar, çocuklar!
1922 (Atatürk’ün S.D.V., s. 30)

Çoğu ailelerde öteden beri çok kötü bir alışkanlık var; çocuklarını söyletmez ve dinlemezler. Zavallılar söze karışınca “Sen büyüklerin konuşmasına karışma!” der, sustururlar. Ne kadar yanlış, hatta zararlı bir hareket! Halbuki tam tersine, çocukları serbestçe konuşmaya, düşündüklerini, duyduklarını olduğu gibi ifade etmeye özendirmelidir; böylece hem hatalarını düzeltmeye imkân bulunur, hem de ileride yalancı ve ikiyüzlü olmalarının önüne geçilmiş
olur. Kısacası çocuklarımızı artık, düşüncelerini hiç çekinmeden açıkça ifade etmeye, içten inandıklarını savunmaya, buna karşılık da başkalarının samimî düşüncelerine saygı beslemeye alıştırmalıyız. Aynı zamanda onların temiz yüreklerinde yurt, ulus, aile ve yurttaş sevgisiyle beraber doğruya, iyiye ve güzel şeylere karşı sevgi ve ilgi uyandırmaya çalışmalıdır. Bence bunlar, çocuk eğitiminde, ana kucağından en yüksek eğitim ocaklarına kadar her yerde, her zaman üzerinde durulacak önemli noktalardır. Ancak bu yolladır ki, çocuklarımız memlekete yararlı birer vatandaş ve eksiksiz birer insan olurlar.
(Hasan Rıza Soyak, Fotoğraflarla Atatürk ve Atatürk’ün Hususiyetleri, 1965, s. 79)

İnsan Atatürk 
24 Temmuz 1922 aksamı Konya’da General Townshend şerefine verdikleri ziyafette, yemeğin sonlarına doğru elindeki mercan tespihi General’e uzatarak söyledikleri:
– Biz Türklerde bir âdet vardır. Misafirimize ne olursa olsun bir hediye veririz. Ben soylu bir milletin alçakgönüllü bir Başkomutanıyım. Size ancak bu tespihi verebiliyorum.
Ve sofradan kalkılacağına yakın da kolundaki saati çıkararak General’e söyledikleri:
-Bu saati bana Anafartalar’da bir Türk askeri, ölen bir İngiliz subayının kolundan çıkardığını söyleyerek, getirdi.Saatin arkasında subayın künyesi yazılıdır. Bu subayın ailesini arattımsa da bulamadım. İngiltere’ye döndüğünüzde ailesini bulur ve saati verirseniz, çok memnun olurum. 
1922 (Yücel Mecmuası, O’ndan Hatıralar, Cilt: XVI, Sayı: 91-92-93, 1942 s. 15)

Uluslararası Mark Twain Derneği tarafindan “Türk milletine neşe içinde yaşama yolunu açtığı ve rehberlik ettiği” gerekçesiyle kendisine madalya verilmesi üzerine söyledikleri:
-Yaşamımda işittiğim en büyük kompliman, budur. Benim insan tarafımı övüyorlar!   
1937 (Atatürk’ten B.H., s. 59-60)

Bir alay karargâhının temel atma töreninde bir koyunun temel için açılan çukura doğru, yere yatırılıp boğazından kesilmek üzere olduğunu gördüğü zaman, yanında bulunan İran Şahı Rıza Pehlevi ile aralarında geçen konuşma:

Atatürk -Ben kana bakamam! Bir tavuğun dahi boğazlandığını görmeye tahammülüm yoktur.

Şehinşah -Ya bu kadar çok bulunduğunuz büyük ve kanlı savaş meydanları?…
 
Atatürk -Ha, o başka sorundur; öyle yerlerde cesetlerin üzerinden atlayarak yürürüm. O bambaşka bir iştir.
(Hasan Rıza Soyak, Fotoğraflarla Atatürk ve Atatürk’ün Hususiyetleri, 1965, s.43)

Birçok zaferler kazandım. Fakat, bunların en büyüğünden sonra bile her akşam, savaş alanlarında ölen bütün askerleri düşünerek içimde derin bir keder duyuyorum.
(George Benneb, Yabancı Gözüyle Cumhuriyet Türkiyesi, s. 33)

Ben, savaşlarda dahi düşmanın üzerinde bir kin duymam; yalnız askerlik kurallarının uygulanmasını düşünürüm. 
(İzzettin Çalışlar, Tan gazetesi 31. 8. 1937)

Bir sohbet sırasında Fransız Büyükelçisi’ne söylemiştir:

Ekselans, Paris’i çok görmek istiyorum; ama büyük törenlerle karşılanacağım Paris’i değil! Ben Paris’e, dünyanın bu güzel şehrine, operalarını, tiyatrolarını, revülerini, zarif kadınlarını bir daha görmek için gitmek isterim. Dedim ya, gençlik anılarını tazelemek için… Böyle olunca da “kendini tanıtmayarak” belli olmadan gitmek isterim; yoksa törenlerle karşılanmak için değil!
(Cevat Dursunoğlu, Son Havadis gazetesi, 10. 11. 1955, s. 3)

Ben başkalarının yaptığı ilkelere değil, ancak kendi ilkelerime uyarım. (Mim Kemal, Yakınlarının Ağzından Atatürk, Yazan:
Salâhaddin Güngör, s. 105)

Benim gözümde hiçbir şey yoktur; ben yalnız liyakat âşığıyım.   
(Yusuf Ziya Özer, TTK. Belleten, Sayı: 10, 1939, s. 286)

Hiçbir zaman kişisel gücenikliklerimi, birtakım olumsuz girişimlerle tatmine kalkmak adîliğine tenezzül etmem.
1914 (Atatürk’ün Özel Mektupları, Sadi Borak, s. 40)

Samimî dostlarımız, sevdikleri tarafından bir işkenceye
mahkûmdurlar ve bu işkence de sevdiklerinin dertlerini dinlemektir. 
1922 (Atatürk’ün S.D.ll, s. 38)

Düşmanları için söylemiştir:
Ben onları affederim, çünkü kalbim vardır; onlar beni affetmezler, çünkü kalpsizdirler.
(Falih Rıfkı Atay, Çankaya, 1969, s. 532)

Mutlu olup olmadığı sorusuna verdiği cevap: Evet, çünkü başardım!
1935 (Ayın Tarihi, No: 19, 1935, s. 262)
 
Benim herkesin dışında olduğuma dair bir yasa yoktur.
1922 (Atatürk’ün S.D.I, s. 273)

Ben ölürsem soylu milletimizin beraber yürüdüğümüz yoldan asla ayrılmayacağına eminim; bununla gönlüm rahat! 
1926 (Atatürk’ün S.D.V, s. 44)

Beni, milletim nereye isterse oraya gömsün; fakat, benim anılarımın yaşayacağı yer Çankaya olacaktır.
(Afetinan, Atatürk Hakkında H.B., s. 23)

Print Friendly, PDF & Email

EN BÜYÜK TEHLİKE: KÜLTÜR YABANCILAŞMASI

Önder SAATÇİ

Geçenlerde, ikamet ettiğim Isparta şehrinde bir resmî dairede bulunuyordum. Genç bir memurla sohbet etmeye başladık. Memleketimi sordu, Irak Türkmeniyim, dedim. Arkasından şu soru geldi: Sizin ana diliniz Arapça mı?..
40 yıla yakındır Türkiye’deyim ve hâlâ bu tür sorulara muhatap oluyorum. Kırk yıldır bu ülkenin insanlarına Irak’ta Türkmenlerin bulunduğunu, bu insanların öz be öz Türk olduklarını, Türkiye’ye can u gönülden bağlı olduklarını bir türlü anlatamadım. Türklüğün yalnızca Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde bulunduğu anlayışı da bugünün sorunu değil. Merhum İzzettin Kerkük, hatıralarında, kendisinin 1949’da Türkiye’ye tahsil için geldiğinde, Kerkük’ü tanıyanların ancak belli bir yaşın üstündekiler olduğunu yazıyor. Yani, yaşlılar tanıyordu, demek istiyor. Demek ki biz birbirimize daha o zamanlardan yabancılaşmışız…
Irak Türkmenleri, 20. yüzyılın büyük bir kısmında Arapçayla eğitim gördü. Ana dilini yalnızca konuşmada kullanabildi. Türkiye Türkçesiyle de teması birkaç dergi ve gazeteden (Kardaşlık, Beşir, Kerkük, vb.) ibaret kaldı. Bu gazeteler ve dergiler Türkiye’deki soydaşlara ulaşamadığından, Türkiye’dekiler de Irak’taki kardeşlerini hiç tanımadılar. Zaten, geçen asırda Türkiye’deki Sosyalist akımlar Türkiye dışındaki Türklüğü hep görmezden geldi. Maalesef, İslamcı akımlar da Türkiye dışındaki Türklüğü değil, Filistin’i ideal edindi. Böylece, hem Türkiye dışındaki Türkler hem de Irak Türkmenleri millî hafızadan silindi gitti. 70’li yıllardaki TC Kerkük Türk Kültür Merkezi ise geniş kütüphanesiyle, açtığı Türkçe okuma yazma kurslarıyla ve millî bayram kutlamalarıyla Irak Türkmenlerinin Türkiye’yle olan gönül bağlarının büsbütün kopmasını önledi.
Irak Türkmenlerinin Arapça eğitim alması bir zaman sonra onların dikkatlerini Arap dünyasına çevirmelerine sebep oldu. Hatta, zevk dünyaları değişti. Çocukluk yıllarımda Kerkük sinemalarında seyrettiğimiz Arap filmleri, radyo ve televizyonlarda dinleyerek sevdiğimiz Arap şarkıları ve şarkıcıları Irak Türkmenlerinin Türkiye’den ve Türk dünyasından manevi bakımdan uzaklaşmasına sebep oldu. O yıllarda âdeta bir fanusun içine tıkılmış olan Irak Türkmenlerinin gönüllerindeki Türkiye sevdası her ne kadar sönmese de Türkiye’yle kültür bakımından arzu edilen bütünleşme gerçekleşemedi. Türkiye’ye yerleşmek üzere gelen fakat buradaki sosyal hayata uyum sağlayamayarak dönen epeyce Irak Türkmeni tanıdım geçmiş yıllarda. Bunların hepsi kültür yabancılaşmasının sonuçlarıydı.
Bu yabancılaşma bugün maalesef dil birliğimizi de etkilemeye başlamış durumda. Geçenlerde Şemsettin Küzeci kardeşimizle bir telefon görüşmemiz oldu. Bana Irak Türkmenlerinin, Türkmeneli Televizyonunda haber dinlerken Arapça bültenleri tercih ettiklerini, çünkü Türkiye Türkçesiyle verilen Türkçe bültenden bir şey anlamadıklarını söyledi. Konuşmamız bitince aklıma şu geldi. Uydu aracılığıyla Türk televizyonundaki Türk dizilerini hiç kaçırmayan Irak Türkmenleri neden haber bültenlerini Arapça dinlemeyi tercih ediyorlar? Dizilerdeki Türkiye Türkçesi konuşma dili olduğundan mı acaba? Eğer böyleyse Irak Türkmenlerinin Türkiye Türkçesini daha iyi anlamaları için bir şeyler yapmak gerekmez mi? Gerçi, Türkmen okullarına devam eden öğrencilerin Türkiye Türkçesini büyüklerine göre çok daha iyi anladığını biliyoruz. Hatta, ilkokul çağındaki Türkmen çocuklarının, aralarında bazen Türkiye Türkçesiyle konuştuklarını da duydum… Türkmen okulları mutlak surette öğrencisiz kalmamalı, eğitim kalitesi geliştirilmeli, Türkiye’den yardım alınarak bu okulların yaşatılması sağlanmalıdır. Fakat bunlar yeterli midir?
Bence Türkmenler bu konularda mutlaka bir şeyler daha yapmalı. Kerkük’teki Sürekli Eğitim Merkezinde, yetişkinlere Latin harfli Türkiye Türkçesini öğretmeye yönelik bazı kursların verildiğini biliyorum. Fakat Yunus Emre Kültür Merkezinin de Kerkük’te ve diğer Türkmen yurtlarında şubeleri olmalı. Çok daha fazla sayıda yetişkin Türkmen kardeşlerimizin bu kurslara devam ederek Türkiye Türkçesini daha iyi öğrenmelerinin önü açılmalıdır. Türkmenler sosyal medya mesajlarını artık Türkçe yazmalılar, Arapça değil. Araştırmacı-Yazar ve Şair Şemseddin Türkmenoğlu kardeşimiz sosyal medyada Arapça yazılan mesajlara yorum yapmayacağını ve bu gibi mesajlarla ilgilenmeyeceğini ilan etti. Alkışlanmaya layık bu millî tavrın herkesçe benimsenmesi lazımdır. Bir zamanlar dünyanın çeşitli ülkelerine yayılmış Yahudiler kendi dillerini çocuklarına öğretmek için sinagoglarını okul gibi kullanmışlar. İrlandalılar İngilizlerin asimilasyon politikalarına karşı kendi dillerini korumak için mağaraları okula çevirmişler. Türkmenler geçmişte yaşanan bu tecrübeleri de kendilerine bir ibret dersi olarak almalıdırlar.
Türkmenlerin, yalnızca çocuklarına değil yetişkinlerine de okuma alışkanlığını kazandırmaları gerekir. Türkmenler medyanın ve bilhassa internetin çekim alanına girip de bilginin gerçek kaynağı olan kitapları bir tarafa atmamalıdır. Türkmenler Türkiye’ye gelip gittikçe birbirlerine Türkçe kitaplar hediye etmeliler, bunlar Türkiye Türkçesinin Irak Türkmenleri arasında daha da yayılmasını ve daha kolay anlaşılmasını sağlayacaktır. Irak Türkmenleri Ba’s rejimi yıllarında bütün asimilasyon politikalarına rağmen ayakta kalabildiler. Bunu dillerine ve o dilin en içten duygularla yüklü veciz hoyratlarına borçludurlar. Ancak bugünün dünyasında, yalnız konuşma dilimiz olan Türkmenceyle yetinmek bize bir şey kazandırmayacaktır. Türk ve dünya klasikleri hep Türkiye Türkçesiyle yayınlanmıştır. Türk tarihini anlatan kitaplar Türkiye Türkçesiyledir. Hatta bugün Türkiye’de Türkiye Türkçesiyle pek çok dinî eser yayınlanmıştır. Ayrıca bugünün Türkiye’sinde pek çok edebiyat dergisi yine Türkiye Türkçesiyle yayınlanmaktadır. İnternette birçok kültür-sanat sitesi hep Türkiye Türkçesini kullanır. Türkmenlerin bu bilgi kaynaklarından yararlanmaları için mutlak surette Türkiye Türkçesini öğrenmeleri veya bildiklerinin üzerine daha fazlasını koymaları gerekir. Araplar için fasih Arapça nasıl birleştirici ise Türkmenler ve dünyadaki bütün Türkler için de Türkiye Türkçesi öyle olmalıdır. Unutulmamalıdır ki Türkmenler Türkiye’yle kültür bakımından bütünleşmedikçe varlıklarını korumaları her geçen gün daha da güçleşecektir. Şunu da eklemek isterim ki Türkiye Türkçesini öğrenmek birçok Türkmen kardeşimize yeni bir dil öğrenmek gibi gelebilir. Bu fikirlerimize karşı çıkanlar da olacaktır elbette. Hatta, niçin konuşma dilimiz olan Türkmenceyi yazıya aktarmıyoruz diyenler de çıkabilir. Fakat şurası çok iyi bilinmelidir ki Sovyetler döneminde Orta Asya Türklüğünü Ruslar bu oyunla esir aldılar. Her bir Türk topluluğuna konuşma dilinden birer alfabe ve dil bilgisi hazırladılar, böylece lehçe farklarına gömülmüş olan yazı dilleri Türk topluluklarınca anlaşılmaz kılındı, arkasından bu Türk topluluklarının ortak kimliği olan Türklük de zedelendi. Sovyetlerin yıkılmasının üzerinden 20 yıldan fazla bir zaman geçmesine rağmen, müstakil Türk cumhuriyetlerinin mensupları ortak bir Türk dili ile iletişim kurmaktan acizdirler. Rusça olmadan bu topluluklar hâlâ sağlıklı bir iletişim kuramazlar. İşte, konuşma dilimizi ortak iletişim ve yazı dili yaptığımız takdirde biz Irak Türkmenlerinin de başına gelecek olan felaket budur.
Bu arada, Şemsettin Küzeci kardeşimiz’den öğrendiğime göre, Erbil Kalesi’nde TİKA tarafından bir Türk Kültür Merkezi kurulacakmış, TİKA ayrıca Kerkük’teki ünlü Kayseri Çarşısını restore etti, inşallah içindeki dükkânlar yakında sahiplerine tekrar verilir. Bunun yanında, geçen yıl çöken Kerkük Osmanlı Kışlası (Saray) da TİKA tarafından tadilata tabi tutulacakmış. Bütün bunlar Türkiye Cumhuriyeti’nin geç de olsa Irak Türklüğünü hatırlaması anlamına geliyor. Bu hayırlı hizmetlerin de artarak devam etmesini candan dilerim. Bu hizmetlerin Türkmenler tarafından sosyal medya kanallarıyla Türkiye’deki soydaşlara iletilmesinde fayda var. Bunlar gönül bağlarımızın güçlenmesini sağlayacaktır. Ayrıca Türkiye’deki Türkmenlerin kurduğu derneklerin de daha etkili faaliyetler yaparak Irak Türkmenlerini Türkiye’deki soydaşlarına tanıtması gerekir.
Kısacası, Türkmenler Türkiye’yi sadece seyahat etmeye, taşınmaya, yerleşmeye, mülk edinmeye elverişli bir ülke olarak görmemeli, Türkiye Türkçesini öğrenmeyi ve Türk kültürüyle bütünleşmeyi de kendilerine hedef edinmelidir.

Print Friendly, PDF & Email

Kerkük’ten Ardahan’a “Kafkaslardan Anadolu’ya Şiir, Şair ve Aşık Günleri”

Kerkük’ten Ardahan’a

“Kafkaslardan Anadolu’ya Şiir, Şair ve Aşık Günleri”

17-19 Ekim 2019

Dr. Şemsettin Küzeci

 

Ardahan Üniversitesi’nin üçüncü kez düzenlediği ve bizleri davet ettiği “Kafkaslardan Anadolu’ya Şiir, Şair ve Aşık Günleri” etkinliğine ilkinde Azerbaycan’da olduğum için Irak Türkmenlerini temsilen Telaferli şair Davut KABAĞ kardeşimi göndermiştik. İkincisinde ise, İletişim kopukluğundan dolayı yine kısmet olmamıştır. Ancak bu yıl ne olursa olsun dedik mutlaka katılacağız. Üniversite Rektörünün imzasıyla davetiye geldikten sonra izinlerimizi ve hazırlıklarımız tamamlayarak, Ardahan’a doğru yola koyulduk. Ankara’dan Kars’a oradan da Ardahan’a hareket ederek bizleri Kars Havaalanında Dr. Mehmet Kıldıroğlu karşıladı. Benimle birlikte İzmir’den şiir yarışmasında dereceye giren şair Abdullah Direnç Baykal Üniversitesinin özel otobüsüyle Ardahan üniversitesine hareket ettik. Üniversitenin Yenisey kampüsü-Yenisey Konukevinde bizleri sıcak bir şekilde Fahrettin Akyol Bey ve Zehra Cankan hanımefendi karşıladılar. Odalarımıza yerleştikten sonra öğle yemeğinin Ardadan üniversite kampüsünü dolaştık.

Dil, Edebiyat Bölümleri ve Kütüphane Ziyareti

Yenisey Konukevinden Üniversite ziyaretimizde etkinlik için görevlendirilen Türk Lehçeleri bölümünde Yüksek Lisan öğrencisi Zehra Cankan bizlere eşlik ve rehberlik etti. Önce dil bölümüne daha sonra edebiyat bölümünü ziyaret ettik. Rusça bölümünden öğretim üyesi, Nahçivan kökenli Doç. Dr. Tamilla Aliyeva ve Prof. Dr. Günay Karaağaç, Dr. Nurgül Bağcı, Dr. Tagi Silahşör, Dr. Bünyamin Tetik hocaları ziyaret ederek, tedrisatın durumunu ve Türk dili edebiyatı hakkında fikir alışverişi yapıttık. Ardından da Irak Türkmen edebiyatı ile ilgili bazı eserlerimizi takdim ettik.

Ardahan’ın Özel ve Tarihi Mekanları

Üniversiteyi gezdikten sonra, zamanı değerlendirmek amacıyla Zehra kızımızla Ardahan turu yapmaya karar verdik. Doç. Dr. Tamille Aliyeva bizleri kendi aracıyla merkeze bıraktı. Ardahan’ın tarihi Ardahan’ın Kalesini, Kür Nehrini, Kongre Merkezi Müzesi, Dursun Akçam Kültür Evi, Yanık Cami, Ardahan Halk Kütüphanesini ziyaret ederek hatıra fotoğrafları çektik. Ardahan İl kütüphanesine bazı kitaplar takdim ederek yeni kitaplarda göndereceğimize söz verdik. Dursun Akçam Kültür Evi Müdürü Metin Onay Bey’e de kitaplarımızdan takdim ettik. Nisan 2020 tarihinde Bahar şenliklerinde bir konferans vereceğimize söz verdik.

 Kültür Yuvası Erdal Uygur Kunduracı Dükkânı

Her şehirde olduğu gibi bazı esnafların kültür işleri ile yakından ilgilendiğini ve memleket meselelerini yakından takip ederek bazı aydınlarının sempatisini ve sevgisi kazanılmıştır. Ardahan şehrinde de Erdal Uygu Bey bir Kunduracı ustası, ama dükkanına vardığımızda 2 Üniversite hocası ile de tanıştık ve kaynaştık. Erdal Beyin Irak, Suriye ve Ortadoğu konuları ile ilgili koyu sohbetine doyamadan çaylarımızı içip kendisine ve misafir hocalara kitaplarımızı takdim ederek, hatıra fotoğrafı çekerek dükkanından ayrıldık.

Ardahan’a Mahsus Kaz Mantısı, Gözleme ve Kate

Zehra kızımızla ve üniversite hocamız Tagi Silahşör bizleri Ardahan’ın meşhur “Evim Mantı” evinde bizleri “Gözleme” ile “Kate” yemeğine davet ettiler. Ardahan’a özel olarak bilinen bir çeşit börek olan bu iki yiyecek, gerçekten de çok lezzetli bir börek çeşidi olduğunu gördük. Kaz mantısı için aynı şeyi söylemeyiz. Nedeni çok kolay çünkü Kaz mantısı mevsimi olmadığını öğrendik. Kaza Mantısı yemek için “Özge Mantı” Restoranda apar topar gittiğimizde dediler ki, Kasım ayından önce yapılmaz. Çünkü daha Kazın göğsü kara değmemiş, ancak Ardahan Mantısı’nın lezzeti de kaz mantısı kadar var idi. Doyasıya yedik, elhamdülillah dedik.

 Dursun Akçem Kültür evi ve Dil ve Estetik Grubu

Dursun Akçam Kültür evinde bulunduğumuzda Ardahan Üniversitesinin öğrencileri kurdukları “dil ve estetik” grubu adına faaliyetlerine tanıklık yaptık. Haftanın belirli günlerinde her çeşit faaliyet yaptıklarını söylediler. Bizim bulunduğumuz saate “film izleme” faaliyetlerini gördük. Grubun danışmanı Dr. Bünyamin Tetik ciddi bir şekilde öğrencilerin kişisel gelişmelerine katkıda bulunup çapa gösteriyordu. Kültürevi de kapılarını tüm öğrenciler açıp ikramda bulunulması takdire değerlendirilir.

 “Kafkaslardan Anadolu’ya Şiir, Şair ve Aşık Günleri” etkinliğin açılışı

Ardahan Üniversitesince geleneksel olarak düzenlediği “Kafkaslardan Anadolu’ya Şiir, Şair ve Aşık Günleri” bu yılda üçüncüsünü başarıyla gerçekleştirdi. 17-19 Ekim 2019 tarihleri arasında Ardahan Üniversitesi kampüsünde düzenlenen etkinliğe; Türkiye, Azerbaycan, İran, Irak ve Gürcistan ülkelinden yaklaşık 30 şair ve 10 aşık katıldı. Etkinliğin açılışı Ardahan üniversitenin Hoca Ahmet Yesevi Konferans Salonu’nda gerçekleşti. Açılış törenine Ardahan Valisi Mustafa Masatlı, Ardahan Belediye Başkanı Faruk Demir, Ardahan Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Biber, İl Milli Eğitim Müdürü Fikret Çerkezoğlu, KOSGEB İl Müdürü Ramazan Sivri, İl Müftüsü Ramazan Pehlivan, İl Sağlık Müdürü Op. Dr. Erkan Özdemir, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Şakir Aydoğan, Genel Sekreter Hadi Gergit, konuk şairler, aşıklar üniversitenin akademisyenleri ve idari personelin yanında yerel basın mensupları ve çok sayıda şiir, edebiyatsever öğrenciler katıldı.

Sunuculuğunu değerli şair dostumuz Mehmet Yaşar Genç’in yaptığı açılış programı saygı duruş ve istiklal marşının okunmasıyla başladı. Açılış konuşmasını Ardahan Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet BİBER yaptı. Konuşmasında şunları kaydetti: “Değerli gönül dostları bu yıl 3. kez düzenlediğimiz, “Kafkaslardan Anadolu’ya Şiir, Şair ve Âşık Günleri” programına hoş geldiniz Ardahan Üniversitesi olarak bulunduğumuz coğrafyanın değerlerini; tanımayı, keşfetmeyi, devamını sağlamayı ve tarihimiz kadar eski bir geçmişe sahip olan âşık edebiyatımızı yaşatmayı kendimize şiar edindik. Ozanlar diyarı Ardahan’ın şiir ve âşık geleneğini devam ettirmek için bu programı düzenliyoruz. Şiir; insanın kendini bilmesi ve anlamanın yoludur. Konusu Ardahan olan şiir yarışmasını düzenlemenin ayrıca gurunu yaşıyoruz. Bu yarışmayla Ardahan aşığı yüzlerce genç şairin şiirlerini okuma fırsatı bulduk. Ozanlık geleneğimizin önemli temsilcilerinden, Çıldırlı Âşık Şenlik’i her yönüyle tanımak ve tanıttırmak için ARÜ olarak, “Âşık Şenlik Araştırma Merkezimizi” yakın zamanda kuruyoruz. 750 kişilik Âşık Şenlik Kültür ve Kongre Merkezi projemizi tamamlamanın mutluluğunu ve heyecanını sizinle paylaşmak istiyorum. Bunun yanında, şairlerimizin Ardahan’a gelip bu güzel şehrimizden ilham alarak yazdıkları şiirleri bir araya getirerek, bir şiir antolojisi kitabı hazırlıyoruz. Kitabı, siz değerli okuyucularla kısa zamanda buluşturacağız”. Ardahan Üniversitesi rektörü Prof. Mehmet BİBER konuşmasını Metin Önal Mengüşoğlu’nun, “Kardeşime Mektup” adlı şiirini okuyarak sözlerini noktaladı.

Kardeşime Mektup

Kolsuz ve düğmesiz ve sağ göğsünde bir rozet deliği olan Frenk gömleği,
Bekâr terleriyle sırılsıklamdı, hayata acemi erkeğinin,
Ah gülüm, onu kanla ıslatmayı becerdiğim gün artık ne esirlik ne zulüm,
Ne de gözlerimde sabah tuvaletinden arta kalan sabun köpüğü…

Kardeşlik, dostluk ve arkadaşlık
Bir sancının vücuda ilk girmesi gibi sıcak ve güzel bir şeydir sevgilim.
Çünkü ben onlarla geçtim gerçek bir buluşma olan namazın,
Kesin ve ödün vermeyen saflarından…

Sana döndümse şimdi ben, bütün eski sevgilerimi yığarak döndüm.
Yaşayamadıklarım yaşayabildiklerimden daha çok ve daha layıksa özlenmeye,
Sesim seninle daha gür, şarkılarım daha özgürse, bil ki;
Yaşayamadıklarımızı yaşanabilir kılmak için savaşmak,
Seninle bir menekşeyi koklayıp soldurmaktan daha güzeldir…

İsterdim öğrenmesin ta doğacak oğlum bile sana nasıl yandığımı.
Ben tırnağımla koparırken ta göğsümdeki kermeleri,
Doğacak çocuğuma emanet olsun öfkem, kılıcım ve heyecanım
Ve yüreğim soğusun diye sevgilim yüzüne bakıp susacağım.
Başını bağlayıp düş ardıma, sevgilim düş ardıma
seninle bir adım daha yaklaştım, daha yaklaştım muradıma…

ve ben diplomalarımı yırttımsa, bunun üstüne kılıcımı kınından sıyırdımsa
kalleşliği bir hamlede yere vurdumsa
savur gülüşlerini ne duruyorsun, konuş dillerin olayım,
Ağla dua et, çünkü hıncımda tazedir sevincimde
Çünkü tek sevda var şimdi içimde ”kavgamız” ve saflarımızda senin yerin…

Nasılda dadanmış sarışın sırtlanları daha gömülmediğimiz mezara, şu küfürbaz kuşağın.
Nasılda tutmuş, kuşatmış yolumuzu, gölgesi arkadan vuranın, alçağın.
Lakin bir umut bulunur daima, bulunur elbet,
Çıkıp sıyrılmaya doğru açılmış bir bitmez umut.
Ki, inancın ve aydınlığın kapısı odur, odur başımızı dik tutarız,
Odur yenilmeyiz karşılaştığımız ilk tahakküme, ilk karanlığa, ilk tel örgüye…

Bizimde haberlerimiz vardır sevgilim ikimizin arasında
Bütün kardeşlerimizin başı bağlıdır ona.
Ve bizim, çünkü bizim haberlerimiz vardır sevgilim; sağlam ve sadık.
Tutunur dağ aşarız yardımıyla, tutunur bileniriz,
Tutunur silme insan olan künyemizi yar kılarız sevdasına…

Sana anlatacağım şeyleri kafamda toparlamadan daha,
Kundaklamaya çağırıyorlar karanlığın kalleş bekçileri,
Tam bir adım kala sabaha uyanıyorum…
Ben ürküntüyle uyanınca çalıyor zilleri kafamın içinde; iğrenç, utanmaz

O zaman koşup Kitabımızın sözlerine saklanıyorum.
Kitap beni itiyor alanlara ve kitap beni itince alanlara
Görsen yiğidin ne kadar cesur ve ne kadar atılgandır.
O zaman bir özge candır, vay heyran yiğidin bir özge candır,
Anasına layık oğul, çocuklarına baba ve sana sultandır…

Esmerim, güzelim, nazlı yârim,
Tam kumrular tüy düşürürken yere, şafak üzere
ve bizimkiler, Kitabın kavline göre ayaklanınca
Ko gideyim, ko ki serbestlesin zincirlerimiz,
Ko ki korkak, ko ki kaçak demesin kimse,
demesin yiğidine….

Program protokol konuşmaları ile devam etti. Ardahan Valisi Mustafa Masatlı, programda yaptığı konuşmada, şunları söyledi. “Türkiye’nin güney sınırında oluşturulmaya çalışılan terör koridorunu yok etmek, bölgeye barış ve huzuru getirmek amacıyla başlatılan Barış Pınarı Harekatı’ndaki askerlere başarı diledi. Bin yıldır bu topraklarda kültür ve medeniyetin yaşatıldığını bu topraklar pek çok medeniyete ve kültüre beşiklik etmiş topraklardır. Bizim atalarımız da Sultan Alparslan‘dan bugüne kadar yaşamını sürdürmüş ve ilelebet yaşamayı sürdürecek bir millettir. Yaklaşık bin yıldır bu coğrafyada var olan milletimiz, bu coğrafyanın Yunus Emre’den günümüzde yaşamış Aşık Şenlik’e kadar birçok değeriyle gerçek bir kültür yuvası, gerçek bir medeniyet olması için hizmet etmiştir.” Sözleri konuşmasını tamamladı. Ardahan Belediye Başkanı Faruk Demir ise, konuşmasında şunlara vurgu yaptı. “Milletleri millet yapanın o milletin kültürleridir. Eğer ortada bir kültür var ise o kültüre ait bir milleti aramak lazım. Eğer ortada bir millet var diye bir iddia varsa o millete ait bir kültür lazım. İşte bizi biz yapan, yer yüzünde yedi cihana, biz milletiz, Türk milletiyiz diyorsak, bize bu kültürü yaşatan şairlerimiz, ozanlarımız, edebiyatçılarımız, kültür elçilerimiz ve onların bugünkü temsilcileri yani sizler sayesindedir. Hepinizin önünde devletimiz ve milletimiz adına saygı ile eğiliyorum”. Diyerek sözlerini bitirdi.

Ardahan Konulu Şiir Yarışması Ödüle Töreni

Protokol Konuşmalarının ardından Ardahan konulu şiir yarışması hakkında Jüri Başkanı Ferman Karaçam kürsüye davet edildi. Karaçam; yarışma ile ilgili önemli detaylar verdi. Yarışmaya Türkiye’nin birçok üniversitesinden 131 şairin katıldığını ve jüri üyeleri Ahmet Efe, Bestami Yazgan ve Nuray Alper’e teşekkür etti. Ardından da dereceye giren şiir ve şairler açıklandı.

Birincilik derecesine giren şiir: “Bir Malakanın Dökülmüş Sütüne Ağıt” yazarı Muharrem Yeni.

Bir Malakanın Dökülmüş Sütüne Ağıt

Gürcüelleri avucundan su içmek için bekler

Bir terekemenin uykusuz rüyasıdır ellerin

Kutlu bir tebessüm bırakır Harakani göğüne

Elvanlı kuşların semasıdır bu

Ak yeleli bir at koşar beyaz dağlar üzerinde

Rahvan bir rüzgâr, kar ve nar üzerine yemin içilmiş

Sabahlar Hay ki ordular çarpışır, Süleyman bir kale gibi göğerir

Aşık bir gelin mi o gölünde karlarla yıkanan

Ve bin yıllar maşuk eden kendini sarı saçlı mavi gözlü insanlara

Bitkin bir tanrının Posof kokan saçları

Sarmaşık gibi dolandı kaz çobanın gönlüne

Mevsimin şirin olsun demekli dili

Nazlı kazlar kaderle mi göçer gözlerinden

Bir han ki kar yüklü kervanların durduğu

Ey ki bir mutrufun değneği gibi kaba etlerimizi yakan soğuk

Murusları dökülmüş trenler gibi ömrümüz

Kars ellerinden varamaz sana

Kızaklar çeker kahrımızı çoban sürüleriyle

Ellerinde haşlak kartopları

Özü çürük bir kapının eşiğinde

Kan kınından çıkınca bir ur saplandı malıma

Sütüm döküldü huş oldum

Muharrem Yeni

İkincilik derecesinde: “Onlar Şiirleriyle Geldiler Benimse Zubunumda Kafkasyadolu” yazarı Serkan Karabostan.

Onlar Şiirleriyle Geldiler Benimse Zubunumda “Kafkasyadolu”

 Dağlarından şair heybelerinde iner akşam vakti,

Çeçil kokularında günbatımı;

Alın teri ağırlığında sevdayı anlatır.

Bir renk koymuşlar avcumuza çocuğum,

Bildiğim tüm tabloların ellerinde kırılmış bastonları,

Beyaz başka beyaz

Yeşil başka yeşil.

Neresinden tutarsan tut yarım kalmış bir mısradır hep.

Bir pürçek denir buralarda tutkunun adına

Altaş Kalesi’nde buluşur yalnızlığımız sonraları

İkiye katlanır elimizde ne varsa.

Büyük şehirlerden gelen yorgunluklarla çalınacaktır kapımız

Ahmet abim, asma şu suratını

Her gece Çıldır üstünde görürüm

Koskoca üç yıldız gülümseyip durur der.

Hem daha işlemedi mi ıslanmazlığı kaz çığlıklarının gözlerine?

Umut buralarda öğrenilir

Maviyi fabrika bacalarından tanıyan çocuğum

Gittiğin yerlerde anlatılır.

Diz kapaklarına yaralar toplayıver şu çıplak yollardan

Zubunun içinde sayısız yama olsun

Kafkaslardan geçtim dersin soranlara

Rüzgâr doldur ellerini sakladığın ceplerine

Gün gelir yetmeyiverir harfler

Cümlelerin ucunda, sırtına üşümeyi örtünen çatılar birikir kaygan kırmızılarda

Sesteş kelimeler bin türlü gitmek vurur çene kemiklerine

 

Rüzgâr doldur zubunun yamalarına çocuğum

Buğulu otobüs camlarının ardından bu veda vakti

Fotoğraflarından yalıtılmış yüksek katlı kalabalıklar olmasın yanında

Bir Ahmet abim, bir Ardahan, bir de sevdayı bilmezdim geldi başıma türküsü sığsın gözkapaklarına

 

Ölmemek budur çocuğum

Öyle filozoflara kalmış uzun tanımlar

Uzaktan yaşamak üstüne üstlük

Ölmemek, rüzgâr toplamak yani

Yaşıyorum diyebilmek ağız dolusu

Ölmemek bir pürçek Ardahan’dır çocuğum.

 

Üçüncülük derece’yi kazanan “İpek Yolu: 75. Menzil” adlı şiirleriyle Abdullah Direnç Baykal oldu.

İpek Yolu: 75. Menzil

Kar oldum da sulu sepken yağdım has bahçesine

Yağmur oldum da çisil, ağdım Ardahan Kalesine

 

Yeşil peçesini düşürür gerdanına

Dağları aralamaya çıkar Bülbülan

Şavşat kibarca yana çekilir

Zarafetle öne çıkar Ardahan

 

Ardahan, Kura’nın en sakin kolu

Sıyırır dirseğini, çeker karı, soğuğu

Köylerin izniyle sulanır ova

Susuz’un itirazı suya yazılır

Orman ılık nefesini üfler çamlara

 

Ardahan bir Halktan Sesler korosu

Yaylalar bahar dalı, tepeleri kardelen

Bilinmedik çiçeklerin gelincik teni

Yurt arayan arılara sırça bedesten

Bir kavanoz balda suretleri görünür

 

Ardahan, Kafkaslardan duyulan şarkı

Hızlı kalp çarpıntısı serhat şehirlerinin

Buzdağında kaybolan hüzünlü ordu

 

Gölün üzerinde kızaklar kayıyorsa; Çıldır

Sazanların sırtında da yüzebilir ‘ısız acun’

Kaz kurusu, feselli, kımı turşusu, katmer

(Yemekler de bazen çıldırma nedeni olabilir)

Dağa ova, köze nehir, çöle Mecnun

 

Dereboyu, volta atan kazlara bırakılmıştır

Oyunlar çocuklara, anne seslenişleri sokakta

Büyüdükçe yankıları, beyaz geceler

Donan kirpik çözülür, ısınır beden, yanar soba

Karda yürür semender

 

Posof naif, Gürcistan’a el sallar

Göle, kar altında uzak bir sancak

Doğunun tarihinde kayıp zaman

Damal yükselme düşü şahinlerle

Sorulara yanıt arar Ardahan

 

Kar oldum da sulu sepken yağdım has bahçesine

Yağmur oldum da çisil, ağdım Ardahan Kalesine

 

Yalnızçam, Evliya Çelebi’ye selam gönderir:

Bir sincap Ardahan’dan Edirne’ye

Ağaçlar üzerinde zıplayarak gidebilir.

 

Mansiyon ödülünün sahibi ise; “Ardahan” adlı şiiriyle Muhammed Muhammedoğlu oldu.

ARDAHAN

Kuzey doğu’da, bir şirin vilayet.
Doğu’nun incisi, ziynet Ardahan.
Kışın soğuk, yazın serin vilayet.
Her mevsimi, ayrı kıymet Ardahan.

Çıldır Gölü’nde, ye sarı balıktan.
Bu cennet, arınmış kalabalıktan.
Hissene düşürmez pay hastalıktan.
Cennet Türkiye’de, cennet Ardahan.

Kaşar peynirini, çiçek balını…
Mutlak tatmak gerek hıngalını.
Kaz eti ki; alır insan aklını.
Mutfakta diyar-ı lezzet Ardahan.

Damağa hizmettir cevizli kete.
Nasıl yaratılmış? Bak berekete.
Büyük iftihardır bu memlekete.
Bir altın tepside, nimet Ardahan.

Kale oldun, baktın sen Kafkasya’ya.
Gürcüler alamaz, vermem Rusya’ya!
Üç bin yıldır, kurdun tahtı dünyaya.
Yaşayasın, ebet müddet Ardahan!

Şehidi kefensiz, bu vatan bizim.
Varsın farkımıza, şu cihan bizim.
“Bel kemiğimizdir Ardahan” bizim!
Hazine içinde, servet Ardahan.

Bahar gelir, çiçek açar çayırlar.
Danayla, tosunla dolu ahırlar.
Onu anlatmaya yetmez satırlar.
Sonsuzluğa giden davet Ardahan.

Geçer ortasından, kura ırmağı.
Dört bir yanına da toplamış dağı.
Merttir insanları, serttir toprağı.
Sinesinde saklar, heybet Ardahan.

Göllerinde yaşar alabalıklar.
Oluşmuş üstünde de adacıklar.
Konaklar martılar, karabataklar…
Ediyor, aleme hizmet Ardahan.

Değişen zamanlar, ömürler boyu.

Şöhretin dolaşır, şehirler boyu.
Aylar, yıllar değil; asırlar boyu
Zarafeti sende, beklet Ardahan.

Dereceye girenlerin ödüllerini ve temsili çeklerini sırasıyla Ardahan Valisi, Belediye Başkanı ve Ardahan Üniversitesi Rektörü takdim etti. Mansiyon ödülünü ise, Jüri Başkanı Ferman Karaçam takdim etti.

“Şiir, İnsan ve Edebiyat” Konulu Paneli

Etkinlik programı kapsamında “Şiir, İnsan ve Edebiyat” konulu panel gerçekleşti. Panelin Moderatörlüğünü aslında şair ve yazar Metin Ünal Mengüşoğlu yapacaktır. Ancak bazı nedenlerden dolayı toplantıya geç kalınca panelin moderatörlüğünü şair ve yazar Ekrem Karadişoğulları üstlendi. Konuşmacılar ise, Prof. Dr. Rıdvan Canım “divan şiirinde şehir” ve Prof. Dr. Nurullah Genç ise, “şehir ve medeniyet” konularını anlattılar. Panelin ardından Ardahan Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Biber bir değerlendirme konuşması yaparak panelist ve moderatör’e teşekkür ederek, kentlerine birer teşekkür belgesi takdim etti. Şairler ve öğrencilerle birlikte toplu hatıra fotoğrafı çektirerek etkinliğin ilk oturumu son buldu.

Şair, Yazarların Kitap Tanıtımları ve Kitapların İmzalaması

“Kafkaslardan Anadolu’ya Şiir, Şair ve Aşık Günleri” etkinliğine katılan şair ve yazarlar bu oturumda her şair için bir masa tahsisi edilerek kitaplarını okurlarına imzaladılar. Ayrıca okurları, üniversite öğrencileri ile yüz yüze sohbet edip fotoğraf çektiler. Bu bağlamda bendeniz Şemsettin Küzeci ve şair yazar arkadaşım Nuray Alper, öğrencilere destek olmak ve kitap okumalarını teşvik etmek amacıyla kitaplarımızı ücretsiz olarak imzaladık. Öğrencileri bir nabza olsa bile mutlu etmek ve onlara bu mütevazi hizmeti sunmak bizleri gayet mutlu kılmıştır. Diğer taraftan da başka bir husus dikkatimizi çekti. Oda bazı yazar arkadaşlarımızın kitapları yayın eviler İnternet üzerindeki fiyatın hemen hemen iki katına satıldığını gördük. Öğrencilerin de kısıtlı imkanları bu kitaplara yaklaşmamalarına neden olduğunu gördük…!

Şair ve Aşıkların Gece Sohbeti

Etkinliğe katılan şair ve aşıklar üniversite öğrencileri ile birebir sohbet ortamında bir araya geldiler. Ortamı sağlayan Rektör Prof. Dr. Mehmet Biber bu durumdan çok memnun olduğunu ifade etti. Ayrıca öğrenciler de şair ve aşıklara bazı sorular yönelttiler. Samimi bir ortamda geçen sohbet toplantısında Prof. Dr. Nurullah Genç anlamlı hikayeler, anlamlı fıkralar anlatarak, sohbete ivme kazandırdı. Öte yandan Bendeniz de Kerkük ve Irak’taki, son durum ile ilgili bazı bilgiler vererek katılımcıları bilgilendirdik. Sohbette şair ve aşıkların kısa kısa sunumları da yer alarak gece başka bir renk kattı.

Ardahan Üniversitesi Rektörlük Ziyareti

“Kafkaslardan Anadolu’ya Şiir, Şair ve Aşık Günleri” etkinliği programı kapsamında programa katılan şair ve aşıklar Ardahan Üniversitesi Rektörlüğünü ziyaret etti. Katılımcıları Rektör Prof. Dr. Mehmet BİBER makamında karşıladı. Ardahan Üniversitesi faaliyetleri ve akademik çalışmaları hakkında katılımcıları bilgilendiren rektör daha sonra Üniversitenin üretimi olan birer şişe bal katılımcılara takdim etti. Ziyarette Rektör yardımcısı Prof. Dr. Şakir Aydoğan da bulundu.

Ardahan Rektörüne “Hizmet Ödülü”

Heyetlerin rektörlük ziyareti esnasında “Kafkaslardan Anadolu’ya Şiir, Şair ve Aşık Günleri” etkinliği çerçevesinde Irak Türkmen (Kerkük) edebiyatına, kültürüne göstermiş olduğu ilgi ve alakadan dolayı, Kerkük Kültür Derneği adına Rektör Prof. Dr. Mehmet Biber’e “Hizmet Ödülü” dernek başkanı Dr. Şemsettin Küzeci tarafından ödül ile birlikte Kerkük türküleri CD’si, Türkmen Bayrağı ve Türkmenler ile ilgili 10 kitap takdim edildi.

Yaşar Bayar ve İsmail Bingöl’e Türkmen Ödülü

Irak Türkmen kültürüne, sanatına ve davasına vermiş oldukları hizmetlerinden dolayı, Erzurumlu şair Yaşar Bayar ve TRT Erzurum Radyo Müdürü İsmail Bingöl’e Kerkük Kültür Derneği adına dernek başkanı tarafından Ardahan Üniversitesi rektörü ile birlikte birer Hizmet Ödülü takdim edildi.

Şiir Şöleni

Etkinliğin asıl programı şiir ve aşıklar şöleni olan “Kafkaslardan Anadolu’ya Şiir, Şair ve Aşık Günleri” bu bölümünde şairler sahna aldı.  Sırasıyla şairler Hüseyin Akın, Nuray Alper, Yaşar Bayar, İsmail Bingöl, Rıdvan Canım, Abdülkerim Dinç, Ahmet Efe, Murat Ertaş, Mehmet Yaşar Genç, Rövşen Guliyev, İbrahim Karabulut birinci bölümde şiirlerini okudular. Öğleden sonraki bölümde ise, Ferman Karaçam, Ekrem Karasişoğlulları, Müştehir Karakaya, Şemsettin Küzeci, Elhan Yurdoğlu, Şöreddin Memmedli, Metin Ünal Mengüşoğlu, Âdem Özbay, Tacettin Şimşek, Necip Yıldız bu bölümde birbirinden güzel ve anlamlı şiirlerini icra ettiler. Ardından da Ardahan Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Biber ve Rektör yardımcısı Prof. Dr. Şakir Aydoğdu tarafından tüm şairlere birer katılım belgesi takdim edildi. Toplu hatıra fotoğrafıyla şiir şöleni son buldu.

Gazi İletişim Hocam Doç. Dr. Semra Çevik ile 12 yıl sonra buluştuk

Gazi üniversitesi-İletişim Fakültesinde 2007 yılında Yüksek Lisans yaptığımda estetik dersine giren Doç. Dr. Semra Çevik hocamla buluşmak her ikimizi mutlu etmiştir. Şiir şöleninde şiirimi okuyup indikten sonra birileri bana yakınlaştı. Şemsettin Bey nasılsınız, beni tanıdınız mı? Salon biraz karanlık olduğu için hayır hocam dedim. Ben Semra Hoca gazi iletişimden, söylediğinde, hemen hatırladım. Gerçekten de çok mutlu olmuştum. O anda ne yapacağımız şaşırdım. Çünkü genel de Öğrenciler hocalarını hatırlarlar, unutmazlar. Ancak Semra Hoca, siz iyi bir öğrenci idiniz. Fakültede tüm hocalar sizi anlatırdılar. O yüzden iyi öğrenciler hocaların aklından hiç çıkmazlar dedi. Odasına gidince, yanımda Yüksek Lisans tezimin 2009 yılında TC. Başbakanlık (BYEGM) ile G.Ü. tarafından basılan “Irak Basın Tarihi” kitabımı hocama takdim etmekten onur duydum. Hocamla birlikte o anı ölümsüzleştirdik. Dönemin Dekanı Prof. Dr. Korkmaz Alemdar hocamızı telefonla aradık ve 5 dakika olsa bile gazi iletişim anılarımızı tazeledik…

 Rehber Eşliğinde Ardahan Şehir Turu

Etkinliğe katılan şair ve aşıklar için rehber eşliğinde Ardahan turu gerçekleştirildi. Rektör yardımcısının eşliğinde gerçekleşen şehir turu, Ardahan Kalesi ile başladı. Kür Nehri, Yakın Cami ve Kongre ve Kent Müzesi ziyaret edildi. Ardından da akşam yemeği için Yenisey Konukevine doğru hareket ettik.

Aşıklar Şöleni

Programın son faaliyeti aşıklar şöleni oldu. Etkinliğe katılan aşılar: Faruk Erdoğan, Mehmet Oktay, İsrafil Uzunkaya, Büyükağa Vücüdi, Tural Kasımov, Mevlüt Merdoğlu, Sadrettin Polat ve aşık Ruslan Kalandaov birbirinden güzel aşık havaları ve türküler okudular. İlk turdan sonra Aşıklar geleneğine aykırı olsa gerek istek türküler. Ancak aşıklarımız 3 adet istek aldılar. Birisi de Şair Nuray Alper Kerkük türküsü “Altun Hızmav Mülaim” istedi. Faruk Erdoğan zorlansa da bu türküyü başarılı bir şekilde icra etmeye çalıştı. Aşıkları kendi yöreleri ile ilgili havalar icara ettikten sonra “Ardahan Güzelleri” ayak olarak kendilerine iletildi. Bu turda güzel dörtlüklerle ayak’a ayak uydurdular. Son turda ise, atışma heyecanı başladı. Aşıklar birbirleri ile ikişer olarak atıştılar. Geceye farklı bir zevk katan aşıkları icarlarından sonra Rektör ve protokol ayakta alkışladı. Tüm Katılımcılar birer Katılım belgesi takdim edildi. Geceyi ölümsüzleştirmek amacıyla toplu hatıra fotoğrafı çekildi.

Ahıska yoksa Çıldır var

“Kafkaslardan Anadolu’ya Şiir, Şair ve Aşık Günleri” programı çerçevesinde son gün Gürcistan’ın Ahıska Şehrine tur yapılacaktır. Ancak hesaba katılmayan bazı uygulamalar birçok katılımcı şair ve Aşık’ı bu turdan mahrum etti. TC. Nüfus cüzdanları eski olanlar 1 Eylül 2019 tarafından bu yanan alınmayacaklarını duyurmuşlardır. Bu nedenle bize de Ahıska kısmet olmadı. Ancak Üniversitenin değerli hocaları ve rehberimiz Zehra Cankan hanımefendi beni yalnız koymayarak Ardahan’ın güzel bir ilçesi olan Çıldır Gölüne götürdüler. Önce Ardahan merkezde Antepli Ethem Usta’da Tagi Silahşör hocamız bize lezzetli baklava ve çaylarımızı içtirip sonra Dr. Nurgül Bağcı Hoca oğlu ile birlikte bizleri Çıldır Gölüne götürdü. Ardahan’ın bir güzel ilçesi olan yaklaşık 70km.  Uzaklıkta olan Çıldır ilçesi 2100 gerçekten de harika bir göle ve havaya sahiptir.

Çıldır Gölü ve Atalayın Yeri

Çıldır Gölü kenarında muhteşem bir yer. Adı “Atalayın Yeri” içeri girdiğimizde bizleri güler yüzle karışlayan Atalay usta, bizlere güven vermişti. Yerin duvarlarına kâğıt parçaları yazılan şiirler bize duygu seline kapatmıştı. Bu mekâna gelenler bir dörtlük veya bir kıta şiir yazmış, duvara asmışlardır. Kimi ailesi ile, kişimi sevgilisiyle kimisi de bizler dost ve arkadaşlarıyla geldiğinde duygularını şiire yansıtarak mekâna asmıştır. Biz de bir şeyler yazmak istedik. Ancak Tagi Hocamız Teberiz’deyken bir dostu ona Kerküklü şair “Seyfettin Biracı”nın “Filiz” adlı şiir kitabını Kerkük’ten getirmiştir. Hocamız Biravcı’nın Kerkük’te şehit edildiğini bizden öğrendi. Üzüldü. Biz de şehidimizin anısına onun güzel bir kıtasını kâğıda yazarak duvara astık. Şiir’de diyor:

Senin için her şeyim coşar haddini aşar, seni sevmek suç ise, sevmekte günahtır

Titrek yüzünde vahşi bir lale açar, seni öpmek suç ise, öpmemekte günahtır

 Böylece şiirimizi de yazıp yemek siparişimizi verdik. Gülün “Sarı Balık” yemeği çok şahaneymiş meğerse. Eh biz de merak ettik. Balık gelince gerçekten de lezzetine doyum almaz bir yiyecek olduğunu anladık. Yemekten sonra Çıldır ilçesi ve çevresinde bulunan gezinti noktalarına göz atarak birbirinden güzel karalar yakalayarak Çıldır gezimizi ölümsüzleştirdik.

Irak Türkleri Ardahan’da Tanıtıldı ve Anlatıldı

Üçüncüsü düzenlenen “Kafkaslardan Anadolu’ya Şiir, Şair ve Aşık Günleri” etkinliğinde her yönüyle Irak Türkleri tanıtıldı ve anlatıldı. Öncelikle Türkmen edebiyatı, sanatı ve müziği vd. konular ile ilgili yanımızda götürdüğümüz 15 kilo kitap öncelikle üniversite hocalarına, kütüphaneye, ilgi duyan öğrencilere ve Ardahan İl Halk kütüphanesi, Dursun Akçam Kültür Evi’ne takdim ettik.

Türkmen Şiiri ve Horyatı’na Büyük İlgi

Irak’ta Türkmen edebiyatı tarihine baktığımızda Irak’ta yazılı Türk edebiyatı Nesimi ile başlar, Fuzuli ile devem etmiştir. Miladi 1534 ile 1918 tarihleri arasında Osmanlı tarafından idare edilen Irak (Musul, Bağdat ve Basra Vilayetleri) edebiyatı umum Türk edebiyatının önemli bir parçası idi. 1918’den günümüze kadar Irak Türklerinin kendilerine hasa bir edebiyatı oluşmuştur. Eskiden Türk edebiyatı etkisiyle ürünler veren yazarlar bu dönemde Arap edebiyatı etkisi ile son yüz yılda edebiyatlarını yazdılar. Ancak, Irak’ta Türk varlığı hiçbir zaman kaybolmadı ve kaybolmayacaktır. Bunun sırrı da Irak Türklerinde olan milli ve ruh ve imandır. Bugün Irak’ta Türkler siyasi konularda her ne kadar başarılı olmamışsa, Kültür ve Sanat konularında büyük ölçüde uzun mesafeler kat etmişlerdir.

Biz de bu şiir şöleninde İki şiir ve birkaç horyat okumaya çalıştık. Onlardan “Kerküklüyüm Türkmen’im” ve “Ben Kerkük’üm Çanakkale” şiirlerimi seslendirdim.

Kerküklüyüm Türkmen’im

Ben Kerküklü ozanım

Kanla şiir yazarım

Susturmayın ezanım

Kerküklüyüm Türkmen’im

Gürgürbaba1 çırağım

Al sancaktır bayrağım

Kurutmayın kaynağım

Kerküklüyüm Türkmen’im

Oğuzdur soyum benim

Türkmen’dir huyum benim

Ne güzel toyum benim

Kerküklüyüm Türkmen’im

Millete aşk eken ben

Yâd kolunu büken ben

Gökten yıldız söken ben

Kerküklüyüm Türkmen’im

Hoyrattır hecem benim

Gündüzdür gecem benim

Fuzulî hocam benim

Kerküklüyüm Türkmen’im

Köylü şehirli benim

Türk’tür atan damarım

Haktan dönmez bir erim

Kerküklüyüm Türkmen’im

Özgürlüktür amacım

Millet büyük inancım

Vatanperver baş tacım

Kerküklüyüm Türkmen’im

Yüreğimde sızım var

Tarihlerde izim var

Kocaman bir mazim var

Kerküklüyüm Türkmen’im

Türklüğün unvanıyım

Sevginin vicdanıyım

Oğuzun al kanıyım

Kerküklüyüm Türkmen’im

***

Ben Kerkük’üm Çanakkale

Ben Kerkük’üm. Çanakkale
Zorla beni Anam’dan kopardılar
Yardan uzaklara apardılar
Zaman zaman kırık gönlümü yapardılar
Ben Kerkük’üm Çanakkale
Dim dik ayaktayım yaşıyorum hele.

**

Ben Kerkük’üm. Çanakkale
Bayrağımı Atam eliyle çizmiş,
Kıbrıs’ın Türk Bayrağı gibi
Birine beyaz, birine gök mavi
Rengi vermiş,
Birine Yavru Vatan
Birine Bala Vatan demiş.
Ben Kerkük’üm. Çanakkale
Petrolüm başıma bela.

**

Ben Kerkük’üm. Çanakkale
Oğuzlardan gelmişem
Sırtıma kültür hazinemi almışam
Yetmez mi bugüne kadar
Dilimle, şiirimle, müziğimle
Horyatımla ayakta kalmışam.
Ben Kerkük’üm. Çanakkale
Daldalanmışım bir kırık dala.

**

Ben Kerkük’üm. Çanakkale
Derdime derd çatırı
Senin için ne güneşler batırı
Şehidim sende yatırı
Kalbim her an senin için atırı.
Ben Kerkük’üm. Çanakkale.
Ben Kerkük’üm. Çanakkale
Müjdele Özgürlüğü bana

Canım kurban Anavatana.

Ben Kerkük’üm. Çanakkale

Ben Kerkük’üm. Çanakkale
**

Zaman zaman Türkmen şairleri, her platformda Anavatan’a haykırarak haklı olarak sevgilerini ve sitemlerini dile getiridirler. Ancak bu duygularını şiir ve horyatla gizli mesaj ve cinaslı horyatlar yoluyla ifade ederlerdir.

O Nil daha

Kurumaz o Nil[1] daha

Bes sele senivem Yar[2]

Beklerim on yıl daha

**

O yanmadı

Oyattim[3] oyanmadı

İkimiz bir ateşete

Men yandım O yanmadı

40 yıl şiir okudum

Ankara Oyanmadı

**

Oyan kara

Bu yan ak oyan kara

Kerkük’e yan bakanın

Gözlerin oy Ankara…

**

Irak’ta Türkler son yüzyıldır Türkiye’nin hasreti ile yaşamaktadırlar. Bunu şairlerinin dizelerinde horyat yazarların horyatlarını görüyoruz ve okuyoruz. Bu hasret belki yıllar boyu sürecek belik bizler görmeyebiliriz. Ama mutlaka çocuklarımız görecektir. Bu inançla sayın rektörüm ban verdiği “Az kaldı” ayakla güzel bir dörtlük düzerek, kendisine armağan ettik.

Aşıklarda saz kaldı

Güzellerde naz kaldı

Dayan[4] Kerküküm dayan

Kavuşmağa az kaldı

Teşekkürler Ardahan Üniversitesi

“Kafkaslardan Anadolu’ya Şiir, Şair ve Aşık Günleri” etkinliğinin üçüncüsünü düzenleyen Ardahan Üniversitesi, başarılı bir şekilde etkinliği sonlandırdılar. Bu bağlamda tüm katılımcıların benimle hem fikir olduklarına kesinlikle şüphem yoktur ki, sayın Rektör Prof. Dr. Mehmet Biber ve Yardımcısı Prof. Dr. Şakir Aydoğan tüm zamanlarına bu etkinliğe ayırdılar. Dört gün gece gündüz şair ve aşıklarla her saat her etkinlikte herkesin önünde ve yanında olduklarını gördük. Sabah kahvaltısından akşam yemeği ve gecenin son saatlerine değin şair ve aşıklarla sohbet eden, ilgi ve alaka gösteren böyle ikili bir Rektör ve rektör yardımcısı ben şahsan hiç görmemiştim. 25 yıldır Türkiye ve yurtdışındaki üniversitelerde onlarca konferans ve etkinliğe katıldığımda tüm yetkililer resmi açılış veya makam kabulü ardından da kapanış ve diploma dağıtımında hazır olurlar. Yani protokol gereği. Ama Ardahan Üniversitesi Rektörü ve ayrımcısı tam tersine gerçek bir ev sahipliği yaptılar. Artık sözün bittiği yerdeyim. Ne dersem ne yazarsam bu iki değerli kardeşimiz hakkında azdır. Burada unutmayalım ki, hazırlık aşamasında organizasyonda yer alan Dr. Mehmet Kıldıroğlu, Ferman Karaçam, Yaşar Bayar, Mehmet Yaşar Genç ve Serkan Balcı ile eşi Gülşen Kaya Balcı’ya teşekkür etmeyi de bir borç biliyorum.

[1] Mısır’da bulunan Nil nehri

[2] Yar kelimesi burada “Türkiye” yi hitap ediyor

[3] Uyandırdım.

[4] Diren

Print Friendly, PDF & Email

“7 EKİM” TÜRKMEN MİLLİ BAYRAMI VE IRAK’TA SON AYAKLANMALAR

“7 EKİM”

TÜRKMEN MİLLİ BAYRAMI VE

IRAK’TA SON AYAKLANMALAR

DR.ŞEMSETTİN KÜZECİ

 

Irak Türkmen siyasi kuruluşlarını bir araya getirmek amacıyla 24 Nisan1995 yılında Irak’ın kuzeyinde Türkmen Şehri Erbil’de kurulan Irak Türkmen Cephesi (ITC), 4-7 Ekim 1997 tarihinde Türkmenlerin kalesi, Gökbörü diyarında Erbil’de, yapmış olduğu 1. Büyük Türkmen Kurultayı çevresinde çok önemli kararlar aldı. Bu kararalar arasında iki karar vardı ki,çok önem arz ediyordu. Birincisi Irak Türkmenlerinin resmi dili “Yeni haflarla İstanbul Türkçesi” olması ve “7 Ekim” tarihinin, Irak Türkmenlerinin “Milli Bayram” olarak Türkmen Kurultayınca kabul edildi.

7 Ekim 1997’de Irak Devletinin tarihinde ilk defa olarak hür Türkmen iradesi Erbil şehrinde tecelli etmiştir. Bu tarihte ITC’nin çağrısına cevap vererek yurtiçi ve yurtdışında bulunan tüm Türkmen kuruluşları toplanıp 1.Türkmen Kurultayını gerçekleştirilmiştir. Dünyanın her yerinden Kurultaya katılan 100 civarında delege, ITC’nin şemsiyesi altında birleşmeye ve Türkmen Şurasının kurulmasına karar verdiler. Ayrıca, Kurultaydan Irak Türklerinin arzu ve taleplerini içeren “Temel İlkeler Deklarasyonu” oy birliği ile kabul edildi. Çalışmaları 4–7 Ekim’de 1997 tarihleri arasında yapılan Kurultay, 7 Ekim gününü o günü “Milli Bayram” olarak ilan etti.

7 Ekim Türkmen Milli Bayramı, 20. asırda çile, katliam ve gözyaşıyla dolu Türkmen tarihinde bir dönüm noktasıdır. 7 Ekim günü ümitsizlik ve kararsızlığı geride bırakarak, birleşmenin ve milli iradenin inkişafı günüdür. Bugün, Türkmen varlığını dünyaca tanınması, kabul edilmesi, yurt dışında gelişen milli kuruluşlarının ITC’ye katılması ve ITC’nin Irak Türkleri adına muhatap alınması 7 Ekim gününün birer zaferidir ve kazancıdır.

ITC Başkanlığı önce Erbil daha sonra Kerkük’e taşınması, Telafer, Musul, Erbil, Altınköprü, Tazehurmatu, Dakuk, Tuzhurmatu, Diyala, Hanakin, Aziziye, Başkent Bağdat ve onlarca köy ve kasabalarda ITC bürolarının açılıp, varlık göstermiştir. ABD, Ankara, Suriye, Berlin ve Londra’da temsilciliklerinin bulunması, dünya platformunda Türkmenlerin sesini, kültürünü ve çilesini tanıtmakta büyük rol oynamıştır.  Irak’ın Aydınlı Yüzü “Türkmeneli Uydu” TV’nin kurulması, Telafer’den Aziziye’ye kadar uzanan Türkmeneli bölgelerinde Türkiye Türkçesinde eğitim veren 350 civarında Türkmen okullarının açılması, Türkmen Meclisi, Türkmen Danışma Meclisinin kurulması, onlarca sivil toplum kuruluşlarının tesis edilmesi, örgütlenmesi ve yurtdışında lobi çalışmalarına yeni başlayan Türkmen derneklerinin kolektif çalışmaları, elbette bugüne kadar yapılan Türkmen Kurultaylarının kazanımlarıdır. Buraya kadar baktığımızda kulağa hoş gelen çok güzel kazanımların olduğunu görüyoruz. Hele hele Irak Parlamentosunda Türkmenleri ITC’nin milletvekilleri ve Irak Hükumet kabinesinde Bakanlarla temsil konusunda misyon üstlenmesi başka bir duygudur bence…

Bugün siyasi durumumuza baktığımızda ne birlik beraberliğimizden bir şey kalmış, ne de kazanımlara sahip çıkılmıştır. Hükumet kabinesinde bir bakanımız bile olmadığı acı bir gerçektir. Uzun süren iç çekişmelerimiz nedeniyle hem Türkmen bakanı kontenjanımız hem de Cumhurbaşkanı Türkmen Danışmanı ve Cumhurbaşkanı yardımcısı kontenjanına kavuşamadık… Her kes ben olum benden olsun mantığıyla bu ve buna benze onlarca üst düzey etkili vazifeleri kaybettik ve diyoruz.

 Değerli Çilekeş Türkmen Vatandaşları

Bugünler 7 Ekim Milli Türkmen Bayramının aziz Türkmen halkımıza ve tüm Iraklılara hayırlı olmasını dilerken, Saddam sonrası Türkmen varlığını yok saymaya çalışan gurupların sinsi politikalarından ve uygulamalarından bir an önce kurtulmamızı temenni ederim. Saddam sonrası Irak’ta yapılan 2005, 2010, 2014, 2018 Parlamento seçimleri Türkmenlere karşı bir dizi sahta oyunlara maruz kalınmıştır. Ayrıca, 2005 Şüpheli Anayasa referandum sonucu, Türkmenlere büyük haksızlıklar yapıldığını ve yok sayma politikasını kirli yüzü olduğu şüphesizdir. Ama ne yazık ki, tüm dünya bu haksızlıklara karşı sessiz kalmaktadır.

2003’ten beri düzenli bir plan doğrultusunda K. Irak ve komşu ülkeler Türkiye, Suriye ve İran’dan Türkmen Şehri Kerkük’e yerleştirilen yüzbinlerce Kürt, 31 Aralık 2007 tarihinde yapılmasını düşünen bazı gruplarca Anayasanın 140. maddesinin uygulanması, son aşaması olan “Kerkük referandumu” yapılmayınca bölgede hem bir suskunluk hem de bir gerginlik ortaya çıkmıştır. Barzani 10 yıl sonra tekrar gündeme getirdiği 140. Madde ve Kerkük referandumu Kürtler için artık kaçınılmazdır. Hele hele Kerkük’ün başında bir diktatör ve yolsuzluklarla dosyası kabarık bir Valinin olması işlerini daha kolaylaştırdı. 28 Mart 2017’de Kerkük Valilik binası ile devlet okulları hükumet binalarının üzerinde Irak Bayrağının yanında Kürt Bayrağının asması krizin başlangıcı olmuştur. Merkezi hükumetin uyarılarına kulak asmayan Kürt vali, Kürtlerin 25 Eylül 2017 tarihinde yapılan bağımsızlık referandumuna da Kerkük halının katılmasını Kerkük vilayet meclisindeki çoğunluğu Kürtlerden olan üyelerin oylarıyla katılma kararının alınmasını sağlamıştır. Kürt gruplarının bu gelişmeler karşındaki tavırları değişmeyince gayrimeşru bağımsızlık referanduma karşı hem komşu ülkeler hem de Irak’ın merkezi hükûmetinin kararı gereği Irak federal polis güçleri Tartışmalı bölgelerde Anayasa uygulaması adı altında bir operasyon başlattı. Neticede Bağımsızlık sevdasıyla yaşayan Kürtler başta vali ve Kerkük vilayet meclisinin 26 üyesi ile Barzani ve Talabani’nin partileri 4 saat süreyle 16 Ekim 2017 tarihinde Kerkük’ten kaçarak, kayıplara karışmışlardır…

1 Nisan 2020 tarihinde Irak’ta yapılacak olan yerel seçimler Kerkük ve Türkmenler için çok önem arz etmektedir. Çünkü 2005’ten bu yana Kerkük’ün özel durumundan dolayı Kerkük’te seçimler yapılmıyordu. 2003’ten 2017 yılları arasında Vali Kürt olarak tayin ediliyordu. Meclis üyelerinin çoğunluğu Kürtlerde olduğu için Araplar ve Türkmenlerin birleşmesi de işe yaramıyordu.

Kerkük’te Kürtleşmeden Sonra Tekrar Araplaştırma Politikası

16 Ekim 2017 sonrası Kerkük Vali yardımcısı Rakan el-Cuburi Başbakan tarafından Vekaleten Kerkük Valilik görevinde atandı. Arap kökenli olan Cuburi Kürtlerden sonra Kerkük’te eski Baas partinsin sinsi politikasını uygulamaya koydu. Bu defa Kerkük’te Araplaştırma politikası gündeme geldi. Bugüne kadar Türkmenler bu uygulamadan çok mustarip, ne yapacaklarına da şaşkındırlar…

Yerel Seçimlerde TEK Liste olmalıdır

Bu kadar çalkantılı bir siyasi gelişmeler karşısında Türkmenlere tek iş düşer. O da birleşmektir. Sadece krizlerde, seçimlerde ve sayımlarda değil. Düşüncede birleşmelidirler. Yerel seçimler için Tek bir siyasi parti düşünce değil. Kolektif bir düşünceyle toplumun karşına çıkmaktır. Bazı hizmetler var ki siyasi parti işi değil. Genel olarak tüm halka yönelik hizmetlerdir. Seçim, sayım ve referandumlar. Ayrıca güvenlik, ekonomi, işsizlik ve yolsuzluk gibi konular da genel hizmetlere kategorisinde yer almaktadır. O yüzden yerel seçimlerde Kerkük’te Türkmenler bir araya gelip, halkı seçmen kütüklerini yenilenmesini ve seçime gitmelerinin yanında tek listeye oy verilmesini gerçekleştirmelidir. Bu da başlıca başta ITC olmak üzere tüm Türkmen siyasi partilerin milli ve kutsal görevidir.

Irak’ta Son Ayaklanmalar

Irak’ta 12 Mayıs 2018 tarihinde yapılan genel seçimlerden 5 ay sonra zorla hükumetin kurulmasının üzerinden bir yıl geçti. Ancak Irak’a baktığımızda, İşsizlik ve yolsuzluk konuları aldı başını gitti. 2003’ten bugüne kadar genel hizmetleri bile halka sunmayan tüm iktidarlar bu defa neye uğradıklarını şaşırdılar. 1 Ekim 2019 tarihinde Irak’ın genelinde Kürt bölgeleri hariç hükumet karşıtı gösteriler başlamış, cadde ve meydanlar toplanan gençler iş, aş istemeye baş alamaya hazır olduklarını açıkça ve net olarak tek bir sesle dünyaya haykırdılar. Başta Başbakan Adil Abdülmehdi tarafından görevden alınan General Abdulvahap el-Sadi’in tekrar göreve dönmesi ve Irak Başbakan seçilmesini isteyen gençler ve bazı gruplar, daha sonra gösteriler el-Sadi boyutundan çıkarak başka bir boyuta yöneldi. Kimileri Irak’ta darbe ve rejim değişikliğinin olacağına vurgu yaparken kimileri de ABD Irak’a yeni bir planla tekrar geri dönecektir. Denildi. Aslında bu ihtimal çok yayığındır. Çünkü ABD son 2-3 yıldır Şiir iktidarlara karşı tepki içinde olduğunu görüyoruz. Hele hele İran’ın Irak’a 2003’ten beri adım adım müdahalesi ve devletim tüm kademelerinde müsteşarlarının bulundurulması İran Kudüs Ordusunun başı Kasım Süleymani’nin Irak’ta serbestçe varlık göstermesi, birçoğu gibi ABD’yi de rahatsız ve tedirgin emiştir.

ABD er yada geç Şii iktidardan kurtulup iktidarı tekrar Sünni kesimlere devretmeye planlarını devre sokmuş bulunmaktadır…Bu bağlamda hem Şii iktidarı hem de İran’a karşı planını devreye koyacaktır. Bu ayaklanmalar da bu planların başlangıcıdır. Bir prova mahiyetindedir. Önümüzdeki günler daha sıcak gelişmelerin yaşanacağının kanısındayız. Kaldı ki, Türkiye ve Rusya bu gelişmelerin neresinde olacaklar. Hele hele ABD, Türkiye’nin planladığı Suriye’nin güney doğusundaki “Barış Bölgesi” karşı çıkması ve Kürt silahlı Terör örgütlerine 300 Tır daha silah ve mühimmat göndermesi. Sanki bölgede bir savaş çıkacak v gibi algılanmaktadır. Ayrıca Beyaz Saray kendi İnternet sitesinde bir “Anket Formu” açarak Irak Rejimine karşı İmza kampanyası başlatması 150 bin imza toplanırsa eğer ABD Irak’a rejim değişimi ve reform için müdahale edeceği başka bir anlam taşımaktadır…!

 

Print Friendly, PDF & Email

KERKÜK ŞAİRLERİ

KERKÜK ŞAİRLERİ

Prof. Dr. İsa Kayacan

Kitapların sayfaları arasında gezerken artık bazı önemli noktalar üzerinde duracağım, daha doğrusu kitaplardan söz ederken eskisi gibi her kitap için bir yazı bir makale yazmayacağım, özellikle 2007 başından itibaren. Ama elimde bulunan kitap gibi kitaplar gibi, ciddiyet arz eden kalıcılık ağırlıklı olanlar hariç demek istediğimi de kaydetmek istiyorum.

KERKÜK ŞAİRLERİ

Şemsettin Küzeci Kerkük’ün, Türkmenlerin önemli bir sesi. Türkmenler arasında oralarda neler olup-bitiyor hep ondan haberdar oluyoruz. Gözü orada, gönlü oradakiler için duygularla dolu, kalbi oradakiler için atıyor.

Yenilerde 624 sayfalık bir kitabı yayınlandı antoloji görünümlü, içerikli. Kitap, Türkiye Kamu-Sen tarafından bastırılmış. Kamu-Sen yöneticilerini de burada kutluyorum.

Kerkük Şairleri adının taşıyıcısı olan kitabın iç kapağında “Irak Türkmen Şairleri, Cilt–1”, açıklaması da var. Yani bu kitabın 2 nci cildi de yolda demek oluyor.

Merkezi Azerbaycan’da bulunan Dünya Genç Türk Yazarlar Birliği ‘nin yayını olarak da görebileceğimiz “Kerkük Şairleri” Antolojisi, tarihe düşülen önemli notlarla bilgilerle dolu.

 

SAYFALARA ŞÖYLE BAKIYORUZ

 

Evet, sayfalara şöyle bakıyoruz. Gördüklerimizden: İlk sayfalardan birinde yazar hakkında gazeteci araştırmacı-yazar Şemsettin Küzeci hakkında detaylı bilgi veriliyor. Şemsettin Küzeci’nin 9 ncu kitabı elimizdeki.

Sunuşu Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı Bircan Akyıldız’a ait. Akyıldız sunuşunun bir yerinde; “Türkiye Kamu-Sen olarak Türkün öz kültürünü tarihini sanatını edebiyatını desteklemeyi ve geliştirmeyi bir borç bildiklerinden” söz ediyor.

Giriş bölümü yedi sayfayla Şemsettin Küzeci imzasının taşıyıcısı. Küzeci, uzunca anlattıkları ifade ettikleri arasında daha doğrusu girişin hemen başında; “Irak Türkmen edebiyatıyla ilgili olarak bugüne kadar ne Irak’ta ne Türkiye’de ne de başka bir ülkede geniş çaplı bir araştırmanın yayınlanmadığını üzülerek tespit etmiş bulunuyoruz” diyor ve doğru söylüyor.

Antoloji içerisinde 70 Kerküklü şairin, imza sahibinin isimleri fotoğrafları doğum tarihleri, (vefat etmişse tarihleri) verildikten sonra hemen fotoğraf altındaki sayfaya şairin şiirlerinden birer dörtlük yerleştirilmiş. Sonraki sayfada, sayfalarda şairin biyografisi yayınlanmış eserlerinin sıralanışı karşımıza çıkıyor, çıkarılıyor. Ortalama sekiz-on sayfaya serpiştirilen şiirleriyle de dikkat çekiyor bu şairlerimiz, Kerküklü şair kardeşlerimiz.

Antoloji içerisinde yeralan şairlerimizden Kerküklü şairlerden bazılarının isimlerini şöyle sıralıyoruz efendim. Buyrun: Hasan Görem, Kahtan Hürmüzlü, Mahir Nakip, Mehmet Kasapoğlu, Mehmet Şahin, Nefi Demirci, Nesrin Erbil, Salah Nevres, Seyfettin Biravcı, Suphi Saatçi, Şemsettin Küzeci, Şemsettin Türkmenoğlu, Yılmaz İzzettin Abdi Bayatlı. Bunlar göz ucuyla yaptığım sıralama, aldığımız isim ve imzalar. Şimdi Antolojinin 546 ve 555’nci sayfalarında yer alan Seyfettin Biravcı’nın 550’nci sayfada yer alan “Akıncı” başlıklı şiirinden bir dörtlük nakledelim efendim.

 

Ben Türkmen’im, akıncıyım, gaziyim

Şimşek gibi ufuklarda çakarım,

Emir gelse ölüme de razıyım

Kükreyerek alçakları yakarım

 

Print Friendly, PDF & Email

Kerkük’te Türkmen Kamuoyundan Tek Liste Sesleri Yükseliyor

Kerkük’te Türkmen Kamuoyundan Tek Liste Sesleri Yükseliyor

Dr. Şemsettin Küzeci

1 Nisan 2020 tarihinde Irak’ta yapılacak olan yerel seçimler, yediden yetmişe halkı ilgilendirmektedir. Hele hele Türkmen bölgelerinde ilgi daha fazladır. Özellikle de Türkmen şehri Kerkük’te… 2005 yılından bu yana Kerkük’te yapılmayan yerel seçimler aynı meclis üyeleri ile bugüne kadar idare edildi. 2003 ‘ten sonra Kürt kökenli Vali Av. Mustafa Abdurrahman daha sonra Necmettin Kerim ardından da Arap Vali Rakan el-Cübüri bugüne kadar Kerkük’ün idaresinde Türkmenlere karşı her konuda ciddi haksızlıklar yaptılar.

Kerkük vilayet meclisinde toplam 41 üyeden 26’sının Kürt ve 6’sı Arap, 9’u da Türkmen olmak üzere 2005-2017 yılları arasında Kerkük’ün idare ettiler…!

16 Ekim 2017 tarihi sonrası Kürtlerin Kerkük’ten çekilmeleri ve Irak Ordusu ile Haşit Şabi’nin Kerkük’e girmeleri ve güvenliğin sağlanması Kerkük Meclisini adeta felç etti. Irak yetkilileri Vilayet yetkisini tamamen Vali’ye devretti. Bugüne kadar Arap Vali Kerkük’ü komuta ediyor. Kerkük ise 2003’ten 2017’ye kadar Kürtleşme politikası, o tarihten de sonra malum Araplaştırma politikası geri döndü. Sanki İkinci Saddam dönemini yaşıyor Kerküklüler… Bu raya kadar her şey net ve açıktır…

Şimdi gelelim Türkmenlerin seçime nasıl bir atmosferde gideceklerine. Türkmenler son seçimde Kerkük Türkmen Cephesi listesi ile girmiştir. Tüm sahtekârlığa rağmen 12 sandalyeden üç sandalye kazandı. Aslında beklentilerin dışında bir rakam oldu. Ancak siyasi ittifaklar, gizli anlaşmalar strateji hataları dikkate aldığımızda Türkmenlere büyük haksızlık oldu.

Bugün seçime katılmayalım, boykot edelim diyenler çok doğru bir fikirde değiller. Çünkü Kerkük’te Türkmenler boykot ederse, diğer gruplar daha fazla tırnak uzatır. Bunu Türkmen toplumu böyle bilmelidir.

Sokağın Sesi TEK LİSTE diyor

Kerkük’te halkın çoğunluğu başta siyasi partiler olmak üzere tek ortak liste ile seçime katılmalıyız diyorlar. Bu da eski seçimlerden çıkarılan ve alınan derslerden yola çıkarak en iyi akıl karı olduğunu gösteriyor.  İş ITC’ye kalmış, üzerinde düşen görev Türkmen davasına, milletine hizmet eden tüm Türkmen siyasi partiler ile rengine ve ahengine bakılmaksızın bir masa etrafından toplanarak adaylarını tek liste olarak belirlemelidirler. Yoksa iş işten geçer. Bu seçimin de günahı ve vebalı birkaç kişiye mal olur ve toplum tarafından af edilemezler…

Ey Türkmen Halkı,

Her kes kendini, ailesini ve çevresini seçime gitmek için teşvik etmelidir. Seçinin önemini ve gelecek için neleri getireceğini anlatmalıdır. Tayin, atama, iş, ihale kontenjan, mevki, rütbe vs. temenniler şimdilik yan dursun. Zaten kelin ilacı olsaydı kendi kafasına merhem olurdu mantığını düşünelim. Tabi ki istisnalar kaideyi bozmaz cümlesini unutmayalım. TÜRKMEN YETKİLİLERİ HALKIN SESİNE KULAK VERMELİDİR. TÜRKMEN MİLLİ İRADESİ YOK SAYILMAMALI. Söz konusu “Kerkük ve Türkmenler ise, gerisi teferruattır… Sandık başında görüşmek dileğiyle…

Print Friendly, PDF & Email

DAKUK’TA SPOR YAPAN TÜRKMENLER NEDEN ÖLDÜRÜLDÜ?

DAKUK’TA SPOR YAPAN TÜRKMENLER NEDEN ÖLDÜRÜLDÜ?

Fevzi Türker

Türkmenlerin yoğunlukta yaşadığı DAKUK İlçesi’ne bağlı İmam ZEYNELABİDİN Köyü’nde futbol maçı yapan Türkmen gençlere 24 Ağustos 2019 tarihinde havan topuyla kanlı bir saldırı düzenlenmiştir. Bu Menfur ve kanlı saldırıda, üçü kardeş sekiz Türkmen genci hayatını kaybederken üçünün durumu ağır olmak üzere 15 gençte yaralanmıştır. Saldırıyı, Irak ve Şam İslam Devleti (İŞİD) örgütünün düzenlediği iddia edilmiştir. Saldırıyı her ne kadar İŞİD’İN düzenlediği iddia ediliyorsa da, bu örgütün kimler adına hareket ettiği herkesçe bilinen bir gerçektir. İŞİD, Irak’ta ve bölgede bazı planların uygulanması amacıyla dış güçlerce kurulmuştur. Irak’ın üçte biri bu örgüt tarafından 2014’te işgal edildi. Irak ordusu da bu örgütten kaçarak Kerkük’ü aynı yıl PEŞMERGE birliklerine bırakmıştır. Kürt bölgesinin yüz ölçümü İŞİD sayesinde 40 bin km2 ‘den 70 bin km2 ‘ye genişlemiştir.

Irak Türkmen Cephesi (ITC) Başkanı Sayın ERŞET SALİHİ, merkezi Bağdat Hükümeti’ni, Türkmen spor takımına yapılan kanlı havan saldırısına gerekli önlemleri almaması ve gereken ilgiyi göstermemesini şiddetle kınayarak, Türkmenlerin uğradıkları zulüm ve adaletsizliklere karşı sabırlarının tükenmek üzere olduğunu ve tarihin adil olmayanlardan hesap soracağını vurgulamıştır. ITC Başkan yardımcısı Sayın Hasan Turan ise, DAKUK İlçesi’ne bağlı İmam ZEYNELABİDİN Köyü’ne yapılan kanlı havan saldırısını, Türkmenleri hedef alan planlı bir eylem ve Kerkük’ün güvenliği ile istikrarını bozmaya yönelik bir adım olduğunu sözlerine eklemiştir.

Türkmenlerin Irak’ta adaletsizlik, haksızlık, baskı ve asimilasyon gibi zulümlere uğramadıkları hiçbir dönem yoktur. Bu karanlık dönem özellikle Türkmen bölgelerini Araplaştırma politikaları, Saddam rejimi döneminde şiddetlenerek artmıştır. 2003 Amerikan işgalinden sonra da Araplaştırma politikaları yerini Kürtleştirme politikalarına bırakmıştır. Irak ordusunun, 2014’te Kerkük’ten kaçarcasına çekilişinden beri bölgemizde gerçek manada ne güvenlik ne de istikrar kalmıştır. 2007’de geçerliliği sona eren anayasanın 140. maddesinin federal mahkemece yeniden gündeme alınmasıyla, başta Kerkük olmak üzere TÜRKMENELİ genelinde Türkmenlerin güvenliği tehlikeye girer ve göçe zorlanabilirler.

DAKUK İlçesi’ne bağlı İmam ZEYNELABİDİN Köyü’ne yapılan kanlı havan saldırısı, Türkmenleri hedef alan ne ilk saldırıdır ne de son saldırı olacaktır. Çünkü Türkmenler, milli kimliklerini kemiren tehlikelerin farkında olmadıkları gibi, teşkilatları, parasal güçleri, silahları, medyaları ve daha önemlisi ciddi dış destekçileri yok. Türk basının son Türkmen katliamına ve daha öncekilere olan ilgisizliğine Türkmenler olarak kızmamalıyız. Nüfus yoğunluğumuzun en fazla olduğu Türkiye’de bile lobicilik faaliyetimiz yok, dolayısıyla Türk kamuoyuna ve resmi makamlara ne sesimizi duyurabiliyoruz ne de herkesin temsil edildiği Türk parlamentosunda tek bir milletvekilimiz yok. Türk Dışişleri Bakanlığı katliamla ilgili yayımladığı bildiride şu ifade yer almıştır: ‘’Kerkük’teki mevcut güvenlik ve istikrar ortamını hedef alan bu menfur saldırıyı kınıyor, ölenlere Allah’tan rahmet, dost ve kardeş Irak halkına başsağlığı diliyoruz. Bildirinin ilginç olan yanı, saldırının kime karşı yapıldığını ve kimlerin saldırıya uğrayarak öldürüldüğünden söz etmemesidir.

Sekiz Türkmen gencin ölümüne ve on beşinin yaralanmasına neden olan İmam ZEYNELABİDİN Köyü’nde cereyan eden korkunç Türkmen katliamına, bazı çevreler kılıf arayabilir, menfur katliamı kendi amaçlarına uygun sebeplere bağlayabilirler. Kimsenin şüphesi olmasın, İmam ZEYNELABİDİN Köyü katliamında ölen ve yaralanan Türkmen gençleri, sırf Türkmen oldukları ve topraklarına sıkı sıkıya bağlı oldukları için hunharca katledildiler. Irak makamları, DAKUK’TA bulunan İLHANLI Tekkesine 2 Kasım 2016 tarihinde yapılan ve onlarca Türkmen kadının ölümüne neden olan hava saldırısında olduğu gibi, İmam ZEYNELABİDİN Köyü katliamında da sessiz kalabilirler çünkü efendileri onlardan Türkmenlerin yok edilmelerine göz yummalarını ve dolayısıyla da Türkmensiz bir Irak istemektedirler. DAKUK İMAM ZEYNELABİDİN şehitlerine Allah’tan rahmet, ailelerine sabır ve Türkmen milletine başsağlığı dilerim.

 

Print Friendly, PDF & Email

ANA DİL

ANA DİL

Fevzi Türker

Milletler, tarih boyunca ana dilleriyle övünmüşler, ana dillerini yüceltmişler, dillerini yaymak için çalışmışlar ve hatta savaşmayı bu uğurda göze almışlardır. İspanyalılar ile Portekizliler Güney Amerika halklarını yıllarca sömürüp yüzbinleri katlederek kendi ana dilleri olan İspanyolca ile Portekizceyi zorla farz edebilmişlerdir. İngilizler ve Fransızlar ise Pasifik’ten başlayarak irili ufaklı ülkelerin tümüne, Afrika’daki ülkelerin tamamına kendi dillerini farz edip, o halkların ana dillerini yok ederek İngilizce veya Fransızca konuşmaya mecbur etmeyi başarmışlardır.

Araplar, ana dilleriyle ve Araplıklarıyla çok övünen bir millet olduklarıyla bilinmektedirler. İslam dinini yaymak amacıyla yarımada ve çöl olan topraklarından çıktıklarında sayıları pek fazla değildi. İslam dinini fırsat bilerek ve İslam dinine aykırı bir şekilde, her yeri şiddet kullanarak kolayca Araplaştırmışlardır. Atlas Okyanusu’ndan başlayan ve körfeze kadar uzanan bugünkü Arap yurdu aslında Araplaştırmanın gerçek bir sonucudur.

Emevilerin izlediği ırkçı tutum ve her yeri Araplaştırma hedefleri, yüce İslam dinini baskı vesilesine dönüştürmüştür. Emevi komutan KYTEYBE BİN MÜSLİM El-BAHİLİ, İslam dinini yayma adına TÜRKİSTAN’I ele geçirip Araplaştırabilmek için, on binlerce Türkü kılıçtan geçirmiş, ülkeyi talan ettirerek zenginliklerini Şam’a göndermiştir. KUYTEYBE’NİN askerleri on binlerce Türk kadınına tecavüz ederek binlercesi de esir alınarak yine Şam’a gönderilmiştir. Türkistanlıların Emevi işgaline karşı kahramanca direnişleri ve isminin deve palanı anlamına gelen KUTEYBENİN, FERGANA Vadisi’nde kendi adamları tarafından öldürülmesi, Türk yurdu TÜRKİSTAN’I Araplaşmaktan ve ikinci bir Arap ENDELÜS’Ü olmaktan kurtarmıştır.

Dört bin yıllık tarihleri boyunca Türkler, güçlü imparatorluklar kurmalarına rağmen ana dilleri Türkçe’yi ne yücelttiler ne de koruyabildiler. Türkçe’yi hor görerek, Farsça ve Arapça’nın esiri haline getirdiler. Farsça ile Arapça en fazla Selçuklular ile Osmanlılar döneminde Türkçe’ye sokularak Türkçenin güzelliğini gölgelemiştir. Osmanlı’yı, Araplara karşı Türkleştirme politikası gütmekle suçlayan Arapların yaptıklarının aynısını Osmanlılar da uygulamış olsaydı, bugün Arap ülkeleri ile Balkan ülkelerinin ana dili Türkçe olurdu.

İkisi de Türk olan Osmanlı ve Safevi devletleri yıllarca, ana dilleri Türkçeyi yüceltmek, korumak ve yaymak uğruna değil, Türklere Araplardan geçen mezhepleri uğruna savaşmışlardır. Eğer bu İki devlet Türk dili ve Türklük uğruna savaşmış olsalardı bugün Balkanlardan Çin Seddi’ne kadar olan coğrafya hem Türk hem de Müslüman olabilirdi.

Dünyanın en güzel dillerinden biri sayılan Türkçe ne yazıktır ki Türk dünyasının umudu olan Türkiye’de bile hor görülmekte ve her düzeyde gereken ilgiyi görmemektedir. Bir İngilizce sevdasıdır almış başını gidiyor. Yüzlerce özel okul İngilizce eğitim vermektedir. Almanca, İngilizce ve Fransızca eğitim veren onlarca yabancı okul vardır. Yabancı dille konuşmak ve yabancı dil öğrenmek tabi ki önemli ve gereklidir. Ancak yabancı dilden ve her şeyden daha kutsal olan Türkçemizin korunmasına ve yüceltilmesine öncelik verilmelidir.

Tarihi kaynaklara göre, Irak Türkmenlerinin konuştuğu dilin kökü Türklerin özü sayılan Oğuzlara dayanır. Dede Korkut Öyküleri 14. yy’da Türkçenin özü Türkmen diliyle yazılmıştır. 1403 yılında kurulan Karakoyunlu ile 1467’de kurulan Akkoyunlu devletinin de dili Türkmence idi. Bağdat 1508’de Safeviler tarafından ele geçirildikten sonra, Irak’ta Türkmence resmi dil olarak benimsenmiştir.

Yetmiş yıl önce yazılan hoyrat ve konuşulan Türkmence en az Bakü Türkçesi kadar güzeldi ve Türkiye’nin her köşesinde kolaylıkla anlaşılırdı. Hoyrat, Türkmen edebiyatının ana unsurlarından biridir. Bir Türkçe mucizesi sayılan ve başka hiçbir dilde bulunmayan hoyrat, yalnızca Türkmeneli, Azerbaycan, Urfa, Diyarbakır ve Elazığ’a özgü bir şiir türüdür. Eski bir hoyratı okuduğumuzda veya dinlediğimizde içimiz ısınır, gönlümüz şenlenir, çünkü o hoyratlarda millet ve memleket sevgisini, gerçek aşkı, hasreti tadabiliriz:

 

O yar gözün                              Dişte gör

Kim gördü o yar gözün           Haylda gör dişte gör

Aslan tavınnan düşse              Düşenin dostu olmaz

Karınça oyar gözün                  inanmazsav düşte gör

 

Günahımdan                             Dalda yerim

Huda geç günahımdan            bülbülem dalda yerim

Ürekten bir ah çektim             Baş alıp hara gedim

Tutuldu gün ahımdan              Yoktu bir dalda yerim

 

Yüz aya değer                            Yara sızlar

Hüsnüv yüz aya değer              Ok degmiş yara sızlar

Ay var bir güne değmez           Yaralının halından

Gün var yüz aya değmez          Ne bilsin yarasızlar

Çok değil elli yıl önce konuşulan eski hoyratlardaki Türkmence’yi, son yıllarda yazılan hoyratlarla günümüz Türkmencesiyle karşılaştırdığımızda, ikisinin arasındaki korkunç farkın ne kadar derin ve ne kadar Türkmencenin aleyhine işlediğini görebiliriz. Bugün konuşulan Türkmencemizin, özünü ve özelliğini kaybettiğini ve yarı yarıya Arapçalaştığını görebiliriz. Bu olumsuz gelişmenin bir çok nedeni vardır, Saddam rejiminin Türkmenlere karşı yıllarca uygulamış olduğu ırkçı ve şoven politikaları, halkımızın Arapça’ya olan aşırı düşkünlüğü, Araplara kız verip alma tehlikesi ve Türkmen diline gereken özenin gösterilmemesi bu nedenlerin başında gelmektedir.

Türkmenlerin sahip çıkmaları, gözleri gibi bakmaları, yüceltmeleri ve canla başla korumaları gereken kutsallarının biri de ana dilleri Türkmence olmalıdır. Türkmen ana dili Allah korusun Arapça veya Kürtçe’nin istilasıyla ortadan kalkarsa, Türkmenlerden geriye hiçbir şey kalmaz, tarih olur giderler. Dilini kaybederek tarih sahnesinden silinen halkların sayısı az değildir. Dilimizin karşılaştığı tehlikenin belirtilerini yaklaşık altmış yıl önce yıl önce Erbil’de gördüm. Bir arkadaşımın 6-7 yaşlarındaki oğluna ne olduğunu sorduğumda, bana Kürtmen olduğunu söyledi.

Ana dilden ve öneminden söz etmişken, yazımın sonunda, Tataristan Türklerinin milli şairi ABDULLAH TUKAY’IN (1886-1913) ana dil şiirini sunmak isterim:

 

Ey ana dili, ey güzel dil

Atam, anamın dili

Dünyada çok şey öğrendim

Sen ana dil vasıtasıyla

Ey ana dil her zaman

Yardımın ile senin

Küçüklükten anlaşılmış

Sevincim üzüntüm benim

Ey ana dil sende olmuş

En ilk okuduğum duam

Koru diyerek kendimi

Atam ,anamı Hüdam

Print Friendly, PDF & Email

Azerbaycan’da “Milli Yaylaq Festivali”

“Milli Yaylaq Festivali”

Dr. Şemsettin Küzeci

 

Azerbaycan’a seyahatlerim son yıllarda hız kazanmıştır. 2019 yılı içerisinde ikinci kez Azerbaycan’ı ziyaret etme şansım oldu. Bu kez resmi davet TİKA’dan geldi. İlk kez Azerbaycan’da “Milli Yaylaq Festivali” düzenleniyordu. Kerkük Kültür Derneği davete dildi.  Derneğin Genel Başkanı olarak benimle birlikte dava arkadaşım Irak Şube Başkanı e. Milletvekili Fevzi Ekrem Terzioğlu ve Derneğimizin Azerbaycan Koordinatörü ve üyeleri ile birlikte Irak Türkmen heyetini teşkil ettik.  24 Temmuz Ankara Esenboğa Havaalanından Bakü Haydar Aliyev havaalanına ulaştığımda beni TİKA mensubu değerli dostumuz Elmir Laçin Bey karşıladı. Memmed Araz köçesi numara 87’de bulunan Goldun Shine otele yerleştim.

Festivalin Broşüründe festival hakkında şu bilgilere yer vermişlerdir: “Zengin ve çok yönlü kültür öğelerine sahip bir ülke olarak Azerbaycan’da yüz yıllar boyunca oluşturulmuş olan yayla kültürü ve oba gelenekleri söz konusu kültürel zenginliğin önemli bir parçasını oluşturmuştur. Türk geleneklerinde de önemli bir yer tutan göçebelik kültüründen de beslenen yayla kültürü ve oba gelenekleri, tarih boyunca ağırlıklı olarak hayvanlıkla uğraşan insanların yazın sıcak geçen ova ve düz arazilerdeki yaşam alanlarını geçici olarak terk ederek serin geçen dağ bölgelerine göç etmeleri ile oluşmuştur. İklim koşullarına bağlı olarak Mayıs ayında başlayan göçebe mevsimi Eylül-Ekim aylarına kadar sürermiş. Azerbaycan’da ile değişik ova ve düzlük arazilerde yaşayan insanlar tarih boyu coğrafi olarak köy ve kasabalarına yakın yaylalara göç ederek obalar kurarlarmış.

 Yirminci yüzyılda Sovyet yönetimi ve modernleşmenin etki ve baskılarının  (şehirli nüfus sayısında artış, tarım ve hayvancılıkta kolektif yapıların kurulması, ücretli emek ilişkileri, yeni yaşam alışkanlıkları vb.) sonucu olarak yayla kültüründe bir gerileme olmuş, yayla kültürü biçim değişikliği yaşamış (yaylalarda yurtlardan taş evlere geçiş, turistik tesislerin kullanımı) olmakla birlikte, bu etkiler farklı toplumsal kesimlerin (kentli nüfus, sanatçılar) yayla kültürüne entegre olmasına yol açmıştır.

Azerbaycan’da geleneksel yayla kültürü ve oba geleneklerinin tarihsel ve kültürel öğeleri ile yaşatılması ve tanıtılması amacıyla Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı (TİKA), Cavad Han Tarih ve Kültür Vakfı ve Gedebey Valiliği işbirliğinde 2019 yılının yaz aylarında Milli Yayla Festivali düzenlenecektir. Festival Gedebey’in Miskinli-Düzyurt Yaylası’nda 26-28 Temmuz 2019 tarihlerinde organize edilecektir. Festival kapsamında, geleneksel Türk (Orta Asya, Anadolu Yörük, Azerbaycan) motifli yurtlardan müteşekkil bir Etno-Kasaba kurulmaktadır.  Temmuz ayının ikinci yarısında kurulacak Etno-Kasaba Ağustos ayı sonuna kadar faaliyet gösterecek ziyaretçilere açık olacaktır. Etno kasabada, yurtların yanı sıra geleneksel el sanatları, yayla mutfağı, tarım ürünleri satış sergi yerlerinin kurulması, folklor, müzik, dans, geleneksel spor müsabakalarının düzenlenmesi öngörülmektedir.

Milli Yayla Festivali ve Etno-Kasaba aşağıdaki 3 ana faaliyeti içerecektir:

1-Kültürel Etnografik Boyut

-Aşık (ozan) sanatı örnekleri; geleneksel halk dansları, halk türküleri; tiyatro oyunları, geleneksel halk oyunları; yayla mutfağı, uygulamalı el sanatları; at, köpek ve koç gösterileri; yayla mahsulleri sergileri.

2-Milli Yayla Oyunları

-At yarışmaları; at üstü oyunlar, geleneksel güreş; ip cambazları, okçuluk.

3-Eko Turizm Boyutu

-Misafir turistler için eko-kasaba ziyareti; yayla mutfağı ve kültürü ile tanışma, geleneksel yurtlarda barınma imkânı; yayla kültürünün bazı öğelerini yaşama (hayvan bakımı, çobanlık, ot toplama, yayla mutfağını yaparak öğrenme, el sanatları ile uğraşmak); bölgenin önemli doğa ve tarihi yerlerine yaya ve atlı seyahatler.

 Milli Yaylaq Festivali Yapıldı

26 Temmuz 2019 tarihinde Irak Türkmenleri temsilen dostum ve dava arkadaşım Fevzi Ekrem Terzioğlu ile birlikte Bakü’den Festival alanına gitmek için ülke heyetlerini alan otobüse bindik. Otobüste dostlarımız Makedonya Türk heyeti ile yeniden kavuştuk. Türk Milli Birlik Hareketi Başkanı Erdoğan Seraç, e. Makedonya Bakanı Furkan Çaku, Gazeteci Murteza Soluoca, Makedonya Anayasa Mahkemesi üyesi Salih Murat, AKEKSAM Başkanı Tahsin İbrahim, ISD Başkanı Tuna Eyüp Kahveci ve Prof. Dr. Numan Aruç dostlarımızla güzel bir ortamda güzel anılarımız oldu. Yine Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan, İran, Bulgaristan, Yunanistan, Almanya, Altay, Rusya Federasyonu, Türkiye ve ev sahibi Azerbaycan’ın TİKA rehberleriyle otobüste uzun güzel sohbetler yapıldı. Şiir ve türküler eşliğinde Bakü’den Genceye, oradan Gedebey ve nihayet Yaylaq!a vardık.

Festivalin Açılışı

Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığının (TİKA)[1] öncülüğünde Cevat Han Tarih ve Kültür Vakfı ile Gedebey Valiliğinin ortaklaşa düzenledikleri “Milli Yaylaq Festivali”nin birincisi Gedebey şehrinin Düzyurd-Miskinli Yaylası’nda Türk dilli konuşan 16 ülkenin katılımıyla 26-28 Temmuz 2019 tarihleri arasında gerçekleşti. Azerbaycan’da ilk kez düzenlenen festivale Turist amaçlı olarak dünyanın muhtelif ülkelerinden de katılanlar oldu. Azerbaycan ve bölge halkının de festivale ilgisi beklenenin üzerinde kaydedildi. Festivalin açılışına, Azerbaycan Tarım Bakanı İnam Kerimov, Dünya Etnospor Konfederasyonu Başkanı Bilal Erdoğan, Türkiye’nin Bakü Büyükelçisi Erkan Özoral, Türkiye’nin Gence Başkonsolosu Zeki Öztürk, Gedebey Valisi İbrahim Mustafayev, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkan Yardımcısı Hadi Turus, Dünya Etnospor Konfederasyonu Başkanvekili Hakan Kazancı, TİKA Bakü Program Koordinatörü Teoman Tiryaki, Cevat Han Tarih ve Kültür Vakfı Başkan Yardımcısı Müzadil Hasanov, katılımcı ülkelerin temsilcileri ve çok sayıda üst düzey yetkili de  katıldı. Milli Yaylaq Festivali coşkulu ve renkli görüntülere sahne oldu. Festival katılımcılarını temsili Dede Korku tarafında selamla karşıladı. Ardından da resmi açılış başladı.

Protokol Konuşmaları

Resmi açılış protokol konuşmalarıyla başladı. Azerbaycan Tarım Bakanı İnam Kerimov “Festivalin ilk kez yapıldığını ve Türkiye-Azerbaycan kardeşliğinin bir ürünü olduğunun altını çizdi. Gedebey Valisi İbrahim Mustafayev, Böyle bir festivalin yapılması bölge için çok önemli olduğunu ve bu bir ilk olarak başlatıldı. Bundan sonraki yılarda daha güze ve mükemmel olacağını da söyle. TİKA başta olmak üzere emeği geçenlere teşekkür ederek sözlerini noktaladı.

Festivalim şeref konuğu Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının oğlu ve Dünya Etnospor Konfederasyonu Başkanı Bilal Erdoğan da bir konuşma yaptı.  Bilal Erdoğan konuşmasında “tüm festival katılımcılarına Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın selamlarını iletti. Azerbaycan’ın son yıllarda önemli spor organizasyonlarına imza attığını sözlerine ekledi. Etkinlikteki coşkulu ve yoğun kalabalığın Azerbaycanlıların milli sporlara olan güçlü desteğini gösterdiğini vurguladı. Azerbaycanlı gençlerin kendi milli sporlarını unutmamasını önemsediklerini belirten Erdoğan, şu değerlendirmede bulundu: “Çünkü kültürümüzü kaybedersek bağımsızlığımızı kaybederiz. Bizi yenmek isteyenler, topraklarımıza giremedikleri zaman kafalarımızın içini işgal etmek istiyorlar. Bunu kültürleriyle, müzikleriyle, sporlarıyla yapıyorlar. Eğer biz kendi kültürümüze sahip çıkmazsak o zaman bizi mağlup etmek isteyenler başarılı olur. Kültürümüze ve değerlerimize sahip çıkmalıyız. Dünya Etnospor Konfederasyonu olarak bu mesajı sadece Türk dünyasında değil bütün dünyada veriyoruz. Dünyanın bütün milletleri kendi sporlarını yaşatma hakkına sahiptir. İnşallah Milli Yayla Festivali Azerbaycan’da milli sporların gelişmesine katkı sağlar, hem de Azerbaycan kamuoyunun bu konuya ilgisini çekmekte bir vesile olur.”

Türkiye’nin Bakü Büyükelçisi Erkan Özoral, kalabalığa baktığında kendini Türkiye’de düzenlenen yayla festivallerinden birindeymiş gibi hissediyorum. dedi. Türkiye ile Azerbaycan’ın iki devlet, bir millet olduğunu dile getiren Özoral, “Türkiye’nin gücü Azerbaycan’ın, Azerbaycan’ın gücü de Türkiye’nin gücüdür. Bizler birbirimize omuz verdikçe, birbirimizden güç aldıkça daha güzel yarınlara gideceğiz. Geçmişimizi görmemiz önümüzü daha çok açacak, bizi daha çok geleceğe taşıyacaktır. Bugün yapılan festival bizlerin nasıl tek millet olduğunu göstererek önümüzde yeni ufuklar açacaktır.” ifadelerini kullandı.

TİKA’nın Bakü Koordinatörü Teoman Tiryaki konuşmasında TİKA’nın Azerbaycan’daki çalışmalarından konuştu. Yeni projeler üzerinde durdu. Bundan sonra daha fazla proje yapacaklarını açıkladı. Cevat Han Tarih ve Kültür Vakfı Başkan Yardımcısı Hasanov da kısa bir konuşma yaparak her zaman projelere açık olduklarına vurgu yaptı. Bu festivalde emeği geçen TİKA olmak üzere her kese teşekkürler etti. Konuşmaların ardından Azerbaycanlı binicilerin Karabağ atlarıyla yaptığı akrobasi gösterisi büyük ilgi gördü. Binicilerin gösterinin sonunda Azerbaycan ve Türkiye bayraklarıyla tur atması davetlilerden büyük alkış aldı. Azerbaycanlı geleneksel halk sanatçılarının müzik gösterileriyle devam eden etkinlikte Türk ve Kırgız okçuların yaptığı gösterilere de davetliler ilgi gösterdi. Daha sonra ok atma faaliyeti yapıldı. Bilal Erdoğan da ok attı. Protokol tarafından Festival ateşinin yakılmasıyla birlikte tüm faaliyetlere de hız verildi. Festivalin birinci günün sonunda Sanatçılar sahne aldı. Karabağ aşıkları, Devlet Artisti Nuriye Hüseynova ve Şemistan Elizamanlı sahna alarak tüm katılımcıları coşturdular. Etkinliğin açılışı, yetkililerin festival ateşini yakmasıyla sona erdi.

Festivalim İkinci Günü

Birincisi düzenlenen “Milli Yaylaq Festivali”nin ikinci gününde heyetler alana getirildi. Bu kez çadırlar ve Kültür sanat faaliyetlerinin yapıldığı çadırlar gezildi. Faaliyetler de Kırgız, Kazak, Özbek ve Türkiye gösterim yaptı. Türkiye’den Türk dünyası sanatçısı Kaya Kuzucu okuduğu birbirinden değerli ve anlamlı türkülerle tüm festival katılımcılarını coşturdu. Spor faaliyetlerin yanında el sanatları sergisi gezildi. Birbirinden güzel ve muhteşem el sanatları ürünleri Azerbaycan halkının ne kadar önem verdiği ve ne kadar derin kültürlü olduğunu gösteriyordu.

Azerbaycan Halkından Festivale Büyük ilgi

Her yıl Macaristan’da düzenlenen “Turan” kurultayının bir örneği olan “Milli Yaylaq Festivali” ilki olmasına rağmen Azerbaycan halkından büyük ilgi gördü. Resmi ve gayri resmi Azerbaycan kuruluşlarının mensupları festivale akın etti. Festivalde dikkatimizi çeken ve yakından da tanıdığımız dostlarımdan Yeni Azerbaycan gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni Hikmet Babaoğlu (Milletvekili) Azerbaycan Cumhurbaşkanı e. Yardımcısı Reşid Mahmudov, Milletvekili Sona Aliyeva, 525. Gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni Reskad Mecit, TRT Bakü Koordinatörü Murat Akkoç ve ekibi ile birlikte Festivalin tüm faaliyetlerini canlı ve paket program ve haber yaparak Ankara merkeze servis etmekte adete diğer kanallarla yarışa girimlerdir. Bengü TV Ankara programcısı Cafer Kardeş ve çok sayıda yerli ve Türk dünyasından gazeteci ve televizyoncu festivale katıldılar.

Gence’de Nizami Gencevi Türbesi ve Müzesi

16 Ülkeden Milli Yaylaq Festivaline katılan misafirleri TİKA heyeti Gence ’de bulunan şair ve mütefekkir Nizami Gencevi’nin mezarını ve müzesini gezdirdi. Orda bizleri resmi bir rehber eşliğinde Nizami Gencevi’yi anlattılar. Muhteşem şiirlerinden bazı kıtaları süsleme sanatıyla hem Arap elifbasıyla hem de Latin elifbasıyla duvarlara kazılmıştır. Misafir heyetler o anlar ölümsüzleştirerek hatıra fotoğrafları çektirmeyi de ihmal etmediler. Nizami Gencevi’nin Doğum ve ölüm tarihleri kesin olarak bilinmediği gibi hayatı hakkında gerek tezkirelerin verdiği bilgiler gerekse yapılan yeni araştırmalarda elde edilen sonuçlar yeterli değildir; son derece sınırlı da olsa hayatına dair en sağlıklı bilgiler kendi eserlerindeki bazı ifadelere dayanmaktadır. Genel kanaat 535-540 (1141-1145) yılları arasında dünyaya geldiği yönündedir. UNESCO, 1141 tarihini esas kabul ederek şairin doğumunun 850. yılına rastlayan 1991 yılını Nizâmî yılı ilân etmiştir. Türk bir baba ile Kürt bir annenin çocuğu olup bazı kaynaklarda doğum yerinin Kum ve Tefreş olduğu belirtilirse de babasının Gence’ye gelip yerleştiği ve Nizâmî’nin orada doğduğu kabul edilmektedir. Gence’de iyi bir eğitim gördüğü, dil ve edebiyat yanında astronomi, felsefe, coğrafya, tıp ve matematik okuduğu, mûsikiye ilgi duyduğu, Farsça ve Arapça’dan başka Pehlevîce, Süryânîce, İbrânîce, Ermenice ve Gürcüce gibi dilleri de öğrendiği anlaşılmaktadır.

Nizâmî, eğitim döneminden sonra resmî bir görev almayıp çevredeki devlet adamlarına gönderdiği şiirlerden elde ettiği para ile geçindi. Kendileri için şiir yazdığı devlet adamları arasında Irak Selçuklu Hükümdarı II. Tuğrul, Azerbaycan atabeglerinden Nusretüddin Cihan Pehlivan b. İldeniz, Kızılarslan, Nusretüddin Ebû Bekir b. Muhammed, Merâga hâkimi Alâeddin Körpearslan, Erzincan Mengücüklü hâkimi Melik Fahreddin Behram Şah ve Musul Atabegi İzzeddin Mes‘ûd b. Arslanşah bulunmaktadır. Bununla birlikte Nizâmî bir saray şairi olmayıp hükümdarlar, emîrler ve eşrafın yakın çevresinde bulunmak yerine mütevazi bir hayatı tercih etti, böylece hem halk ve yöneticiler hem de şairler tarafından saygı gördü.

Hâkānî-yi Şirvânî ve Evhadüddîn-i Enverî ile çağdaş olan Nizâmî’nin ölümüyle ilgili olarak kaynaklarda 570-614 (1174-1217) yılları arasında çeşitli tarihler verilmektedir; kendisine atfedilen bir mezar taşının ona aidiyeti şüphelidir. Eserlerinin yazılış tarihlerinden hareketle onun altmış yaşlarında iken 597-611 (1201-1214) yılları arasında öldüğünü söylemek mümkündür. Kabri eski Gence şehrinde olup burada son zamanlarda Azerbaycan mimarisine göre bir anıtmezar yaptırılmıştır.

Nizâmî, Firdevsî’nin destansı şiir türünü zirveye taşımakla kalmamış, manzum aşk hikâyelerinin en büyük üstadı unvanını kazanmış, Fars edebiyatında hamse türünün kuruculuğu pâyesini elde etmiştir. Fars edebiyatının dâhi şairi olarak tanınmasında onun konuları işleme tekniğindeki mahareti, anlatım gücü, yeni mânalar ve mazmunlar bulması, anlatımda estetiğe önem vermesi, güçlü tasvirleri, ruh tahlillerindeki derinlik, hayal gücündeki enginlik, üslûbundaki parlaklık ve kültür zenginliği rol oynamıştır. Olayları, kavramları ve duyguları ifade ederken edebî sanatlardan yararlanarak bunları zengin bir tablo içine yerleştirmesi sebebiyle her beyti kendi içinde bir bütünlük ve güzellik arzeder. Ancak ilk defa kendisinin ortaya koyduğu kavram ve terkipler eserlerinin anlaşılmasını güçleştirdiğinden birçok beyti şerhe muhtaçtır. Nizâmî dindar bir kişiliğe sahip olup Bâtınîliğe şiddetle karşı çıkmış, şiirlerinde Ehl-i sünnet inancını dile getirmiş, Hz. Peygamber ve dört halife için övgüler yazmıştır. Bazı kaynaklarda Nizâmî’nin tarikata intisap ettiği kaydedilmekte, ayrıca bir kısım şiirlerinde sûfiyâne bir hava görülmektedir; bununla birlikte onun mutasavvıf bir şair olmadığı söylenebilir. Firdevsî’den ve Senâî-i Gaznevî’den etkilenmiş, kendisi de Fars ve Türk edebiyatlarında birçok şaire örnek olmuştur. Bunlar arasında Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Sa‘dî-i Şîrâzî, Hâfız-ı Şîrâzî, Fuzûlî, Molla Câmî ve Emîr Hüsrev-i Dihlevî gibi ekol sahibi şairler anılabilir.[2]

Teşekkürler TİKA

TİKA’nın böyle bir projeye başarıyla imza atması kısıtlı kadroyla bu organizasyonu kendi elemanlarıyla üstesinden gelmesi büyük bir başarının ta kendisidir. Bu anlamda TİKA Bakü Koordinatörü değerli dava arkadaşımız Teoman Tiryaki’yi cani gönülden kutluyorum. Yurtdışından gelen misafirlere rehberlik yapan. DTİKA çalışan Elmir kardeşimiz ve TİKA gönüllüleri Ayten Askerova, Şahla Aslan, Günel Anverovna ve görünmeyen meçhul askerlerine de üstün başarılar delerim. İyi varsınız TİKA…

TİKA’dan da Teşekkürler:

TİKA Bakü Kordinatötü Teoman Tiryaki kardeşimiz de Festival hakkında düşüncelerini şöyle ifade etti: “Bir çoğunuzun malumu geçtiğimiz günlerde “Milli Yayla Festivali” geçirdik. Kendi adıma unutulmayacak projeler arasında yer alacak bir iş çıktı. Çok şükür. Bu iş ile alakalı birçok emeği geçen insan var bu yazıda hepsine ayrı ayrı teşekkür etmeye kalksam bu işin asıl kahramanlarını ve büyük emektarlarını yazı içerisinde kaybetmiş olacağım. Öncelikle bu projenin gerçekleşmesini sağlayan Kültür Bakan Yardımcımız Sayın Serdar Çam beyefendiye projenin başarılı olacağına inanıp bize yol açtığı ve tüm bu organizasyonunun TİKA tarafından gerçekleştirilmesini sağladığı için şükranlarımızı sunarız. Bu işin iki de kahramanı varsa birincisi Müzadil Zauroğlu’dur. Kendisi bir hayal ile karşımıza çıktı. Bu insanın bir rüyası vardı ve gerçekleştirmek kendisine nasip oldu. Aylarca Gedebey’de yattı kalktı gün geldi 2 saat uyudu gün geldi çocuklarını görmedi. Baktı olmadı ailesini alana taşıdı. Anlamlı anlamsız birçok dertle uğraştı bir an olsun şikâyet etmedi hep en yapıcı hali ile işlerin yolunda gitmesi için sadece bedenini değil ruhunu da ortaya koydu insan üstü bir özveri ile bu işin gerçekleşmesine katkı sağladı. Senin gibi bir insanı tanımış olmaktan dolayı çok mutluyum Müzadil Bey kardeşim.

Bu işin bu hale gelmesinde ikinci büyük kahraman ise, daha da sahne arkasında kalan TİKA ofisinden çalışma arkadaşım Abbas Hümmetov’dur Kendisi methedilmekten, bu şekilde anılmaktan çok fazla hoşnut olmasa da yapmak zorundayım.  Günlerini haftalarını bu işe verip layıkıyla büyük bir yükün altından alnının akıyla kalktı. Odun pazarlarında, sederekte pazarındaki esnaflardan, Türkiye’de çadır işi ile uğraşanlardan tanımadığı kimse kalmadı desem abartmış olmam. Özverili disiplinli çalışmaların için teşekkürlerimi sunarım. İnşallah geleneksel hale gelecek bir işin temellerini atmış bulunmaktayız. Bunun bir parçası olmaktan ne kadar övünsek azdır. Tüm bu süreç öncesinde ve esnasında her zaman bizimle ve benimle beraber olan, bizleri destekleyen herkese şükranlarımı sunarım.

Festival Değerlendirmesi

Anladığımıza göre Maceristan’da her yıl düzenlenen “Turan” Kurultayının bir versiyonu olacak bu Festival gerçekten de bir Kurultay havası yansıttı. Çadırların kurulması, Festival alanına girişte muhteşem bir tak veya ahşaptan bir Köprü’nün dikilmesi, Azerbaycan’da esnafın el sanatlarının yansıtılması ve sergilenmesi, Ata gösterişleri, Ok atma müsabakaları, Karabağ Aşıklarının sahne alması Özbek, Kırgız, Kazak ve Azerbaycan^dan Sanatçı Şemistan, Nuriye Hüseyinova ve Türkiye’de Milli Sanatçı Kaya Kuzucu’nun festivale tat ve renk katmaları, en önemlisi de bu muhteşem festivale Azerbaycan halkının ve Türk soyluların yurt içi ve yurtdışından özellikle de Avrupa’dan da ilgi görmesi Festivale daha ivme kazandırmıştır. Unutmayalım ki, TİKA’nın bu projesi adı üzerinde muhteşem idi…

   

 

[1] https://www.facebook.com/bakutika/

[2] https://islamansiklopedisi.org.tr/nizami-i-gencevi

Print Friendly, PDF & Email