EN BÜYÜK TEHLİKE: KÜLTÜR YABANCILAŞMASI

Önder SAATÇİ

Geçenlerde, ikamet ettiğim Isparta şehrinde bir resmî dairede bulunuyordum. Genç bir memurla sohbet etmeye başladık. Memleketimi sordu, Irak Türkmeniyim, dedim. Arkasından şu soru geldi: Sizin ana diliniz Arapça mı?..
40 yıla yakındır Türkiye’deyim ve hâlâ bu tür sorulara muhatap oluyorum. Kırk yıldır bu ülkenin insanlarına Irak’ta Türkmenlerin bulunduğunu, bu insanların öz be öz Türk olduklarını, Türkiye’ye can u gönülden bağlı olduklarını bir türlü anlatamadım. Türklüğün yalnızca Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde bulunduğu anlayışı da bugünün sorunu değil. Merhum İzzettin Kerkük, hatıralarında, kendisinin 1949’da Türkiye’ye tahsil için geldiğinde, Kerkük’ü tanıyanların ancak belli bir yaşın üstündekiler olduğunu yazıyor. Yani, yaşlılar tanıyordu, demek istiyor. Demek ki biz birbirimize daha o zamanlardan yabancılaşmışız…
Irak Türkmenleri, 20. yüzyılın büyük bir kısmında Arapçayla eğitim gördü. Ana dilini yalnızca konuşmada kullanabildi. Türkiye Türkçesiyle de teması birkaç dergi ve gazeteden (Kardaşlık, Beşir, Kerkük, vb.) ibaret kaldı. Bu gazeteler ve dergiler Türkiye’deki soydaşlara ulaşamadığından, Türkiye’dekiler de Irak’taki kardeşlerini hiç tanımadılar. Zaten, geçen asırda Türkiye’deki Sosyalist akımlar Türkiye dışındaki Türklüğü hep görmezden geldi. Maalesef, İslamcı akımlar da Türkiye dışındaki Türklüğü değil, Filistin’i ideal edindi. Böylece, hem Türkiye dışındaki Türkler hem de Irak Türkmenleri millî hafızadan silindi gitti. 70’li yıllardaki TC Kerkük Türk Kültür Merkezi ise geniş kütüphanesiyle, açtığı Türkçe okuma yazma kurslarıyla ve millî bayram kutlamalarıyla Irak Türkmenlerinin Türkiye’yle olan gönül bağlarının büsbütün kopmasını önledi.
Irak Türkmenlerinin Arapça eğitim alması bir zaman sonra onların dikkatlerini Arap dünyasına çevirmelerine sebep oldu. Hatta, zevk dünyaları değişti. Çocukluk yıllarımda Kerkük sinemalarında seyrettiğimiz Arap filmleri, radyo ve televizyonlarda dinleyerek sevdiğimiz Arap şarkıları ve şarkıcıları Irak Türkmenlerinin Türkiye’den ve Türk dünyasından manevi bakımdan uzaklaşmasına sebep oldu. O yıllarda âdeta bir fanusun içine tıkılmış olan Irak Türkmenlerinin gönüllerindeki Türkiye sevdası her ne kadar sönmese de Türkiye’yle kültür bakımından arzu edilen bütünleşme gerçekleşemedi. Türkiye’ye yerleşmek üzere gelen fakat buradaki sosyal hayata uyum sağlayamayarak dönen epeyce Irak Türkmeni tanıdım geçmiş yıllarda. Bunların hepsi kültür yabancılaşmasının sonuçlarıydı.
Bu yabancılaşma bugün maalesef dil birliğimizi de etkilemeye başlamış durumda. Geçenlerde Şemsettin Küzeci kardeşimizle bir telefon görüşmemiz oldu. Bana Irak Türkmenlerinin, Türkmeneli Televizyonunda haber dinlerken Arapça bültenleri tercih ettiklerini, çünkü Türkiye Türkçesiyle verilen Türkçe bültenden bir şey anlamadıklarını söyledi. Konuşmamız bitince aklıma şu geldi. Uydu aracılığıyla Türk televizyonundaki Türk dizilerini hiç kaçırmayan Irak Türkmenleri neden haber bültenlerini Arapça dinlemeyi tercih ediyorlar? Dizilerdeki Türkiye Türkçesi konuşma dili olduğundan mı acaba? Eğer böyleyse Irak Türkmenlerinin Türkiye Türkçesini daha iyi anlamaları için bir şeyler yapmak gerekmez mi? Gerçi, Türkmen okullarına devam eden öğrencilerin Türkiye Türkçesini büyüklerine göre çok daha iyi anladığını biliyoruz. Hatta, ilkokul çağındaki Türkmen çocuklarının, aralarında bazen Türkiye Türkçesiyle konuştuklarını da duydum… Türkmen okulları mutlak surette öğrencisiz kalmamalı, eğitim kalitesi geliştirilmeli, Türkiye’den yardım alınarak bu okulların yaşatılması sağlanmalıdır. Fakat bunlar yeterli midir?
Bence Türkmenler bu konularda mutlaka bir şeyler daha yapmalı. Kerkük’teki Sürekli Eğitim Merkezinde, yetişkinlere Latin harfli Türkiye Türkçesini öğretmeye yönelik bazı kursların verildiğini biliyorum. Fakat Yunus Emre Kültür Merkezinin de Kerkük’te ve diğer Türkmen yurtlarında şubeleri olmalı. Çok daha fazla sayıda yetişkin Türkmen kardeşlerimizin bu kurslara devam ederek Türkiye Türkçesini daha iyi öğrenmelerinin önü açılmalıdır. Türkmenler sosyal medya mesajlarını artık Türkçe yazmalılar, Arapça değil. Araştırmacı-Yazar ve Şair Şemseddin Türkmenoğlu kardeşimiz sosyal medyada Arapça yazılan mesajlara yorum yapmayacağını ve bu gibi mesajlarla ilgilenmeyeceğini ilan etti. Alkışlanmaya layık bu millî tavrın herkesçe benimsenmesi lazımdır. Bir zamanlar dünyanın çeşitli ülkelerine yayılmış Yahudiler kendi dillerini çocuklarına öğretmek için sinagoglarını okul gibi kullanmışlar. İrlandalılar İngilizlerin asimilasyon politikalarına karşı kendi dillerini korumak için mağaraları okula çevirmişler. Türkmenler geçmişte yaşanan bu tecrübeleri de kendilerine bir ibret dersi olarak almalıdırlar.
Türkmenlerin, yalnızca çocuklarına değil yetişkinlerine de okuma alışkanlığını kazandırmaları gerekir. Türkmenler medyanın ve bilhassa internetin çekim alanına girip de bilginin gerçek kaynağı olan kitapları bir tarafa atmamalıdır. Türkmenler Türkiye’ye gelip gittikçe birbirlerine Türkçe kitaplar hediye etmeliler, bunlar Türkiye Türkçesinin Irak Türkmenleri arasında daha da yayılmasını ve daha kolay anlaşılmasını sağlayacaktır. Irak Türkmenleri Ba’s rejimi yıllarında bütün asimilasyon politikalarına rağmen ayakta kalabildiler. Bunu dillerine ve o dilin en içten duygularla yüklü veciz hoyratlarına borçludurlar. Ancak bugünün dünyasında, yalnız konuşma dilimiz olan Türkmenceyle yetinmek bize bir şey kazandırmayacaktır. Türk ve dünya klasikleri hep Türkiye Türkçesiyle yayınlanmıştır. Türk tarihini anlatan kitaplar Türkiye Türkçesiyledir. Hatta bugün Türkiye’de Türkiye Türkçesiyle pek çok dinî eser yayınlanmıştır. Ayrıca bugünün Türkiye’sinde pek çok edebiyat dergisi yine Türkiye Türkçesiyle yayınlanmaktadır. İnternette birçok kültür-sanat sitesi hep Türkiye Türkçesini kullanır. Türkmenlerin bu bilgi kaynaklarından yararlanmaları için mutlak surette Türkiye Türkçesini öğrenmeleri veya bildiklerinin üzerine daha fazlasını koymaları gerekir. Araplar için fasih Arapça nasıl birleştirici ise Türkmenler ve dünyadaki bütün Türkler için de Türkiye Türkçesi öyle olmalıdır. Unutulmamalıdır ki Türkmenler Türkiye’yle kültür bakımından bütünleşmedikçe varlıklarını korumaları her geçen gün daha da güçleşecektir. Şunu da eklemek isterim ki Türkiye Türkçesini öğrenmek birçok Türkmen kardeşimize yeni bir dil öğrenmek gibi gelebilir. Bu fikirlerimize karşı çıkanlar da olacaktır elbette. Hatta, niçin konuşma dilimiz olan Türkmenceyi yazıya aktarmıyoruz diyenler de çıkabilir. Fakat şurası çok iyi bilinmelidir ki Sovyetler döneminde Orta Asya Türklüğünü Ruslar bu oyunla esir aldılar. Her bir Türk topluluğuna konuşma dilinden birer alfabe ve dil bilgisi hazırladılar, böylece lehçe farklarına gömülmüş olan yazı dilleri Türk topluluklarınca anlaşılmaz kılındı, arkasından bu Türk topluluklarının ortak kimliği olan Türklük de zedelendi. Sovyetlerin yıkılmasının üzerinden 20 yıldan fazla bir zaman geçmesine rağmen, müstakil Türk cumhuriyetlerinin mensupları ortak bir Türk dili ile iletişim kurmaktan acizdirler. Rusça olmadan bu topluluklar hâlâ sağlıklı bir iletişim kuramazlar. İşte, konuşma dilimizi ortak iletişim ve yazı dili yaptığımız takdirde biz Irak Türkmenlerinin de başına gelecek olan felaket budur.
Bu arada, Şemsettin Küzeci kardeşimiz’den öğrendiğime göre, Erbil Kalesi’nde TİKA tarafından bir Türk Kültür Merkezi kurulacakmış, TİKA ayrıca Kerkük’teki ünlü Kayseri Çarşısını restore etti, inşallah içindeki dükkânlar yakında sahiplerine tekrar verilir. Bunun yanında, geçen yıl çöken Kerkük Osmanlı Kışlası (Saray) da TİKA tarafından tadilata tabi tutulacakmış. Bütün bunlar Türkiye Cumhuriyeti’nin geç de olsa Irak Türklüğünü hatırlaması anlamına geliyor. Bu hayırlı hizmetlerin de artarak devam etmesini candan dilerim. Bu hizmetlerin Türkmenler tarafından sosyal medya kanallarıyla Türkiye’deki soydaşlara iletilmesinde fayda var. Bunlar gönül bağlarımızın güçlenmesini sağlayacaktır. Ayrıca Türkiye’deki Türkmenlerin kurduğu derneklerin de daha etkili faaliyetler yaparak Irak Türkmenlerini Türkiye’deki soydaşlarına tanıtması gerekir.
Kısacası, Türkmenler Türkiye’yi sadece seyahat etmeye, taşınmaya, yerleşmeye, mülk edinmeye elverişli bir ülke olarak görmemeli, Türkiye Türkçesini öğrenmeyi ve Türk kültürüyle bütünleşmeyi de kendilerine hedef edinmelidir.

Print Friendly, PDF & Email

 IRAK  TÜRKMEN  SOSYOLOJİSİNE  DOĞRU

 IRAK  TÜRKMEN  SOSYOLOJİSİNE  DOĞRU

Önder Saatçi

                Toplumları tanımak, onlar hakkında toplu, genelleyici bilgiler edinmek ve toplumların geleceğine dair çıkarımlarda bulunmak için sosyoloji biliminin verilerine ihtiyaç vardır. Bilhassa, geçmişten bugüne pek çok çalkantılı dönemden geçen toplumların tarihi, kültürü ve bütün kazanımları her zaman ilgi çekicidir. Bu açıdan bakıldığında Irak Türkmenleri de mercek altına alınmaya değer bir toplumdur.

Irak Türkmenlerinden söz açıldığında onların nüfus bakımından Irak’ın üçüncü unsuru olduğu bilgisi verilir. Türkmenlerin Irak’taki diğer topluluklarla olan sosyal ilişkilerinin barışçı olduğu ve Türkmenlerin eğitim seviyesinin yüksekliği söz konusu edilir. Sonunda söz, Irak Türkmenlerinin âdeta kimlik kartı hâline gelen hoyratlara gelip orada bağlanır. Oysa Irak Türkmen toplumu bunlardan ibaret değildir.

Bir toplumu daha yakından tanımak için önce onun aile yapısına bakmak gerek. Irak Türkmenleri Ortadoğu İslam toplumlarının birçoğunda olduğu gibi ataerkil bir aile yapısına sahipken gelişen dünya şartlarında geniş aileden çekirdek aileye dönüşebilmişler midir? Bu dönüşümü test edebileceğimiz istatistik verilerine sahip miyiz? Aile içi ilişkiler bu dönüşümden nasıl etkilenmiştir? Irak Türkmen kadınının bu dönüşümdeki rolü ve konumu nedir? Kadınların çalışma hayatına girmesi ile eğitim düzeyleri arasında doğru bir orantı var mıdır? Irak Türkmen toplumlarında kız çocuklarının okullaşma oranı nedir? Bütün bunların ötesinde çekirdek aileye geçiş bugün Türkiye’de olduğu gibi, ailenin boşanmalarla tamamen parçalanmasına varan bir süreci de kaçınılmaz hâle getiriyor mu? Yoksa Irak Türkmen toplumu bu süreci kendi iç değerleriyle daha yumuşak bir geçişle atlatabilir durumda mıdır? Bütün bunların cevap bulması için sosyoloji biliminin saha çalışmalarına ihtiyaç duymaktayız.

Toplumları ayakta tutan, maddi değerlerden ziyade manevi değerlerdir. Irak Türkmen toplumunda da din çok önemli bir unsurdur. Irak Türkmenleri, Kerkük Kalesi’ndeki çok küçük bir Hristiyan azınlık dışında, İslam dinine inanır. Bununla birlikte, bu toplumun yarısı sünni yarısı şiidir. Irak Türkmen toplumunda mezhepçi fanatizm geçmişte hiç görülmemiştir. Fakat, 2003 sonrasında bu toplum için aynı şeyler söylenebilir mi? Mezhepçiliğin had safhaya vardığı Irak’ta Türkmenler de bu fırtınadan etkilenmekte midirler? Mezhepçilik Irak toplumunun genelinde ve Türkmenler arasında insan ilişkilerinde ne derece etkilidir? Emperyalizmin hedefindeki bir toplum olan Irak Türkmenleri kendi değerler sistemiyle bu türlü bir suni bölünmeye karşılık verecek güçte midirler? Din adamlarının toplumdaki statüsü geçmişten bugüne ne şekilde değişmiştir? Yükselmiş midir?  Düşmüş müdür? Bunun da ötesinde dindarlık Irak Türkmen toplumunda dünden bugüne nasıl bir seyir takip etmektedir. Hac ve umre ibadetine ilginin artması, çocuklara dinî isimlerin verilmesi, Kadınlar arasında örtünmenin yaygınlaşması Irak Türkmen toplumunun sosyolojik açıdan incelenmesi gereken meseleleridir. Kısacası, din Irak Türkmen toplumunda “tutkal” işlevini hâlâ yerine getirmekte midir? Bu hususta istatistiklere, anketlere, soruşturmalara ihtiyaç duymaktayız.

Halk kültürü (folklor) Irak Türkmenleri arasında ne ölçüde yaşamaktadır. Halkın irfanının dışa vurumu olan ve toplum fertlerini birbirine kaynaştırmada çok önemli rol oynayan Irak Türkmen folkloru tamamen ortadan kalkmış mıdır? Yoksa şekil değiştirerek yine de toplum bağlarının devamında etkili midir? Irak Türkmen bölgelerinde ramazanlarda oynanan sinizerf, bayramlardaki çocuk eğlenceleri ve en önemlisi hoyrat, Irak’taki çalkantılardan ve dünyadaki globalleşmeden ne derece ve ne şekilde etkilenmiştir? Irak Türkmenlerinin yaşadıkları birçok sosyal ve siyasi hadise geçmişte hoyratlara yansımıştır. Hoyratların sadece edebî yönden değil sosyolojik açıdan da incelenmesi gereklidir. Kısacası, Irak Türkmen toplumunu 2003 sonrasında yeniden inşa etmek için bu konulara eğilmeye ve derin araştırmalara ihtiyaç var.

Kültür ve sanat Irak Türkmenleri arasında ne ölçüde yaygındır? Geçmişten bugüne Irak Türkmenleri arasında kitap okuma alışkanlığı artmış mı, eksilmiş mi? Irak Türkmen kütüphanesine son yıllarda ne gibi kitaplar eklenmiştir. Edebiyat Irak toplumunun yaşadıklarına ne derece ayna tutabilmiştir? Tutamamışsa sebepleri nelerdir? Türk edebiyatı Irak Türkmenleri arasında takip ediliyor mu? Geçmişten bugüne bir Türkmen tiyatrosundan söz edilebilir mi? Türkmen meseleleri sinemaya aktarılabildi mi? Irak Türkmen gençleri arasında sanat eğitimi alma yönünde belirgin bir ilgi var mıdır? Irak Türkmenlerine has bir konservatuvar kurulabilir mi? Televizyon sanatın önünde bir engel midir? Irak Türkmen toplumunda televizyon izleme yaygın eğitime katkı mı sağlamaktadır? Yoksa televizyon Irak Türkmen toplumu için de bir uyuşturucu hâline mi gelmiştir? Bütün bunları ölçmek için anketlere, araştırmalara ihtiyaç vardır.

Irak Türkmen toplumunun en önemli meselesi olan “kimlik şuuru” ne durumdadır? Irak Türkmenleri kendilerini hangi adla tanımlamaktadırlar. “Türk” ile “Türkmen” (halk tabiriyle Türkman) kavramları arasında bir fark gözetiyorlar mı? Anavatan Türkiye’ye bakışları nasıldır? Dünden bugüne anavatana olan ilgide ve sevgide bir azalma var mıdır? Bu hususta bir “yabancılaşma” yaşanmakta mıdır? Irak’ın Osmanlı’dan koparıldığı süreçte bölgedeki insanların adı resmî kayıtlarda “Türk” idi. 1958’den sonra ise “Türkmen” adı siyasi sebeplerle yayıldı ve tuttu. Irak Türkmenleri bugün kimliklerini nasıl beyan etmektedirler? 35 yıllık Arap ırkçılığı onlarda bir kimlik kaybı oluşturmuş mudur? Bu süreçte Irak Türkmenleri arasında az veya çok yaşanmış olduğu muhakkak olan kimlik kaybının sebepleri hakkıyla araştırılmış mıdır? Daha da önemlisi bu kimlik kaybını ölçebilecek durumda mıyız? Telafer’den Kerbela ve Necef’e göçen ailelerin çocuklarının gelecekte bir kimlik kaybı yaşamaması için neler yapılmalıdır? Bunun yanı sıra, Irak Türkmenlerinin 2003 sonrasında elde etmiş olduğu ilk ve orta kademede Türkçe eğitim alma hakkı Türkçenin bölgede yaşatılmasında ve millî kimliğin inşasında etkili olacak mıdır? Bu arada, tıpkı Türkiye’de olduğu gibi Irak Türkmenleri arasında da bir dil yozlaşması yaşanmakta mıdır?

1980’den beri savaşlarla boğuşan Irak toplumunun bir parçası olan Türkmenler bu süreçten nasıl etkilenmişlerdir? Savaşlarda pek çok can kaybı yaşayan Türkmen ailelerinin hayata bakışları ve hayattan beklentilerinde ne gibi değişmeler olmuştur? 35 yıllık Ba’s rejiminin de Irak Türkmen toplumu üzerindeki psiko-sosyal etkilerinin iyice araştırılması gereklidir. Geçmişteki dikte yönetiminin insanların iç dünyalarını ve sosyal ilişkilerini ne ölçüde etkilediğine dair araştırmalar psikologların ve sosyologların çalışma konuları olmalı.

Irak toplumunun en önemli sorunlardan biri de göçtür. Bugün için Türkiye Irak Türkmen göçünün en önemli durağıdır. Bunun yanında Avrupa, ABD ve Avustralya da Irak Türkmen göçmenlerini barındıran ülkelerdir. Irak dışına çıkmış göçmenlerimizin sayısı nedir? Bunların Irak’a dönmeleri mümkün müdür? Bu ülkelerde doğan Türkmen çocukları yaşadıkları ülkelerin sosyal şartlarına uyum sağlayabilmişler midir? Göçmen Türkmenler gittikleri ülkelerde ferdî ve sosyal ihtiyaçlarını ne ölçüde karşılayabilmektedirler? Dernekleşme bu göçmenler arasında etkili bir seviyeye ulaşmış mıdır? Göçmen Türkmenlerin Irak’taki aile ve akrabalarına ekonomik katkıları var mıdır? Birkaç nesil sonra buraya yerleşmiş Türkmenlerin Irak’taki akrabalarıyla bağlarının kopmaması için ne gibi tedbirler alınmalıdır? Kısacası, Türkmenler yabancı ülkelerde entegre mi olmaktalar yoksa asimile olma sürecine mi girmişlerdir? Bu sorunun cevabının mutlaka verilmesi lazımdır.

Bugünün şartlarında internet Irak dışına çıkmış olan Türkmenlerin aile ve akrabalarıyla olan bağlarını kaybetmemelerini sağlayan en önemli araçtır. İnternetin daha etkili kullanarak Irak Türkmenlerinin kendilerini yabancılara da tanıtabilmesi için girişimlerde bulunulmalıdır. Çeşitli yabancı dillerde Türkmen siteleri düzenlenerek Irak Türkmenlerinin tanıtımına önem vermelidirler. Çeşitli Türkmen vakıflarının ve derneklerinin çıkarmış oldukları dergilere yenileri eklenmeli mevcutların kalitesi yükseltilmelidir. Türkmenlerin mutlak surette bir haber ajansı olmalı. Türk ve Dünya basını doğru haberlerle donatılmalı.

Irak’ta, Türkiye’de ve Irak Türkmenlerinin göç ettiği ülkelerde çeşitli araştırma merkezleri  kurularak Irak Türkmen toplumuna yönelik sosyoloji araştırmaları yapılmalıdır. Günümüzde Irak Türkmenleri hakkında araştırmalar yapan düşünce kuruluşlarının sayısı ve niteliği arttırılmalıdır. Irak Türkmen gençlerinin sosyoloji, psikoloji, istatistik, Türkoloji, halkbilim, tarih ve siyaset bilimi gibi dallara planlı bir şekilde yönlendirilmesi gereklidir. Irak Türkmen toplumuna dair akademik tezlere yenileri eklenmeli; ancak bunlar karar alıcıların gündemine de taşınabilmelidir. Bunun için planlı, koordineli (bağlantılı) çalışmalara ve çok büyük bir sermayeye ihtiyaç vardır. Irak Türkmenleri bütün sorunlarına rağmen bu sermayeyi ortaya koyabilecek güçtedirler.

Irak Türkmenlerinin geleceğini inşa etmek için bu gibi çabalar daha fazla ertelenmemelidir.

 

Print Friendly, PDF & Email

IRAK TÜRKMEN AĞIZLARININ MÜKEMMEL SÖZLÜĞÜNE DOĞRU

               IRAK TÜRKMEN AĞIZLARININ MÜKEMMEL SÖZLÜĞÜNE DOĞRU

Önder Saatçi

Sözlükler milletlerin en önemli hazinesi olan dilin bütün unsurlarını barındırır. Bu yüzdendir ki dilimize Arapçadan alınmış ve dil anlamına gelen “lugat” aynı zamanda “sözlük” anlamında da kullanılır.

Yazı dilinin söz varlığını içeren sözlükler bulunduğu gibi belli bir dilin ağızlarının da sözlükleri yapılabilir. Nitekim, TDK tarafından düzenlenmiş “Derleme Sözlüğü” bu alandaki en önemli eserdir, denebilir. Bunun yanında günümüzde artık her bir yörenin sözlükleri de ayrı ayrı ortaya konmakta ve Türk dilinin söz varlığı günden güne iyice ortaya çıkmaktadır.

Irak Türkmen ağızlarının zengin söz varlığı da bazı çalışmalarla ortaya konmuştur; bunlardan biri Ata Terzibaşı’nın 5162 madde başı içeren üç ciltlik Kerkük Ağzı Türkmanca Sözlük (2011, 2013, 2015) çalışmasıdır.[1] Bir diğeri de Habib Hürmüzlü’nün 7000 civarında madde başı barındıran Irak Türkmen Türkçesi Sözlüğü’dür (2013). Ancak Irak Türkmen ağızlarının söz varlığı bu iki değerli çalışmadaki madde başı sayılarının toplamından şüphesiz ki çok daha fazla ve çeşitlidir. Nitekim, bu iki eserin dışında kalan daha başka çalışmalarda da Irak Türkmen ağızlarının söz varlığına dair malzemeyi bulmak mümkündür. Bu malzemelerin başında Irak Türkmen ağızlarıyla ilgili yapılmış tezler gelir ki bunların her birinin sonunda pek çok metin ve indeks bulunmaktadır. Bu malzemeler girişilecek bir sözlük çalışmasında iyi birer başlangıç noktasıdır. Fakat, mükemmel bir sözlük çalışması için her şeyden önce Irak Türkmenlerinin yaşamakta olduğu bütün yörelerin, derlemelere dayalı ağız çalışmalarının tamamlanmış ve söz varlığının ortaya konmuş olması gereklidir. Oysa bugün için böylesine bir çalışmanın yapılabilmesi pek mümkün görünmemektedir. Zira, Irak’ta yaşanan iç ve dış göçler ağız çalışmalarının sağlıklı bir şekilde yürütülmesi önünde en büyük engeldir. Bu hususta yine de vakit geçmiş sayılmaz. Mesela, Noor Bayati’nin, Ankara’ya sığınmış Telâfer Türkmenlerinden derlediği metinlerden yola çıkarak Gazi Ünversitesinde bir yüksek lisans tezi[2] hazırlamış olması, aynı göçmen kitlesinden Habib Hürmüzlü’nün de yeni yeni kelimeler derlemiş olması ümit verici gelişmelerdir. Göç edenlerin, gittikleri yerlerdeki dille henüz temasa geçmemiş olmaları derlemeciler için bulunmaz bir fırsattır. Zira, birkaç sene sonra böylesi çalışmalar dahi yapılamaz hâle gelebilir. Bununla birlikte bugüne kadar gerek Türkiye gerek Irak üniversitelerinde Kerkük, Altunköprü, Erbil,  Amirli, Telâfer ve Bayat köyleri gibi yörelerimizin ağız özelliklerini ortaya çıkaran akademik tezler de yapılmıştır.[3] Bütün bu tezlerdeki metinlerin söz varlığının dikkatle incelenmesi ve yeni derlemelerin de acilen yapılması gereklidir. Bu arada, daha önce TDK’nin Derleme Sözlüğü’ne girmiş kelimeler de taranıp onlar da mükemmel sözlüğe alınmalıdır. Yalnız Derleme Sözlüğü’ndeki hatalı anlamlandırmalar ve diğer bazı aksaklıklar yeni sözlüğe taşınmamalıdır. Bu hususta, Habib Hürmüzlü’nün ilgili makalesi[4] doğrultusunda düzeltmeler yapılmalıdır. Ayrıca bugüne dek basılmış yazılı metinlere de başvurulmalı. Bilhassa, Irak Türkmen şairlerinin halk şiiri geleneğiyle yazdıkları ve kayda geçmiş anonim hoyrat malzemesi dikkatle taranarak geniş bir kelime hazinesine ulaşılmalıdır. Bu arada, yaptığımız soruşturmalarla, çeşitli ellerde Irak Türkmen şairlerinin kayda geçirilmemiş mani ve hoyrat örneklerinin bulunduğunu öğrenmiş bulunuyoruz. Bunlara da bir an önce ulaşılarak bu gibi malzemenin kaybolmaktan kurtarılması ve mükemmel sözlüğe malzeme yapılması gerekir.

Irak Türkmen ağızlarının söz varlığıyla ilgili çok değerli makale ve tebliğler de vardır. Mesela, Çoban Hıdır Uluhan’ın, Kerkük Türkçesinin Söz Varlığı[5] ve Irak Türkmen Ağızlarında Birleşik Kelimeler[6], Jale Demirci’nin,  Kerkük Ağzı Söz Varlığı Üzerine: Kerkük Ağzındaki İngilizce Alıntılar, F. Sibel Bayraktar’ın, Irak Türkmen Türkçesinde Uzun Ünlüler [7], Banu Saatçi’nin, Kerkük Ağzına Yerleşen Yabancı Sözcükler[8], Bülent Hünerli’nin Kerkük Türkmen Türkçesindeki Eskicil Bitki Adları Üzerine[9] ve Kerkük Türkçesindeki Batı Kaynaklı Alıntı Sözcüklere Eklemeler[10] bu cümledendir. Ayrıca, tarafımızdan kaleme alınan Özbekistan’dan Kerkük’e Akrabalık ve Hitap Kelimelerimiz[11], Irak Türkmen Folklorundan Kerkük Ağzına[12], Necdet Yaşar Bayatlı’nın Araştırmalarında Irak Türkmen Ağızları Dil Malzemesi[13], Şakir Sabir Zabit’in “Kerkük’te İçtimai Hayat -Folklor-” Eserinde Irak Türkmen Türkçesi Dil Malzemesi[14], Nermin Neftçi’nin “Kerkük’te Bulduklarım” Eserinde Kerkük Ağzı Dil Malzemesi [15] makaleler de bu kapsamda zikredilebilir.

Bu gibi yazılarda yer alan söz varlığının da dikkatle incelenerek mükemmel sözlüğe alınması gereklidir. Bunun dışında Kardaşlık dergisinin, Bağdat’ta, 1961-1976 yılları arasında yayınlanmış olan sayılarının da taranarak bunların içindeki dil malzemesinin ortaya konması lazımdır ki böyle bir çalışma henüz yapılmamıştır. Söz konusu derginin sayfaları arasında gerek halk edebiyatı metinlerinde gerek folklor köşelerinde ve hatta bazı makalelerde yer alan pek çok söz varlığı mutlak surette taranarak mükemmel sözlüğe alınmalıdır. Böyle bir sözlükte, elbette deyimlerin, ikilemelerin, yansıma kelimelerin (‘ankılda-, ‘ankır-, vb.), kalıp sözlerin (dualar ve beddualar)[16] ve çocuk dilindeki kelimelerin de yer alması gereklidir.  Bunun yanında Irak Türkmenlerine ait çeşitli yemek adları (keşşam, tarḫana, lētíke, vb.) ve birtakım folklorik terimlere (yāġış āşı, çerşembesür, vb.) de sözlükte yer verilmelidir. Bu gibi malzemeler bakımından Hürmüzlü’nün sözlüğü oldukça zengindir. Bir de Irak Türkmen ağızlarında bugüne kadar gramer bakımından yeterince işlenmemiş; ancak kalıp sözler sınıfına katılabilecek birtakım vasıflandırma sözleri de vardır ki bunlardan bir kısmına dağınık hâlde çeşitli yayınlarda yer verilmiştir. Mesela, genç kızın güzelliğini anlatırken kullanılan “Aya diyri; sen bat, men çıḫım.” sözü “ay” maddesinin altında verilmelidir. Atasözlerininse ayrı bir sözlükte toplanması daha faydalı olacaktır. Aksi takdirde mükemmel sözlük hacimce çok kabaracak ve yararlanılması zor olacaktır. Irak Türkmen ağızlarından derlenmiş pek çok deyim ve atasözlerini içeren eserler de çeşitli tarihlerde ortaya konmuş tur. Bunların dikkatle taranarak hem mükemmel sözlüğe alınacak söz varlığının tespiti hem de bu gibi eserlerdeki atasözleri ile mükemmel sözlüğe alınacak deyimlerin ayrılması lazımdır. Bu arada, söz konusu sözlüklerimize girmemiş pek çok deyim (arvad almak “erkeğin evlenmesi”, ağaç yemek“sopa yemek”, dilin almak “ağzını aramak”, dombalakuç olmak “tepetaklak düşmek”) de tarama ve derleme çalışmalarıyla ortaya çıkarılmalı ve mükemmel sözlükte yerini almalıdır.[17]

Terzibaşı’nın sözlüğünün Arap harfleriyle düzenlenmiş olması kelimelerin gerçek telaffuzlarının anlaşılması önünde bir engeldir. Merhum, her ne kadar bu durumu aşmak için madde başlarını hem Arap hem Latin harfleriyle yazmışsa da hassas bir transkripsiyon kullanmış değildir. Ayrıca, sıralama Arap harflerine göre yapıldığından, aranan kelimenin bulunması zorlaşmaktadır. Diğer Türk topluluklarından gelen araştırmacılar için eski yazı araştırmalarda elverişli bir araç değildir.  Mükemmel bir sözlükte Terzibaşı’nın sözlüğündeki malzeme  de yeni yazı ve daha nitelikli bir transkripsiyonla kayda geçmiş olacaktır.

Görüldüğü üzere, Irak Türkmen ağızları için düzenlenecek mükemmel bir sözlüğe kaynaklık edecek malzeme bol olmasına rağmen oldukça dağınık bir vaziyettedir. Ayrıca üzerinde çalışılacak malzemenin önemli bir kısmı eski yazılıdır. Latin harfli olanlar da sağlıklı ve sistemli bir transkripsiyona sahip değildir.  Bunun yanı sıra bu çalışmaların birçoğu amatörce yapılmıştır. Sözlük olarak ortaya konanlarda da sözlük düzenleme tekniği bakımından kusurlar vardır. Bir sözlükte nelerin madde başı, nelerin alt madde olacağı gibi hususlar birbirine karıştırılmıştır. Mesela, Habib Hürmüzlü’nün sözlüğünde pek çok birleşik fiil, hatta çekimli fiil madde başı yapılmıştır. Hâlbuki birleşik fiillerin, ilgili kelimelere bağlı olarak birer alt madde olması beklenirdi. [18] Mesela, “évde ḳal-” birleşik fiili “ev” maddesinin altında yer alması gerekirken bağımsız bir madde olarak verilmiştir. Yukarıda adı geçen sözlüklerdeki kusurların düzeltilmesi yerine yeni ve mükemmel bir sözlüğün düzenlenmesi dilcilik çalışmaları açısından çok daha sağlıklı ve verimli olacaktır.

Irak Türkmen ağızlarının mükemmel sözlüğünün ortaya çıkarılması için bu gibi zorlukların aşılması gereklidir. Bundan başka, böylesine büyük bir çalışmanın mutlak surette bir ekip tarafından ve bir proje hâlinde yürütülmesi zaruridir. Gerek Türkiye gerek Irak üniversitelerindeki lisans üstü çalışmalarında, öğrencilere verilecek tezlerin bu amaç doğrultusunda planlanması gereklidir. Böyle bir çalışmanın bağlantılı yürütülmesi de bir başka zarurettir.

Düzenlenmesi mutlak surette gerekeli olan böyle bir sözlüğe Irak Türkmen ağızlarındaki bütün kelimelerin mi yoksa Türkiye Türkçesi yazı diline göre farklılık arz eden kelimelerin mi alınması hususu tartışma konusu olabilir. Yazı diliyle ortak olan kelimelerin telaffuzunda ve anlamlarında birebir uyum varsa bu gibi kelimeler sözlüğe alınmayabilir. Ancak Irak Türkmen ağızlarındaki kelimelerin birçoğunun telaffuzunun yazı diline göre farklılık arz edeceği düşünülürse bu ayrıntıya takılmadan derlenmiş bütün kelimelere sözlükte yer vermek daha uygun bir yol gibi görünmektedir.

Mükemmel sözlüğün mutlak surette sağlam bir transkripsiyonla (çeviri yazı) hazırlanması lazımdır. Ayrıca her bir kelimenin, ulaşılabilen bütün varyantlarına (çeşitleme) da Kerkük ağzı esas tutulmak üzere yer verilmelidir. Belli bir kelimenin çeşitli yörelerdeki anlam farklılıkları gözden kaçırılmamalıdır. Mesela, “ḳaġanaġ” Kerkük ağzında yağ, un ve yumurtadan yapılan bir yemek adı iken, Altunköprü’de sahanda yumurta yemeğinin adıdır.[19] “Sıyrınçaġ” Kerkük ağzında “kaygan” anlamına gelirken, Telâfer’de “pürüzsüz” anlamı verir. “Üzek” farklı Türkmen yörelerinde farklı bir bitkinin bir bölümünün adıdır. Bunun yanı sıra, sesteş kelimelerdeki anlam ayrılıkları da göz önünde bulundurulmalıdır. Mesela, “tünník” (< tün-lik “karanlık”) ve “tünník” (< tün-lik <  tüg-ü-n-lik “düğünlük=düğün”)  ayrı birer madde hâlinde sözlükte yer almalıdır.  Düzenlenecek sözlükte tanıklandırmaların da ihmal edilmemesi gerektir. Bilhassa, yukarıda belirttiğimiz türden nüanslı kelimelerin geçtiği cümleler mutlak surette örnek olarak verilmelidir.

Mükemmel sözlükte etimolojilere de kısaca yer verilmelidir. Kelimelerin en eski yazılı belgelerdeki şekli, sonradan hangi ses ve yapı değişikliğiyle günümüze ulaştığı bilgisi sembollerle de olsa, böylesi bir çalışmada yer almalıdır. Mesela, yanaşa (< yanaşak < yanaşık); üz (< yüz) vb. Bunun yanı sıra gerek günlük dilde hâlâ kullanılan gerek çeşitli halk edebiyatı ürünlerinde geçen, ancak bugün için kullanımdan düşmüş bazı arkaik (eski) kelimelere de bu sözlükte yer verilmelidir. TDK’nin Tarama Sözlüğü de taranarak buradan Kerkük ağzındaki bu gibi arkaik söz varlığı tespit edilebilir. Bir de Irak Türkmen ağızlarındaki asli ve tali (ikinci derece) uzun ünlü taşıyan kelimelerin dikkatle derlenip gerekli transkripsiyon işaretiyle tespit edilmesi bu sözlük çalışmasında büyük önem taşımaktadır. Zira, Talât Tekin’in, Türk Dillerinde Birincil Uzun Ünlüler[20] eseri incelendiğinde Kerkük ağzında uzun ünlüyle telaffuz edilen pek çok kelimenin, Türkçenin takip edilebilen en eski devirlerinden bu yana hep uzun ünlülü olduğu görülecektir. Irak Türkmen ağızları üzerinde her ne kadar uzun ünlüler açısından -birkaç makale hariç- yeterli araştırma yapılmamışsa da Irak Türkmen ağızlarındaki uzun ünlülerin asliliği ve düzenliği bu ağızlar için karakteristik denebilecek bir durumdadır. Sözlüğe alınacak bu tür kelimeler bu konudaki araştırmalara destek olacaktır.

Mükemmel sözlüğün başına Irak Türkmen ağızlarıyla ilgili özet; ama iyi hazırlanmış, kullanışlı bir dil bilgisi de konmalıdır. Ayrıca mükemmel sözlükte edat, bağlaç, ünlem, vb. bütün kelime grupları yer almalı ve her madde başında parantez içinde, kelimelerin bu gruplardan hangisine girdiği kısaltmalarla belirtilmelidir. Mesela, aḫ (ünl.), vb.

Mükemmel sözlükte alıntı kelimeler de ihmal edilmemelidir.  Alıntıların hangi dillerden geldiği de madde başlarındaki parantezler içinde kısaltmalarla gösterilmelidir. Mesela, serpoş (Frs.), vb. Kelime grubu ve kaynak dil bilgilerinin veriliş tarzı için TDK sözlüğü esas alınabilir. Bunların yanı sıra mükemmel sözlükte Türk dilindeki sert ünsüzlerin ünlü eklerle karşılaştığında yumuşaması özelliği de diğer sözlüklerdeki gibi belirtilmelidir. Mesela, köpek  -gi, vb.

Irak Türkmen yerleşim yerlerinin (şehir, ilçe, nahiye ve köy) adları da mükemmel sözlükte yer almalıdır. Böylece, Ba’s rejimi döneminde Arapçaya çevrilen Türkmen yerleşim yerlerinin adlarının asılları kalıcı hâle gelecektir. Bu hususta Necat Kevseroğlu’nun Irak’ta Türkçe Yer Adları Kılavuzu[21] çok değerli bir kaynaktır. Kevseroğlu, bu eserde mahalle, bölge, mesirelik vb. yer adlarını da kaydetmiştir. Ancak mükemmel sözlükte yukarıda belirtilenlerin yer alması yeterlidir.

Mükemmel sözlüğün baskısının da mükemmel olması çok önemlidir. Böyle bir dev eserin mutlak surette birinci hamur kâğıda basılması, cildinin de sağlam ve kullanışlı olması lazımdır. Her evin kitaplığında bulundurulacak böyle bir mükemmel sözlüğün nesiller boyu kullanılacağı düşünülerek daha önce sözlüğe girmemiş söz varlığı da yeni baskılara eklenmelidir.

Irak Türkmenlerinin dili onların en büyük servetidir. 2003 sonrasında basın yayındaki ve Irak Türkmen edebiyatındaki gelişmeler,  Türkmen bölgelerinde kazanılan Türkçeyle eğitim öğretim alma hakkı ve eskisine göre, Türkoloji tahsili için Irak’tan Türkiye’ye gelen çok sayıda Türkmen öğrencinin bulunması Irak Türkmen ağızları üzerine yapılacak her türlü çalışmanın gerekliliğini ortaya koymaktadır. Bütün bunlar göz önünde bulundurulduğunda Irak Türkmen ağızlarının böylesine mükemmel bir sözlüğünün ne kadar önemli bir ihtiyaca cevap vereceği ortadadır.

[1] Bu hususta bkz.: Önder Saatçi, “Ata Terzibaşı’nın Türk Diline Son Armağanı: Kerkük Ağzı Türkmanca Sözlük”, Kardaşlık, S: 70, s. 18-20.

[2] Noor Bayati, “Telâer Türkmen Ağzı”, Kardaşlık, S: 75 (Temmuz-Eylül 2017), s. 24-28.

[3] Önder Saatçi, “Irak Türkleri Dil Çalışmaları Bibliyografyası”, Diyalektolog, Yaz-2014, s. 21-47.

[4] Habib Hürmüzlü, “Derleme Sözlüğü ve Kerkük Türkçesi”, Kardaşlık, S: 2  (Nisan-Haziran 1999), s. 35-38.

[5] Çoban Uluhan, “Kerkük Türkçesinin Söz Varlığı”, Kardeşlik, S: 243-244, s. 14-19.

[6] Bu eserde yazar Çoban Hıdır Haydar adını kullanmıştır. Bkz.: Çoban Hıdır Haydar, “Irak-Türkmen Ağızlarında Birleşik Kelimeler”, Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi, Bahar-1996, S: 1, s. 219-224.

[7] Fatma Sibel Bayraktar, “Irak Türkmen Türkçesinde Uzun Ünlüler”, Kardaşlık, S: 14 (Nisan-Haziran 2002), s. 28-32.

[8] Banu Saatçi, “Kerkük Ağzına Yerleşen Yabancı Sözcükler”, Kardaşlık, S: 46 (Nisan- Haziran 2010), s. 39-41.

[9] Bülent Hünerli, “Kerkük Türkmen Türkçesindeki Eskicil Bitki Adları Üzerine”, Irak Coğrafyasında Türk Varlığı ve Kültür Sempozyumu, Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi yayınları, Bilecik 2014, s. 333-334.

[10] Bülent Hünerli, “Kerkük Türkçesindeki Batı Kaynaklı Alıntı Sözcüklere Eklemeler”, Kardaşlık, S: 55, s. 28-32.

[11] Önder Saatçi, “Özbekistan’dan Kerkük’e Akrabalık ve Hitap Kelimelerimiz”, Kardaşlık, S: 48 (Ekim-Aralık 2010), s. 44-47.

[12] Önder Saatçi, “Irak Türkmen Folklorundan Kerkük Ağzına”, Kardaşlık, S: 65(Ocak-Mart 2015), s. 36-37.

[13] Önder Saatçi, “Necdet Yaşar Bayatlı’nın Araştırmalarında Irak Türkmen Ağızları Dil Malzemesi”, Kardeşlik, S: 333-334-335 (Temmuz, Ağustos, Eylül 2017), s. 20-23.

[14] Önder Saatçi, “Şakir Sabir Zabit’in “Kerkük’te İçtimai Hayat -Folklor-” Eserinde Irak Türkmen Türkçesi Dil Malzemesi”, Kardaşlık, S: 71 (Temmuz-Eylül 2016), s. 36-40.

[15] Önder Saatçi, “Nermin Neftçi’nin “Kerkük’te Bulduklarım” Eserinde Kerkük Ağzı Dil Malzemesi”, Kardaşlık, S: 72 (Ekim-Aralık 2016), s. 34-39.

[16] Bu hususta geniş bilgi için bkz.: Mehmet Bayat, “Irak Türkmen Ağzında Kalıplaşmış Anlatımlar”, Uluslararası VI. Türk Dili Kurultayı Bildirileri 20-25 Ekim 2008, TDK yayınları, Ankara, s. 685-694; Necdet Yaşar Bayartlı-Yaşar Kalafat, Türk Kültürlü Halklarda Alkışlar-Kargışlar, Berikan yayınevi, Ankara 2011, s. 53-162.

[17] Bu konuda geniş bilgi için bkz.: Önder Saatçi, “Irak Türkmenlerinin Atasözleri ve Deyimleri Üzerine Yazılanlar”, Türkmeneli, S: 103, s. 12-17.

[18] Ümit Tokatlı, “Kerkük Türkçesi Sözlüğü Üzerine Notlar”, Türk Dili ve Edebiyatının Yayılma Alanları Sempozyumu bildirileri, Erciyes Üniversitesi, Kayseri, 7-9 Ekim 2010.

[19] Habib Hürmüzlü, Irak Türkmen Türkçesi Sözlüğü, Fuzuli Matbaası, Kerkük 2013, s. 321.

[20] Talât Tekin, Türk Dillerinde Birincil Uzun Ünlüler, TC Kültür Bakanlığı-Simurg Yayınları,  Ankara 1995, s. 171-186.

[21] Necat Kevseroğlu, Irak’ta Türkçe Yer Adları Kılavuzu, Fuzuli Matbaası, Kerkük 2012.

Print Friendly, PDF & Email

NECDET YAŞAR BAYATLI’NIN ARAŞTIRMALARINDA IRAK TÜRKMEN AĞIZLARI DİL MALZEMESİ

                        NECDET YAŞAR BAYATLI’NIN ARAŞTIRMALARINDA

                        IRAK TÜRKMEN AĞIZLARI DİL MALZEMESİ

ÖNDER SAATÇİ

Irak Türkmenleri Türk dünyasında müstesna bir yere sahiptir. Bu Türk topluluğunun dil, kültür ve edebiyat değerleri de her geçen gün biraz daha aydınlanmakta ve çok sayıda araştırmayla gün yüzüne çıkarılmaktadır. Bu çabalar daha çok Irak Türkmeni araştırmacılar tarafından yürütülse de Türkiye’deki araştırmacıların da bu alana ilgisi gün geçtikçe artmaktadır.  Irak Türkmenlerinin başta folklor olmak üzere, dil ve edebiyat sahasındaki verimlerinin ortaya çıkarılmasında önemli katkılarda bulunan bir araştırmacı da hâlen Bağdat Üniversitesi Diller Fakültesinde öğretim üyeliği görevini sürdüren Doç. Dr. Necdet Yaşar Bayatlı’dır. Bu yazıda Bayatlı’nın eserlerindeki dil malzemesine dikkat çekmeye ve bunlar hakkında bazı düşüncelerimizi ortaya koymaya çalışacağız.

Necdet Yaşar Bayatlı’nın Irak Türkmen ağızları araştırma literatürüne en önemli katkısı söz varlığımıza dair derlemeleridir. Bayatlı Telafer ağzından derlemiş olduğu yetmiş sekiz “kalıplaşmış benzetme” örneğini yöre ağzındaki bazı fonetik (ses) özellikleri dikkate alarak kaydetmiştir. Bayatlı bu çalışmada kaydetmiş olduğu “kalıplaşmış benzetme”lerin, lakaplar gibi kalıcı adlandırmalar olmayıp geçici “yakıştırmalar” olduğunu bildirmektedir. Bu tür benzetmeler arasında èaccı zeher kimi, aġırdı ḳurşun kimi, asanttı bir udum su kimi, bark veriy gögerçın köski kimi, berber èaynası kimi, dilenci  aşı kimi, düz tel kimi örneklerinde görüldüğü üzere bir durumu anlatanlar, ayaġı yanuġ köpek kimi; attı, höl tayı kimi; deste bozan kimi; dingildedi, darı denesi kimi; iril ḫaral kimi örneklerinde görüldüğü üzere kişilerin bir davranışını anlatanlar, boynı doyız boynı kimi, çengem kimi, derin beḥir kimi, dişi kerki kimi, düz avıç ortası kimi, eli şaḫra ḳanadı kimi örneklerinde görüldüğü üzere insanların veya nesnelerin görünüşlerini anlatanlar veya doymış yarma aşı kimi, ġezeb kimi, gözden sürme oġırrıyan kimi, ḳazı ḳetiri kimi, sürme yemiş köpek kimi örneklerinde görüldüğü üzere insan karakterlerini gösteren örnekler vardır.[1]

Telafer ağzındaki bu “kalıplaşmış benzetme” örneklerinden ayrıldı bez kimi, bark veriy gögerçın köski kimi, dingildedi  darı denesi kimi, eridi mum kimi, geçti şımşat kimi, kehliyen köpek kimi canıma saldırı, ḳanı aḫıy şorba kimi, ḳırıldı aşşuġ torbası kimi, oġnıy mısreh kimi, sepildi duz kimi, söndü çıraḫ kimi, turşi yaptı ḫamur kimi, uzattı Pas kimi örnekleri, bünyesinde yardımcı fiil taşıdığından birer deyim özelliği taşımaktadır. Bu deyimlerde yardımcı fiillerin başta veya bazı örneklerde ortada bulunması Telafer ağzına mahsus bir özellik olarak dikkat çekmektedir. Zira Türkiye Türkçesindeki deyimlerde yardımcı fiiller deyim kalıbının sonunda gelir.[2] Bu deyimler Irak Türkmenlerinin deyimlerinin toplandığı sözlüklerde henüz kayıtlı değildir.     

Bayatlı’nın Telafer ağzından derlediği “kalıplaşmış benzetme”lerin bir kısmı da edat grubu biçimindedir. Buna benzer sözler Türkiye Türkçesinde de sıklıkla görülür: dalyan gibi, filinta gibi, bebek gibi, süt dökmüş kedi gibi, katran gibi, pancar gibi, vb.[3] Bu gibi sözlerden yalnız benzetilenle kurulanları da deyim sınıfına almak mümkündür: imşaġ ipek kimi, ince ḳıl kimi, ḳere is kimi, Ḳereḳoş ḥükmi kimi, sirinçaġ sabun kimi, şirin bal kimi, yumru ḳoz kimi, vb.[4]

Yazarın verdiği bu örnekler arasında mahallî özellik taşıyanlar (Uzattı pas kimi, doymış yarma aşı kimi, dişi kerki kimi, Hemze’nin boz beygiri kimi, Ḳereḳoş hükmi kimi, vb.) olduğu gibi bazı şekil ve anlam farklarıyla da olsa Türkiye Türkçesi deyim sözlüklerinde yer alanlar da vardır: eridi mum kimi (mum gibi eri-)[5], aġırdı ḳurşun kimi (kurşun gibi)[6], gözi ḳırmızı ḳan çanaġı kimi (gözleri kan çanağına dön-)[7], vb. Bayatlı bu kelime hazinesini ortaya çıkararak Telafer ağzının fonetik özellikleri hakkında da bir fikir vermiş olmaktadır. Zira, Telafer ağzı üzerine bugüne kadar, Sadettin Buluç’un bir makalesi[8] dışında, herhangi bir ağız çalışması yapılmış değildir. Bu örneklerin bünyesinde bazı arkaik (eskicil) kelime örneklerine de rastlamak mümkündür: gözden sürme oġırrıyan kimi (uğrıla-: çal- hırsızlık et-), sıcaġ od kimi (od: ateş), ibinmiş tavuġ kimi (ibinmiş: ıslanmış), iril ḫaral kimi (ḫaral: keçi kılından işlenmiş büyük çuval), iti ıldırım kimi (iti: keskin), yaşıl zılḳ kimi (yeşil < yaş-ı-l), vb.

Necdet Yaşar Bayatlı Dede Korkut Hikâyeleri’ndeki söz varlığını da inceleyerek Türk dilinin bu temel eserindeki söz varlığıyla Irak Türkmen ağızlarındaki söz varlığı arasında gözlenen münasebetleri ele almıştır.[9] Dede Korkut Hikâyeleri’nde geçen ve Türkiye Türkçesi yazı dilinde rastlanmayan adaḫlı, çigin, çönge, dişle-, emcek, kebin, sümik gibi kelimeler eski Türkçeden beri süre gelen ve Irak Türkmen ağızlarında bugün dahi kullanılan arkaik kelimelerdir.  Yine aynı hikâyelerde geçen alma, altun, borı, böyük, gözel gibi kelimelerin Irak Türkmen ağızlarındaki telaffuzuyla Dede Korkut Hikâyeleri’ndeki telaffuzu aynıdır. Bu kelimeler (alma hariç)[10] bugünkü Türkiye Türkçesi yazı dilinde bazı ses değişmeleri geçirerek ünlü uyumlarına uygun hâle gelmiştir. Kelimelerin Irak Türkmen ağızlarındaki şekilleri arkaik şekillerdir. Hatta bu arkaiklik, Bayatlı’nın Dede Korkut metinlerinden aktardığı köç-, kölge, könlek (> könek), kibi (> kimi, kimin), tök– gibi örnekler de Oğuz Türkçesinin batı kanadındaki lehçelerin (Türkiye Türkçesi ve Gagavuz Türkçesi) aksine ön sesteki ünsüzünü  tonlulaştırmamış kelimeler olup bunlar da arkaik şekilleriyle Irak Türkmen ağızlarında yaşayan sözlerdir. Ayrıca iç seste kalan -g-‘nin yumuşatılmadan telaffuz edildiği dög-, dügün, dögi, dögiş-, ögin-, ögren- örnekleri de Irak Türkmen ağızlarında arkaik biçimleriyle yaşamaktadır. Bu tespitlerden yola çıkarak diyebiliriz ki Irak Türkmen ağızları, yalnızca Dede Korkut Hikâyeleri’nin yazıya geçirildiği 15. Yüzyıl Türkçesinin değil, eski Türkçenin de pek çok fonetik özelliğini bugün bile barındırmaktadır.

Bayatlı’nın söz derleme çalışmalarının bir kısmı ise Irak Türkmenlerinin alkış ve kargışlarıyla (dua ve beddua)  ilgilidir. Yazar Irak Türkmen Folklorunda Halk İnançları ve Yaşar Kalafat ile birlikte hazırladığı Türk Kültürlü Halklarda Alkışlar-Kargışlar eserlerinde 141 mensur ve 17 manzum alkışa, 201 mensur ve 15 manzum kargışa yer vermiştir. Bayatlı bu çalışmada yazılı kaynaklardan olduğu kadar sözlü kaynaklardan da yararlanmıştır. Bu eserlerdeki dua ve beddua sayısı bugüne kadarki çalışmalar dikkate alındığında en yüksek miktardadır. Bayatlı’nın eserinde aktardığı bazı alkış (dua) ve kargış (beddua) örnekleri şunlardır:

Alkışlar:

Allah baba nenēvçin ḳōysın sēni

Allah ancāmını ḫėr ėtsín

Allah başa, Ḫıdır yoldaş

Başa kímín olsın

Cennet mekân olasan

Duşmanıv şad olmāsın

Her ādımıv bir ḥec ōssın

İraġ cānıvdan

Sēni çöller bēkçisi Ḫıdır beklēsin

Yeddí arḫava reḥmet[11]

Kargışlar:

Ārdıv ot olsın, ögív şat (göl)

Bāşıva kül elensin

Dilívden āsılasan

Dilívi ilan çalsın

Dilív kesilsin

Ėvív yıḫılsın

Ėvíve bir yaz yuldırımı düşsín[12]

Necdet Yaşar Bayatlı Irak Türkmen ağızlarından bazı yemin sözlerini de derlemiştir. Yazar Irak Türkmen Folklorunda Halk İnançları eserinde Irak Türkmenlerinin Allah’a, Hz. Peygamber’e, din büyüklerine, ehl-i beyte, on iki imama, aile büyüklerine, çeşitli manevi değerlere yemin ettiklerini, bazen de kişinin kendisi hakkında kargış (beddua) niteliğinde yeminde bulunduğunu bildirir ve bunları sınıflandırarak sistemli şekilde bir araya getirir.[13] Onun Irak Türkmen ağızlarından derlediği bazı yemin sözleri şunlardır:

Alla ḥekkiyçin

Vallāhi billēhi

İmam ‘Ēlí

İmam ‘Abbas ḥekkiyçin

Pegember ḥekkiyçin

Ḳur’en (Kur’ân-ı Kerim) ḥekkiyçin

Babam cānıyçın

Nenem cānıyçın

Bāşıvçın

Ki (iki) gȫzim kôr ossın

Türbeye imansız enim

Ėvim yansın

Bunların yanı sıra Necdet Yaşar Bayatlı folklorla ilgili makalelerinde de Irak Türkmen ağızlarında kullanılan bir kısım söz varlığına yeri geldikçe örnekler vermiştir. Mesela, Kerkük Kahvehaneleri (Çayhaneleri, Çayxaneleri) makalesinde kahvehanelerde kullanılan ḳenefe (kanepe), ḳōltıġ, mėz (masa), tabla (sehpa), siní gibi araç gereç adlarından söz eder. Bayatlı ayrıca Kerkük kahvehanelerindeki çay çeşitlerinin adlarını sıralar: dişleme çay, gözleme çay, yadlama çay, vb. Bunun yanı sıra, yukarıda anılan makalesinde Kerkük’te ramazan gecelerinde oynanan sinizerf oyunun sırasında kullanılan şu iki deyime de yer verir: mezne vır- , sini al- ( Sinizerf oyununda oyunu karşılayan tarafın ustasının, kendisine uzatılan tepsinin üzerine dizilmiş fincanların altındaki yüzüğü bulmaya çalışması)[14]

Bayatlı ayrıca, radyo ve televizyonun toplum hayatına girmediği yıllarda Kerkük kahvehanelerinde bir hikâyecinin gelip hikâyeler, destanlar anlattığını ve bu kişiye ḳısaḫan (ḳısaḫun, matālçı), hoyrat atışmalarına da ḳanşar ba ḳanşar veya ḳanşārın vėrmeḫ dendiğini kaydeder.[15]

Bayatlı’nın Kerkük’teki kahvehane kültürü ile ilgili olarak aktarmış olduğu yukarıdaki   deyimlerden “ḳanşārın vėrmeḫ, mezne vır- , sini al-” Irak Türkmenlerinin deyimlerini içeren eserlerde kaydedilmiş değildir. “Gözleme çay” (şekere bakarak çay içmek) ve “yadlama çay” (çayı şekersiz içmek) ibareleri ise birer folklor terimi kabul edilebilir. Bunlara Habib Hürmüzlü’nün Irak Türkmen Türkçesi Sözlüğü’nde[16] rastlamamaktayız; ancak sözlükte, bu terimlerde yer alan “gözle-” ve “yadla-” fiillerinin mastarlarına yer verilmiştir. Bizce, söz konusu kelimelerin de terim anlamlarıyla sözlükte yer alması gereklidir. Zira “gözleme” ve “yadlama” birer adlaşmış sıfat olup kalıcı anlamlar kazanmıştır. Bunların yanında hikâye anlatıcısı anlamına gelen “ḳısaḫan” ve çay tabağı anlamındaki “teşbi” de Irak Türkmen ağızlarıyla ilgili bundan sonra düzenlenebilecek daha geniş bir sözlükte yer almalıdır.  

Bayatlı aynı makalede Kerkük’teki birçok mahalle adından da söz ederek bu şehrin Türk kimliğinin göstergeleri olan yer adlarını da kaydetmiştir. Bayatlı’nın makalesinde adı geçen mahalle adlarından bazıları şunlardır: Bulaġ Mahallesi, Çuḳur Mahalle, Sārıkehye Mahallesi, Ᾱvçılar Mahallesi, Almas Mahallesi, Begler Mahallesi, Çay Mahallesi, vb.[17]

Bayatlı diğer bir makalesinde ise Arzı Kamber hikâyesinin Tuzhurmatı varyantını Kerkük varyantı ile edebî açıdan karşılaştırırken Tuzhurmatı varyantını yörenin bir kısım ağız özelliklerini de dikkate alarak kaydetmiştir.[18] Bu metin Tuzhurmatı ağzının araştırılmasında önemli bir katkıdır. Bundan önce Tuzhurmatı ağzıyla ilgili yapılmış tek etraflı yayın Abdullatif Benderoğlu’nun Irak Türkmen Dili (Dil Bilgisi ve Karşılaştırma)[19] çalışmasıdır ki bu eser Türkiye Türkçesi, Azerbaycan Türkçesi, Kerkük ve Tuzhurmatı ağızlarının birçok yönden karşılaştırılmasını içerir.  Bundan başka yazar, Irak Türkmenlerinde Hikâye Anlatma Geleneği ve Köroğlu Anlatmaları makalesinde Köroğlu destanının masallaşmış varyantını Hanekin ağzının bazı özelliklerini dikkate alarak derlemiş ve kaydetmiştir.  Bayatlı söz konusu çalışmasında daha önceleri yörede anlatılan Köroğlu destanından bazı manzum parçalara da yer vermiştir.[20] Bayatlı’nın bu çalışmalarında, ürünlerin derlendiği yörelerin ağız özelliklerini ortaya çıkarmak üzere Irak Türkmen ağızlarında sıklıkla kullanılan kaf (ق) ve hı (خ) seslerini karşılamak üzere (q, x) işaretlerine yer vermesi duyarlı bir araştırmacılık örneği olmakla beraber, bu metinlerin daha hassas bir transkripsiyonla yeniden ele alınmasını ve yayınlanmasını da yazardan beklemekteyiz. Bu arada, Hanekin ağzı üzerine bugüne kadar etraflı bir ağız incelemesinin bulunmadığını, bu alandaki tek yayının, Sadettin Buluç’un “Irak’ta Hanekin Türk Ağzı Üzerine”[21] başlıklı bir bildirisi olduğunu eklemeliyiz. Nesrin Sis ve Erdem İlhan’ın, 2008 yılında Erciyes Üniversitesinde düzenlenen Uluslar Arası Çağdaş Irak Türkmen Türkçesi ve Edebiyatı Bilgi Şöleni kapsamında ortaklaşa sundukları “Irak Türkmen Türkçesinde (Hanekin Bölgesi) Fiil Çekimi” bildiri ise yayınlanmamıştır. Bayatlı’nın bu masal yayını Hanekin ağzının araştırılması için atılmış ilk adımlardan biri olarak görülebilir.

 Necdet Yaşar Bayatlı’nın çalışmaları, dil çalışmalarına folklor araştırmacılarının da değerli katkıları olacağını göstermektedir.

İŞARETLER :

 

Ā, ā              :    uzun   a

ē, É              :     uzun   e

ė, Ė              : kapalı e (e-i arası ses)

ġ                   :  art damak g’si  (غ) (gayın)

ḥ                    :      ha      ح

ḫ                   :     hırıltılı  h 

í                    :     ı – i  arası  ses

ḳ                   :     art  damak  k’si 

ō                   :     uzun o

ȫ                   :     uzun ö

ū                   :     uzun u

‘                    :      ayın    ع

ˆ                    : inceltme işareti          

              > , <                  : gelişme yönü

KISLTMALAR:

age         : adı geçen eser

bkz.         : bakınız

hzl.          : hazırlayan

  1. : sayfa

TDK          : Türk Dil Kurumu

[1]N. Yaşar Bayatlı, “Telafer Türkmen Halk Edebiyatında Yaygın Olarak Kullanılan Benzetmeler”, Irak Türkmen Halk Kültürü Araştırmaları, Berikan Yayınevi, Ankara 2011, s. 217-232.

[2] A. Turan Sinan, Türkçenin Deyim Varlığı, Kesit Yayınları, İstanbul 2015, s. 134-146; Zeynep Korkmaz, Türkiye Türkçesi Grameri (Şekil Bilgisi), Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara 2009, s. 791-858.

[3] Doğan Aksan, Türkçenin Gücü, Bilgi yayınları, Ankara 2005, s. 86-87.

[4] Edat grubu ile kurulan deyimler hakkında bkz.: A. Turan Sinan, age, s. 112-113.

[5] Metin Yurtbaşı, Sınıflandırılmış Deyimler Sözlüğü, Ex.cel.lence Yayınları, İstanbul 2013, s. 575.

[6] Metin Yurtbaşı, age, s. 555.

[7] İsmail Parlatır, Atasözleri ve Deyimler-II (Deyimler), Yargı Yayınevi, Ankara 2007, s. 410; Ömer Asım Aksoy, Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü-2 (Deyimler Sözlüğü), İnkılap Yayınları, 1988, s. 812.

[8] Sadettin Buluç, “Tellâfer Türkçesi Üzerine”, Makaleler (hzl.: Zeynep Korkmaz), TDK Yayınları, Ankara 2007, s. 284-291.

[9] N. Yaşar Bayatlı,  “Dede Korkut Hikâyeleri’nde ve Günümüzde Irak Türkmen Türkçesinde Kullanılan Ortak Sözcükler Üzerine Bir İnceleme”, Irak Türkmen Halk Kültürü Araştırmaları, Berikan Yayınevi, Ankara 2011, s. 179-187.

[10] Bugünkü Türkiye Türkçesinde gözlenen alma > elma değişmesi Türk dilinin fonetik gelişme çizgisine aykırı olup İstanbul ağzına hastır. Oradan da yazı diline geçmiştir.

[11] Necdet Yaşar Bayatlı, Irak Türkmen Folklorunda Halk İnançları, Atatürk Kültür Merkezi yayınları, Ankara 2011, s. 513-517; Yaşar Kalafat-N. Yaşar Bayatlı, Türk Kültürlü Halklarda Alkışlar-Kargışlar, Berikan yayınları, Ankara 2011, s. 142-147.

[12] Necdet Yaşar Bayatlı, age, s. 519-517; Yaşar Kalafat-N. Yaşar Bayatlı, age, s. 151-159.

[13] Necdet Yaşar Bayatlı, age, s. 526-533.

[14] N. Yaşar Bayatlı, “Kerkük Kahvehaneleri (Çayhaneleri, Çayxaneleri)”, Irak Türkmen Halk Kültürü Araştırmaları, Berikan Yayınevi, Ankara 2011, s. 9-20.

[15] N. Yaşar Bayatlı, age, s. 10, 16.

[16] Habib Hürmüzlü, Irak Türkmen Türkçesi Sözlüğü, Fuzuli Matbaası, 2. Baskı, Kerkük 2013.

[17] Irak’taki Türkçe yer adları ile ilgili geniş bilgi için bkz.: Necat Kevseroğlu, Irak’ta Türkçe Yer Adları Kılavuzu, Türkmeneli İşbirliği ve Kültür Vakfı Yayınları, Kerkük 2012.

[18] N. Yaşar Bayatlı, “Türk Halk Hikâyelerinden Arzu Kamber (Arzı Qamber) Hikâyesinin Kerkük ve Tuzhurmatı  Varyantlarının Mukayesesi (İnceleme ve Metin)”, Irak Türkmen Halk Kültürü Araştırmaları, Berikan Yayınevi, Ankara 2011, s. 21-81.

[19] Abdullatif Benderoğlu, Irak Türkmen Dili (Dil Bilgisi ve Karşılaştırma), Irak Tanıtma Bakanlığı Yayınları, Bağdat 1976.

[20] N. Yaşar Bayatlı, “Irak Türkmenlerinde Hikâye Anlatma Geleneği ve Köroğlu Anlatmaları”, Irak Türkmen Halk    Kültürü Araştırmaları, Berikan Yayınevi, Ankara 2011, s. 115-146.

[21] Sadettin Buluç, “Irak’ta Hanekin Türk Ağzı Üzerine”, Makaleler (hzl.: Zeynep Korkmaz), TDK yayınları, Ankara 2007, 280-283.

 

Print Friendly, PDF & Email

PROF. DR. ABULHALİK BAKIR’LA RÖPORTAJ

PROF. DR. ABULHALİK BAKIR’LA RÖPORTAJ

Önder Saatçi

  1. Lütfen kendinizi tanıtır mısınız?

1956 yılında Türkmen şehri Kerkük’e bağlı Kümbetler köyünde doğdum. İlköğrenimimi Kümbetler İlkokulunda, Orta öğrenimimi Garbiyye Ortaokulunda (Kerkük), Lise tahsilimi ise Kerkük Lisesinde (Kerkük) tamamladım. 1976 yılında Yüksek tahsilimi tamamlamak için Türkiye’ye geldim. 1981’de Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih, Coğrafya Fakültesi Ortaçağ Kürsüsünden iyi dereceyle mezun oldum. İki yıl özel bir kuruluşta tercümanlık yaptım. 1983’ten 1990 yılına kadar Ankara Üniversitesinde Arapça Okutmanı, sonra da Öğretim Görevlisi olarak çalıştım ve bu tarihten bir yıl sonra 1984’te T. C. vatandaşlığına geçtim. 1985’te İslam Medeniyeti ve Sosyal Bilimler Anabilim Dalında Yüksek Lisansımı, 1990 yılında da Tarih Anabilim Dalında Doktoramı tamamladım. 1991’den 2010 yılına kadar Fırat Üniversitesinde Yrd. Doçent, Doçent ve Profesör unvanıyla öğretim üyesi olarak görev yaptım. 2010 yılında Bilecik Üniversitesine geçtim. Yeni üniversitemde göreve başladıktan yaklaşık beş ay sonra Rektör Yardımcılığı görevini üstlendim. Bu görevimi beş yıl sürdürdüm. Hâlen Şeyh Edebali Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Başkanlığı görevimi devam ettirmekteyim. Evli iki evlat babasıyım.

  1. Tarihe ilginiz ne zaman ve nasıl başladı?

Beşikten başladı desem abartılı olmaz sanırım. Zira beş kuşaktan din âlimi (Kerkük’ün tabiri ile mılla/molla) olarak görev yapan bir ailenin mensubuyum. Dedemin babası Molla Muhammed Emîn Kerkük’te “Molla Kavun” lakabıyla tanınır ve dedemin bu ilginç adını taşıyan Begler (Beyler) mahallesi’nde Molla Kavun Camisi meşhurdur. Dedem Molla Bekir, Sultan II Abdülhamit zamanında Antakya’da Osmanlı Ordusunda binbaşı rütbesiyle görev yapmış ve Kerkük’e döndükten sonra da burada imamlık yapmıştır. Babam Molla Sadık önceleri Bağdat’ta, sonraları Kerkük ve Kümbetler köyünde ömrünün sonuna kadar imamlık görevinde bulunmuştur. Ben doğduktan dokuz ay sonra babam vefat edince abim Molla Muhammed Emîn köyün imamı tayin edilmiştir. Sülâlemin mollalık mesleği sebebiyle o dönemde yazmış olduğum şiir ve hoyratlarda Mollaoğlu soyadını kullanıyordum. Abim çok iyi derecede Arapça, iyi derecede Osmanlıca ve bugünkü Türkçeyi bilmekteydi. Ayrıca hem köyümüzdeki evimizde hem de Kerkük’e intikal ettikten sonraki evimizde İslamî bilimlerin tüm dallarına ait çok zengin bir kütüphanemiz vardı. Bu benim için büyük bir şans olsa gerektir. İşte benim ilk mektebim, işte benim ilk muallimim! Aslında sadece tarihe merakım değil aynı zamanda Arap ve Türk kültürüne ve edebiyatına merakım da bu sıralarda başladı. Zira Kur’ân-ı Kerîm’i ve Osmanlıca ile yeni Türkçeyi de İlkokul ve Orta tahsilim esnasında öğrenmeye başladım. Abim, köyümüzün divânhânesinde (Kerkük’ün ağzıyla “dohana”) bazen ikindi bazen de yatsı namazından sonra köyün muhtarını da yanına alarak köyün kemale ermiş insanları ile beraber sohbetler düzenlerdi. Bu esnada Osmanlıca yazılmış Ahmediyye, Muhammediyye, Batıl-ı Gazi (Türkçemizde yanlış bir telaffuzla Battal Gazi olarak geçmektedir) ve bunlara benzer Hz. Peygamber’in hayatını, gazalarını ve daha sonra İslam fetih ve kahramanlıklarını ele alan kitapları saatlerce okur ve değerlendirmelerini yapardı. Ben de bu esnada molla abimin dizi dibinde en küçük yaştaki sohbetçi edasıyla pürdikkat onun anlatımlarını dinlerdim. Bu arada tabi ki çok zevkle hazırlanan Türkmen çayları ve kahveleri yine zevkle yudumlanırdı.

  1. Tarihçiliğiniz yanında şiir ve edebiyatla da meşgul olduğunuzu biliyoruz. Bu konuda neler söylemek istersiniz.

Sanırım ailemin köyden Kerkük’e intikali 1972’nin başlarında gerçekleşti. Bu esnada benim Lise tahsilim de başladı ve bu sıralarda Kerkük’te Türkiye Cumhuriyeti’nce kurulan Türk Kültür Merkezi’ne devam etmeye başladım. Şiir yazma merakım Ortaokul yıllarında amatörce başlamıştı. Lise hayatım Musalla Lisesinde başladı ve burada o dönemde resim öğretmenimiz olan ünlü Türkmen şairi Mehmet İzzet Hattat’ın öğrencisi olma şerefine nail oldum. Lise ikinci sınıfta Kerkük Lisesine geçtim ve hemen her akşam buradan Kerkük Türk Kültür Merkezine gidiyordum. Burası edebî hayatımın en önemli durağını oluşturdu. Bu arada zaman zaman şiirlerimi okumak ve değerli yorum ve tavsiyelerini almak için şairimiz Mehmet İzzet Hattat’ın Kerkük’ün Atlas Caddesi’ndeki Hat ve Resim atölyesine gidiyordum. Kerkük Türk Kültür Merkezinde hem Türkçemi hem de orada öğretmenlik yapan öğretmenlerden edebî yönümü geliştirme fırsatını yakaladım. Burada ünlü şairimiz Mustafa Gökkaya’nın da jüri üyesi olarak katıldığı bir şiir yarışmasında birincilik kazandım. Ayrıca “Bir Zaman Hikâyesi” adıyla yazmış olduğum bir piyesim değerli kardeşim merhum Mehmet Kuşçu tarafından sahneye kondu ve Türkmenler arasında önemli bir yankı uyandırdı. Bu gelişmelerden sonra düzenli bir tiyatro kolunu kurduk ve arkasından sanırım iki piyes daha sahneye kondu. Bu sıralarda ben yazmış olduğum şiirlerimi göstermek için yine Atlas Caddesi’nde bulunan ünlü şairimiz Mustafa Gökkaya’nın kırtasiye dükkânına gidiyordum. Burada övünmek babından değil de edebî ve tarihsel altyapımın oluşmasında önemli olduğundan dolayı hem köydeki hem de Kerkük’teki Orta ve Lise yıllarımda Arap ve Türk edebiyatına dair yüzlerce eser ve şiir divanı okuduğumu söylemek isterim. Bir defa aşırı bir Arif Nihat Asya hayranıydım ve bu şairimizin bütün şiirlerini o sıralarda okudum. Ne yazık ki Türkiye’ye geldiğimde şairimiz vefat etmişti.

  1. Türk tarihini hangi gözle okumalıyız? Tarihçilik mesleği hakkında kısaca bilgi verir misiniz?

Elbette ki, idealist, bilinçli bir Müslüman Türk gözü ile okumalıyız. Bunlar da yetmez; aşırı hayalcilikten uzak objektif bir bakışla tarihsel olaylara bakmalıyız ve her olayı kendi dönemindeki şartları da göz önünde bulundurarak değerlendirmeliyiz. Ülkemizdeki ve toplum hayatımızdaki her mesleğe saygı göstermemiz gerekir. Tarihçilik, birçok bilim dalı gibi çok yönlü bir alanın adıdır; dolayısıyla da çok okumak, çok çalışmak ve çok sabırlı olmak gerektirmektedir. Bir mesleği severek seçmişseniz onu zevkle sürdürmeye çalışırsınız. Bu mesleği bir cümle ile ifade etmemi istiyorsanız şöyle anlatabilirim: Büyük sorumluluk isteyen dünyanın en zevkli mesleğidir. Okuma hevesi ve alışkanlığı olmayanlara tavsiye etmem.

  1. Türklerin İslam’ı kabulü hangi sonuçları doğurmuş, Türkleri nasıl etkilemiştir?

Bilindiği gibi Türkler her çağda kendi dönemlerindeki din ve inanç sistemlerine olumlu bakmışlardır. Sanırım bu alanda, onlardan daha şeffaf ve daha iyimser bir millet bulunmamaktadır. Türklerin binlerce yılı kapsayan tarihlerine baktığımızda şunları tespit edebiliyoruz: Hunlar Şamanizm’i, Uygurlar Budizm’i, Hazarlar Yahudiliği, Bulgarlar önce Şamanizm’i, sonra İslam’ı, Rus hegemonyası altına girince de Hıristiyanlığı, Karahanlılar İslam’ı din ve inanç olarak seçmişlerdir. Ama bütün bu din ve inançlardan hiçbiri İslam kadar onları yüceltmemiş, mükemmelleştirmemiş ve kültürleri ile birlikte bekalarını sağlayamamıştır. Türklerin iki defa dünya devleti olmaları İslam’la müşerref olduktan sonra gerçekleşmiştir. Bununla Büyük Selçuklu ve Büyük Osmanlı devletlerini kastediyorum. Ancak bu kadar şanlı ve kapsamlı millet ve devlet hâline gelmemiz, töre, örf ve ananelerimiz bakımından bize bazı şeyler kaybettirmiştir. Bugün biz Türkler kültür yönünden Çinliler, Japonlar ve İngilizler kadar net ve sade bir yapıya sahip değiliz. Bu sonuç yüzyıllarca çeşitli kıta ve bölgelerde çok farklı kültürlere sahip sosyal kitleleri yönetmemiz ve onlarla kaynaşmamız sebebiyle ortaya çıkmıştır. Ama bunun karşılığında, birçok sosyal kitleyi de olumlu yönde etkilemiş ve daha medeni bir duruma gelmelerini sağlamış bir millet olarak hayatiyetimizi sürdürmekteyiz.

  1. Irak’taki Türk varlığının geçmişi hangi devirlere uzanır?

Çok güzel ve manalı bir soru sordunuz. Bir defa tarih sahnesinde hiçbir milletin geçmişi Türk milletinin geçmişi kadar eski ve şanlı değildir. Bunu ilk defa ben söylemiyorum; Tarihsel olayları objektif bir gözle inceleyen ve değerlendiren batılı tarihçiler de bunu söylemektedir. Şu ana kadar dünyanın en eski medeniyetine sahip olan Sümerler hakkında doğuda ve batıda yapılan araştırmalardan bu kavmin Türk veya Türklerle yakın akraba oldukları anlaşılmaktadır. Ayrıca aşağı yukarı beş bin yıldan beri Doğu şemsiyesi olarak adlandırdığımız Kafkasya, Orta Asya, Hind-i Kuş Dağları ve İran toprakları üzerinden bugün üç ülke (Türkiye, Irak, Suriye) toprakları içinde kalan Kuzey ve Güney Mezopotamya bölgelerine onlarca Türk kavminin (Sümerler, Gutiler/Kutiler, Türukkular, Kaslar, Subarlar Kumuklar, Kaşgaylar, Gugerler, Salurlar, İskitler, Partlar, Sakalar, Akhunlar ve diğerleri) gelip yerleştiğini biliyoruz. Bu bir sel misali akan Türk göçü ve yerleşmesi İslamın yayılmasından sonra da devam etti. Bu defa Türkler Irak’ın güneyinden başlayarak Emevî ve Abbasî devletleri bünyesinde hizmet vermeye başladılar. Arkasından da İslam dünyasının doğusunda ve merkezinde Samanî, Karahanlı, Gazneli, Harizmşah, Büveyhî, Selçuklu, Zengi, İlhanlı ve Osmanlı gibi köklü Türk-İslam devletleri kuruldu. İşte Irak’taki Türk varlığı bu köklü ve sağlam temellere dayanmaktadır. Irak Türkleri bu şanlı ve onurlu geçmişleri, medeniyetleri ve kültürleri ile ne kadar övünseler yeridir.

  1. Irak’ta ne gibi Türk eserleri vardır, bunlardan yeterince haberdar mıyız?

Bu soruyu günümüz Irak’ı için soruyorsanız. Biraz zorlanacağım galiba, zira 1976’dan beri çeşitli sebeplerden dolayı Irak’a gidemedim. Ancak tarihsel süreç ve dönemler içerisinde Türkler bu ülkede büyük, orta ve küçük ölçekli eserler meydana getirdiler. Bunların birçoğu bir Türk şehri olarak gördüğümüz Başkent Bağdat’ta bulunmaktadır. Bu eserlerden bazılarını şöyle sıralamak mümkündür: Haseki Camii, Ahmediye Camii, Hasan Paşa Camii, Müstansıriyye Medresesi, Mercâniyye Medresesi. Ayrıca günümüze kadar gelen çeşitli dönemlerde onarım görmüş Musul, Kerkük, Erbil ve Süleymaniye şehirlerinde ve bu şehirlerin bazı ilçelerinde Türk kültürü damgasını taşıyan kaleler, eski köşk ve konutlar, camiler, cami minareleri, hamamlar, kapalı çarşılar, medreseler, kütüphaneler mevcuttur. Bu eserler arasında günümüze kadar gelen Kerkük, Erbil ve Telafer kalelerini örnek verebiliriz. Kerkük’ün Osmanlı dönemi eserleri için T. C. Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğünün yayınlamış olduğu Osmanlı Döneminde Irak, değerli dostum Prof. Dr. Suphi Saatçi Bey’in Kent Dokusu ve Geleneksel Evleriyle Kerkük ve değerli hemşerim Dr. Cüneyt Mengü’nün Osmanlı Arşivi Belgelerinde Kültür Merkezi Kerkük adlı eserlere bakmak faydalı olur kanaatindeyim. Bağdat, Samarra, Musul ve Erbil şehirlerinin Osmanlı öncesi dönemlerdeki Türk eserleri için de bu âcizin, “Türk ve Arap Kültürü Işığında Bağdat ve Samarra Şehirlerinin Abbasî Dönemi Mimari Özellikleri”, “Türkmen Şehri Musul’un Geç Ortaçağdaki Fiziki Yapısı Üzerine Bir Değerlendirme” ve “Türkmen Şehri Erbil’in Atabekler Dönemindeki Fizikî Özellikleri Üzerine Bir Değerlendirme” başlıklarını taşıyan makalelerine bakılabilir. Bilindiği gibi son dönemlerde Irak coğrafyası ve özellikle de bu coğrafyanın asil ve nezih bir unsuru olan Türkmenlere ait eserler çok acı savaşlara, ihmallere ve Türk düşmanlık güden aşırı ideolojik saldırılara maruz kalmıştır. Bunun en son halkasını da Musul’da meydana gelen iç kargaşa ve çarpışmalar sonucunda tahrip edilen Yunus Peygamber makamı ile Nureddin Zengi Camisi oluşturmaktadır.

  1. 14 Temmuz’u ve Türkmenlerin uğradıkları diğer katliamları bir tarihçi gözüyle nasıl anlatırsınız?

14 Temmuz 1959 Kerkük Katliamı (Allah, böyle bir musibeti bir daha yaşatmasın) Irak’ta Türkmenlere karşı yapılmış katliamların en barbarcasıdır. Bilindiği gibi Osmanlı idaresinden sonra Irak’ta ve Özellikle de Kerkük’te Türkmenler biri 1924, diğeri de 1946 yılında olmak üzere iki katliama daha maruz kalmışlardır. 1990 yılında Altunköprü’de yaşayan Türkmenler de vahşi bir katliama maruz kaldılar ve onlarca tahsilli Türkmen genci şehit düştü. Bütün bu acımasız saldırılar, Türkmenlerin şan şeref dolu bir tarihe, eşi emsali görülmeyen bir medeniyete ve her döneme damgasını vurmuş sayısız kahramanlara sahip olmasına karşı bir kıskançlığın bir hazımsızlığın işareti olsa gerektir. Ancak Türkmenler, Allah’a şükürler olsun her kötü badireden sonra köklü kültürlerine, millî ananelerine ve yaşama şevklerine daha da bağlanmışlardır. Bütün şehitlerimizin ruhu şad olsun, mekânları cennet olsun. Bugün önce Allah’ın sonra da şehirlerimizin sayesinde Türkmenler ayakta durmaktadır.

  1. Irak’ın geçmişinde etnik unsurlar arasındaki ilişkiler nasıldı, bugünkü problemlerle dünkü durumu karşılaştırır mısınız?

Bu sorunun cevabına bir sınır koymak gerekirse, Türklerin İslam’la şereflendirildiği günle başlatmak gerekir. Bir defa Arap-Türk ilişkilerinin yoğunlaşması, Abbasî devletinin ikinci halifesi Ebu Cafer el-Mansur’un Bağdat’taki saray muhafızlarını Türklerden teşkil etmesiyle başlar. Bu halife bu önemli adımdan sonra bir de serpuş devrimi diye bir kılı kıyafet devrimini başlattı. Bu dönemde bütün devlet memurları bir genelge çerçevesinde sarıkları bırakıp başlık olarak Türk serpuşlarını takmaya başladılar. Bunu Türk kültürü adına önemli bir gelişme olarak kaydetmek gerekir. Abbasiler döneminde bu ve buna benzer hizmet ve uygulamalar hem halifeler hem de yüksek rütbeli Türk devlet adamları ve Türk kökenli saray hatunları tarafından hayatın her alanında devam etti. Dokuzuncu ve onuncu yüzyıllara gelindiğinde Bağdat artık bir Türk şehri hâline gelmişti. Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine gelindiğinde artık Bağdat ve Irak’ın birçok şehri Türk kültürünün merkezleri durumundaydı. Bu dönemlerde Irak’ta yaşayan etnik unsurlar (Araplar, Türkler, Kürtler, Gayr-i Müslimler) İslamın öğretileri ve kendi millî kültürleri ışığında kardeşçe hayatlarını sürdürüyorlardı. Ancak Birinci Cihan Harbi’nden sonra İngilizlerin Irak’ı işgali sonucunda Irak toplumunda bazı ayrışmalar ve siyasî sürtüşmeler görülmeye başladı. Bu biraz da, İngilizlerin belli bir etnik unsuru kayırıp diğerine de rakip veya düşman gözüyle bakmalarının sonucuydu. Ne yazık ki Türkmenlerin payına ikincisi düştü. Zira İngilizler, Irak Türkmenlerini doğal olarak Selçukluların ve Osmanlıların devamı olarak görüyorlardı. Demin bahsettiğimiz, Türkmenlere karşı yapılan katliamların da böyle bir siyasetin sonuçları olma ihtimali yüksektir. Son olarak şunu söylemek gerekir. Beş bin yıllık bir tarihin ve çok köklü bir medeniyet ve kültürün mirasçısı olan Irak Türkmenleri, İslam’ın öğretileri ve insana değer veren millî ananeleri ışığında Irak’taki her etnik unsura hoşgörülü davranmışlardır. Üstelik, onlar bugüne kadar Irak’ın bütünlüğünü savunmuşlar ve hâlâ savunmaktadırlar. Bu onurlu davranış ve tutumları karşılığında onların (Türkmenlerin) aynı olumlu davranışı ve muameleyi, eşitlik ve sosyal adalet ilkelerine bağlı kalarak Irak’taki diğer sosyal kitleler ve onların siyasî mercilerinden de bekleme hakları vardır.

  1. Irak Türklerinin tanıtımında bir tarihçi olarak sizce neler öne çıkmalıdır?

Aslında, Irak Türkmenleri sosyal ve kültürel yönden Anadolu’daki kuruluşlarımız tarafından sınırlı da olsa tanıtılmaktadır; ancak bu hizmet yeterli değildir. Örneğin, kısıtlı maddi desteklere rağmen İstanbul’daki İzzeddin Kerkük Vakfı, İstanbul, Ankara, Konya, İzmir, Antalya, Bursa ve diğer şehirlerde şubeleri bulunan Irak Türkmenleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği ve diğer siyasî, ekonomik ve sosyal kuruluşlarımız tarafından yararlı faaliyetler yürütülmektedir. Bu çalışmalara emek veren, vesile olan bütün hemşerilerimize teşekkür etmek gerekir. Bunun yanında ferdî olarak birçok aydınımız ve bilim adamımız da görev yaptıkları kurum, kuruluş ve çevrelerde bu hizmeti yani bilgilendirme faaliyetini gönüllü olarak yürütmektedir. Ancak Irak Türkmenlerini bütün yönleriyle dünyaya tanıtmak için oldukça büyük çabalara ve maddî kaynaklara ihtiyaç vardır. Bu da elbette ki Türkmenlerin canıgönülden bağlı oldukları ve canlarından fazla sevdikleri Türkiye Cumhuriyeti ve diğer bağımsız Türk Cumhuriyetlerinin ilgi, çaba ve katkılarıyla mümkündür. Son zamanlarda bu yönde de büyük bir gelişme olduğu görülmektedir. Önemine binaen bu sorunuzun devamını ve detayını maddeler hâlinde cevaplamak istiyorum.

  1. a) Çok geç dönemlere kadar ihmal edilen Irak Türkmenlerinin siyasî birikim ve haklı mücadelesinin uluslararası mahfillerde tanıtılması: Bunu özellikle bugün Irak’ta Türkmenleri temsil eden siyasî partiler ve sivil kuruluşlar zaman kaybetmen uygulamaya koymalıdırlar.

 

  1. b) Irak, Türkiye ve diğer ülkelerde yoğun olarak üniversitelerde hizmet veren Türkmen bilim adamı ve aydınlarının belli bir bilim ve kültür kurumu çatısı altında bir araya gelerek Türkmenlerin bugünü ve geleceği için fikir üretmeleri: Bu durum nispeten Irak’ta gerçekleşmiştir; ancak Türkiye’de eskiden bu yönde bazı çalışmalar oldu ama devamı gelmedi.
  1. c) Türkmenlerin en büyük eksikliklerinden biri, meslek seçerken sosyal bilimlere ve medya alanlarına yönelmemeleridir. Örneğin, çok az sayıda tarihçimiz, sosyoloğumuz, siyaset bilimcimiz, iktisatçımız, antropoloğumuz, coğrafyacımız, felsefecimiz, ve gazetecimiz bulunmaktadır. Bunları tabip ve mühendislerimizle karşılaştırdığımızda sadığımız sosyal dallar çok cılız kalmaktadır. Dolayısıyla da sosyal dal uzmanı bir Türkmen, Türkmenlerin tanıtımında on tane diğer meslekteki Türkmen’in yük ve sorumluluğunu taşımaktadır. Türkmenler kısa zaman zarfında bu işaret ettiğimiz dallara yönelmeli veya yönlendirilmelidir.
  1. d) Türkiye Cumhuriyeti’nin bir an önce Kıbrıs ve Filistin meselesi gibi Irak Türkmen meselesini de uluslararası mahfillere taşımasını sağlamak için çaba sarf etmek: Aslında bu mesele yani Musul-Kerkük meselesi veya bugünkü adıyla Irak Türkmenleri meselesi belirtilen diğer iki meseleden daha da hassas ve eski bir geçmişe sahiptir. Türkiye Cumhuriyeti yirminci yüzyılın ikinci yarısında Musul-Kerkük meselesini ihmal etmeseydi ve Irak Türkmenleri bugünkü Irak’ta diğer unsurlar gibi siyasî ve askerî bir güç olarak bulunmuş olsaydı, belki de bugünkü hazin tablo ortaya çıkmayacaktı veya en azından tahribatı bu boyutta olamayacaktı. Ayrıca anılan politika uygulanmış olsaydı, Türkiye, Irak Coğrafyasında İran kadar aktif bir ülke durumuna gelecek ve Türkmenler dışındaki herhangi bir yerel güçle iş birliği mecburiyetinde kalmayacaktı.
  1. Üniversitenizde Irak Türkleriyle ilgili ne gibi akademik çalışmalar ve faaliyetler yapılmaktadır?

Bu sorunuz beni çok memnun etti. Zira bu cevapla hem mensubu bulunduğum Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesinin tanıtımını hem de yedi yıldan beri bu âcizin Irak ve Orta Doğu Türkmenlerine yönelik yapmış olduğu faaliyetleri anlatma fırsatını yakalamış olacağız. Şunu baştan söylemem gerekir ki 34 yıllık meslek hayatımda çalışmış olduğum hiçbir üniversitede Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesindeki kadar rektörlerimizden ve diğer ilgililerimizden Türkmenlere yönelik ilgi, destek ve imkân görmedim. Son yedi yılda, aşağı yukarı iki yıldan beri faaliyet gösteren, benim de Yönetim Kurulu Üyesi olduğum, Müdürlüğünü fedakâr ve vefakâr öğrencim Yrd. Doç. Dr. Ahmet Altungök’ün yaptığı Oğuz Türkmen Araştırma ve Uygulama Merkezimiz bulunmaktadır. Merkez kurulmadan önce de Üniversitemizin katkı ve çabalarıyla “Irak Coğrafyasında Türk Varlığı ve Kültürü”, Orta Doğu’da Türkmenler (Irak, İran, Suriye)” adı altında iki Uluslararası Sempozyum düzenledik. Bunlardan birincisi kitap hâlinde, ikincisi de elektronik ortamda yayımlandı, ayrıca Değerli dostum Prof. Dr. Suphi Saatçi Beyefendi’nin çabalarıyla Atatürk Araştırma Merkezimiz tarafından kitap olarak da yayımlanmak üzeredir. Yine malumunuz olmak üzere bu âcizin önerisi ve Bilecik Üniversitesi ile Bilecik Belediyemizin katkılarıyla Bilecik’te Türkmenli Anıtı, Caddesi ve Parkı açılmıştır. Bunların dışında Şeyh Edebali Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü bünyesinde danışmanlığını üstlendiğim Irak Türkmenlerinin tarihi, medeniyeti ve kültürünü kapsayan ve “Büveyhîler Döneminde Bağdat’ta Sosyal Hayat”, “Yirminci Yüzyılda Kerkük ve Türkmenler”, “II. Dünya Savaşı’ndan Günümüze Kadar Suriye, Lübnan ve Filistin Türkmenleri” adını taşıyan üç doktora tezimiz devam etmektedir. Bunlardan iki tanesi bitmek üzere, diğeri de tezin yazılma safhasındadır. Burada bu âcizin her gün derslerinde, üniversite ve Bilecik şehrinin sosyal ve kültürel ortamlarında mutlaka Dünya Türklüğü ve Irak Türkmenleri hakkında anlattıklarını ve okumuş olduğu şiir ve hoyratlarını da eklemek gerekir.

  1. Irak’ın kuzeyindeki özerk Kürt yönetimi bölgedeki Türk eserlerine nasıl yaklaşmaktadır?

Bu konuda çok fazla bilgim yok. Zira daha önce de belirttiğim gibi 1976’dan beri Irak’a gitmedim. Kerkük, Erbil ve ilçelerini ziyaret edip gördükten sonra belki bir şeyler söylemek mümkündür. Ancak Uzun zamandan beri Irak’ta bir iç savaş hâli mevcuttur ve birçok eserimiz olumsuz yönde bundan nasibini almaktadır. Bunun için Musul’un son dönemdeki durumunu örnek verebiliriz. Elbette ki iç savaşlarda insanlık tarihinin her dönemine ait eserlerin yok edilmesi telafisi mümkün olmayan üzüntü verici bir durum.

  1. Saddam döneminde Irak’taki tarihçilik anlayışı nasıldı? O dönemde Türklere tarih kitaplarında ve tarih derslerinde nasıl yer veriliyordu?

Hepimizin malumudur ki diktatörlüklerde hayatın her alanına ve insanoğlunun büyük bir özveri ve fedakârlıkla geliştirdiği her bilim dalına ideolojik ve çıkarcı bir gözle bakılır. Dolayısıyla da o dönemde tarih eğitim ve öğretimi tamamen rejim güçlerine hizmet eden bir anlayışla yürütülüyordu. Bu durumu o dönemde Irak’ta neşredilen kitap, dergi, gazete ve diğer yayınlardan da anlamak mümkündür. Ortaokul ve Lise tarih kitaplarında Türklere yok denecek kadar az yer veriliyordu. Bilindiği gibi Türkler aşağı yukarı bin yıla yakın bir süre Irak’ta ve Orta Doğu’nun diğer ülkelerinde egemenlik kurmuşlardır. Bu uzun süre zarfında şan ve şerefle bu ülkeleri gözleri gibi korumuşlardır. Ancak bu onurlu hizmete rağmen Irak’taki tarih tedrisatında bırakın az yer verilmesi, Türkler karalayıcı bir üslupla anlatılmaktaydı. Örneğin üç yıllık Lise yıllarımızda okumuş olduğumuz tarih kitaplarımızda Büyük Osmanlı Devleti tarihi bir iki sayfalık bilgiyle geçiştirilmekteydi ve bu bilgilerde bu nezih ve onurlu dünya devleti bir sömürgeci devlet olarak tanıtılıyordu. Hatta hiç unutmam bize tarih dersini, Allah, ona rahmet eylesin Ali Abbas adında Türkmen kökenli vatanperver ve şuurlu bir öğretmenimiz anlatıyordu. Ders esnasında kitaptaki bilgileri naklederken “siz bu yazılanlara itibar etmeyin; ben size daha doğru olan bilgileri anlatayım” diye öğüt verir ve o bilgileri anlatmaya başlardı. Sanırım bu anım size o dönemdeki tarih tedrisatı hakkında bir fikir verebilmiştir.

  1. Kerkük Kalesinin yıkılmış olması bizden neleri götürdü?

Kerkük Kalesi, Irak’taki ve özellikle de Kerkük’teki en eski tarihimizin en önemli görsel simgesidir. Zaten bu önemine binaen de eski rejim tarafından hedef alınmıştır. Geçmişimizi simgeleyen her eserimizin yok edilmesi millî kültürümüz açısından büyük bir kayıp olarak addedilmelidir. Sümerlerden beri Eski Kerkük’ü temsil eden Kerkük Kalesi binlerce yıl bütün işgallere dayanmış ve günümüze kadar dimdik ayakta kalmıştır. Ne yazık ki modern dünyamızın medeniyet düşmanları tarafından yıkıma maruz kalmıştır. Malumunuz bu hazin olay bir Kerkük türküsünde şu manalı sözlerle dile getirilmiştir:

Yıktılar kalamızı, sürdüler balamızı

Daha can buğazdayken verdiler salamızı

  1. Sizce T.C. Başbakanlığına bağlı TİKA Irak’taki Türk eserleriyle yeterince ilgileniyor mu?

Bu konuda çok fazla bilgim yok ama birkaç cümle söylemem mümkündür sanırım. Eskiden, yani bu kuruluşun ilk dönemlerinde maddi imkânlar kısıtlıydı. Ancak günümüzde epeyce kaynak artırıldığı kanaatindeyim. Ayrıca son zamanlarda TİKA’nın İslam ve Türk Dünyasına yönelik hizmet ve sorumlulukları bir hayli artmış durumdadır. Bir de Türkiye dışındaki dış Türkler ve onların kültürel meseleleriyle ilgilenmek biraz da onların yaşadıkları ülkelerin yönetimlerinin anlayış ve karşılıklı dostluk ilişkileri ile orantılıdır. Irak ve Suriye Türkmenlerinin yaşadıkları coğrafyaların anılan yönden ve karmaşık siyasî yapıdan dolayı hem külfetli hem de sabır isteyen bir faaliyet gerektirmektedir. Ama bütün bu engel ve sıkıntılara rağmen Türkiye’nin diğer kurumları gibi (Kızılay, Diyanet İşleri, AFAD) TİKA’nın da büyük çaba harcadığına inanıyorum. Zaten bu gibi faaliyetler bu kuruluşlarımızın millî görevleri arasındadır.

  1. Sizin Kerkük’le ilgili çok hoyratınız var. Bunlardan birkaçını, özellikle Türkmenlerin geçmişine ışık tutanlardan birkaçını bize de okur musunuz?

Memnuniyetle okurum aziz hemşerim. Yalnız benim hoyratlarım yanında bir de lise çağlarımdan yazmış olduğum şiirlerim vardır. Lise son sınıfta Bağdat’ta yazdığım bir şiirim şöyledir:

Bir akşam dolaşırken Bağdat’ı adım adım

O şanlı Genç Osman’ın mezarına uğradım

Başucunda oturup için için ağladım

Dedim kalk uyan paşam çırpınıyor bu vatan

Dedim, haberin var mı ey Türk’ün gür narası?

Bayraksızdır Türklerin Kerkük, Kırım, Kafkas’ı

Dedi bir ibret size tarihin her safhası

Tarihi unuttunuz budur sizi ağlatan

Başka bir dörtlükte de millî kıskançlığımı şöyle dile getirmişim.

Bu da hayat mı yâ Rab geçmezse nur içinde

Acılarla baş başa dört yüksek sur içinde

Bir yığın insan ağlar hürriyet kıtlığından

Bir yığın insan ise yaşar huzur içinde

Son olarak Türkmen ve Kerkük kokan birkaç hoyratımı da özellikle güzelim Türkmeneli’mizdeki aziz okuyuculara armağan ederim.

Kerkük sen ne Kerkük’sün

Hem köklü hem büyüksün

Düşmanına bol nimet

Dostuna ağır yüksün

Yar attı

Bahçeden gül yar attı

Çok şükürler Allah’a

Meni Türkmen yarattı

Bilecikler

Kuş zağçın bile cikler

Şanlı Türkmen yurdudur

Kerkük’ler Bilecik’ler

Her Türk’te

Bir iman var her Türk’te

Ay yıldızlı bayrağı

Biz de astık Kerkük’te

Kümbetlere

Kuş konar kümbetlere

Binlerce selam olsun

Kerkük’e Kümbetler’e

 

Print Friendly, PDF & Email

ÜSKÜDAR’DAN KERKÜK’E FOLKLOR KÖPRÜLERİ

ÜSKÜDAR’DAN KERKÜK’E FOLKLOR KÖPRÜLERİ

Önder Saatçi

 Geçenlerde okuduğum Burhan Felek’in Hayal Belde Üsküdar adlı kitabı benim için yalnız bir hatıra kitabı olmadı. Gerçi eski İstanbul’u anlatan kitapları toplamayı ve okumayı âdet edinmişimdir; ama bugüne kadar İstanbul hakkında okuduğum bir kitabın beni ta Kerkük’e götürenine hiç rastlamamıştım.

Evet, Burhan Felek’in hatıralarının herkese söyleyecekleri var. Ama bana söyledikleri çok başka şeyler. Aslında, bunlara belki fısıldamalar demek daha doğru olur. Ne de olsa o, kendi doğduğu şehri, kendi çocukluk cennetini anlatıyor; ama onun kitabı beni Kerkük’e kadar kanatlandırıyor. Felek’in satırlarını okudukça kâh çocukluğumun Kerkük’ünde kâh büyüklerimin hatıralarında yaşayan Kerkük’te buluveriyorum kendimi.

Burhan Felek İstanbul’dan ziyade Üsküdar’ı önümüze seriyor.  Üsküdar’ın evlerini, sokaklarını, tekkelerini, çarşı pazarlarını, kahvehanelerini; sonra esnafını, belirgin ve silik şahsiyetlerini, kendi gençlik heveslerini ve maceralarını; hepsini bir bir avcunuza döküyor. Kendinizi âdeta bir girdabın içinde zaman yolculuğuna çıkmış gibi hissediyorsunuz. Felek bugünkü Üsküdar’dan pek farklı bir Üsküdar sunuyor sizlere. O, Üsküdar’ı, hafızasında bir kasaba, hatta bir şehir olarak yaşatmış ve bu pencereden bakarak yazmış hatıralarını. Haksız da değil. Ne de olsa eskiden Üsküdar’la İstanbul arasında koca bir boğaz vardı. Mümkün müydü o boğazı, şimdiki gibi istediğiniz üç köprüden birinden hemencecik geçivermek. İşte bu yüzden, Burhan Felek’in satırlarında Üsküdar’dan İstanbul’a bu bakışı bana hiç yabancı gelmiyor. Çünkü biz de Kerkük’teyken, oturduğumuz Tisin Mahallesi’nde, biri çarşıya gittiğinde Kerkük’e enip (Kerkük’e inmiş “gitmiş”) derdik.

Kitabı okurken İstanbul’un iki yakasının ayrı ayrı güzellikleri olduğunu; hatta İstanbul’un Anadolu yakasının manevi sahibinin Aziz Mahmut Hüdai, Rumeli’ninkinin ise Eyüp Sultan olduğunu öğreniyorsunuz. Bunları okurken benim de aklıma, Baba Gurgur, Danyal Peygamber, Ömer Menden gibi Kerkük’ün yatırları, ziyaretgâhları geliyor. Velhasıl Burhan Felek, çocukluğundan kemal yaşlarına kadar yaşadığı Üsküdar’a sizleri de götürüyor. Ama ben aynı anda hem Üsküdar’da hem Kerkük’te geziniyorum.

Burhan Felek kitabında, “mahalle”den bahsediyor. Mahallenin bir zamanlar hayatımızı şekillendiren, bize şahsiyet kazandıran bir müessese olduğundan. Kerkük’te de öyle değil miydi? Kerküklüler yeni tanıştıkları bir kişiye ilkin “Naxsı mahelle xaxısan?”[1] (Hangi mahalle halkındansın?) diye sormazlar mıydı? Sonra, şimdilerde yabancılaştığımız komşuluklarımızı hatırlatıyor Felek. Ben de çocukluğumdaki mahalle komşularımızı anıyorum, onu okudukça. İstediğimiz zaman evlerine girip çıktığımız, bazen evlerde bazen sokakta çocuklarıyla, neşe içinde oyunlar oynadığımız, hatta yeri geldiğinde annemin kardeşimi komşulardan birine emanet edip çarşıya gitmelerimizi hatırlıyorum. Hem bilir misiniz, ben bir keresinde komşularımızdan biriyle Kerkük’ten Türkiye’ye bile geldim. Şimdi kim kime çocuğunu emanet edebilir yolculukta?.. Zaten Kerkük’teki komşuluklardan doğmamış mıdır konşı aşı, bir evli kimin ol-, nene baba konşısı, gibi tabirler.

Burhan Felek’in hatıraları bizi İkinci Meşrutiyet (1908) yıllarının da ötesine götürüyor. Felek’in şahitliğiyle öğreniyoruz ki o devirlerde Üsküdarlılar mahallelerinde gezinirken, kahvehaneye veya bakkala giderken hep entariyle dolaşırlarmış. Bu giyim tarzı benim çocukluğumun Kerkük’ünde de aynen böyleydi. Bir farkla ki çocuklar Üsüküdar’ da sokakta koşup oynarken pantolon da giyerlermiş, Kerküklü çocuklarsa daha rahat koşabilmek için entarilerinin ucunu donlarının içine katarlardı. Burhan Felek bu şekilde giyinmenin Üsküdar Mutasarrıfınca Meşrutiyet’ten sonra yasaklandığını anlatıyor. Demek ki Batılılaşma rüzgârı önce İstanbul’a çok sonraları ise bizim diyara, Kerkük’ümüze uzanmış.

Burhan Felek Kazderesi, Doğancılar ve Bitli Kehtane semtlerinde bayram salıncakları, atlı karıncalar ve buna benzer bayram eğlencelerinden bahsediyor. Bir de eşekle bayram yerlerinden eve dönmelerinden. Ben de Kerkük’teki bayramlarımızı anıyorum bu vesileyle. Ceplerimizdeki çevirke (kuru yemiş) ve külçelerle (Kerkük usulü kurabiye) çerfeleğe (dönme dolap), dolamaya (atlı karınca), sallankuça (salıncak) binip havada uçma keyfini tattığımız ve bir çocuk mahşeri içinde doyasıya eğlendiğimiz bayramları gözlerimin önüne getiriyorum. Tabi biz eşeklerle eve dönmezdik ama Kerkük’teki Hayyam Sinemasının yanındaki arsada bayram günlerinde ata binenleri hiç unutmuyorum. Kim bilir belki o yaşlarda ata binecek durumda olmadığımdan ata binmek içimde bir hasretti. O yüzden, bayram yerinde ata binenler gözlerimin önünden hiç gitmiyor .

Peki, Kerküklü çocuklar kâğıtkuşu (uçurtma) uçururlar da Üsküdarlı kardeşleri uçurmazlar mı? Onlar da uçurtmaya mektup, fener göndermezler mi? İçlerinden çıkan bazı yaramazlar başkalarının uçurtmalarını kesip düşürmezler mi?..

Burhan Felek eskiden Üsküdarlıların yiyip içtiklerinden de bir iki kaşık tattırıyor size. Çocukken limonun başından kibrit çöpüyle bir delik açıp suyunu sıkıp sıkıp içmeyi yalnız Kerküklü çocuklar değil, Üsküdarlı kardeşleri de keşfetmiş. Felek bir de bazen bakkal dükkânlarının raflarında bazen Kerkük evlerinin perdelerinin üzerindeki panolarda mor kâğıtlar içinde gördüğümüz; hatta sünnet düğünümüze gelen ev sahibimizin bize hediye olarak getirdiği kelle şekerinden bahsediyor ki Kerkük’e has sandığımız pek çok eski âdetlerin, Üsküdarlıların da günlük hayatının bir parçası olduğunu öğrenerek dünyada yalnız yaşamadığınızı bir kere daha görüyorsunuz.

Daha neler neler bulacaksınız Burhan Felek’in Üsküdar’ında Kerkük’e ait, neler neler. Kerkük’ün çerşembe sürü (çarşamba eğlencesi)gibi kadınların bağ bahçe gezmeleri, geniş aile yuvalarındaki muhabbet, sofrada bir kaptan yemek yeme âdetimiz, evliya türbelerinden medet uman kadınlar, horoz dövüştürme, kış gecelerinde soba başında mısır patlatma, vs. vs.

Burhan Felek’in hatıraları eski zamanlarda kalan kendi hatıralarımızla yüzleştiriyor bizleri. Kerküklüler, Ustambıl’ın[2] bir yakasındaki Üsküdarlı kardeşlerinin de, dünden bugüne gelirken  kendilerinden apayrı bir macera yaşamadıklarını anlıyor kitabın satır aralarında.

                                                                                                              

               

               

 

               

 

 

[1] Cümledeki “x” harfi Kerkük ağzındaki hırıltılı h sesine karşılık gelir.

[2] Kerkük ağzında “İstanbul” bu şekilde telaffuz edilir.

Print Friendly, PDF & Email

TÜRK BAYRAĞINA HASRET COĞRAFYALAR

TÜRK BAYRAĞINA HASRET COĞRAFYALAR

Önder Saatçi

1969 veya 70 yılıdır. Kerkük’te “Türk Kültür Merkezi” açılmasına karar verilmiştir. Merkez Bağdat’taki Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçiliği bünyesindeki konsolosluğa bağlı olacak ve belli aralıklarla oraya Türkiye’den öğretmenler gönderilecektir.

Merkez için Kerkük’ün lüks semtlerinden birinde bahçeli, büyük bir ev kiralanır. Damına da Türk bayrağı dikilecektir. Bayrak için gönder yapılması icap etmektedir. Kerkük’ün meşhur demircilerinden Fahri Usta’ya bayrak direği ısmarlanır. Fahri Usta gönder için upuzun bir direk yapar, maksadı daha fazla para kazanmak değil, bayrağın her yerden görünür olmasıdır.

Bu bayrak hatırasını babamdan dinlemiştim. Babam kendi çocukluk ve gençlik yıllarında Kerkük’teki her bir evde Türk bayrağı bulunduğunu ve halkın, bir gün kendilerini kurtarmaya gelecek olan Türk ordusunu o bayraklarla karşılayacağını da anlatmıştı. Bu hülya içinde Kerküklü ünlü şair Nazım Refik Koçak da o yıllarda şu mısraları yazıyordu.

Yurdum Kerkük avulum Türk Başbuğum Kemal Paşa

Ben seninle öğünürüm al bayrağım bin yaşa

Al bayrağım seni yurttan koparanlar savanlar

Yok olsunlar yurdumuzdan bizi yer yer kovanlar

 

Sallandığın yüce damda gel gör nasıl yabancı

Bir paçavra bağlamışlar yağıların yalancı

Bayrağıdır bu kirli bez tutsak olduk biz buna

Kurtulmakçın bağlamışız belimizi hep sana

 (…)

Ne olurdu yüce Tanrım kavuştursan bir daha

Yumdurmadan gözlerimi çok sevdiğim bayrağa

(…)

Kerkük semalarından ay yıldızlı al bayrağın çekilişi de şu hazin manide ses bulur:

Kerkük’ün bu sarayı

Aceb noksandı(r) neyi?

Bayraġı asılıdı(r).

Hanı o yuldız ayı?

Irak Türkmenleri 1918’den sonra, Türk ordusunu bir daha Kerkük’te göremediler;  ama Kerkük Karması 60’lı yıllarda Türk Havagücü futbol takımını Türk bayrağıyla selamladı. Aşağıdaki fotoğraf bu maçtan önce çekilmiştir.

Print Friendly, PDF & Email

IRAK TÜRKMENLERİ ATA’SINI KAYBETTİ

IRAK TÜRKMENLERİ ATA’SINI KAYBETTİ

Önder Saatçi

Yirminci yüzyılın ilk çeyreğinde (1924) dünyaya gelen ve dolu dolu bir ömür yaşayan Ata Terzibaşı Hakk’ın rahmetine kavuştu. Gerek Irak’ta gerek Türkiye’de ve Azerbaycan’da ve hatta Türk dünyasında çok geniş bir kültür çevresi tarafından tanınan, sevilen ve takdir gören Terzibaşı bizlere büyük bir kültür mirası devrederek bu dünyadan ayrıldı. Terzibaşı, denebilir ki kalemiyle, Irak Türklüğüne can suyu verdi. Dil, folklor, edebiyat ve basın alanlarındaki eserleriyle Irak Türklüğünün ayaklı kütüphanesi oldu. O, Kerküklü araştırmacı Mahir Nakip’in ifadesiyle “Tek Kişilik Kerkük Araştırma Enstitüsü” idi.

Osmanlı’nın Irak’tan çekilmesinden kısa bir süre sonra dünyaya gelmiş olması âdeta Allah’ın bir lütfüdür. Yirminci yüzyıl boyunca varlığı reddedilen, en temel insani hakları budanan Irak Türklüğü onun eserleriyle varlık mücadelesini sürdürmüştür. Terzibaşı’nın derlemeciliği, araştırmacılığı, yazarlığı sayesinde Irak Türklüğünün kültür hazineleri kaybolmaktan kurtulmuştur. Irak Türklüğünü ayakta tutan en önemli dil mirası hoyratlar onun “Kerkük Hoyratları ve Manileri” kitabıyla kalıcı bir hazineye dönüşmüştür. Kerkük ağzından 1232 kelimenin TDK Derleme Sözlüğü’nde yer almış olması da onun Irak Türklüğüne kalıcı bir hizmetidir. Kerkük ve Erbil Şairleri Irak Türklüğünün medeni seviyesine şahitlik eden dev eserlerdir. Ata Terzibaşı bunları da bize yadigâr bırakmış oldu son yolculuğuna çıkmadan.

Ata Terzibaşı, silahsız mücadelenin bir sembolüydü. Fikrin ve kalemin gücüne bütün kalbiyle inanmıştı. O, hukukçu kimliğini yalnızca şahısların hizmetine sunmamış; aynı zamanda bütün bir Irak Türklüğünün savunucusu olmuştu. Onun ebedî davası Irak Türklüğünün bekası, duruşma salonları ise Kardaşlık, Beşir, Afak, Kerkük gibi dergi ve gazetelerdi.

Terzibaşı Irak’ta günden güne ağırlaşan hayat şartlarında hem ayakta kalabilmiş hem de eserleriyle çevresini aydınlatabilmişti. Yakın dostlarının pek çoğunun, Saddam’ın zindanlarında işkence gördüğü, can verdiği bir devirde o, kalemini bir gün olsun elinden bırakmadı. 35 yıllık Ba’s iktidarı döneminde, Irak’ta hayatın tabii bir parçası hâline gelen devlet terörü, onu Irak Türklüğünün kültür varlıklarını araştırmaktan bir an olsun alıkoymadı.

Terzibaşı bize bilimin, araştırmacılığın bir milletin varlık mücadelesindeki yerini anlatan canlı bir örnek oldu. Bilginin aydınlığının zulmün karanlıklarına er geç galebe çalacağını hayatıyla ortaya koydu. Cellatların insan mezbahasına çevirdiği bir dünyada milletlerin ancak ve ancak kültürüyle yaşayabileceğini gösterdi. Terzibaşı bize idealizmin, adanmışlığın ve çalışkanlığın da numunesi oldu. O, daima üreterek yaşadı ve bu hayat tarzını bize miras bıraktı. Hayatının son aylarına kadar yazmaya devam etti. En son eseri olan “Kerkük Ağzı Türkmanca  Sözlük” ün 3. cildini de yayınlayarak devamını getirmeyi bizlere bıraktı.

Irak Türklüğü Terzibaşı’nın eşsiz gayretleri sayesinde kendisini var eden dilini, edebiyatını, folklorunu zengin bir kütüphaneye kavuşturmuş bulunuyor. Dünya durdukça bu kütüphanenin kapıları hiç kapanmayacak, Terzibaşı’nın kitapları, makaleleri, araştırmaları, sözlükleri Irak Türklüğünü daha mutlu günlere taşıyacak.

Print Friendly, PDF & Email

“Tap-” Fiili ve Türevlerinin Türkiye Türkçesi, Irak Türkmen Ağızları ve Azerbaycan Sahasındaki Anlamlarının Karşılaştırılması

Tap” Fiili ve Türevlerinin Türkiye Türkçesi, Irak  Türkmen Ağızları ve Azerbaycan Sahasındaki Anlamlarının Karşılaştırılması

 Önder SAATÇİ*

 Özet:

 Türk dili çok uzun bir tarihe sahiptir. Bu zaman diliminde farklı coğrafyalarda farklı lehçeler hâlinde kullanılmıştır. Lehçeleşmenin mahiyetinin daha iyi anlaşılması için lehçeler arasındaki kelime hazinesinin anlam yönünden de incelenmesi gereklidir. Çünkü Türk lehçeleri arasındaki en önemli farklılıklar kelime hazinesinde ve belli kelimelere verilen farklı anlamlarda gözlenir. Türk dilindeki lehçeleşme bir taraftan dilin tabii gelişme sürecinin bir sonucu, diğer taraftan onun zenginleşmesini sağlayan etkendir. Dildeki zenginleşme yalnızca kelime hazinesinin niceliğiyle değil, aynı zamanda anlam çeşitliliği ile de ortaya çıkar. Bu makalede “tap-” fiil kökü ve onun bazı türevleri ele alınarak Azerbaycan, Irak Türkmenleri ve Türkiye sahalarında hangi anlam ayrıntılarıyla kullanıldığı araştırılmaya çalışılmıştır. Bu çalışmada kelimelerin farklı lehçelerde farklı anlam gelişmeleri gösterdiği, bunun, lehçeleşmenin tabii bir sonucu olduğu örneklerle gösterilmiş; bir kelimenin farklı lehçelerde farklı anlamlarla kullanılmasının, dilin canlılığının ve zenginliğinin göstergesi olduğu ortaya konmaya çalışılmıştır.

 Anahtar Kelimeler: lehçe, Irak, Türkmen, Azerbaycan, Türkçe, anlam

 Abstract:

 Turkish language has a lohg history. In this period of time Turkish has been used in different dialects in different geographies. Vocabularies amongst the dialects need to be evaluated in terms of meaning to understand better the complexion of dialectization. Because the most important differences amongst the Turkish dialects are observed in vocabulary and in different meanings given to certain words. Dialectization in Turkish language is a result both natural developing period of the language and a factor supplying its enrichment. Enrichment in language comes up not only quantity of vocabulary , but also meaning variety. In this article verb root of ‘tap’ and some of ıts derivations were examimed and in which meaning details they are used in the territory of Azerbaycan, Iraq (by Turkmens) and Turkey were tried to be researched. In this study, it is shown with the exemples that words show different meaning development in different dialects and it is the naturel result of dialectization. It was tried to exhibit that the usage of a word in different meaning in different dialects is the indicator of vigor and enrichment of language.

 Key Words: Dialect, Iraq, Turkman, Azerbaijan, Turkish, meaning

 

Giriş:

Bilinen yazılı geçmişi 1200 yılı aşan Türk dili dünya üzerinde geniş bir coğrafyaya yayılmıştır. Bu süreçte Türk milleti farklı medeniyet sahalarına girmiş, farklı devlet çatıları altında yaşamış ve pek çok sosyal, kültürel değişikliği hayatına geçirmiştir. Bu uzun tarih şeridinde Türk dili de gerek ses gerek şekil gerek anlam bakımlarından bir hayli değişikliğe uğramıştır. Bu değişimin en fazla gözlendiği alan ise şüphesiz anlamdır. Çünkü bir kelimeye verilen anlam veya anlamlar, kişilerin zihninde oluşup toplum tarafından da kabul gördüğünde hemen devreye girer; böylece kelimelerin anlam yükü kolaylıkla değişebilir.[1] Bu tür değişmelerin, Türk dilinin yayılmış olduğu alanlarda farklı seviyelerde olduğu dikkate alındığında ise bir dilin kelimelerinin farklı sahalarda farklı anlamlarla kullanılabileceği gerçeği ortaya çıkar.

Tap- fiilini bu makaleye konu etmemizin sebebi bu fiilin “bul-” fiiliyle birlikte, Çağatay ve Kıpçak Türk lehçeleri ile Oğuz grubu Türk lehçeleri arasında bir ölçüt kabul edilmesindendir. Gürer Gülsevin, Oğuz grubu dışında kalan Türk lehçelerindeki Oğuzca kelimeleri incelerken tap- fiiline de yer verir ve bu fiilin Oğuz grubu dışında kalan Türk lehçeleri için karakteristik olduğunu, Oğuz grubunda ise “bul-” fiilinin kullanıldığını söyler. Bununla birlikte Gülsevin, tap- fiilinin “bul-” anlamıyla Doğu Oğuz grubu da diyebileceğimiz Azerbaycan ve Türkmenistan Türkçelerinde de kullanıldığını bildirir.[2] Biz de buradan hareketle, bu yazıda tap- fiilinin ve türevlerinin birbirine yakın sayılabilecek Türkiye, Irak ve Azerbaycan coğrafyalarındaki anlam çeşitliliğini, ilişkilerini ve anlam değişmelerini incelemeye çalışacağız.

Tap-:

Irak Türkmenleri, Azerbaycan ve Güney Azerbaycan sahalarında sıklıkla kullanılan bu fiilin, “bul-” ekseninde pek çok anlamla kullanıldığını gözlemekteyiz. Tap- fiili Irak, Azerbaycan ve Güney Azerbaycan sahalarında tespit edebildiğimiz şu anlamlarla kullanılmaktadır:

Irak Türkmenleri:[3]

  1. Aradığına erişmek: Aḫtārı, bizi tapmaz.
  2. Elde etmek: Bı qerri ekmek yapar / Saġ soldan rızḳın tapar.
  3. İhtiyacı olanı temin etmek: Ḥatta bir çoban tapar/ Cānınnan olı bėzar.
  4. Eline geçirmek: Tülki bir ḳurtı tāptı / Eyyi bir ḥille yāptı.
  5. Bilmecenin cevabını bilmek: Bırda bir tapmaca var / Tapānın babāsı imam.
  6. Tedarik etmek: Ekmēgim tāpmışıydım / Onda bı hegbem doldı.
  7. Aklına gelmek: Herif bir ḥille tapar.
  8. Rast gelmek: Bir gün bir ḳozaġ tāptım.

Azerbaycan:

  1. Axtarış, aramaq nǝticǝsindǝ meydana çıxarmaq; itirdiyi vǝ ya bir yerdǝ unutduğu şeyi tǝzǝdǝn ǝldǝ etmǝk, özünǝ qaytarmaq; ǝldǝ etmǝk, ǝlǝ keçirmek; Xüsusi tǝdqiqat, araşdırma, axtarış nǝticǝsindǝ aşkara çıxarmaq, açmaq, keşf etmǝk; hesablayarak, fikirlǝşǝrǝk bir şeyin nǝticǝsini cavabını müǝyyǝn etmǝk.
  2. Çox axtararaq axırda ǝldǝ etmǝk, tapıb almaq.
  3. mec. Görmǝk, hiss etmǝk; mec. Birini hǝr hansı bir vǝziyyǝtdǝ, halda görmǝk; mec. ǝldǝ etmǝk, nail olmaq.
  4. Danışılan bir sözǝ ve s.- ye istehzalı münasibǝt bildirir.[4]

Güney Azerbaycan:[5]

  1. Aradığına erişmek: Senin qelemrövi hüsnünde bir dili-azad/ İnanmıram tapıla böyle dilpesend olalı.
  2. Elde etmek, sahip olmak: ‘Edl sizinle tapacaq can bu gün.
  3. Hedefine kavuşmak: Abad olub viranımız, Nurla dolub Iranımiz, Xoşbextliyin tapıb cemin, Oyan, körpe qızım, oyan!
  4. Kazanmak: Sefa tapıb haçan sözden?
  5. Ortaya koymak, icat etmek: Qoy menşurî Atlantik kimi milletler azadlığı esasını te’qib eden senedlerde bu cinayetleri teberre etmek üçün maddeler ve deliller tapıb göstersinler.
  6. Öğrenmek: Ne zaman ki, o işin müxbirini tapdım men Bir beş-on şahı verib onu men tez tapdadaram.

Türkiye Türkçesi sözlüklerinde ise kelimenin bu anlamına rastlanmamaktadır. Yalnız, Doğan Büyük Türkçe Sözlük’te iki tap- maddesinden birinin anlamının “bul-” olduğu gösterilmiş; fakat maddeye verilen tanık Ahmet Yesevi’den seçilmiştir.[6] Ötüken Türkçe Sözlük’te de fiilin bu anlamının ağızlara mahsus olduğu belirtilmiştir.[7] Derleme Sözlüğü’nde ise tap- fiilinin karşılıklarından birinin “bul-” olduğu kaydedilmiştir ve bu kelimenin Merzifon(Amasya), Kerkük göçmenleri(Trabzon), Çıldır, Iğdır(Kars), Kazan(Ağrı), Niğde, Çumra, Karaçay aşireti(Kadınhanı-Konya), Kerkük yörelerinde kullanıldığı belirtilmiştir.[8] A. Bican Ercilasun da Kars İli Ağızları çalışmasında, “bul-” anlamına gelen tap- fiilinin ve ondan türeyen tapbaca (bilmece) kelimesinin yöredeki Azeri ve Terekeme ağızlarına mahsus kelimeler olduğu bilgisini vermektedir.[9] Tuncer Gülensoy ise hazırlamış olduğu etimoloji sözlüğünde tapmaca[10]/ tammaca kelimesinin halk ağızlarına mahsus olduğunu, kelimenin Kerkük, Tellafer gibi yörelerde kullanıldığını belirtir.[11] Bütün bu sözlük verileri, fiilin bu anlamının (bul-) bugünkü Türkiye Türkçesi yazı dilinde bulunmadığını, arkaik bir özellik olduğunu göstermektedir. Diğer taraftan, Türkiye Türkçesinde bu anlam “bul-” fiiliyle karşılanmaktadır. Zaten, “bul-” Orhun Abideleri’nde dahi yer almış çok eski bir Oğuz Türkçesi unsurudur ve bugün Batı Oğuzca diye de tabir edilen Türkiye Türkçesi ile Gagavuz Türkçesinde yaşamaktadır. Doğu Oğuzcasında (Azerbaycan Türkçesi ve Türkmen Türkçesi) ise Oğuz grubu dışında kalan Türk lehçelerindeki gibi tap- fiili kullanılmaktadır.[12] Öte taraftan, Azerbaycan yazı dilinin sözlüğünde “bul” bir madde hâlinde yer almakla birlikte kelime eskimiş (köhne) kaydıyla verilmiştir.[13]

Tapıl- :

Fiilin bu türevinin, incelediğimiz sahaya ait sözlüklerdeki ve metinlerdeki karşılıkları şöyledir:

Irak Türkmenleri:

Tāpılmaġ: 

Bulunmak, peyda olmak: Ekmek yāpıldı, Ḥeyder tāpıldı.[14]

Bulunmak, hazır bulunmak: Men ne ḥalda yıġmışam. Sen de bes dögi tapıldıy menimçi.[15]

Azerbaycan:

Tapılmaq(tapılmaġ): “Tapmaq”dan meçhul(edilgen):

İten şey tapıldı.

Axtardığım adam tapıldı.

Meşǝdǝ azmış uşaqlar tapıldı.

Xesteliye qarşı yeni dǝrmanlar tapılmışdır.

Zengin neft yataqları tapılmıştır.

Mǝnim ayağıma ayaqqabı çetin tapılır.[16]

Güney Azerbaycan:

 Tapılma: Yoḫdan ele düşme, görünme, üze çıḫma, ele gelme, tapıntı.

Tapılmak: Göze görünmek, üze çıkmak, elde edilmek, ele gelmek, gelip çıḫmak.[17]

Tap- fiilinin edilgen şekli olan ve “bulun-” anlamıyla kullanılan tapıl- da en fazla Azerbaycan, Güney Azerbaycan ve Irak Türkmen sahalarında yaşayan bir fiildir. Bu fiilin üzerine getirilen -l- eki hem Azerbaycan[18] ve Güney Azerbaycan[19] sahalarında hem de Irak Türkmenleri[20] arasında fiile edilgenlik anlamı katar:

Yėmiyēnçin(yemeyen için) bir yen(yiyen) tāpılı(bulunur)(atasözü)(Kerkük)[21].

Aḫtardığım(aradığım) adam tapıldı(Azerbaycan).[22]

Tapulmuri(bulunmuyor)[23]

Ancak, her ne kadar Azerbaycan Türkçesinde edilgenlik için, -l- dışındaki ünsüzlerle biten ve son sesinde ünlü bulunan köklerden veya gövdelerden sonra -l- eki kullanılsa da[24] bu lehçede “arkeolojik buluntu” anlamına gelen tapıntı kelimesinde fiilden fiil yapma (edilgenlik) işlevine sahip olan -n- ekinin kullanıldığı görülmektedir.[25]

Irak Türkmenlerinde ise bazı fiiller hem -l- hem de -n- ile edilgen yapılabilmektedir. Araştırmamızda tap- fiilinin de bu özelliği gösterdiğini gözledik:

Tapmaca tap-ı-n-ınca.(atasözü)[26]

Ekmek yāp-ı-l-dı, Heyder tāp-ı-ldı.[27]/ Ekmek yāpı-n-dı, Ḥeyder tāp-ı-n-dı.(deyim)[28] (Bir iş veya yemek hazırlandı mı, birinin ansızın ortaya çıkması).

 Yukarıdaki deyimlerden ikincisinde yer alan tapıl-, alay yollu kullanılır. İstenmeyen bir kişinin, uygun olmayan zamanda ortaya çıkarak başkalarını, varlığıyla rahatsız etmesi anlamına gelir. Bu durumda, Irak Türkmenlerinde söz konusu fiilin “peyda ol-” ve “hazır bulun-” anlamı kazanarak anlam genişlemesine uğradığını söyleyebiliriz. Tapıl- Irak Türkmen ağızlarında, bu anlamlarıyla olumsuz bir duygu değeri de kazanmış olmaktadır.

 Irak Türkmenlerinden alınan yukarıdaki deyimlerden ikincisinde, her iki kanatta -l-  ekinin kullanıldığı varyantta, deyimin ikinci kanadındaki “tapıldı” şeklinin anlamca dönüşlü olduğu bilinmelidir. Bu varyanttaki tapıl- fiili, analoji yoluyla birinci kanattaki “yapıldı”ya benzetilerek -n- ile değil, -l- ile dönüşlü kılınmıştır; her iki kanatta da -n- ekinin kullanıldığı varyantta ise birinci kanattaki “yapındı” fiili, analoji yoluyla ikinci kanattaki “tapındı”ya benzetilerek, -l- eki yerine -n- ekiyle edilgen kılınmıştır, denebilir. Bununla birlikte, bu örnekte (yapındı) -n- ekinin tercih edilmesinde fiil gövdesiyle ek arasına giren bağlayıcı -ı- ünlüsünün de rolü olabilir. Zira, birçok Türk lehçesinde ünlüyle biten köklerden veya gövdelerden sonra edilgenlik anlamı -n- ile sağlanır.

Irak Türkmenlerinden derlenmiş şu atasözlerinde kullanılan edilgen fiillerde de -l- eki yerine            -n- eki kullanılmıştır:

Dėve de düşse dişi ḳır-ı-n-ı. (atasözü)[29](Deve bile düşse dişi kırılır.).

Ne şāşḳın ol bās-ı-n, ne tāşkın ol ās-ı-n. (atasözü)[30](Mahcup olacağın işler yapma, Aşırıya kaçıp başkalarının ihmaline uğrama.).

 Yukarıdaki atasözlerinden ilkinde dişin, bir dış etkenle kırılması gerçeği göz ardı edilerek fiilin kendiliğinden meydana geldiği algısı oluşmuş ve Türkiye Türkçesi ile Azerbaycan Türkçesinin aksine, bu atasözündeki “kır-” fiili -n- ekiyle edilgen kılınmış olabilir. İkincisindeyse “şaşkın” ve “taşkın” kelimelerinin sonundaki “n” seslerinin aliterasyonu ile edilgenliğin, -l- yerine -n- ile sağlanmış olduğu söylenebilir: bās-ı-n, ās-ı-n.  Bu örneklerde de yukarıdaki gibi, bağlayıcı -ı- ünlüsünün rolünden söz etmek mümkündür.

Fiilin (tapıl-) her üç sahadaki (Azerbaycan, Güney Azerbaycan ve Irak) anlamlarına bakıldığında ise Irak Türkmenlerinde kelimeye verilen “peyda ol-” yan anlamının Azerbaycan sahasında bulunmadığı görülmektedir. Yalnız, Güney Azerbaycan’da tapıntı kelimesinin anlamlarından birinin “birden ele gelen”[31] olduğu ve bu anlamın Irak Türkmenleri arasında tapıl- fiiline verilen “peyda ol-” yan anlamına oldukça yakın olduğu gözlenir.

Bugünkü Türkiye Türkçesi yazı dilindeyse fiilin bu anlamına (bulun-) rastlanmamaktadır. Bununla birlikte, Doğan Büyük Türkçe Sözlük’te de tapıl- fiiline “bulun-” anlamı verilmiş; fakat maddenin tanığı Fuzuli’den seçilmiştir.[32] Ötüken Türkçe Sözlük’teyse tapıl- fiili “bulun-” ve “ol-” anlamlarıyla kaydedilmiş; kelimenin, bu anlamlarıyla Orta Türkçe, eski Anadolu Türkçesi ve Osmanlı Türkçesinde kullanıldığı belirtilmiştir.[33] Görüldüğü üzere, fiilin bu anlamı (bulun-) Azerbaycan sahasında ve Irak Türkmenleri arasında daha yaygındır. Türkiye Türkçesi yazı dilindeyse gerek fiilin kökü gerek bu türevi (tapıl-) artık arkaik birer unsur durumundadır.

Tapın- :

Bilindiği gibi, tap- fiilinin bir de “ibadet etme” ekseninde anlamları vardır.[34] Söz konusu fiilin dönüşlü şekli de tapın- biçiminde olup Türkiye Türkçesi ve Azerbaycan Türkçesinde yaşamaktadır.  “İbadet et-” anlamına gelen tap- ve tapın- fiillerine, sahaya ait çeşitli sözlüklerde aşağıdaki anlamların verildiği gözlenmektedir:

Türkiye Türkçesi:

Tap-:

  1. İlah olarak tanınan varlığa karşı inancını ve bağlılığını belirli kurallar çerçevesinde göstermek.
  2. Tutku ile sevmek, bağlanmak.
  3. Birine çok değer vermek.[35

Tapın-:

  1. Hizmet etmek.
  2. Tapmak eylemini gerçekleştirmek; şükretmek; hürmet etmek; perestiş etmek.
  3. Allah’a ibadet etmek; kulluğun gereğini yerine getirmek; inanç ve bağlılığını göstermek için ibadet sayılan belli davranışlarda bulunmak.
  4. Tanrılara saygısını sergilemek.
  5. Bir kimseye karşı aşırı bağlılık göstermek; onu çılgınca sevmek. [36]

Azerbaycan:

Tapın-:

  1. Sǝcdǝ etmek, sitayiş etmek, ibadet etmek, perestiş etmek.
  2. Pǝrǝstiş dǝrǝcesinde sevmek, mǝftun olmaq.[37]

Güney Azerbaycan:

Tapın-:

Baş eğmek, özini borçlı sanıp ayağına düşmek.[38]

Bu sözlük verilerine göre, Türkiye Türkçesinde “ibadet etmek” anlamı fiilin hem kökü hem de türevinde yaşatılırken, Azerbaycan’da bu anlam yalnızca tapın- türevinde gözlenmektedir. Buna göre, tap- fiili Azerbaycan’da “ibadet etmek” anlamını yitirerek anlam daralmasına uğramıştır. Güney Azerbaycan’da ise tapın- fiili temel anlamından uzaklaşarak yalnızca mecaz anlamıyla yaşamaktadır ki bu da bir anlam daralması örneğidir. Irak Türkmenlerinde ise tap-, Azerbaycan’da olduğu gibi, ibadetle ilgili anlamını yitirerek bir anlam daralmasına uğramış, tapın- ise bu ağızlardan tamamen düşmüştür.  Türkiye Türkçesine gelince, anlam ekseni epeyce zengin olmasına rağmen, tapın- fiilinin kullanım alanı bugünkü Türkiye Türkçesinde epeyce daralmış; hatta, tapın- nerdeyse ölü bir kelime hâline gelmeye başlamıştır. Bunun ardında İslam dininin Arapçadan kaynaklanan terminolojisinin günlük dile etkisinin rolü olduğu söylenebilir. En başta, “ibadet, namaz, eda, kaza, vb.” aynı kavram alanına giren pek çok kelime günlük dilde sıklıkla kullanılarak tapın- fiilinin dilden düşme noktasına gelmesine sebep olmuştur, denebilir.

Tapınak:

Yalnızca Türkiye Türkçesinde gözlediğimiz tapınak kelimesi bugünkü sözlüklerimizden bazılarında aşağıdaki gibi karşılanmıştır:

TDK Türkçe Sözlük: İçinde ibadet edilen, tapınılan yapı, mabet, ibadethane, ibadetgâh.[39]

Ötüken Türkçe Sözlük: Tapınmak için yapılmış yapı, mabet, ibadethane.[40]

Doğan Büyük Türkçe Sözlük: Çok tanrılı dinlerde ibadet yeri, mabet.[41]

Dil Derneği Türkçe Sözlük: İçinde Tanrıya kulluk edilen, tapınılan yapı, mabet, ibadethane.[42]

Yukarıdaki sözlük verilerine bakıldığında, bunların içinde en ilgi çekici olanı Doğan Büyük Türkçe Sözlük’tekidir. Bu sözlüğe göre, tapınak çok tanrılı dinlerle ilgili mabetler için kullanılmaktadır. Bu anlamlandırmanın ardında kültürün etkisinin bulunduğu söylenebilir. Çünkü, Türkiye Türkçesinin yayıldığı alanlarda eski çağlardan beri Müslüman, Hristiyan ve Yahudiler bir arada yaşayagelmişlerdir. Türkler için Yahudiliğin ve Hristiyanlığın mabetlerinin adları yabancı kavramlar değildir. “Kilise”, “havra”, “sinagog” Türkçeye çok eskiden girmiş terimlerdir. Oysa, semavi dinler dışında kalan dinlerin mabet adları Türkiye Türkçesi konuşurları için yabancı kavramlardır. Bu yüzden, çok tanrılı dinlerin ibadethanelerinin Türkçede toplu hâlde kavramlaştırılması tabiidir. Yalnız, TDK Türkçe Sözlük’te tapınak maddesinin altında “Yahudi tapınağı” tamlaması verilmiş tir.[43] Bu tamlama kalıcı bir isim olmayıp diğer sözlüklerde de gösterilmemiştir. Bu yüzden, söz konusu tamlamayı bir leksik birim olarak kabul edemeyiz.

Kelimenin “mabet” anlamı dışında, Doğan Büyük Türkçe Sözlük’ün verdiği  “çok tanrılı dinlerin mabedi” anlamını da kazanması bir anlam genişlemesidir. Burada üzerinde durulması gereken bir husus da tapınak kelimesinin dil devrimi çalışmaları sırasında neolojizm (yenicilik) yoluyla dile ithal edildiğidir. Nitekim, bu kelimeye ilk kez 1935 tarihli Osmanlıcadan Türkçeye Cep Kılavuzu’nda rastlanmaktadır.[44] Karşılaştırdığımız diğer lehçelerde ise bu kelime bulunmamaktadır. Ancak bu kelimenin Doğan Büyük Türkçe Sözlük’teki anlamıyla kullanılması dile yerleştiğinin bir göstergesidir, denebilir.

 SONUÇ:

  1. Görüldüğü üzere, tap- fiil kökünün başlıca iki anlam ekseninden biri olan “ibadet et-” ile ilgili anlamlar Türkiye Türkçesinde yaşatılırken, “bul-” eksenindeki anlamlar Azerbaycan ve Irak Türkmen sahasında kullanılmaktadır.
  1. Türkiye’de tap- fiilinin “bul-” anlamıyla kullanıldığı alanlar daha çok Doğu Anadolu veya Kerkük göçmenlerinin bulunduğu Anadolu yöreleridir. Bu durum, Azerbaycan lehçe sahasının Doğu Anadolu’ya da uzandığının leksik bir göstergesidir.
  1. Azerbaycan, Güney Azerbaycan ve Irak Türkmen sahasında tap- fiilinin “bul-” anlam ekseninde pek çok yan anlamla kullanıldığı görülmektedir.
  1. Türkiye Türkçesinde “ibadet et-” anlamı hem tap- hem tapın- fiilleriyle karşılanmaktadır.
  1. Güney Azerbaycan sahasında tapın- fiilinin, mecazlaşarak “baş eğmek, özini borçlı sanıp ayağına düşmek” anlamı kazanması diğer sahalarda görülmeyen bir anlam gelişmesi arz etmektedir.
  1. Türkiye Türkçesi, Azerbaycan ve Güney Azerbaycan sahalarında edilgenlik anlamı her zaman -l- ekiyle sağlanırken, Irak Türkmen ağızlarında edilgenlik için bazı fiillerin köklerine hem -l- hem de –n- ekleri getirilebilmektedir.
  1. Irak Türkmenlerinde tapıl- yan anlam kazanarak “hazır bulun-” ve “peyda ol-” anlamlarıyla diğer sahalarda görülmeyen bir anlam gelişmesi arz etmektedir.
  1. Tapınak yalnızca Türkiye Türkçesinde kullanılmaktadır. Neolojizm (yenicilik) akımıyla dilde ikame edilmiş, daha ziyade çok tanrılı dinlerin mabetleri için kullanılan bir terim niteliği kazanarak zamanla dilde tutunmuştur.
  1. Birbirine yakın sahalarda belli bir kelimenin bu ölçüde farklı anlamlarla kullanılıyor olması dilin hem canlılığının hem de zenginliğinin bir göstergesidir.

Kısaltmalar:

a.g.e.: adı geçen eser

s.: sayfa

vd.: ve diğerleri

İşaretler:

Ā-ā   : uzun a

ē       : uzun e

ė       : kapalı e (e-i arası ses)

ġ       : art damak g’si     ﻍ

Ḥ- ḥ  : ha                       ﺡ

ḫ       : hırıltılı h             ﺥ

ḳ       : art damak k’si    ﻖ

Hatırlatma:

Makalede, transkripsiyon işaretleri yalnızca Irak Türkmenlerinden alınan metinlerde kullanılmış; Azerbaycan ve Güney Azerbaycan’dan alınan metinler ilgili kaynaklardaki alfabe ve işaretlerle iktibas edilmiştir.

Kaynaklar:

Bayatlı, H. Kemal; Irak Türkmen Türkçesi, TDK yayınları, Ankara 1996.

Çağbayır,Yaşar; Ötüken Türkçe Sözlük, Ötüken Neşriyat, İstanbul 2007.

(Daşkın), Ali Hüseyinzade; Ferheng-i Lugât-ı Türkî (Sözlük), İntişarat-ı Yaran, Tebriz 1371H.

Demirci, Kerim; Türkoloji İçin Dilbilim(genişletilmiş 2. baskı), Anı yayınları, Ankara 2014.

Doğan, D. Mehmet; Doğan Büyük Türkçe Sözlük(Genişletilmiş 23. basım), Yazar yayınları, Ankara 2011.

Dil Derneği, Türkçe Sözlük; Dil Derneği yayınları, Ankara 2005.

Ercilasun, A. Bican; Kars İli Ağızları (Ses Bilgisi), Gazi Üniversitesi yayınları, Ankara 1983.

Ercilasun, A. Bican (vd); Türk Lehçeleri Grameri, Akçağ yayınları Ankara 2012.

Eyüboğlu, İ. Zeki; Türkçe Kökler Sözlüğü, Remzi Kitabevi, İstanbul 1989.

Gülensoy, Tuncer; Türkiye Türkçesindeki Türkçe Sözcüklerin Köken Bilgisi Sözlüğü, (2 Cilt), TDK yayınları, Ankara 2007.

Gülsevin, Gürer; “Oğuzca Olmayan Türk Lehçelerindeki Oğuzca Unsurlar ve Bunlara Teorik Bir Yaklaşım”, Turkish Studies, C: 5, S: 1, Kış 2010, s. 57-76..

Hassan,Hussin Sahbaz; “Kerkük Ağzı”, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, yayımlanmamış doktora tezi, İstanbul, 1979.

Hürmüzlü, Habib; Irak Türkmen Türkçesi Sözlüğü (2. baskı), Kerkük 2013.

  1. Vahidoğlu, Yaşar, Türkiye Dışındaki Türk Edebiyatları Antolojisi, 5-6. Ciltler, T.C. Kültür Bakanlığı yayınları, Ankara 1997.

Nesimi Adına Dilçilik İnstitutu; Azǝrbaycan Dilinin İzahlı Lügǝti, (4 Cilt), Bakü 2006.

Nişanyan, Sevan; Sözlerin Soyağacı, Everest yayınları, İstanbul 2012.

Sarıkaya, Mahmut; “Güney Azerbaycan Türkçesi(Fonetik-Morfoloji-Sentaks)”, Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, yayınlanmamış Doktora tezi, Kayseri, 1998.

TDK; Türkiye’de Halk Ağzından Derleme Sözlüğü,(12 Cilt), TDK yayınları, Ankara 1978.

TDK; Türkçe Sözlük, TDK yayınları, Ankara 2011.

Terzibaşı; Ata, Kerkük Eskiler Sözü, Türkmen Kardaşlık Ocağı yayınları, Bağdat 1962.

Vasfî; İhsan S., Irak Türklerinde Deyimler ve Atasözleri (Genişletilmiş 2. baskı), Kerkük Vakfı yayınları, İstanbul 2001.

Zabit; Şakir Sabir, Irak Türkmenleri Ağzında Atalarsözü, Daru’l-Basri Matbaası, Bağdat 1961.

* Önder SAATÇİ, S. Demirel Üniversitesi, Türk Dili Okutmanı, kerkuklu7@hotmail.com

[1] Kerim Demirci, Türkoloji İçin Dilbilim (genişletilmiş 2. baskı), Anı yayınları, Ankara 2014, s. 198.

[2] Gürer Gülsevin, “Oğuzca Olmayan Türk Lehçelerindeki Oğuzca Unsurlar ve Bunlara Teorik Bir Yaklaşım”, Turkish Studies, Cilt: 5, Sayı: 1, Kış 2010, s. 57-68.

[3] H. Kemal Bayatlı, Irak Türkmen Türkçesi, TDK yayınları, Ankara 1996, s. 293. (Tap- fiilinin Irak Türkmenleri arasındaki anlamları, H. Kemal Bayatlı’nın Irak Türkmen Türkçesi çalışmasının dizin bölümünden yararlanılarak ortaya çıkarılmıştır.).

[4]  Nesimi Adına Dilcilik İnstitutu, Azǝrbaycan Dilinin İzahlı Lügǝti, 4. Cilt,  Bakü 2006, s. 266-267.

[5] Yaşar K. Vahidoğlu, Türkiye Dışındaki Türk Edebiyatları Antolojisi, 5-6. Ciltler, TC Kültür Bakanlığı yayınları, Ankara 1997, s. 371-385. (Tap- fiilinin Güney Azerbaycan Türkleri arasındaki anlamları bu eserde yer alan metinlerden yararlanılarak ortaya çıkarılmıştır.).

[6] D. Mehmet Doğan, Doğan Büyük Türkçe Sözlük(Genişletilmiş 23. basım), Yazar yayınları, Ankara 2011, s. 1636.

[7] Yaşar Çağbayır, Ötüken Türkçe Sözlük, Ötüken Neşriyat, İstanbul 2007, s. 4600.

[8] TDK, Türkiye’de Halk Ağzından Derleme Sözlüğü, TDK yayınları, Ankara 1978, s. 3828.

[9] A. Bican Ercilasun, Kars İli Ağızları(Ses Bilgisi), Gazi Üniversitesi yayınları, Ankara 1983, s. 383.

[10] Türkiye’de Halk Ağzından Derleme Sözlüğü’nde tapmaca  kelimesinin kullanıldığı belirtilen yöreler şunlardır: Göçmenler, Zellice(Sarıkamış), Kars, Van, Ahırlı(Ankara), Kerkük( Türkiye’de Halk Ağzından Derleme Sözlüğü, 10. Cilt, TDK yayınları, Ankara 1978, s. 3827).

[11] Tuncer Gülensoy, Türkiye Türkçesindeki Türkçe Sözcüklerin Köken Bilgisi Sözlüğü, 1. Cilt, TDK yayınları, Ankara 2007, s. 859.

[12] Gürer Gülsevin, a.g.m, s. 67-68.

[13] Nesimi Adına Dilçilik İnstitutu, a.g.e., 1. Cilt,  s. 358.

[14] Habib Hürmüzlü, Irak Türkmen Türkçesi Sözlüğü(2. baskı), Kerkük 2013, s. 292.

[15] Hussin Sahbaz Hassan, “Kerkük Ağzı”, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, yayımlanmamış doktora tezi, İstanbul, 1979, s. 75, 378.

[16] Nesimi Adına Dilçilik İnstitutu, a.g.e., 4. Cilt,  s. 266.

[17] Ali Hüseyinzade (Daşkın), Ferheng-i Lugât-ı Türkî (Sözlük), İntişarat-ı Yaran, Tebriz 1371H.

[18] A. Bican Ercilasun vd., Türk Lehçeleri Grameri, Akçağ yayınları Ankara 2012, s. 192.

[19] Mahmut Sarıkaya, “Güney Azerbaycan Türkçesi(Fonetik-Morfoloji-Sentaks)”, Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, yayınlanmamış Doktora tezi, Kayseri, 1998, s. 204-205.

[20] H. Kemal Bayatlı, a.g.e., s. 384.

[21] Ata Terzibaşı, Kerkük Eskiler Sözü, Türkmen Kardaşlık Ocağı yayınları, Bağdat 1962, s. 125.

[22] Nesimi Adına Dilçilik İnstitutu, a.g.e., 4. Cilt,  s. 266.

[23] Mahmut Sarıkaya, a.g.e., s. 205.

[24] Mahmut Sarıkaya, a.g.e., s. 205; A. Bican Ercilasun(vd), a.g.e., s. 192.

[25] Nesimi Adına Dilçilik İnstitutu, a.g.e., 4. Cilt, s. 266.

[26] Şakir Sabir Zabit, Irak Türkmenleri Ağzında Atalarsözü, Daru’l-Basri Matbaası, Bağdat 1961 , s. 89.

[27] Şakir Sabir Zabit,  a.g.e., s. 13; Ata Terzibaşı, a.g.e., s. 21; İhsan S. Vasfî, Irak Türklerinde Deyimler ve Atasözleri (Genişletilmiş 2. baskı), Kerkük Vakfı yayınları, İstanbul 2001, s. 87.

[28] H. Kemal Bayatlı, a.g.e., s. 104.

[29] Şakir Sabir Zabit, a.g.e., s. 49.

[30] Şakir Sabir Zabit, a.g.e., s. 79.

[31] Ali Hüseyinzade (Daşkın), a.g.e., s. 199.

[32] D. Mehmet Doğan, a.g.e., s.1635.

[33] Yaşar Çağbayır, a.g.e., s. 4589.

[34] İ. Zeki Eyüboğlu, Türkçe Kökler Sözlüğü, Remzi Kitabevi, İstanbul 1989, s. 139; Tuncer Gülensoy, a.g.e., s. 858.

[35]. TDK, Türkçe Sözlük, TDK yayınları, Ankara 2011,  s. 2266.

[36] Yaşar Çağbayır, a.g.e., s. 4590.

[37] Nesimi Adına Dilçilik Enstitüsü, a.g.e., 4. Cilt,  s. 266.

[38] Ali Hüseyinzade (Daşkın), a.g.e., s. 199-200.

[39] TDK, a.g.e., s. 2266.

[40] Yaşar Çağbayır, a.g.e., s. 4589.

[41] D. Mehmet Doğan, a.g.e., s. 1635.

[42] Dil Derneği, Türkçe Sözlük, Dil Derneği yayınları, Ankara 2005, s. 1833.

[43] TDK, a.g.e., s. 2266.

[44] Sevan Nişanyan, Sözlerin Soyağacı, Everest yayınları, İstanbul 2012, s. 604.

Print Friendly, PDF & Email