Türkiye Yazarlar Birliği’nin Bulut Karaçorlu Sehend Büyük Ödülünü Kazanan Kerküklü Şair Mehmet Ömer Kazancı ile Röportaj:

Türkiye Yazarlar Birliği’nin Bulut Karaçorlu Sehend Büyük Ödülünü Kazanan Kerküklü Şair Mehmet Ömer Kazancı ile Röportaj:

Davamızı İlgilendiren Şiirler Yazdım Sloganlar Atmadım

Röp:  Mehmet Kurtoğlu (TYB)

Türkiye Yazarlar Birliği’nin 13-16 Kasım tarihleri arasında Edirne- Gümülcine ve Kıracaali’de düzenlediği Türkçenin 13. Uluslararası Şiir Şöleni’nde üç büyük ödülden biri Bulut Karaçorlu Sehend adına verildi. Bu ödüle Kerküklü şair M. Ömer Kazancı layık görüldü. Kazancı ile yaptığımız röportaj…  

– Iraklı Türkmen bir şair olarak Sehend ödülünü aldınız. Edebiyatın içinde olanlar sizi elbette tanıyor ama Türk okuyucu için kendinizi tanıtır mısınız?

Soruların en zoru ile başladınız, bir insanın kendisini tanıtması, uzun bir hayat serüvenini iki cümleye sığması işin en zoru olsa gerek. Neyse, 1952’te Kerkük’te dünyaya geldiğimi söyler büyüklerim. İlk tahsillerimi Kerkük okullarında bitirdikten sonra, Bağdat Üniversitesinin Ziraat Fakültesine alındım. Buradan mezun olunca yüksek lisansımı ve doktoramı yaptım. Bir ara Süleymaniye ve Erbil üniversitelerinde çalıştım, daha sonra Bağdat üniversitesine atandım. 37 yıl öğretim üyesi olarak hizmet verdikten sonra, 2017 yılında profesör derecesiyle emekliye ayrıldım. Kendi bilimsel alanımda, onlarca mastar ve doktora öğrencilerine danışmanlık etmekle birlikte 50’nin üzerinde yaptığım araştırmalar dünyaca tanınan bilimsel dergilerde yayımlandı. 6 patente sahibim.  Irak üniversitelerinde okutulan iki ders kitabı telif etmiş bulunuyor ve diğer iki kitapta da katkım olmuştur. Edebiyat alanında günümüze kadar çıkarmış olduğum kitapların sayısı 24 kitaptır. Bunlar arasında şiir, hikâye, edebiyat tarihi, deneme, eleştiri ile ilgili kitaplar bulunmaktadır. Türk dünyası genelinde onlarca etkinliklere katıldım. Buralarda yayımlanan dergilerde Irak Türkmenlerinin edebiyatı ile ilgili onlarca yazı ve araştırmalarım yayımlandı. Avrasya Yazarlar Birliği tarafından her yıl düzenlenen Kaşgarlı Mahmut yarışmasının daimi jüri komitesindeyim. Bunlar şimdilik hatırıma gelenler… Kısa da olsa faydalı olduğunu düşünüyorum…

-Şiir yanında edebiyatın diğer alanlarında deneme, biyografi, inceleme, araştırma ve hikâye dallarında da eserleriniz bulunmaktadır. Edebiyat hayatının içinde olan biri olarak bu sanat dalları içinde kendinizi nerede konumlandırıyorsunuz?

Bütün bu sanat dallarının, her birinin kendine özgü özellikleri olsa da, birbirini bütünleyen dallar olduğuna inanıyorum. Neticede, hepsi bu veya şu konuda düşünce ve duygularımızı ifade etmek için kullandığımız vesilelerdir. Hiçbir edebiyatçı tek şiir yazmak ile yetinmemiştir. Hiçbir hikâyeci, duyurmak istediği mesajlarını, tek yazmış olduğu hikâyeler üzerinden duyurmamıştır. Kimi konular için bu tür, kimleri için öteki bir türün daha uygun olduğunu hepimiz bilmekteyiz. Ve bu bilincin doğrultusunda hareket etmekteyiz. Kaldı ki, her yazarın merak alanı ayrıdır. Şiir sevgisi ağır basan yazarların ortaya koydukları eserlerin çoğunluğunu şiir kitapları oluşturur. Bizde,  Irak Türkmenlerinde yazı yazmaktan hedef, şu veya bu dalda, adımıza kalıcılık kazandırmak değildir, edebiyatımızı, kültürümüzü zenginleştirmektir ve dolaysıyla kimliğimizi, varlığımızı ortaya koyarak, “biz de burada varız” gerçeğini, yaşadığımız coğrafyada bulunan etnik gruplara inandırmaklar. Bu yüzden edebiyatımızın neresinde bir boşluk varsa, o boşluğu, kalemimizin yettiği kadarınca doldurmaya gayret etmekteyiz. Şiir, hikâye, araştırma, deneme, biyografi türleri hepimizin çalışmalarında vardır. Buna karşın, hepimizin şiire verdiğimiz önem diğeri türlere verdiğimiz önemin çok üstündedir. Bunun değişik nedenleri vardır. Ancak Türkmen edebiyatının en büyük eksikliği eleştiridedir. Eleştiri olmadığı için, yani eserlerimizi bilimsel yöntemlerle değerlendiren birileri olmadığı için, kendimizi bütün bu dallarda görmekte ve bütün bu alanlarda başarılı olduğumuzu zannetmekteyiz. Türkiye’deki edebiyatçılardan farkımız bu.

Şiire nasıl başladınız, şiir serüveniniz anlatır mısınız?

Şiire nasıl ne zaman başladığımı net olarak hatırlamıyorum. Çünkü kendimi tanıdım tanıyalı, bu işin içinde buldum kendimi. Irak Türkmenleri yedisinden tutun yetmişine kadar şairdir. Kendi dillerinde yıllar yılı, net olarak 1918’den, yani Osmanlı devletinin bizim topraklardan elini eteğini çektiği tarihten 2003’e kadar, kendi dillerinde eğitim görmeyen, kendi dillerini caddelerde, sokaklarda, işyerlerinde konuşmaktan, hatta kendi dillerinde sevgililerine aşk mektupları yazmaktan yasak edilen bir topluluğun topyekûn, yedisinden yetmişine kadar tüm evlatları, nasıl şair olabilir diye bir soru aklınızdan geçebilir. Aslında Irak Türkmenlerinin öteden beri inanmış oldukları bir gerçek verdir. Hep bu gerçeğin doğrultunda yürümüşlerdir. Dil yoksa kimlik yoktur. Dolayısıyla her neden taviz vermişlerse, dillerinden taviz vermemişlerdir. Dillerine sımsıkı sarılmışlardır. Dilimizin özellikleri, güzellikleri ve incelikleri de bu yönde kendilerine yardımcı olmuştur. Bu güzellik ve incelikleri en basit fakat en anlamlı bir şekilde ortaya koyan şüphesiz ki, şiirdir. Şiir ayrıca kısa cümlelerle yazılan bir türdür. Kendi dillerinde eğitim görmeyenler için, uzun cümleler kurmak zor olduğundan, Irak Türkmenleri şiiri diğer türlere tercih etmiş ve etmektedir. Zamanla şiir bütün geleneklerimizde yerleşmiştir. Her münasebetimizde şiir vardır. Böylesi bir ortamda yetişen her hangi bir insan, önceden kulaktan duyduklarının etkisiyle, daha sonra kendini geliştirerek, ister istemez şair olacak. Kendini geliştirerek dedim. Bizim kuşak, hiç birimiz kendi dilimizde eğitim göremedik. Bir hocadan edebiyat ile ilgili ders alamadı kitaplara kapanarak, kendini yetiştirdi…

Demek istediğim, şair olmak için bizde koşullar daha önceden mevcut, zemin daha önceden hazır. Ortada bir öz himmet adı verebileceğimiz bir çalışma meselesi kalır. Bunu da eskiden kendi şairlerimize ait kitaplar veya Türkiye’den elimize gizli olarak, koltuk altından geçirilerek gelen kitaplar yoluyla sağlamakta idik. Şimdi ise durum farklı, sınırlar havadan (internet yoluyla) ve karadan açık. Her şeye artık ulaşmak mümkün…

-Bugün genel anlamda Irak özelde Kerkük ve Musul’daki edebiyat ortamı hakkında bilgi verir misiniz? Türk şiiri burada takip ediliyor mu?

Eskiden, yani 2003’den önceki tarihlerde Irak’ta Türkçe olarak, aylık bir dergi, Kardeşlik dergisi ve halfalık olarak bir gazete, Yurt gazetesi çıkarılmaktaydı. Dergiyi, Türkmenler 1960 yılda kurdukları Türkmen Kardeşlik Ocağı yayınlamakta oysa gazeteyi devlet üstenmiş bulunuyordu. Bu iki yayın organı dışında şair ve yazarlara ürünlerini yayınlamak için başka imkânlar yoktu. Ayrıca basmak istediğimiz kitapların devlet tarafından yapılan sıkı bir sansürden geçmesi lazımdı. Her defasında da kitaplar, çok anlamsız nedenlerden dolayı ret edilir ve basılmasına izin verilmezdi. Bugünkü durum başka, bir dört dergi yanında birkaç gazetemiz düzenli olarak yayınlanmakta ve yaklaşık haftada bir kitabımız çıkarılmaktadır. Ayrıca biri devlete ait öbürü özel olan Türkçe yayın yapan iki TV kanalımız vardır. Bunlarda da sürekli olarak edebiyat ile ilgili programlar sunulmaktadır. Üstelik bunun üstüne 2003’den açılarak Türkçe eğitim veren okullarımızdan mezun olan öğrencilerimizin bir kısmı Türkiye’de yüksek lisan ve doktoralarını edebiyatımızın değişik dallarında tamamladılar. Yani bugün ortada tam anlamıyla yetişmiş bir edebiyat kadrosu bulunmakta ve edebiyatımıza canlılık getirmeye çalışmaktadır. Özetle söylemek gerekirse, Türkmen edebiyatı en parlak günlerini yaşamaktadır. Irak Türkmenleri edebiyatımızı yaymak ve yaygınlaştırmak konusunda yalnız bu kadarıyla yetinmemektedir, Türk dünyasından da görkemli edebiyat örneklerini ayrıca, Arapçaya çevirerek Arap ülkelerinde çıkarılan muteber dergilerde yayınlamaktadırlar. Türkçeye bu gün, özellikle Irak içerisinde büyük bir rağbet vardır. Hatta bazı anne okullarda bile Türkçe bir yabancı dil olarak okutulmaktadır. Türkiye’nin son zamanlarda, gerek siyaset, gerek seyahat, gerekse de mimar ve kültürel alanlarda sağlamış olduğu başarılarından dolay, burada bir örnek ülke olarak gösterilmekte ve edebiyat da içerisinde olmak üzere, her bakımdan takip edilmektedir.

-Her şairin kendine has anlayışı vardır. Bu bağlamda şiirinizi ve poetikanızı öğrenebilir miyiz?

Sanatsal açıdan şiiri bütün edebiyat türlerinin üstünde görmekteyim. Şiir bir dil sanadır. Şiir dildir, dil değilse nedir. Her kesin şair olabileceğine inanmakla birlikte, şiir adına yazılan her eserin şiir olarak kabul edilmesini doğru göremiyorum. Yalnız şiirdeki unsurları göz önünde tutarak şiir yazanlar, fazla bir şey yapamıyorlar. Kelimeleri, mekanik bir şekilde, bilenen kalıplara döküp duruyorlar. Herkesin yapabileceği bir iş… Şiir, taşıdığı fikir, içerdiği mesaj ile şiirdir. Şair de başkalarının söylemek istedikleri, fakat söyleyemediklerini söyleyebilen kişidir. Yani o fikirler ile bu mesajları en güzel ifade tarzıyla anlatanlardır. Her toplumun kendine özgü dertleri, sıkıntıları, sevinçleri ve sevinç duyguları olduğu gibi, bütün insanlığı birden ilgilendiren sorunlar da vardır. Bunların hepsi şiire konu olabiliyor. Fakat özgü bir anlatım, yani özlü, özetli, derli toplu, yani yoğun ve alışılmışın dışında bir üslup ile anlatılanlar şiir sayılıyor ve o şiire kalıcılık niteliği kazandırıyor. Şiirlerimi her zaman bu anlayış doğrultunda yazmaya çalıştım ve çalışıyorum. Kimden etkilenerek bu anlayışa vardım… Ebetteki bütün şiirlerini okuyup beğendiğim şairlerden. İnsan biyoloji açıdan, tek bir baba ve tek bir annenin evladır, oysa kültürel açıdan, bütün eserlerini okuduğu yazar ve şairlere borçludur. Bunu inkâr etmek nankörlüktür.

-Şiir yanında bir de ilim adamı kimliğiniz bulunuyor. Akademi ile sanatı birlikte yürütüyorsunuz. Bu zor olmuyor mu?

Zor olduğunu hiçbir zaman hissetmedim. Ne zaman birinden bıktımsa veya birinde yoruldumsa, öbürüne geçtim. Demek istediğim biri diğeri için mola verme veya nefes alma süreci gibi oldu benim için. Bilim ile sanat ne kadar farklı çalışmalar olsa da, neticede her bilim adamının sanata ve her sanat adamının bilime ihtiyacı vardır. Bu iki değişik gibi görünen dalların bir insanda bağdaşması, o insanın karakterini güçlendirir. Düşünüş tarzını farklı kılar. Tahayyül etme kabiliyetini artırır. Bunu her zaman kendimde böyle hissettim. İkisini de ayni düzeyde sevdim, paralel olarak yürüttüm. Zamanını iyi kullanan her insan bunu yapabilir. Edebiyat tarihimize dönerseniz, edebiyat alanında her hangi bir diplomaya sahip olmayanlar, bir onlar kadar, yani diploması olanlar kadar başarılı olduklarını göreceksiniz. Şiir merak iş, tutku işidir. Seveniyle her yerde vardır. İş yerinde, çalışma yerinde. Dolayısıyla şiir her yerde yazılabilir. Evde, kahvede,  atölyede, lâboratuarda, gemide, ocakta ….   Yeter ki, konu kendini ele versin ve ilk kıvılcım, ilk mısra çakıversin. Gerisi kolay.

-Şiirinizi herhangi bir anlayışı dâhil ediyor musunuz? Bir şair olarak kendinizi bağlı hissettiğiniz bir şiir ekolü var mıdır?

Bir Irak Türkmen şairi olarak şiiri her yanıyla her yönüyle sevdim. Ancak yaşadığımız ülkede maruz kaldığımız haksızlıklar yüzünden, en fazla bizi, davamızı ilgilendiren şiirler yazmayı tercih ettim. Bu tercihi hiçbir zaman, şu ve bu şairi taklit ederek yapmadım. Şiirlerimde sloganlar atmadım. Konuları, dozu kaçmış heyecanlarla işlemedim.  Duyguları kurcalamaktan çok kafalara, vicdanlara hitap ettim. Çoğu zaman da bunu, aşk gibi, sevda gibi, yalnızlık ve kimsesizlik gibi insanî kalıplar içerisinde vermeye çalıştım, dile, üsluba, ifade tarzına önem vermeyi gözden kaçırmadan. Şiirlerim, bu özellikleriyle hangi ekole dâhil olduğumu bilmiyorum. Keşke birileri, bir araştırıcı, bir eleştirici çıkıp bildirse…

-Yazarlar Birliğinin Edirne’de yapmış olduğu ‘Türkçe’nin Uluslararası 13. Şiir Şöleni’nde Sehend ödülünü aldınız. Bu konuda neler söylersiniz?

Şölene davetiyemi alırken, gideyim mi, gitmeyeyim mi diye uzun bir tereddüt bir kararsızlık geçirdim. Ülkemizde yaşanan istikrarsızlık, karışıklık ve kargaşalar, bunun başlıca sebebiydi.  Son olarak gelmeye karar verdim. Şiir okumak için değil, dünyanın her yerinden gelen, güzel Türkçemizin şairleriyle bir araya gelmek, görüşmek, fikir alışverişinde bulunmak için. Zaten bu gibi şölenlerden hedef şiir okumak değildir. Şiir bir bahane, hedef Türk dünyasını ortak değerler etrafında toplamaktır. Hedef Türk dünyasını tek bir harita içerinde görmek için zemin hazırlamaktır. Bütün katılımcıları, bunun algısı ve idraki içerisindedir gördüm. TYB bu bakımdan büyük çalışmalara, tarihi çalışmalara imza atmaktadır. Bunun asıl sonucunun yıllar sonra ortaya çıkacağını düşünüyor ve ortaya çıkınca da, her kes dönüp bu şölenlerde emeği geçenleri minnetle hatırlayacağına, tekrar ve tekrardan teşekkürlerini bildireceğine inanıyorum.

Ödül benim için sürpriz oldu, ama güzel bir sürpriz. Şahsıma verilse de, aldığım sırada, bütün Irak Türkmenlerine verilmiş gibi bir duygu yaşadım. Ülkeye dönerken, bütün edebiyatçılarımızın aynı duyguyu yaşamakta oldukları gördüm. TYB bu ödül ile yalnız beni değil, yıllar yılı, dilleri, edebiyatları, kültürleri, varlıkları uğrunda mücadele veren ve kalemleri ile silahların yapamadığını yapabilin bir Türk topluluğunu sevindirmiş oldu.

-Bu ödülü almadan önce Sehend hakkında bir bilginiz var mıydı? Onun şiiriyle kendi şiiriniz arasında bir değerlendirme yapar mısınız?

Demesi ayıp olmaz sanırım. Sehend’in adını ilk olarak Türkçemizin Şiir Şöleninde duydum. Orada hakkında edindiğim basit bilgilere, daha sonra internet üzerinden eklediğim bilgilerden büyük bir değer olduğunu öğrendim. Büyüklüğü yalız usta bir şair olmasından değil yalnız, milleti uğrunda vermiş olduğu ciddi mücadele ve sonsuz emekten de ileri gelmektedir. Geç tanıdığım için üzgünüm. Yanı başımızdaki bir coğrafyada yaşayan bu gibi değerlerimizden haberiz olmamızın nedenleri birden çoktur. Siyasi nedenler bunun başında gelir. İki ülkeye de dikta rejimler egemendi bir ara. Türk topluluklarına nefes almaya bile izin vermemekteydiler. Bu nedenlerin bir kısmı günümüze kadar devam etmektedir. Ortadan kaldırılmasının zamanı gelmiştir diye düşünüyorum. Zorlamalıyız. Karşı çıkmalıyız.  Bu görevin büyük bir payı, milletin aydın insanları üzerine düşmektedir.

Sehend’in şiirlerinden okuduğum örneklere dayanarak, benim şiirlerim ile teknik ve dil bakımından hayli farklar gösterse de, içerik bakımından benzerliklerinin az olmadığı söyleyebilirim.

-Türkiye Yazarlar Birliği’nin iki yılda bir yapmış olduğu ‘Türkçe’nin Uluslararası Şiir Şöleni’ hakkında neler söylersiniz?

Türkçemizin Uluslararası Şöleni, mükemmel şölendir her bakımdan. Organize edenlerin gösterdiği çabalar hakikaten takdire şayandır. Türk dünyasının yegâne şiir şöleni olması, başka bir değer kazandırıyor bu şölene. Türk dünyasının gönül insanlarını bir araya getiriyor. Tanıştırıyor, tanıtıyor. Ortak dertleri masaya yatırıyor. Çözüm yollarını aramak için düşünce alışveriş fırsatı sağlıyor. Türkçemizin renkli şivelerinin söz varlığındaki zenginliğini ortaya koyuyor. Ortak bir dilin oluşturulması gerektiğini duyuruyor. Bunun için zemin hazırlıyor. Tek bir fikir, tek bir düşünce amacını gerçekleştirmek için yol açıyor, yol döşüyor. Yalnızız diyenleri tatmin ediyor, yanınızdayız diye mesajlar veriyor. İlk olarak katıldım,  her zaman katılmak isterim. Tam içimi okşayan, mizacıma uygun bir etkinlik, yapanların canları dert görmesin.

-Bildiğim kadarıyla yurt dışından da olsa Türkiye Yazarlar Birliği’nin faaliyetleri içinde bulunmuş birisiniz. Zaman zaman TYB’nin etkinliklerinde sizi görüyoruz. Bu bağlamda Türkiye Yazarlar Birliğinin kültür hayatımızdaki yeri hakkında görüşlerinizi alabilir miyiz?

Türk Yazarlar Biriliğiyle ilişkilerimiz 2003’ten sonra başladı. Daha önceki tarihlerde, ülkemize hâkim olan rejimlerin Türkmenlere uyguladığı baskılar yüzünden mümkün değildi. Bu ilişki günden güne güçlenmekte ve olumlu bir şekilde gelişmektedir. Daha da gelişmesini temenni ediyoruz. Topluluk / azınlık halinde yaşayan tüm Türkler gibi, gözümüz Türkiye’dedir. Türkiye’nin kültürel kuruluşlarının, benzeri kuruluşlarımıza maddi ve manevi destek vermesini, bu konuda ciddi katkılar sağlamasını bekliyoruz. Umarım Türkmen Yazar Birliğiyle ile TYB arasında pek yakında bir işbirliği protokolü imzalanır. Ortak etkinlikler yapılır, gençlerimizin edebi yeteneklerini geliştirmek için Türk yazarlarının yönetimiyle atölyeler düzenlenir, Matbuat mübadelesine daha fazla önem verilir ve kitap bastırmak konusunda kolaylıklar sağlanır.

-Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Kendi adıma ve Irak Türkmenleri adına şölende emeği geçenlere tekrar ve tekrardan teşekkürler. Her zaman bir veya iki temsilcimizi bu gibi etkinliklerde görmeyi arzu ettiğimi bildirmek istiyorum. Morallerimizi düzeltmek bakımından ne kadar önemli ise, dünya şairleriyle direk temasa geçerek tecrübelerimizi zenginleştirmek açısından da bir o kadar önemli olduğuna inanıyorum.

Size de sonsuz teşekkürler… Çalışmalarınızda başarılar, sağ olun…

Önceki İçerik90 Yaşında Bir Bilge Adamın 70 Yıllık Edebiyat Serüveni “Vahidettin Bahattin”
Sonraki İçerik‘Gönülden Dökülenler’ adlı şiir kitabının tanıtımı Hollanda’da yapıldı